RÖPORTAJ — 8 Eylül 2013 at 22:49

EID İNŞAAT YÖNETİM KURULU BAŞKAN YARDIMCISI BORA CAN YILDIZ; “TÜRK HALKI İLE IRAK HALKI AYNI SELAMI VERİYOR”

by

Bora Can Yıldız

Son yıllarda Türk şirketleri komşu ülkelerde ve Ortadoğu’daki fırsatları çok iyi kullanıyor. Örneğin, Irak’ta şu anda bir trilyon dolardan fazla alt yapı, liman, otoyol, boru hatları, petrol ve gaz alt yapısı işi var! Komşu ülkelerdeki fırsatları yakından takip eden Türk firmalarından biri de EID İnşaat…

 Irak’ta önemli taahhüt projelere imza atan EID İnşaat Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bora Can Yıldız, Irak’ın tamamen yeniden yapılanmaya açık bir ülke olduğunu söylüyor. Bora Can Yıldız, Irak’a kimsenin gitmediği dönemde, hatta insanların kaçırıldığı dönemlerde Irak’ta yer aldıklarının altını çiziyor.

EID İnşaat Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bora Can Yıldız, “Irak da yaptığımız işle, verdiğimiz sözleri tutarak insanların güvenini kazandık. Ve hep söylerim, en önemli iki sermayemiz vardır; birincisi insanların güvenidir, ikincisi personelimizdir. Şu anda orada dört tane hastane inşaatımız var, otel inşaatımız var. Bir hava limanı inşaatımız vardı; bitirdik. Çeşitli konut, iş merkezleri inşaatlarımız da devam ediyor. Yeni başlayacak olan bir de endüstriyel tesislerimiz, petrol tankları, boru hatları gibi inşaatlarımız da bulunuyor” dedi.

EID İnşaat’ın genel yapısı ve faaliyet alanlarından bahseder misiniz?

İnşaat, zaten ailemizden gelen bir kültür… EID İnşaat’ı üç ortak olarak kurduk ve Ortadoğu pazarına girdik. Ürdün, Cezayir, Libya, Sudan, Fas, Dubai, Abu Dabi, Kazakistan gibi birçok bölgede girişimlerimiz oldu. Daha sonra ortaklarımızdan Filiz Hanım vesilesiyle Irak pazarıyla tanıştık ve Irak’ta kendimize hedef olarak özellikle Güney bölgesini seçtik. Biz yaklaşık 3,5 yıl önce Güney bölgesinde faaliyet göstermeye başladık. Basra bölgesinde iki tane orta ölçekli proje aldık, bu bizim için bir deneme oldu. Biz bu bölgenin geleceğine inandık, oraya çok yatırım yaptık, ilk yaptığımız işlerde bölgeyi tanımamaktan dolayı, dinamikleri bilmemekten dolayı paralar kaybettik ama biz bunları hep yatırım olarak gördük. O bölgedeki insana çok yatırım yaptık, istihdam yarattık. İstihdam yarattığınız zaman oradaki yerel politikacılar, yerel aşiret liderleri vs. size çok büyük sempatiyle bakıyorlar. Biz genç girişimciler olarak Türkiye de çok ciddi imkânlara sahip olmamıza rağmen o bölgede o işlerin başında birebir durarak, o insanlara ekmek, istihdam yaratarak, zarar ettiğimiz halde sözlerimizi tutarak yer aldığımızda o bölgedeki insanların çok büyük sempatisini kazandık. Bugün çok ciddi bir iş hacmimiz var. Uluslar arası bağlantılarımız vesilesiyle Amerikan hükümetinden bize bir iş geldi, oraya bir havalimanı inşa etmemizi istediler ve bu havalimanını 11 ay gibi çok rekor bir sürede teslim ettik. Buda tabi o bölgede çok dikkat çekti, ardından üç tane özel hastane inşaatına başladık ve bir devlet hastanesinin ihalesini kazandık. Birde bir otel inşaatımız var, oteli şuanda teslim ediyoruz. O süreç içinde petrol şirketleriyle bazı temaslarımız oldu. Orada Amerikalı, Avrupalı ve Rus petrol şirketlerinin büyük yatırımları var, onlardan iş almaya başladık. Şuan onlarla ciddi potansiyeli olan yürüyen işlerimiz var. Özellikle petrol boru hatları, petrol tankları ve endüstriyel tesisler alanında onlarla devam eden işlerimiz var. Şuan orda yaklaşık 500’ün üzerinde Türk çalışanımız var, bu senenin sonuna doğru bu sayının iki katına çıkacağını düşünüyoruz. En az o kadar da Iraklı istihdam ediyoruz, bir taraftan da onları eğitmeye çalışıyoruz. Zaman içinde maalesef maceracı, Türkiye de dikiş tutturamayıp gelip oralarda para kazanma sevdası olan şirketlerde gördük. Çok şükür bunlar elendiler ve elenmeye devam ediyorlar. Bu şirketler insanların Türklere karşı olan güvenini belirli projelerde sarsacak gibi olsa da genel olarak güçlü şirketlerin orada ayakta durmasıyla bu güven sarsılmadı. O insanlar geldiler Türkiye de yaptığımız işleri de gördüler. Biz hep sahada olduk, hep sahada işimizi yürüttük, çölde kimi zaman 55 derece sıcak altında bizzat kendimizde şantiyenin başında durduk ve bir şekilde bu güvene, bu potansiyele ulaştık.

Peki, taahhüt alanındaki bu gücünüzü neye bağlıyorsunuz?

Birincisi biz orda sahadayız, sokağın diğer tarafındayız. Kule vinçlerimiz, beton pompalarımız, mobilizasyonumuz, greyderlerimiz, ekskavatörlerimiz, vinçlerimiz sahada insanların gözü önünde ve orada çalışıyorlar. Biz diğer orta ölçekli işlerle başladığımızda bütün bu transport, lojistik, güvenlik vs. risklerine girerek derslerimizi aldık. Biz ödememiz gereken bedelleri ödedik, o yüzden orda daha çabuk geliştik. İkincisi yaptığımız işlerde bugüne kadar hiç mahcup olmadık, verdiğimiz sözleri hep tuttuk. Zarar ettik sözlerimizi gene tuttuk, işverenle zararımızı paylaştık kimi zaman ödediler, kimi zaman ödeyemediler, biz destek olduk ve işlerimizi bitirdik. İşin yarım kalması çok kötü bir şey, işiniz orda yarım durursa işveren paramızı ödemedi o yüzden yapmadık deseniz dahi o kötü bir imajdır. Bitmemiş bir inşaat güvensizliktir. Kimi zaman güvendiğimiz yerel kişilerden aldığımız bazı işleri biz finanse ettik. Bize olan borçlarını onlar çok daha uzun vadede ödediler, halen bize borç ödemekte olan müşterilerimiz var. Halden anladık, insanlara istihdam yarattık bu orda çok büyük bir sempati yarattı. O insanlar güzel hizmeti, güzel servisi hak ediyorlar ve bizde gerçekten bu objektifte yaklaşıyoruz. Ben gerek ahlaken, gerek manen, gerek vicdanen o insanların gerçekten hizmeti hak ettiklerini düşünüyorum. Orda ne kadar varsanız, o kadar büyüksünüz.

EID İnşaat olarak, o bölgede ne kadar bir büyüklüğe ulaştınız?

Şu anda o bölgede yaklaşık 300 milyon dolarlar seviyesine geldik, ama bizim hedefimiz çok daha büyük.

Türkiye ile Irak ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye ile Irak arasında şimdi bir siyasal gerilim var, ama bu gerilim gün geçtikçe yumuşuyor. İki hükümet arasında karşılıklı sivri ve sert demeçler oluyor. Bu gerilim Türk şirketlerini kötü etkiledi, bölgede var olmayan ama gelip ihaleye giren şirketleri gerçekten kötü etkiledi. Çünkü belirli bakanlıklara belirli rakamın üzerindeki işlerin Türklere verilmemesi üzerine gayri resmi emirlerin verildiğini biliyoruz. Sahada olan, hizmet eden şirketler içinde şöyle bir gerçek var, yerel idareler işi Türklere vermeyeceklerse kime verecekler? Çünkü bir İspanyol, bir İtalyan gidip orda sahada özellikle şehir içinde iş yapamıyor. Şehir içine girdiği zaman bir Avrupalı için çok büyük risk var, bir Avrupa şirketi şehrin içine bir kanalizasyon döşeyemez, bir hastane yapamaz. Çünkü güvenlik açısından risk var, kendi standartlarında güvenliği oluşturdukları zamanda maliyetlerin altından kalkamazlar. Böyle olunca Türk halkı ile Irak halkı aynı selamı veriyor, aynı dine mensubuz, aynı kültüre sahibiz ve insanlar birbirini seviyorlar. Bu yaklaşımla gidildiğine ve iyi niyetle yaklaştığınızda o kadar büyük bir sıkıntı olmuyor. Hakikatten iş yapanda Türk şirketleri olduğu için başka kime verecekler, sonuçta bir şekilde bu işleri Türklere yaptırmak zorundalar. Hizmet açısından orda Türklere ihtiyaç var, orda olan firmalar buna bir çözüm bulabiliyorlar, ama dışarıdan birilerinin ihalelerde yer alması gerçekten zor. Bizimde yaklaşık 70 milyon dolarlık bir ihalemiz o gerginliğin çok yüksek olduğu bir dönemde iptal edildi.

2013 yılı için o bölgede yapmayı planladığınız projeleriniz neler?

O bölgede yine hastane projelerine devam etmek istiyoruz. Otel projemiz olacak, alt yapı çalışmamıza şuandan itibaren ağırlık verdik. Özellikle endüstriyel alt yapı, boru hatları alanında bazı çalışmalarımız var. Ama ucuz konut yapmıyoruz, bize çok fazla teklif geliyor, biz onlara çok fazla girmek istemiyoruz. Çünkü biz know-howımızı, teknolojiyi getirebileceğimiz ve bir fark oluşturabileceğimiz projelere giriyoruz. Biz nitelikli işlerle farklılığımızı ortaya koymaya çalışıyoruz.

Ortadoğu da fırsat olarak gördüğünüz başka ülkeler var mı?

Kuveyt’in önümüzdeki yıllarda çok büyük bir hamlesi olacak, şuan yaklaşık 150 milyar dolarlık tekrar kalkınmayla ilgili bir paket açıkladılar. Kuveyt’te büyük bir atılım olacak. Suudi Arabistan da kral halka destek olarak, onlara konut yaptırarak vs. bu karışıklıkların sıçramasını engellemek istiyor deniliyor. Buna karşı çok büyük paketler açıklanıyor. Libya eğer iç karışıklıkları toparlanırsa çok büyük bir pazar. Türkmenistan, Azerbaycan gibi pazarlar çok büyük pazarlar. Bizimde birkaç ülkeye daha yayılmak gibi bir düşüncemiz var. Arayışlarımız halen sürüyor, sürekli görüşmeler yapıyoruz, önümüzdeki günlerde bir, iki tanesinin daha sonuçlanacağını düşünüyorum.

Son olarak, Türkiye’nin 2023 vizyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben 2023 vizyonunu çok destekliyorum. Çünkü çocukluğumuzda Amerika’ya, İngiltere’ye gidildiğinde Türklere karşı hep bir ön yargı vardı ve eskiden Türk insanında da Avrupa’ya, Amerika’ya karşı bir eziklik vardı. Ama ben hem Amerika da, hem Avrupa da çok iş yaptım, hatta gittik oraya teknoloji sattık. Sonra Ortadoğu bölgesine gittiğim zaman şunu gördüm Türkiye o bölgede zaten doğal olarak lider, insanın lideri, herkes İstanbul’u başkenti olarak görüyor. Türkiye’yi bir abi olarak görüyorlar. Ben Türkiye’nin o bölgede Türk-İslam birliği mantığında bir ağabeylik yaparak, o insanlara hizmet liderliği etmesini isterim. Türkiye’nin bir vizyonu var. Çok modern bir ülkede yaşıyoruz, şuanda çok modern bir eğitime sahibiz, o vizyonu manevi değerlerimizi de koruyarak bu insanlara aktarmamız, bir ağabeylik yapmamız gerekiyor. Böyle bir birliktelik sağlandığı zaman dört, beş tane ülke dahi bir araya gelse çok muazzam bir güç ortaya çıkıyor. Ben burada bir askeri güçten bahsetmiyorum, bir gönül birliğinden, beraber hareket etmekten, o insanlara hizmet götürmekten bahsediyorum. Böyle bir yaklaşımla 2023’te ben Türkiye’nin zaten çok büyüyeceğine, çok daha ilerleyeceğine inanıyorum.