EKONOMİ — 07 Ocak 2016 at 09:42

GELİŞEN TEKNOLOJİ, BANKACILIKTA İŞGÜCÜNÜ DÖNÜŞTÜRECEK!

1450275959_EY_Tu__rkiye_Dan__s__manl__k_Hizmetleri_Bas__kan___Selim_Elhadef

 

Günümüzde bankacılık sektöründeki işgücünün genel durumu küresel finansal kriz öncesi döneme oldukça benzer bir görünüm sergiliyor. Önde gelen küresel bankalar, krizden bu yana ana bankacılık işlemlerine odaklanarak, teknolojik gelişmeler ışığında altyapısal dönüşümler gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Bu dönüşüm bankaların değişen düzenlemelere hızlıca adapte olması ve de daha karlı bir büyüme sağlamasında büyük önem arz etmektedir. Ancak EY’ın raporuna göre operasyonel modelde ve teknolojik altyapıda yapılacak değişiklikler yeterli olmayacak, sürdürülebilir bir dönüşüm ancak çalışanlara odaklı bir yaklaşım ile gerçekleşecek. Bunun bir sonucu olarak bankacılık sektöründe başarılı olmada işgücünün dönüşümü, teknoloji, ürün ve süreçleri yenilemek kadar önemli olacak.

 

EY Türkiye Danışmanlık Hizmetleri Bölüm Başkanı ve Finansal Hizmetler Sektör Lideri Selim Elhadef konu ile ilgili şunları söyledi: “Bankalar, önümüzdeki yıllarda işgücü ihtiyacının niteliği ve işgücünün kullanımında teknolojik gelişmelere bağlı olarak temel değişimler yaşayacak. Bu değişimler, sektör genelinde karlılık baskısının artığı ve düzenlemelerin sıkılaştırıldığı günümüzde önemli bir farklılaşma alanı olacak. Özellikle bilgi teknolojileri ve mühendislik ile ilgili vasıfların bankacılık işgücünde her alanda ön plana çıkacağını öngörüyoruz. Bankaların yetenek havuzlarını bu yönde revize etmeleri, kurumsal gücün temelini güçlendirecektir. Küresel finansal krizin ardından karlılığı artırmaya yönelik benimsenen stratejiler, ancak teknolojinin işgücü kullanımı üzerindeki etkisi tamamıyla özümsendiğinde bankalar için somut getiriler sağlayacaktır.”

 

Bankacılık sektöründe riskler geri dönüyor!

 

Sektörün karşı karşıya geldiği güçlükleri aşmak ve finansal performansını yükseltmek için atması gereken adımlar konusunda kılavuz niteliği taşıyan bu rapora göre, bankacılık bir dönüm noktasında ve toparlanmanın ABD’nin gerisinde kaldığı Avrupa’da bile sektöre yönelik riskler geri dönüyor. Bu durum, sektörün odak noktasının ayakta kalma ve istikrar sağlama olduğu kriz sonrası dönemin sona erdiğine işaret ediyor. Raporda, bankacılıkta süregelen güçlüklerin; düşük öz sermaye karlılığı, maliyetlerin yapısal olarak yüksek olması, düzenlemeler ile birlikte denetimlerin sıkılaşması ve çalışan tutumunun müşteri ve hissedarlara yapılan değer dağılımıyla uyumlu olmaması gibi faktörleri içerdiği ifade ediliyor.

 

Kurumların kriz sonrası dönemde uygulamaya koydukları kademeli değişim programlarından uzaklaştıklarının ve daha stratejik bir yaklaşım benimsediklerinin belirtildiği araştırmada, bankaların çalışanlarının niteliği ve niceliği konusunda yapılması gerekenleri değerlendirmeye başladıkları vurgulanıyor. Rapora göre; bankaların kontrolden kaynaklı kayıpları, yatırım bankacılığında öz sermaye karlılığının 2007’den 2014 yılına kadar her yıl yaklaşık %3 azalması ile sonuçlandı ve bu durumun önüne geçmeye çalışan bankalar güveni yeniden inşa etmeye ve kontrol kayıplarının etkilerini silmeye çalışıyor. Buna bağlı olarak bankalar işgücünü azaltma eğilimine geçiyor ancak bu noktada çalışanların verimliliği ve yarattıkları değerin doğru analiz edilmesi büyük önem taşıyor.

 

Bankalar işgücünü gözden geçirmeli!

 

Araştırmaya göre iş yapış şekillerini değiştirme, verimliliği artırma ve güveni yeniden sağlamayı hedefleyen bankaların işgücünü gözden geçirmesi gerekiyor. Araştırmada bankaların hali hazırda yüksek kalitede, bankanın ihtiyaçlarına uygun çalışanları bünyelerine katmak için mevcut işe alım süreçlerine ve teşvik edici eğitim programlarına odaklanmaya başlıyor. Ancak bu noktada hem kültürel hem de teknik açılardan doğru yeteneğin doğru pozisyon için çekilmesi, geliştirilmesi ve elde tutulması büyük önem arz ediyor. İş hayatına yeni başlayacak çalışanlar için bankaların çekiciliğinin eskisi kadar yüksek olmadığını belirtilen raporda, dünyada bilgi teknolojileri ve mühendislik mezunlarına en çekici gelen 25 şirket arasında herhangi bir banka bulunmadığı, ilk 50 şirket arasında ise sadece 2 bankanın yer aldığı ifade ediliyor. Ancak bu bölümlerden mezun olan kişiler, gelişen teknolojinin yarattığı ihtiyaçlarla birlikte bankacılığın geleceğinde kritik bir öneme sahip olacak.

 

Y kuşağının (1981 ile 2000 yılları arasında doğanlar) 2025 yılında küresel iş gücünün %72’sini oluşturacağı tahmin ediliyor ve bu bireylerin kariyer hedefleri geleceğin işgücünün şekillenmesinde belirleyici olacak. EY araştırmasına göre, farklı sektörlerden yöneticilerin %75’i çok kuşaklı ekipleri yönetmenin sorun teşkil ettiğini dile getirirken, %77’si iş beklentilerinde görülen farklılığı karşılaştıkları önemli bir güçlük olarak tanımlıyor. Yöneticilerin %69’u ise organizasyonlarının çok kuşaklı ekiplerin yönetimi ile ilgili zorluklarla mücadele için çaba sarf ettiğini söylüyor. Rapora göre bankaların Y kuşağı yetenekleri çekmesi ve elde tutması; işgücü dolaşımının artırılması, teknolojik yetkinliklerin güçlendirilmesi, girişimcilik ve kritik yetkilendirmelerle desteklenmesinden geçiyor.

 

Teknoloji, işgücünü kökten değiştiriyor!

 

EY raporuna göre; bankalar öncelikli olarak manuel süreçleri otomatize ederek verimliliklerini artırıyor. Bu teknolojilerin kullanılması ile banka çalışanlarının operasyonel işleri azalıyor ve bu durum bankalara, bu çalışanları başka alanlarda da değerlendirme fırsatı sağlıyor. Bu kapsamda dijital bankacılığın gelişimi ile birlikte operasyonel verimliliğin ve müşteri memnuniyetinin artığını ve şubenin etkisinin azaldığını görüyoruz. Rapora göre bankalar, araştırma analistleri, çağrı merkezi personelleri ve yüksek getirili yatırımlar için kişisel danışmanlar gibi farklı pozisyonları teknolojik gelişmeler ile dengeleyecek şekilde öncelikle gözden geçirmeli. Bununla birlikte inovatif yönü yüksek BT personelleri dâhil olmak üzere bankaların doldurması gereken yeni pozisyonlar tanımlanmalı.

 

EY araştırması, teknoloji yatırımlarının büyük bir kısmının verimliliği desteklemek, maliyetleri azaltmak, hızı ve hatasızlığı artırmak adına manüel süreçlerin otomatikleştirilmesine yönelik gerçekleştirildiğini ortaya koyuyor. Ancak teknolojinin, bunun yanı sıra üretkenliği artırmaya yarayan bir araç olarak da kullanıldığı görülüyor. Örneğin; danışmanlara tablet sağlanması ile birlikte bankalar yanlış ürün satış riskini asgari seviyelere indirip, danışmanların evrak işleri ile harcadığı zamanı azaltmakta ve müşterilere sunulan ürün-hizmet kalitesini ve çeşidini artırabilmiş oluyor.

 

Bankalar kurumsal hayatta eşitlikten uzak!

EY’nin farklı sektörleri kapsayan araştırmasına göre, sektöründe en yüksek performansı sergileyen şirketler kadınların kurumsal hayatta yükselmesine rakiplerine göre daha fazla yatırım yapıyor. 2005-2014 yılları arasında yönetim ekibinde kadınların oranı ortalamanın üzerinde olan firmalar, ortalamanın altında kalan firmalardan %36 daha yüksek performans göstermiştir. Üst yönetimdeki kadın-erkek dağılımı ile finansal performans arasındaki bu korelasyon düşünüldüğünde, bankacılık sektörünün bu konuda henüz gelişime açık olduğu görülüyor. Dünya genelinde kadınlar, 2013’te kıdemli bankacılık pozisyonlarının sadece %15’ini oluşturdular. Rapora göre iş gücünde eşitliği destekleyen şirketlerin finansal performansı artırma olanağı yükseliş gösteriyor ve kurumsal hayatta eşitliği teşvik eden bir çalışma kültürünün teşvik edilebilmesi için bankaların yetenek havuzlarını genişletmesi gerekiyor.

 

Yayınlanan raporda bankaların yetkinlikleri yüksek çalışanları bünyelerine dâhil etmeleri için bankaların şirket içi girişimleri destekleyen ve çalışanlara yeni fikirler ve projeler yaratmalarına imkan tanıyan alanlar yaratmaları gerektiği öne çıkıyor. Çalışanların ortak çalışma ve yaratma alanlarını desteklemek bankaların uzun vadeli büyüme stratejileri için önemli hale geliyor. Çalışanların profillerinin birbirinden farklılık göstermesi ve çok çeşitli olması avantajlarla birlikte dezavantajlar da getiriyor. Bu dezavantajların ortadan kaldırılması için bankaların ortak bir vizyon, değerler ve amaçlar çerçevesinde hareket etmesi ve çalışmalar düzenlemesi gerekiyor. Bankaların bu yetenekleri en verimli şekilde değerlendirebilmeleri için iş süreçlerini de bu yapıya adapte etmeleri gerekiyor.