RÖPORTAJ — 6 Mayıs 2017 at 13:12

KEYVENİ KURUMSAL HAZIR YEMEK YÖNETİM KURULU BAŞKANI SADIK ÇELİK: HAZIR YEMEK SEKTÖRÜ ÜVEY MUAMELESİ GÖRÜYOR!

by

 

sadik celik1

Hazır yemek sektörünün Türk sanayisini, Türk ekonomisini besleyen devingen bir sektör olduğuna vurgu yapan Keyveni Kurumsal Hazır Yemek Yönetim Kurulu Başkanı Sadık Çelik, ülkeyi yönetenlerin, sanayiye yön verenlerin bunun farkında olmadığını, sektörün üvey muamelesi gördüğünü dile getirdi.

 

Hazır yemek sektörü son 10 yılda önemli gelişim gösteren dinamik bir sektör. Bu sektörün önemli oyuncularından birisi de Keyveni Kurumsal Hazır Yemek. 1985 yılında, 5 kişilik ekiple, günlük 500 kişiye üretim yaparak üretime başlayan Keyveni, ‘Kaliteli, hijyenik ve sağlıklı yemek’ ilkesiyle 30 yılı aşkın süredir, sektörde en başarılı hazır yemek firması olarak anılıyor. Kısa bir süreliğine İstanbul Yemek Sanayicileri Derneği (İYSAD) Başkanlığı da yapan Keyveni Kurumsal Hazır Yemek Yönetim Kurulu Başkanı Sadık Çelik ile hazır yemek sektöründeki ve tarımsal üretimimizdeki sorunları konuştuk.

 

Hazır yemek sektörünün bugün içinde bulunduğu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

Hazır yemek sektörü gerçekten son derece devingen ve Türk sanayisini, Türk ekonomisini besleyen, koruyan gerçekten çok önemli paydaş. Ama Türkiye’yi yönetenler, ülke sanayisine yön verenler bunun pek farkında değiller. Sektörümüz gerçekten üvey muamelesi görüyor. Bu sektörde çalışanlar, bu sektörde hizmet verenler bunu hak etmiyor. Çünkü yemek demek sağlık demek, hayat demek, mutluluk demek, hayatın ta kendisi demek. Bunun anlaşılması, izah edilmesi, analiz edilmesi çok çok önemli. Bugün Türkiye’nin sağlık harcamalarına baktığınızda; kalp-damar hastalıkları, kanser ve diyabetin ağırlığı çok yüksektir. Ben bunun dengesiz, sağlıksız ve niteliksiz beslenmeye dayalı olduğunu düşünüyorum.

 

Nitelik deyince, yemekte kullanılan malzemenin fiyatı ve niteliği de önemli…

Kesinlikle.. Örneğin, günümüzde kuru fasulye fiyatının 15 TL olması şikayet konusu oluyor. Ancak bana göre 15 TL bile düşük bir fiyattır. Fasulye tarlalarını görmemişseniz, nasıl ekilip biçildiğini, nasıl hasat edildiğini bilmezseniz bu fiyatı takdir edemezsiniz. Malatya’da, Elbistan’da, Erzincan’da, İspir’de, Erzurum’da nasıl emek harcandığını bilmek gerekiyor. Bu emeğin karşılığını ödemelisiniz. Şimdi Kırgızistan’dan fasulye, Kanada’dan mercimek, Brezilya’dan nohut ithal edecekmişiz. Bunlar tarıma doğru bakılmadığını gösteriyor.

 

Peki, bizim bunların farkında olan bir tarım politikamız yok mu?

Tarımı yönetenler işin farkında değiller. Ben yıllar önce İstanbul Yemek Sanayicileri Derneği başkanlığım sırasında dedim ki: “Beyaz ekmek zehir.  Çünkü buğdayın tohumunu kaybettik. Biz doğal tohumlarımızı kaybettik. Yüksek verim elde edeceğiz diye İsrail’in, Hollanda’nın, Kanada’nın tohumlarını getirdik. Tohum bankalarımızı yok ettik, müzeye kaldırdık. Tedavülden kaldırılan para nasıl yok ediliyorsa biz de tohumlarımızı aynı yöntem ve anlayışla yok ettik. Tarlalarımıza kimyasal gübreleri, kimyasal ilaçları bastık. Sonrasında topraktan adeta zehir fışkırmaya başladı. Toprakların verimini de, kalitesini de düşürdük. Bizim topraklarımızda yetişen buğday artık ekmek olmuyor. Anadolu’yu terk ettik. Konya Ovası, Çukurova, Adapazarı Ovası, Trakya ovalarında artık kanser bitiyor. Oradan gelen ürünler insanlarımızı kanser etti. Türkiye’yi yönetenlerin bunun farkında olması gerekir. Halkın sağlığı bozuk, insanlar sağlıklarını yitirmiş durumdalar.

 

Bu Türkiye üzerinde oynan bir oyun mu sizce?

Bu oyunun daniskası, emperyalizmin daniskası.. Bu ülkenin o kadar güzel değerleri var ki bu ülkenin değerlerini birbirine düşürdüler. İşte Alevisin dediler, Kürtsün dediler, Lazsın dediler, Güneydoğulusun dediler, ötekisin dediler; bizi birbirimize kırdırdılar. Hala kırdırmaya devam ediyorlar. Kendimize gelmemiz lazım. Bu topraklar bizim. Biz Çanakkale’de Yemen’de büyüklerimizi yitirdik, gençlerimizi yitirdik. Biraz önce bahsettiğim ekmek mevzusunda o günkü tarım bakanı, o günkü müsteşar, tarım kontrol müdürü, benimle mücadele ederek o sektörü yönetenlere karşı aldığım kongrede başkan seçildim. Daha bir senemi dolduramadan, yerime oturmadan 15 tane yönetim kurulu üyesi dediler ki “Kardeşim istifa edeceksin, emir büyük yerden.” Ben de “Hemen istifa ediyorum.” dedim. İstenmediğim yerde kalmam. Hazır yemek sektörüyle ilgi sorunları, sıkıntıları her yerde söyledim, anlattım. Aradan 5 ay geçtikten sonra Sayın Reisi Cumhurumuz, dedi ki: “Beyaz ekmek zehirdir.” Ben dedim ki: “Ekmekte geleneksel usullerle biz yine unumuzu üretelim, tohumumuza sahip çıkalım, bu kimyasal ilaçlardan biraz uzak duralım. Varsın verim düşsün. Bir dönümden 10 teneke değil de 5 teneke alalım, az yiyelim, lezzetini bulalım, sağlığımızı bulalım, daha nitelikli ürüne ulaşalım. Domateste, salatalıkta, fasulyede zehir olmasın. Etimiz et gibi olmasın, hormonlarla şişirilmesin, antibiyotiklerle ayakta durmasın, tavuk 48 günde yetişmesin. Köylü hak ettiğine erişsin, yüzü gülsün, hakkını verelim.” dedim. Hemen “Sen ne yapıyorsun?” dediler. Bütün bunlarla ben topun ağzında güme gittim. O gün beyaz ekmekle ilgili basın açıklaması gönderdim arkadaşlara; yayınlandı mı yayınlanmadı mı bilmiyorum. Bir gün bir arkadaşım dedi ki: “Sen doğruyu söyledin dokuz köyden kovuldun, bir gün seni herhalde onuncu köye kadı yaparlar.” Ben onun derdinde değilim. Benim derdim bunun PR’ını yaparak bir yere gelmek değil, ben insanlığımı yapıyorum; doğru olsun, güzel olsun istiyorum. Fikir kiminse, emek kiminse hakkını teslim edeceksin. Aslında halkımız çok vicdanlı, çok doğru karar verici. Onun muhakemesi öyle güçlüdür ki, öyle doğru ki hani derler ya: “Sen doğru dur eğri belasını bulur.”

 

Sizin başlatmış olduğunuz ‘okullarda ücretsiz yemek’ projesi neden dikkate alınmıyor?

Bir yıllık İYSAD başkanlığım sürecinde Kağıthane’de 5 okulda yaklaşık 200 öğrenciye öğle yemeğini götürüp veriyorduk. Ve bunu hiçbir beklenti, hiçbir parasal işlem görmeden yapıyorduk. Yapılınca yapılıyormuş. Sürdürülebilir değil, neden? Sadece parasal değil ruhsal, manevi, sosyal, ahlaki bedel ödemeden hiçbir şey olmuyor. Bizim eksiklerimiz, derdimiz çok. Bu ülkenin derdi çok. Bu ülkenin derdine neşter vurulması lazım. Bu ülke nasıl ulusal kurtuluş mücadelesini verip, tekrar var olmuşsa, bugün tekrar yeniden mücadele vermesi lazım. İşte 15 Temmuz; olacak şey mi! Sen, ben demeden kim ne varsa bir araya toplamak lazım. Hep bir olmalıyız. Tabii sadece bunu söylemek yetmez. Benim kendi kurumumda yaklaşık 1000 kişi çalışıyor, belki yüzde 60-65’i bayandır, yüzde 60 bayanın da yüzde 95’i kapalıdır. Onlar benden gurur duyar ben onlardan gurur duyarım. Devamlı onların içindeyim ve her sabah 5’te de işimin başında olurum. Biz aslında birbirimize benzeriz insan olarak, bir tanışabilsek, hep bir araya gelsek bu ülkeyi kimse tutamaz. Bunu yapmalıyız. İşin başındakiler buna karar verecek. O zaman bu topraklar ne güzel olacak.

 

Gıda-tarım ve hayvancılık ile ilgili dünyadaki gelişmeleri yakın takip edenlerdensiniz.  Konu hakkındaki düşüncelerinizi aktarır mısınız?

Bugün Amerikalılar olsun, Avrupalılar olsun, gıda, tarım ve hayvancılık konusunda çok stratejik düşünüyorlar. Avrupa Birliği’nin gıda ve tarım konusunda kriterleri önceden belirliyor, planlama yapıyor. Uymayanların canına okuyor. Biz ise her şeye tersten başladık. Diyelim bir çikolata, bir yemek yahut ekmek üreteceğiz; biz önce her şeyi hazır ederiz, ondan sonra ruhsatlandırmaya gideriz. Batı böyle yapmıyor; projeye daha karar vermeden önce “Benim kapıma geleceksin.” diyor.  Ne miktarda yahut sayıda üretim yapılacağını devlet planlar, kaynakların boşa harcanmasına izin vermez. Bizde bu sene soğan para eder, ekersin; gelecek yıl çöpe dökersin. Hem emekler ziyan olur hem intihara, cinayetlere kadar hikayeler yaşanır bu topraklarda. Borçlar ödenmez, baba-oğul birbirine düşer.

 

Bizde de tarım planlaması yapılması lazım. Hollanda’nın Konya kadar arazisi var; dünyada üçüncü büyük tarım ekonomisi durumunda. Kimse kusura bakmasın, bir şeyin pratiğini yaparken felsefesini de bileceğiz. Biz gezip görüyoruz; 300 senelik dükkanlar duruyor Nice’de, Lyon’da, Londra’da. Gözleri gibi bakıyorlar, saygı gösteriyorlar. Onlar yaşasın, pazarda ürünlerini satabilsin diye devlet her türlü desteği veriyor. Biz bir tohumculuk yasası çıkartmışız; köylü ürettiği meyvenin, sebzenin tohumunu, fidanını satamıyor. Efendim neymiş bunun belgesi olacakmış. Siz ne yapıyorsunuz? Bunlar yırtıp atılmalı. Bunu çıkartan adamların ülkeye ihanetten yargılanması lazım! Şimdi yabancılar gelsin diyoruz, tamam gelsin de bana teknolojisiyle, bilimiyle gelsin. Gelip benim tavamla, tenceremle ilgilenmesin. Zaten ülkenin yüzde 80’i yabancıların eline geçmiş. Hala onların devranını döndürerek, güçlerini kullanarak bu ülkenin çocuklarını imalathanelerinde köle gibi çalıştırıyorlarsa, kölelik düzenini kuruyorlarsa benim onlara söyleyecek sözüm var. O Gıda A.Ş’ler plastik satıyor, kanser satıyor ve kimse sen nasıl satıyorsun demiyor. Ben burada 9-10 liraya yemek imal edemiyorum. Ben namuslu, şerefli, düzgün iş yaptığım halde yatırım yapamaz durumdaysam, 40 yılımı verdiğim halde bir fabrika kuramamışsam bu ülkeyi yönetenler biz ne yaptık diye düşünsünler. Ben bu halimle en yüksek vergiyi, en yüksek SSK’yı ödüyorsam bu adam nasıl ayakta duruyor diye gelsinler incelesinler. Ben 60 yaşını geçtim. Ben eşimle birlikte Galatasaray İşletme Fakültesi’ni bitirdik, İstanbul Üniversitesi’nde işletme mastırı yaptık, çocuklarla birlikte köle gibi uğraşıyoruz ama iki yakamız bir araya gelmiyor.

 

Biraz da Keyveni’yi konuşalım isterseniz…

35 yılı aşkın bir süre önce aile şirketi olarak kurulan ve beş kişilik ekibiyle günlük 500 kişiye yemek üretimi yaparak sektöründeki faaliyetlerine başlayan Keyveni, bugün yüzlerce nitelikli personeli ile 40.000’nin üzerinde kişiye hazır yemek üretimi yapıyor. AB standartlarında son teknoloji ile üretim yapan entegre modern tesisinde, ekmek, et işleme, mantı, turşu, sütlü tatlı, baklava, pasta ve patisserrie ürünlerini de kendi çatısı altında üretebildiği için müşterilerin A’dan Z’ye her türlü gıda ihtiyacının tek tedarikçisi olma özelliği taşıyor. Ayrıca dışarıdan satın alınmış ya da işlenmiş ürünleri sunmamak için özen gösteriyor. Sağlıklı beden ve ruh sağlığı için sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çeken ve ‘Kaliteli yemek için kaliteli hammadde’ anlayışını benimseyen Keyveni Hazır Yemek ve Catering, Türk mutfağının özgün kültürünü, titizlikle seçilen taze ve kaliteli malzemelerle, nitelikli aşçılarıyla en hijyenik koşullarda her gün yeni baştan yaratıyor. Bu sorumluluğu taşırken gıda güvenliğinden ve çevreye olan duyarlılığından da asla taviz vermiyor. Taşıma yemek sisteminin yanında, kendi mutfak alanına sahip firmalar için yerinde üretim hizmeti de veren Keyveni Kurumsal Hazır Yemek, TS EN ISO 22000 Gıda Güvenliği Yönetim Sistemi, TS EN ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi, ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi ve OHSAS 18001 İşçi Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi belgelerine sahiptir. Ayrıca birçok TSE damgalı tüketici ödülünün de sahibidir.

 

Yeni bir yatırımınız olacak mı yakın dönemde?

Ülkemize modern bir tesis kazandırmak için yanıp tutuşuyorum. Bizim Şerifali’de ticari bölgede bir tesis projemiz var. Yaklaşık 13 bin metrekare kapalı alanda modern entegre bir tesis kurmak istiyoruz. İnşallah önümüzdeki günlerde temelini atacağız. Gerçekten çok modern, çağdaş, 2023 model bir tesis olacak. Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında faaliyete geçirmeyi hedeflemiş durumdayız.