RÖPORTAJ — 1 Ağustos 2016 at 14:59

İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ MÜTEVELLİ HEYETİ BAŞKANI RİFAT SARICAOĞLU: DEMOKRASİ VAZGEÇİLMEZ İLKEMİZDİR!

by

 

2013_rifat_saricaoglu_IMG_0480

İlkelerinden sapmadıklarını dile getiren İstanbul Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Rifat Sarıcaoğlu, daima darbelerin karşısında ve demokrasiden yana olduklarını vurguladı.

 

Darbe girişiminin ardından devletin birçok kurumunda olduğu gibi eğitim kurumlarında da deprem yaşanıyor. Özellikle 15 vakıf üniversitesinin kapatılması üniversite sisteminde ciddi sorunlar ortaya çıkardı. Bu gelişmelerin gölgesinde yeni bir tercih dönemine girildi. Biz de güncel sorunları ve eğitim sistemimizin geleceğini İstanbul Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Rifat Sarıcaoğlu ile konuştuk.

 

Türkiye ağır bir darbe girişimi yaşadı. Kaotik tabloyu nasıl yorumluyorsunuz?

Demokrasinin gerçekten ihtiyaç olduğunu anlamanın en ağır bedelini ödedik. Bedelini ödedik derken, bu bedel daha çok ödenecek. Ama sanıyorum toplumun her kesimi anlamak zorunda kaldı ve anlıyor da bugün. Bugün şikayet etme günü değil, bir şeyler yapma günü. Bu zarardan bir an evvel çıkmak için her kurumun, her şirketin, sivil toplumun, kurtuluş savaşı verir gibi işin ucundan tutması gerekiyor. Neden bugüne geldiğimizi de sorgulamamız gerekiyor diğer taraftan. Bu sorunun temelinde yine başka sorunlarda olduğu gibi dönüp dolaşıp eğitime geliyoruz. Fethullah Gülen Terör Örgütünün en güçlü olduğu yer eğitim. Bunu kimse artık inkar edemez. Her alana sirayet etmiş, artık orduya kadar girmiş. Biliyorsunuz bu iş dershaneleri kapatmakla başladı ve bugüne kadar gelindi. Semptomlar görünüyordu, hamleler yapıldıkça sertleşti ve en sonunda da darbe girişiminde bulunuldu. Neredeyse eğitimimizin yarısı işgal edilmiş. Her gün bir kolej, bir özel okul, bir üniversitenin içinden hocalar açığa alınıyor, her gün bir vakıf üniversitesi kapatılıyor. Demek ki inanılmaz bir sirayet söz konusu. Şimdi ne yapılabilir? Bir kere çok daha iyi bir denetim olması lazım. Yeterli denetim olmadığı çok aşikar. Yoksa daha birinci seneden semptomları yakaladığınız vakit önlemini alırdınız. Öyle bir duruma gelmiş ki artık Milli Eğitim Bakanlığı’nın karar verme mercilerine girmişler. YÖK’ün içine de girilmiş. Sistemi rayına oturtmak gerekiyor. Denetleme sistemleri artık vazgeçilmez olacak. Ayrıca denetçiyi de denetleyecek bir kurum olması lazım. Yani katmanlar halinde bir denetim sistemi kurmalıyız. Bir yerde denetlerseniz teslim olursunuz. Ayrıca bağımsız kurullar da olması gerekiyor. Akreditasyon için de bağımsız kurul olacak. Gerekiyorsa yurtdışından gelecek. Ama dışarıdaki de bağımsız olacak. Nasıl ki ISO standartlarının onayını yurtdışından alıyorsunuz, bunda neden olmasın ki? Biz çok mu iyiyiz eğitimde? Hayır. Bizden iyilere “gelin denetleyin” diyelim. Çünkü en değerli varlığımız çocuklarımız.

 

Vakıf Üniversiteleri Birliği Başkanı olarak siz, yurtdışındaki bütün modelleri inceliyorsunuzdur sanırım. Bugün sizce, Türkiye için en uygun eğitim modeli hangisidir?

Aslında en güzel model Fin modeli. Ama Türkiye’nin büyüklüğü, nüfusu ve genç nesli açısından en uygunu Güney Kore modelidir. Diğer bir model de Kanada. Bizim kadar nüfusu yok ama coğrafi açıdan yaygın. Bir karmaya da gidilebilir ama Güney Kore ile Kanada modeli Türkiye için en doğru modellerdir eğitimde. Bunun dışında Milli Eğitim Bakanlığı-YÖK ikiliğinden vazgeçmeli, Eğitim Bakanlığı modelini oluşturmalıyız.

 

Tek yetkili Eğitim Bakanlığı mı olacak?

Evet, kaba tabirle eğitimde tek boru ötecek. Davul başkasında tokmak başkasında olmaz. YÖK Başkanı Cumhurbaşkanı’na rapor ediyor, Milli Eğitim Bakanı da Başbakana. Böyle bir şey olmaz. Sonuç itibariyle siz k12’den üniversitelere öğrenci getiriyorsunuz. Ülkede k12 başka telden çalıyor, yükseköğretim başka bir model uyguluyor. Son 10 yılda Milli Eğitim Bakanı ile YÖK Başkanı kendi istekleriyle bir sempozyumda veya bir toplantıda kaç defa bir araya geldiler? Kopukluğu anlatmak için daha başka bir şey sormam gerekmiyor. Yani eğitim senkronize değil şu anda. Artık bunları aşmamız lazım.

 

Ben bu sene üzülüyorum üniversite öğrencilerine. Ülke tarihinin en kötü döneminde üniversiteye başlıyorlar. Ve bu çocuklar 4-5 sene sonra ülkenin ekonomisine katkı sağlamak için kamuda ve özel sektörde göreve başlayacaklar. Bu kayıp bir dönemdir. Şu an ne olduğu belli. Eğitim sisteminin yarısı FETÖ’ye terk edilmiş. Sil baştan yapmak lazım. Şu anki sistem üzerinde devam edersek olmaz.

 

Bir anayasa değişikliğine ihtiyaç var mı?

Anayasayı değiştireceğiz diyorlar. Tamam, değiştirsinler. Herhalde muhalefet partileri buna hayır demeyecektir. Şu ortamda birinci sorun eğitimdir. Çünkü Fethullah Gülen’in en büyük gücü eğitimdi. Demek ki en büyük gücünü yok etmek gerekiyor. Bunun da tek bir şekli var; eğitim sistemini yeniden inşa edeceğiz.

 

Peki, bu süreç ne kadar zaman alır?

Bu 5-10 yıl zaman alır. Bunu hızlandırabilirsiniz ama karar alınamıyor sistemde. Birisi bir şey yapmaya çalışırken diğeri alt taraftan çekiyordu. Dolayısıyla yürümüyordu işler.

 

Eğitimde yatırım ortamı da kalmadı herhalde…

Evet. Bırakın yatırımı bir yana, Nijeryalı öğrencilerimiz kayıtlarını sildirdiler. Yani Nijerya bizden daha mı güvenli bir ülke? Durum bu kadar vahim. Araplar da artık gelmiyor. O yüzden acil eylem planı yapılması lazım. Altını koyu çizgilerle çiziyorum, yeniden yapılanmaya eğitimden başlanacak, bankadan, askeriyeden değil.

 

Kapanan üniversiteler ve görevden alınan hocalardan sonra, tercih döneminde gençlerin kafası şimdi daha karmaşık hale gelmedi mi sizce?

Şu anda kapatmayla biz kimi cezalandırıyoruz? Sistemi cezalandırıyoruz. Öğrencileri korkutuyoruz, işin özü bu. Kontenjanlar belli, puanlar da belli. Vakıf üniversiteleri kapanırken bazı devlet üniversitelerinde de FETÖ ile ilişkisi bulunduğu iddiasıyla öğretim üyeleri hakkında soruşturma açıldı. Ancak o üniversiteler kapatılmadı. Uygulamada eşitlik olmalı. Piyasalara güven telkin edilmesi lazım. Eğitim de bir piyasa sonuçta.

 

İstanbul Bilgi Üniversitesi, önümüzdeki dönem için kendini nasıl hazırlıyor?

Biz çizgimizden vazgeçmedik. Biz yaptıklarımızı çok ön plana çıkarmıyoruz. Toplum zaten zaman içinde bu algıyı oluşturuyor diye düşünüyoruz. Birincisi biz demokratik ilkelerden yanayız. Rektörümüz, yardımcım ve kendim darbe teşebbüsü olduğu gece saat 02.00 ile 03.00 arası demokrasiden yana, darbeye karşı olduğumuzu internet sitemizden duyurduk. Ben tutuklanabilirim korkusuyla hareket etmedim. İlkelerimizden ödün vermedik hiçbir zaman. Biz dik duruyoruz ama dikleşmiyoruz. Bunu hep söyledik. Birinci ilkemiz bu. Bunun yanında biz dedik ki: Biz kaliteden vazgeçmiyoruz. Bu lafta değil, her alanda akredite oluyoruz dedik. Buna devam ediyoruz. Bu süreçte son 10 gündür akreditasyon kurullarına olanları anlatmak için çok çaba sarf ettik. Onları ikna edemeseydik 5 yıllık emeğimiz çöpe gidecekti. Bundan da ödün vermiyoruz. Yenilikçi bölümler açmaya çalışıyoruz. En büyük ukde dizayn mühendisliğini yeni döneme yetiştirememek oldu. Uzun bir süreçten sonra YÖK’ü ikna ettik ama yeni döneme yetişmiyor. Ama gelecek sene biz bu bölümü açacağız büyük bir ihtimalle. Bu tür alanları seçmeye çalışıyoruz. Akademik modelimizi biraz değiştirdik. Uygulamayı şart koştuk her alanda. Bölümlere göre değiştirdik. Yani insanla temas etme, sanayi ile temas etme konusunu işledik. Hukukta bir dönemse mühendislikte, sağlıkta bir sene dedik. Artık bu modelleri iç içe koyuyoruz. Uygulamayı önce meslek yüksekokullarından başladık, şimdi lisans, yüksek lisans diye devam ediyoruz. Kolay bir iş değil. Bunu ikinci aşamada uluslararası boyuta taşıyacağız. En son değişiklikle artık her şeyi hibrite çeviriyoruz. Yani İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde öğrenciler, hem bilgisayar üzerinden hem de derslikte eğitim alabilecekler. Şu anda bunun oranını yüzde 25’e kadar getirdik, yüzde 30-33’lere çıkaracağız. 2017’de eğitim yaptığımız alana 10 bin ile 20 bin metrekare daha alan ekleyeceğiz. Kozyatağı kampüsünü tam faaliyete geçireceğiz.

 

Üniversiteye yeni başlayacak gençlere bu süreçte neler tavsiye edersiniz?

Hayat devam ediyor, önümüze bakacağız. Onlar da toplumun bir parçası, onlar da bu işin faturasını ödeyecekler genç olmalarına rağmen. Onların da bu olaylardan edineceği bir sürü ders olacak. Demokrasiye niye sahip çıkılması gerektiğinin bilincinde olarak okullarına devam edecekler. Şunu da unutmayalım; yetiştirdiğimiz nesil çok katılımcı değil. Toplumun iyileşmesi için sivil toplum örgütlerine daha çok sahip çıkmaları, ülkenin yararı için daha çok çalışmaları gerekiyor. Tabi ki eğlenecekler ama bu ülkeye daha fazla katkı yapmak için daha aktif olacaklar. Üniversitelerin birinci görevi demokrasiye sözde değil özde sahip çıkmaktır. Gençlerimiz için sosyal kulüpleri artıracağız, bu konuşmaları daha çok yapacağız. Neler eksik deyip masaya yatırıp, onlarla birlikte tartışacağız. Hep birlikte bir yere gideceğiz. Ama üniversitelerin bunun lokomotifi olduğunu görüyorum. Unutulmaya başlayan şeyler yeniden konuşulmaya başladı. Atatürkçülük bunlardan biri. İlla aynı renkten olmamız gerekmiyor. Ben kırmızı-beyazım. Böyle bakarsak ülkeye bir katkı yaparız. Ama ben oradanım, buradanım, şu tarikattanım dendiğinde problemler ortaya çıkıyor. Bir gün olur o tarikattan olmayanlar sizi kurtarır.