KAPAK, RÖPORTAJ — 6 Ağustos 2015 at 10:31

GİRNE AMERİKAN ÜNİVERSİTESİ KURUCU REKTÖRÜ VE YÖNETİCİLER KURULU BAŞKANI SERHAT AKPINAR: GİRNE’Yİ SAĞLIKTA BAŞKENT YAPACAĞIZ!

by

 

IMG_1620

KKTC’nin sağlık alanında geri kaldığını söyleyen Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) Kurucu Rektörü ve Yöneticiler Kurulu Başkanı Serhat Akpınar, “İstanbul Bilim Üniversitesi ve Florence Nightingale Hastanesi işbirliği ile 2017’de hizmete açacağımız GAÜ Florence Nightingale Tıp Merkezi, Girne’yi bölgede sağlık turizminin başkenti haline getirecek. 2 ile 5 yıl arasında Girne bu alanda çok ciddi bir şekilde kabul ve tanınma görecek” dedi.

 

Kuzey Kıbrıs’ın yükseköğretiminde önemli kilometre taşlarından birisi de Girne Amerikan Üniversitesi’dir. Sadece KKTC ve Türkiye’ye hitap etmenin ötesine geçen GAÜ; tüm dünyadan öğrenci çeken, uluslararası işbirlikleri ve akreditasyonlarla verdiği eğitimin kalitesini ortaya koyan güçlü bir üniversite. GAÜ Kurucu Rektörü ve Yöneticiler Kurulu Başkanı Serhat Akpınar ile KKTC’nin yükseköğretim sistemini ve GAÜ’nün yeniliklerini konuştuk.

 

KKTC ekonomisinin içinde üniversitelerin rolü nedir?

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanından sonra Kuzey Kıbrıs’ta yükseköğretim hareketi başlamıştır. Bugün özellikle dünyanın kabulü çerçevesinde üniversitelerimizin önemi artmıştır. Tabii bu üniversitelerimizin sadece adadaki faaliyetleriyle değil, aynı zamanda uluslararasılaşma programı çerçevesinde yapılan çalışmalarla olmuştur. Girne Amerikan Üniversitesi olarak biz her ne kadar bu yönde öncülük yapan bir kurum olsak da diğer yükseköğretim kurumları da bizim izlediğimiz ve ortaya koyduğumuz çalışma süreçlerini yakinen takip ederek uluslararasılaşma programına çeşitli şekilde destek veriyorlar. Bugün Kuzey Kıbrıs’ta 110 farklı ülkeden öğrenci bulunuyor. Bu öğrencilerin de kendi ülkelerinde Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti’ni aynı zamanda üniversiteleri nezdinde bir şekilde temsil ediyor olmaları tabii ki kendi ülkemizin varlığını dış dünyada saygın kılıyor. Daha birçok alanda, özellikle bilimin üretildiği ki geçmişte bildiğiniz gibi ilk kurulduğu yıllardan çok yakın zamana kadar tamamıyla eğitim veren yüksek eğitim kurumlarıydı ama artık yavaş yavaş araştırma ve bilimi kendileri üretebilir noktaya geldiler. Tabii yükseköğretim hareketi toplumsal yapıdaki tüm gelişme süreçlerine; yani psiko-sosyal, kültürel ve ekonomik yapısı ve gelişimine inanılmaz derecede ivme kazandırmıştır. Doktoralı ve akademisyen sayısını bugün ciddi bir şekilde ileriye taşımışız. Sadece ekonomik olarak bakıyor olsak bile, diğer tüm sektörlerin dışında yükseköğretim kurumları özellikle yurtdışından gelen öğrencileri sebebiyle Kuzey Kıbrıs ekonomisine ciddi katkı yapmaktadır. Bugün DPÖ’nün ortaya koyduğu sonuçlara baktığımız zaman yükseköğretim sektörü turizmden de ileride bir sektördür.

 

KKTC Hükümeti’nin eğitime verdiği önemi yeterli görüyor musunuz?

Farkındalık düzeyinde yavaş yavaş o noktaya geliniyor diye düşünüyorum. Ama henüz yolumuz var. Çok ciddi bir şekilde istikrar sorunumuz var hükümetler düzeyinde. Yükseköğretimle ilgili gerçek anlamda konabilmiş bir vizyon yok. Aslında o süreci, o vizyonu tamamıyla ortaya koyan, kurgulayan bizleriz. Başta da Girne Amerikan Üniversitesi… Ortaya hedefler konulduğu söyleniyor ama o hedeflere ulaşan üniversitelerin kendisi. Tanıtım faaliyetleri, tüm yasal düzenlemeler içerisinde olması gereken birtakım çalışmaları hazırlayan yine üniversitelerin kendisi. Bütün bu süreçlerin oluşumu, gelişimi ve devamlılığı konusunda gerçek anlamda farkındalığın oluşmadığını çok net bir şekilde söyleyebilirim. Bırakın otaya konacak destek çalışmalarını, köstek olmaktan da daha öteye kısıtlamalar var. Girne Amerikan Üniversitesi ve diğer üniversiteler ile birlikte 1.500 çalışana ulaştık. Bu Kıbrıs ölçeğinde önemli bir rakam ve binlerce öğrencimiz var. Ulaşımla ilgili çok ciddi sıkıntılar var bu ülkede. Ve yıllarca üniversiteleri bu hizmeti vermek zorunda bıraktı hükümetler. Ve hiçbir zaman gelecekle ilgili bir çalışma yapılmamış. Üniversiteler bu yatırımları yıllarca yapmışlar. Yeni 3.000-3.500 öğrenci daha geliyor, bunların taşınması lazım ama hükümet olarak bir tedbir almıyorlar.

 

KKTC’deki üniversite sayısının artışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tabii insanların hayalleri vardır. Beklentileri vardır. Yapmak isterler, yaparlar. Orada biz farklı bir fikir ortaya koyamayız. Hükümetler de kendi politikaları çerçevesinde izin verebilirler ama Kuzey Kıbrıs, Türkiye değil. Türkiye’de yükseköğretime ciddi bir ihtiyaç var. Ona bağlı olarak da farklı illerde üniversiteleşme süreci başladı. Bunu kaldırıyor Türkiye Cumhuriyeti. Ama KKTC’nin böyle bir durumu yok. KKTC’nin nüfusu belli.. Ada da yaklaşık 3.000 lise mezunu veriyoruz yılda. Kuzey Kıbrıs’ta 11 üniversite var. Bunlara kendi öğrencilerimiz zaten yeterli olmayacaktır. Gerek bölüm açarken, gerek üniversite açarken bunlara çok dikkat etmek gerekiyor. Ancak ve ancak adada kurulacak üniversiteler dış dünyadan öğrenci bulmak durumundalar. Ve bir üniversitenin kurulması, akreditasyonlarını elde etmesi, dünya genelinde kabul görmesi, dikkat çekmesi, öğrenci alması hiç de kolay bir şey değil. Türkiye’de devlet ve vakıf olmak üzere 200’e yakın üniversite var. Daha önce Türkiye’de üniversiteler yurtiçinden öğrenci alıyordu. Şu anda belirli üniversiteler kapılarını açtılar. Ortadoğu’dan Orta Asya’dan, Asya Pasifik’ten, Avrupa’dan, her taraftan öğrenci alınıyor. Ve İngilizce tedrisat yapma ve uygulama süreci arttıkça bu daha da artacaktır. Türkiye’deki yükseköğretim kurumlarının kalitesi fizik olarak, akademik olarak birçok komşu ülkeden çok daha iyi.. Bu gücün farkında olmak lazım. Kuzey Kıbrıs’ta deneyimsel sürece girecek olan yatırımcıların bunu çok iyi görüyor olmaları gerekir.

 

Başkanlığını yaptığınız Kıbrıs Üniversiteler Birliği olarak, etik kod oluşturmak adına çalışma yürüttünüz mü şu ana kadar?

Şu an daha yeni başladık çalışmalara. İlk önce Türkiye’de Vakıf Üniversiteler Birliği ile temasa geçtik. İlk önce biraz uluslararası tanınmanın peşinde koştuk; Türkiye, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler olmak üzere. Bu işbirliklerini olabildiğince arttırma ve geliştirme yönünde de ciddi adımlar atmayı istiyoruz. Çünkü buna hepimizin ihtiyacı var. Kuzey Kıbrıs’ta yabancı öğrenci sayısı 28 bin geçen sene. Türkiye’deki yükseköğretim kurumlarındaki bu sayı 50 küsur bin. Bu 50 küsur binin yaklaşık 20 bini Türkiye Cumhuriyeti’nin vermiş olduğu burslarla gelen öğrenciler. Düşünün Türkiye’deki yabancı öğrenci sayısı nerdeyse bizimle aynı. Biz ne yaptığımızı orada paylaştık. Paylaşmaktan da öte ne yapmamız gerekiyorsa yapalım dedik. İşte ortak fuarlara gidelim, davet edelim diyoruz. Tam tersi 2+1 diyoruz, 3+1 diyoruz. Ortadoğu’dan gelen bir öğrenci eğitiminin 2 yılını Kuzey Kıbrıs’ta, sonraki 1 yılını İstanbul’da veya Ankara’da, Gaziantep’te yapsın. Artık dünyada ben diyenin ayakta durması mümkün değil. Öğrenciyi düşünün Orta Asya’dan geliyor veya Asya Pasifik’ten geliyor, hiç Türkiye’yi bilmiyor, Kıbrıs’ı da bilmiyor gelip Kıbrıs’taki yaşamı, o kültürü tanıyor. Eğitimin bir bacağını İstanbul’da yapıyor. Biz şu anda yaz okulu yapıyoruz İstanbul’da. Öğrencilerimiz buradan İstanbul’a gidiyorlar. İstanbul’un o kadar uluslararası güzellikleri ve medeniyetleri içinde barındıran zengin bir şehir ki, baktığınız zaman kronolojik dizin ve sunabileceğiniz imkanlar bakımından hayran kalıyorlar. Bunu iyi anlatmamız gerekiyor.

 

Girne Amerikan Üniversitesi’nde nasıl bir eğitim modeli var?

Bir üniversitenin çok yönlü olması gerektiğini düşünüyorum. Her bir bölüm ayrı bir üniversitedir. Şu anda Girne Amerikan Üniversitesi sadece bir havacılıkla ilgili, pilotajla ilgili odaklanacağımız bir üniversite yapabiliriz ama Girne Amerikan Üniversitesi olarak diğer tüm bölümlere ayrı bir üniversite gibi bakıyoruz. Birini yaparken diğerini boş bırakamazsınız. Tabii o dengeyi de iyi gözetmeniz lazım. Şu anda bir televizyon medya binası yapılıyor. Geçmişte de bu vardı ama bugün bunu tam olarak profesyonelce ve yayın yapacak şekilde yapıyoruz. Türkiye’de uydu yayınlarıyla ilgili görüşmelerimizi yaptık, lisans başvurularımızı yaptık. Bunu yaparken gelirlere ihtiyacımız var bizim. Çünkü özel bir üniversitesiniz. Şimdi burada öğrencinizle, hocalarınızla bunu üretiyor noktasındasınız. Bunu yaparken reklamınızı alabilirsiniz, yayınlarınızı programlı şekilde ortaya koyabilirsiniz. Yani gelir elde edebilirsiniz. Şu anda bu yönde hareket ediyoruz.

 

Sizin bütün yatırımlarınız eğitimle bağlantılı gidiyor gördüğümüz kadarıyla. Bunun dışında başka yatırımlar düşünüyor musunuz?

Karpaz’da bal ormanı projesi başlattık. Bin kovanımız var şu anda ama bu sayı bal ormanıyla 15 bine çıkacak. Düşünün 3.238 dönümlük bir ormanın içerisine yerleşmiş durumda. Organik olarak sadece bal değil, polen ve arı sütü de olacak. Biz Karpaz’ı arıcılık ve arı ürünlerinde bu bölgenin, bu coğrafyanın bir çekim merkezi haline getiriyoruz. Tabii o kadar farklı araştırmalar başladı ki orada; sağ olsun Türkiye Cumhuriyeti Orman Bakanlığı’ndan da ağaç testi için alıç ağacı ekimi için gerekli ağaçlar gönderildi. Ekimde o ağaçlar ekilecek.

 

“Yüzen üniversite” projenizden de bahseder misiniz?

Önem arz eden bölümlerden bir tanesi denizcilik.. Geçtiğimiz yılda özel üniversiteler arasında en yüksek tercih alan bölümdü. Bu yıl da heyecanla bekliyoruz sonuçları. Girne Amerikan Üniversitesi Denizcilik ve Ulaştırma Yüksekokulu Güverte Bölümü, YÖK ve YÖDAK onayının ardından T.C. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Deniz ve İç Sular Müdürlüğünden deniz adamı yetiştirme sertifikası alarak bölgedeki en iddialı denizcilik yüksekokulu olma yönünde ilerliyor. Öğrencilerimiz “Yüzen Üniversite” projesi kapsamında bize ait olan uygulama ve eğitim gemisi üzerinde aktif olarak denizde olabilecek, limanlarda eğitim alabilecek ve üniversitede teorik eğitim alabilecekleri gibi simülasyon eğitimi de alacaklar. Dahası Amerika’dan da bizim gibi duruşu olan hali hazırda bu şekilde eğitim veren üniversitelerin de gemilerini ağırlamayı planlıyoruz.

 

Temelini atmış olduğunuz hastane yatırımı ile birlikte tıpta da bir iddia ortaya koydunuz. Konuyla ilgili neler söylemek istersiniz?

Adada sağlık alanında ciddi olarak geriyiz. Özellikle sağlık turizmi noktasında da gerek Girne’yi gerekse Kuzey Kıbrıs’ı bir çekim merkezi yapacak bir proje olarak ele aldık. Birincisi kendi insanımız için, ikincisi sağlık turizmi programı çerçevesinde yine KKTC’nin sağlık alanında saygınlığını arttırmak için hazırladık projeyi. Projemiz kapsamında, İstanbul Bilim Üniversitesi ve Florence Nightingale Hastanesi ile bir birliktelik oluşturduk. Öncelikle Sağlık Bilimleri Fakültesi etrafına konuşlandı. Sonra da gördük ki ortaya koyacağımız yatırım ile Girne’yi sağlıkta bir başkent haline getireceğimiz inancını taşıdık ve o düşünceyi ortaya koyduk. İnanıyorum ki, 2 ile 5 yıl arasında Girne bu alanda çok ciddi bir şekilde kabul ve tanınma görecektir.