RÖPORTAJ — 6 Ağustos 2015 at 10:04

HAYAT KİMYA GENEL KOORDİNATÖRÜ PROF. DR. ORHAN İDİL: EN GÜÇLÜ TARAFIMIZ MARKALARIMIZ!

by

IMG_7940 - Kopya

 

Hayat Kimya’nın gerek yurt içinde gerekse yurt dışında küresel firmalarla rekabet içinde olduğunu vurgulayan Hayat Kimya Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Koordinatörü Prof. Dr. M. Orhan İdil, bu rekabette Hayat Kimya’nın en güçlü tarafının markaları olduğunu, dünyada kabul görmüş global bir markası olmayan Türkiye’nin dünyada bilinen listelere girecek markalarını yaratmak idealiyle çalıştıklarını dile getirdi.

 

Hayat Kimya gerek yurt içindeki yatırımları gerekse yakın coğrafyamızda gerçekleştirdiği üretim ve ihracat performansıyla önemli bir atılım içinde. Cirosu 2014 yılında 1,2 milyar doları bulan Hayat Kimya 7.000 kişiyi istihdam ediyor. Hayat Kimya Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Koordinatörü Prof. Dr. M. Orhan İdil ile büyümeyi, küresel rekabeti ve markalaşmayı konuştuk.

 

Hayat Grubu olarak mevcut koşullarda hedeflerinize ulaşabildiniz mi?

Şu anda 2015 hedeflerimiz geldiğimiz noktaya itibariyle tuttu. 2014’e göre yüzde 20’lik bir büyüme hedeflemiştik o olacak gibi görünüyor. Negatif durum söz konusu değil. Biz zaten son 7-8 yıldır hep yüzde 20 büyüdük. Ama şöyle bakmak lazım; biz sürekli olarak yurtdışındaki pazarlarımız arasına yeni ülkeler ekliyoruz. Bunlarla bu yüzde 20 büyüme oluyor, yoksa Türkiye’de her yıl yüzde 20 büyüyor değiliz. Mevcut olduğumuz pazarlarda da büyüme oluyor ama yeni pazarlarda ilk girişlerde daha hızlı büyüme söz konusu oluyor. Bazı pazarlarda problemler söz konusu oluyor. Allahtan biz o pazarlarda ihracattan çok üretimle girmiş durumdayız. Mesela; Rusya’da kağıt olarak üretimdeyiz ama çocuk bezi Türkiye’den gidiyor.

 

Şartlar, hedef pazarlarda üretim yapmayı mı zorluyor?

Eğer hedef doğru seçildiyse, tabii bulunmak lazım. Neden? Çünkü bir kere nakliyeden kazanıyorsunuz, ikincisi gümrüklerden kazanıyorsunuz, üçüncüsü oraya daha fazla önem veriyorsunuz, daha içindesiniz. Yani ihracat yaptığınız zaman orada bir dağıtıcınız oluyor veya bir toptancınız oluyor ama hiç kimse o işe yeterince soyunmuyor. Çünkü “Bugün o mal olmaz başka mal olur” şeklinde bakıyorlar. Ama üretim yaptığınız zaman artık belirli riskleri sırtlandığınız için daha ciddi asılıyorsunuz pazara.

 

Afrika pazarı ile ilgili çalışmalarınızdan da bahseder misiniz?

Bizim Mısır’da çocuk bezi yatırımımız var. Kağıt yatırımı da planlıyoruz. Fas’ta herhangi bir yatırımımız yok ama şirket kurduk. Dolayısıyla dağıtım ve pazarlama faaliyetlerimiz için kadrolarımız çalışıyorlar. Cezayir’de zaten varız. Afrika pazarlarında gelişiyoruz. Mısır’da iyi ki üretim tesisimiz var. Çünkü Mısır’a da ihracat problemi var Türkiye-Mısır ilişkilerden dolayı. Bir de Mısır’ın şöyle bir avantajı var: Mısır’ın bazı Afrika ülkeleri ile gümrük anlaşması olduğu için oradan o ülkelere yapılan ihracat Türkiye’den yapılan ihracata göre çok daha avantajlı oluyor. Dolayısıyla bizim için eskiden Türkiye’den yüklenen mal ihracat pazarına şimdi Mısır’dan yüklendiği zaman enteresan gümrük avantajlarından faydalanabiliyoruz.

 

Küresel markalarla olan rekabetinizi konuşacak olursak neler söyleyebilirsiniz?

Biz diyoruz ki Hayat Kimya’nın en güçlü tarafı markalarıdır. Çünkü biliyoruz ki markalarımız güçlü olmazsa hiçbir tarafımız güçlü olmaz. En gelişmiş teknolojiyi de kullansak, en ucuz maliyetlerle de üretim yapmaya kalksak, işin sonunda markalar güçlü değilse bir işe yaramıyor. Hem yurt içinde hem yurt dışında rakiplerimizin her bulunduğumuz sektörde çok uluslu dünya devleri olduğunu görüyoruz. Artı, yeni girdiğimiz bazı daha az gelişmiş pazarlarda bu çok uluslu firmalar tam gelişmemişse çok güçlü yerli üreticiler oluyor ki, onlar özellikle fiyat rekabetine girebiliyor. Tabii ülke şartlarına daha iyi uyum sağlıyorlar. Şimdiye kadar kendi markalarımızı ön plana çıkarmada başarılı olduk. İran’da çocuk bezinde kısa zamanda pazar liderliğine geldik. Cezayir’de aynı şekilde… Mısır’da bir yılda yüzde 20 pazar payına ulaştık. Üstelik bu pazarlarda hem güçlü yerli firmalar hem çok uluslu firmalar var. Avrupa’da çalışmıyoruz.

 

Peki, Ar-Ge yatırımları ve çalışmaları hangi boyutta devam ediyor?

Ar-Ge yatırımlarına son birkaç yılda bayağı önem vermeye başladık ve de giderek bütçeyi de arttırıyoruz. Beklentilerimiz de yüksek. Çünkü bizim ürünlerimizde teknolojik gelişmeler çok önemli, patentler çok önemli. Çünkü herhangi bir üründe rakipler patent aldıkları zaman diğerlerini engellemeye çalışabiliyorlar. Patentler sadece ürünün kendisinde değil, ham maddelerde de olabiliyor. Ham maddenin kullanım şekillerinde olabiliyor. Tabii, Ar-Ge yatırımlarımızın sonuçlarını belli bir zaman geçtikten sonra görüyoruz.

 

Ürün segmentlerinde kendinizi nerede konumlandırıyorsunuz?

Biz ürünlerimizi daima üst segmentte konumlandırıyoruz. Yani global oyuncuların üst segment ürünleriyle paralel gidiyor ürün gamımız. Global firmaların orta segment markaları da var ama bizim yaptığımız onların üst segment ürünleriyle rekabet halinde olmak.

 

Yetişmiş insan gücü noktasında neler söylemek istersiniz?

Biz çok hızlı bir şekilde büyüyoruz. Şu anda 6.300 Hayat Kimya çalışanı var. Bizim planlarımıza göre, 7.000’i geçecek yılsonunda. Dolayısıyla hızlı işe alım söz konusu uluyor. Bazı alanlarda istediğimiz kalitede eleman bulamayabiliyoruz. Ama bizim genelde hedeflerimiz çok yukarıda. Biz merkezimiz İstanbul’da marka stratejisini kuracağız ve sonra Cezayir’den İran’a, Rusya’dan Mısır’a kadar giderek büyüyen bu coğrafyada bu stratejiyi uygulayacağız. Dolayısıyla bizim çok güçlü bir pazarlama departmanımızın olması lazım. Bunun için de strateji kuran insan kaynağına ihtiyacımız olacak.

 

Firma olarak üniversitelerle işbirliği yapıyor musunuz?

Bizim özellikle Ar-Ge açısından üniversite ile işbirliğimiz oluyor. Bunun dışında pazarlama teşkilatımızın eğitimi için de işbirliğimiz oluyor. Mesela Koç Üniversitesi ile uzun bir dönem işbirliği yaptık. Sürekli olarak çalışanlarımız orada özel eğitimler gördüler.

 

Son olarak genel mesajınızı almak isteriz…

Marka üreticisine çok şey sağlar. Markasız bir ürün ancak fiyatıyla satar. Ucuza satmaya çalışınca da ya kaliteyi bozarsınız ya da çok minimal karlarla çalışmak zorunda olursunuz. Sonunda da batarsınız. Ama bunun yanında marka ülkeye yarar sağlar. Dünyaya baktığımızda; İtalya, tekstil markalarıyla biliniyor, Fransa kozmetikle, İsviçre saatle, Almanya teknik üretimle. Bunu yanında bildiğim birçok marka Kadıköy’den küçük yüzölçümüne sahip ülkelerin yarattığı markalar. Bunun sonunda da zaten o ülkelerin imajı çok güçleniyor. Bu açıdan baktığımız zaman Türkiye’nin dünyada kabul görmüş global bir markası yok. Bizim idealimiz dünyada bilinen listelere girecek markalar yaratmak.