RÖPORTAJ — 8 Ocak 2017 at 22:29

ÖZEL MEDLINE ADANA HASTANESİ GENEL DİREKTÖRÜ OP. DR. MUSA İNAL: A PLUS KALİTEDE BİR HASTANEYİZ!

by

 

img_2344

Kuruldukları günden bu yana A plus kalitede bir hastane olmayı hedeflediklerini belirten Özel Medline Adana Hastanesi Genel Direktörü Op. Dr. Musa İnal, bunu da ilk günden Joint Commission International’a (JCI) akredite olarak başardıklarını vurguladı.

 

Sağlık sektöründe son 10 yılda yaşanan değişimle birlikte özel hastanelerin sayısı da arttı. Bu gelişimi birçok ilimizde olduğu gibi Adana’da da gözlemleyebiliyoruz. Ancak kalitesi ve JCI (Joint Commission International) akreditasyonu ile ön plana çıkan az sayıda hastane var. Bunlardan birisi de Özel Medline Adana Hastanesi. Biz de Genel Direktörü Op. Dr. Musa İnal ile Medline Adana Hastanesi’nin faaliyetlerini, sağlık turizmini ve sektörün sorunlarını konuştuk.

 

İsterseniz Medline Adana Hastanesi’nin kuruluşuyla başlayalım söyleşiye…

Hastanemiz 2009 yılında kuruldu. Bugün 14 bin metrekarelik kapalı alanda, 123 yatak ve 45’i akademisyen olan 80 hekim ve toplamda 600 çalışanımızla hizmet veriyoruz. Medline Hastanesi kuruluşundan bu yana A plus kalitede bir hastane olmayı hedefledi. Bu nedenle sağlıkta kalite ve akreditasyona son derece önem veriyoruz. Kurulduğumuz günden beri Joint Commission International (JCI)dediğimiz dünyaca ünlü bir kalite kuruluşuna üyeyiz. Bu sene 3. Akreditasyonumuzu yaptık bu konuda. JCI Akreditasyonu Türkiye’de sadece 48 hastanede var. Bizim dışımızda Adana’da bir hastanenin daha akreditasyonu var. Akreditasyon vereceğiniz sağlık hizmetinin nasıl olması gerektiğini belirleyen ve bunu denetleyen bir mekanizma. Sağlık hizmeti birçok hizmetin birleşmesiyle veriliyor. Muayeneden ameliyata, yemek hizmetlerinden, temizlik hizmetlerine, hasta karşılamadan sterilizasyona kadar verdiğimiz hizmetlerle hastalarımızın ve hasta yakınlarının memnuniyetini sağlamak durumundayız. Biz de sahip olduğumuz akreditasyon ile bunu başardığımıza inanıyoruz. Esas hedefimiz hastalarımıza ve yakınlarına  en kaliteli iyileştirici sağlık hizmeti sunmak ve kendilerini güvende hissetmelerini sağlamaktır. Aynı zamanda çalışan memnuniyeti de sağlık sektöründe kaliteli bir sağlık hizmeti sunumunda son derece önemlidir.

 

Medline Adana Hastanesi, hangi uzmanlık alanlarıyla ön planda?

Bizim öne çıkan en önemli branşlarımız; kanser tedavisi ve cerrahisi, kalp cerrahisi, özellikle pediyatrik kalp cerrahisi ve replantasyon (kopan organların yeniden dikilmesi)dur. Bu bölgede replantasyon merkeziyiz. Şu an Adana kamu hastanelerinde ve bölgemizde replantasyon yapılamıyor. Bu alanda Sağlık Bakanlığı’ndan özel sertifikamız var. Çocuk kalp cerrahisi yapan tek hastaneyiz bölgemizde. Yeni doğan cerrahisinde de çok tecrübeliyiz. Özellikle yeni doğan kalp ve ürolojik anomalilerinde oldukça başarılıyız. 22 küvözlü yeni doğan yoğun bakım ünitemiz var. Kadın doğum alanında perinatolojide, yani riskli gebeliklerde çok öndeyiz. Bu konuda ihtisaslaşmış hocalarımız var.

 

Sağlık sektörünün gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de özel hastanecilikte değişim yaşanıyor olup,  Zincir hastaneler kurulmaya başladı. Kamuda ise durum 2000’li yıllara gelirken: SSK Hastaneleri, devlet hastaneleri, fakülte hastaneleri, vakıf hastaneleri ve özel hastaneler vardı. Bir SSK’lı vatandaş devlet hastanesine gidemezdi, SSK Hastanesi’ne gittiğiniz zaman da kuyruklara girerdiniz, ilaçlarınızı oradan alırdınız ve orada verilen hizmet sağlık hizmeti değildi. Sağlıkta dönüşüm ile birlikte insanların yüzde 98’i sigorta kapsamına alındı. Gerçekten bir devrimdi bu. Bugün vatandaşlarımız kamu veya özel tüm hastanelere müracaat edip sağlık hizmetinden yararlanıyor. Artık kamuda da gerçekten güzel bir sağlık hizmeti veriliyor. Tabii ki yeterli değil. Türkiye’de hekim açığı, hemşire açığı maalesef devam ediyor. Hekim sayısı açısından Avrupa standartlarının çok çok altındayız. Daha çok nitelikli hekime, sağlık çalışanına ihtiyaç var.

 

Türkiye’de hekim kalitesi nedir sizce?

Türkiye’de aslında hekim ve teknoloji açısından çok kaliteli durumdayız. Çok iyi tıp fakültelerimiz, hekimlerimiz var. Hekimlikteki en büyük eksiklik, hekimlerin ömür boyu hiçbir denetime ve yeterlilik sınavına tabi tutulmamış olmalarıdır. Oysa hekimlerin kendilerini yetiştirmeleri, güncel tıbbı uygulamaları biliyor olmaları, gerek kongrelerle gerek eğitimlerle belli aralıklarla bunların güncellenmesi gerekiyor. Ayrıca bunu da denetleyen bir mekanizma olmalıdır. Hekimlerin, yetkinlikleri olmadığı alanlarda tedavi uygulamamaları gerekiyor.

 

Özel sağlık kuruluşlarına yönelik kısıtlamaları nasıl yorumluyorsunuz?

Sağlık Bakanlığımız özel sektörün sağlık hizmeti sunumunda bazı kurallar getirdi. Artık siz istediğiniz yerde hastane açamıyorsunuz. Yani Sağlık Bakanlığının bir planlama koordinasyon merkezi var. Türkiye sağlık hizmet bölgelerine ayrıldı, belli standartları var. Diyor ki: 10 bin nüfusa 28 veya 30 yatak olacak, kamu ve özel olarak. O bölgede gerçekten 10 bin nüfusa yeten yatak yok ise bir özel kuruluş veya kamu kuruluşu hastanesinin açılmasına müsaade ediyor. Yani kimse, “Benim param var hastane açayım, kemoterapi merkezi açayım, ben MR alayım…” diyemiyor. O devir artık kapandı. Bence sağlık hizmeti sosyal bir hizmettir. Bir devletin asli görevlerinden biridir. Ancak özel sektör de devletin hizmet yükünü hafifletmelidir. Bugün özel hastaneler toplam yatak kapasitesinin ancak yüzde 16’sına sahipler. Sağlık Bakanlığı “Bir ülkede sağlık hizmetlerinin yüzde 30’undan fazlasını özel sektör sağlıyorsa sıkıntılar olur.” diyor ve özel sektörün yatak kapasitelerini yüzde 15 civarında tutmaya çalışıyor. Tabii ki bu da bir stratejidir.

 

Bu doğru bir strateji mi sizce?

Ben özel sektörün daha gidebileceği mesafesi olduğunu düşünüyorum. Belki şu aşamada bu kadar kısıtlamak doğru değil. Çünkü Türkiye turizm ve sağlıkta cazibe merkezi olmaya başladı. Çevremizdeki ülkelerin sanayi, teknoloji ve tıp alanındaki gelişmişlikleri bizimki kadar değil.

 

Kamu-özel sektör işbirliğiyle yapılan şehir hastanelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında Adana’da şehir hastanesi bir renovasyon projesidir. Çünkü mevcut kamu hastane binalarımız gerek deprem gerekse sağlık hizmetinin mentalitesi açısından eskidi. Ben uzun yıllar kamuda başhekimlik yaptım. Hastalar eskiden 8-10 kişilik koğuşlarda yatardı. Bugün bile Türkiye’de koğuş sistemi olan kamu hastaneleri var. Artık tek kişilik veya iki kişilik hasta odaları olması lazım. Adana’da birkaç eski hastanenin kapatılması planlanıyor. Birkaç hastanenin de kapasitesi azaltılarak şehir hastanesine eklenmesi ve şehir hastanesinin Adana’da olmayan fizik tedavi ve onkoloji gibi ek birimlerle genişletilmesi isteniyor. Bu şekilde şehrimizdeki toplam hasta yatak kapasitesinin yüzde 5 veya 10 artacağı düşünülüyor. Yani şehrimize şehir hastanesinin açılması ile artı 1.600 yatak gelmiyor. Çünkü artı 1.600 yatak gelirse bunun için yeterli doktor, hemşire, temizlik personeli yok. Diğer taraftan şu anda kamu hastaneleri, üniversite hastaneleri gelirleriyle giderlerini karşılayamıyor. Tıp fakülteleri çok zor durumda. Tıp fakülteleri hastanelerinin amacı asistan ve öğrenci yetiştirmektir. En ağır, kompleks hastaların tedavi edildiği multidisipliner yerler olmaları gerekirken şu an tıbbi malzeme ve ilaç almada çok zorlanıyorlar. Bundan dolayı Sağlık Uygulama Tebliği’nin hem kamu hastaneleri için hem özel hastaneler için revize edilmesi gerekiyor. Yoksa tüm kamu hastaneleri bu yükü taşıyamayacak ve verdiği sağlık hizmeti kalitesi de hızla düşecek.

 

Sağlık turizminde potansiyelimizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dünyada sağlık turizminin yaklaşık 150 milyar dolarlık bir hacmi var. Ve bunun en büyük kısmını Almanya, Amerika gibi ülkeler alıyor. Türkiye olarak 3 milyar dolarlık bir gelirimiz var. Hindistan ve Malezya gibi ülkeler bizim çok üstümüzde gelir elde ediyor. Türkiye’de 2023 hedefleri içerisinde Sayın Bakanımız 20 milyar dolar gibi bir hedef koydu. Şu anda Sağlık Bakanlığı’nın çıkardığı birtakım yönetmeliklerle özel sağlık kuruluşlarına yönelik kısıtlamalar sağlık turizmi açısından hafifletilmeye çalışılıyor. Bu bizi özel sektör olarak çok heveslendirdi. Diğer taraftan sağlık turizminde kalite ve akreditasyon konuları önem arz ediyor. Yabancı ülkelerden gelecek hastalar açısından hastanenin uzmanlığı, hizmet standartları ve akreditasyon kuruluşlarınca denetlenmesi çok önemli. Bu nedenle Türkiye’de akredite olmuş hastanelerin sayılarının artması lazım. Bunların dışında Sağlık Bakanlığımızın da özel sektöre ciddi teşvikler sunmaya devam etmesi gerekiyor.

 

Türkiye, sağlık turizminde hangi branşlarda ön plana çıkabilir?

Sağlık turizminde; kemik iliği transplantasyonu, organ nakli, ciddi majör kanser ameliyatları, pediatrik kalp cerrahisi, girişimsel radyoloji, beyin cerrahisi gibi özellik isteyen ve ek teknoloji gerektiren konularda öne çıkmamız lazım. Şu an sağlık turizminden sağlanan 3 milyar doların, sanıyorum yarısına yakını saç ekimi, dış protezi, estetik vb. tedavilerden sağlanıyor. Bir saç ekiminin Türkiye’ye getirdiği döviz miktarı 500 ile 1000 dolar. Biraz önce söylediğim ameliyatların 10-15 bin dolar arası getirisi var. Yani 10-15 tane saç ekimi yapacağımıza bir tane ağır hastalığın tedavisini yapmamız daha anlamlıdır. Gerçek sağlık turizmi yapan ülkeler bunu yapıyorlar.

 

Medline Adana Hastanesi’nin sağlık turizminde faaliyetleri nelerdir?

Tabii ki büyük bir kısmı Adana ve çevre illerinden gelen geniş bir yerli hasta grubumuz var. Fakat sağlık turizmi de yapıyoruz. Özellikle komşularımızın içinde bulunduğu zor şartlar nedeniyle sağlık hizmeti anlamında ciddi bir talep var. Biz de özel sektör kuruluşu olarak sağlık turizmi anlamında çevremizdeki ülkelere hizmet vermek istiyoruz, ancak bir de işin güvenlik boyutu var. Özellikle İçişleri ve Dışişleri Bakanlıklarımız bölge ülkelerden gelecek hastaları çok ciddi süzgeçten geçiriyor. Dünyada sağlık turizmi yapan önemli ülkelerin birtakım yöntemleri var. Bu yöntemlerden bir tanesi de sağlık vizesi. Bunu uygulayan ülkelerde sağlık vizesini bir haftada alabiliyorsunuz. Dışişleri ve İçişleri Bakanlığı’nın bu konuda ciddi bir çalışma yapması gerekiyor. Bugünlerde yabancı ülkelerdeki hasta grupları bizle temasa girdiği zaman biz de bakanlığa müracaat ediyoruz. Bize de çok özel vizeler verilmeye başlandı. Sağlık turizminde 2023 hedeflerinin yakalanması isteniyorsa Türkiye’de de sağlık vizesi uygulamasının oturması lazım. Bölgemizdeki ülkelerin dışında Almanya ve Türki Cumhuriyetlerinden de hasta kabul ediyoruz. Şu anda hastalarımızın ancak yüzde 3 ile 5’i sağlık turizmi kapsamında hizmet alıyor. Bu sayıyı daha da artırmamız gerekiyor.

 

 

 

Kaydet