MAKALE — 07 Ocak 2016 at 09:28

TÜRKİYE DÜNYA FOREX PİYASASININ NERESİNDE?

 

Murat_Tufan_3

 

 

Döviz piyasasının küresel derinliği ve dudak uçuklatan hacmi göz önüne alındığında Forex piyasasının diğer piyasalardan ayrışarak küresel finans sisteminin merkezi haline geldiğini görmekteyiz. Tanımlamak gerekirse, İngilizce Foreign Exchange sözcüklerinin kısaltmasından oluşan Forex veya diğer adıyla FX, döviz ya da yabancı para değişimi olarak ifade edilebilir. Değişen piyasa koşullarında diğer piyasalardan ayrışarak küresel anlamda yukarı bir trend çizen FX piyasası, dünya çapında yatırımcıların ilgisini çekmeyi başarmış ve finans piyasalarının vazgeçilmezi haline gelmiştir. Kapalıçarşı kökenli Forex piyasası Türkiye serüvenine ise, resmi olarak 2011 yılında regüle edilip Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)’nun denetimi altına alınmasıyla başlamıştır. Temeli Kapalıçarşı’da usta-çırak ilişkisine dayanarak atılan ve hiçbir denetime tabi olmadan kişi veya kurumlar tarafından yapılan Forex işlemleri “merdiven altı” dediğimiz şekilde gerçekleştiriliyordu. Ancak getirilen radikal kurallar ile SPK tasarruf sahiplerinin yatırımlarını güvence altına almış, piyasaya güvenin ve gelişimin önünü açmıştır. Gelinen noktayı değerlendirdiğimizde işlem hacimlerinde gerçekleşen hatırı sayılır artış bize piyasanın ne denli geliştiğini göstermektedir. Dünyanın en büyük, en likit ve en etkili piyasalarından biri olarak karşımıza çıkan Forex piyasası, kendine özgü özellikleri ile yatırımcılar için cazibe kaynağı olmaktadır. Yeni nesil küresel finans piyasası olan Forex başta kaldıraç faktörü ve manipüle edilememesi özellikleriyle öne çıkmış ve çift yönlü işlem imkânı, düşük maliyet, emir çeşitliliği, 5 gün 24 saat boyunca işlem yapabilme imkânı, gibi birçok konuda yatırımcılara kolaylıklar sağlayarak diğer piyasalardan ayrışmıştır. Özellikle de hedge konusunda hem kurumsal hem de bireysel yatırımcıların gözbebeğidir Forex piyasası. Oynaklığın ve belirsizliğin yüksek olduğu zamanlarda yatırımcılar açtıkları işlem sonrasında kararsızlık doğrultusunda ters işlem açarak pozisyonlarını hedge edebiliyorlar. Fiyat dalgalanmalarından dolayı oluşan riski azaltmak için Forex piyasasının ilaç niteliğinde olduğunu da belirtmek gerekiyor.

 

Türkiye’de keşfedilmeden önce yurtdışı piyasada yaygın olarak işlem gören Forex piyasasının kısa zamanda gelişim göstererek neredeyse yurtdışı standardını yakaladığını söyleyebiliriz. Dünya çapındaki işlem hacmi 6 trilyon dolarlık işlem hacmiyle göz kamaştıran Forex piyasasının Türkiye’deki işlem hacminin ise hızla yükseldiğini görmekteyiz. Ancak uygulama anlamında farklılıkların olduğunu da göz ardı edemeyiz. Bu kapsamda en önemli farklılığın Introducing Broker (IB) yani Tanıtıcı Broker olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’de ise böyle bir statü bulunmamaktadır. İngiltere, Avustralya ve Yeni Zelanda’ da yatırımcıların IB üzerinden gelmesi oldukça yaygındır. Ancak bazı ülkelerde IB uygulaması için ayrı bir otorite ile kayıt gerekebiliyor. Örneğin İngiltere’de Avrupa Bölgesinden bir müşteri getirilmek istendiğinde İngiltere Finansal Yönetim Otoritesi’ne (FCA) kayıt olması gerekiyor. Yeni Zelanda ve Avustralya’da ise böyle bir kural bulunmuyor. Çin’de ise bir müşteri regüle olmasa da IB olarak işlem yapabiliyor. Türkiye ekonomisine sağladığı katkıları değerlendirdiğimizde ise, piyasasının sermaye piyasalarına azımsanmayacak ölçüde katkı sağladığını görmekteyiz. Yeni lisansların alınmasıyla da aracı kurum sayısında da artış kaydedilmesi hem karlılık açısından hem de sermaye piyasalarının gelişimi açısından ekonomiye büyük katkı sağlarken yarattığı işlem hacmiyle de ekonomiye önemli oranda katma değer sağladığı yadsınamaz bir gerçek. Diğer taraftan aracı kurumların ödediği vergiyi göz önünde bulundurursak Forex piyasasının Türkiye ekonomisine hatırı sayılır oranda girdi sağladığını söyleyebiliriz.

 

Yurtdışı uygulamalardaki bir diğer farklılık ise vergi düzenlemeleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’de yabancı yatırımcılar vergi uygulamasına tabi tutulurken İngiltere, Malta, Yeni Zelanda gibi ülkelerde vergi sistemi bulunmuyor. Bireysel bir yatırımcı elde ettiği gelir için yatırım yaptığı ülkede herhangi bir vergi deklarasyonu yapması gerekmiyor. Sadece kendi ülkesinde bir vergi ödemesine tabi tutuluyor. Örneğin Mısır’dan bir yatırımcı İngiltere’de hesap açarsa İngiltere hükümetine karşı herhangi bir vergi ödeme yükümlülüğü bulunmuyor. Türkiye ise böyle bir durumda vergi mükellefiyeti kazanıyor. İşlem hacmi, katılımcı oranı ve hızlı gelişimi ile dikkatleri üzerine çeken Forex piyasası, SPK düzenlemelerine tabi tutularak riskin kontrol edilebilir bir yapıya kavuşmasına katkı sağlamaktadır. Son olarak SPK, kaldıraç oranlarında bir düzenlemeye gidileceğini açıklamıştı. Bilindiği gibi yurtdışında kaldıraç oranı 1:100 ve 1:800 aralığında değişmektedir. Türkiye’de ise bu oran Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)’nun kararıyla 1:100 olarak belirlenmiştir. Yapısı gereği riskli bir piyasa olan Forex’te kullanılan kaldıraç oranı arttıkça pozisyonun riski de o oranda artış göstermektedir. Kaldıraç oranlarına uygulanması planlanan düzenleme ile yatırımcılar risklerini dizginleyerek pozisyonlarındaki riski minimize etme imkanı sağlayabilirler.

 

Öncelikle Forex piyasasının henüz tam anlamıyla yatırımcılar tarafından kavranmadığını söylemek yanlış olmaz. Piyasanın cazibesine kapılıp risklerin göz ardı edilerek işlem yapılması birçok yatırımcıyı zararla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu anlamda yatırımcıların yatırımlarını bu piyasaya yönlendirmelerinden önce, Forex piyasasını kavramalı hangi faktörlerden ne şekilde etkilendiğini iyi bilmesi gerekmektedir. Yüksek kazanç hayaliyle bilinçsizce piyasaya girmek yerine demo platformları kullanarak tecrübe edinmeleri mantıklı bir adım olacaktır. Ayrıca aracı kurum belirlenme noktasında hassas davranılması gerekmektedir. Öncelikle SPK lisansı olan, güvenilir şirketler seçilmeli ve yüksek kazanç vaad eden kurumlardan kaçınılmalıdır.

 

Destek Menkul Değerler Araştırma Müdürü Murat Tufan