Genel, RÖPORTAJ — 14 Temmuz 2017 at 16:35

YİĞİT AKÜ GENEL MÜDÜRÜ ERİNÇ ÇETİN MİSER: YİĞİT AKÜ ARTIK DÜNYA SÜPER LİGİNDE!

by

MAE_6163

 

Ar-Ge’ye ve inovasyona çok büyük önem verdiklerini, bunun meyvelerini küresel rekabette de aldıklarını vurgulayan Yiğit Akü Genel Müdürü Erinç Çetin Miser, Yiğit Akü’nün sadece Türkiye’de değil dünyada da süper ligde yer aldığını dile getirdi.

 

Akü sektöründe 40 yılda bir dev haline gelen Yiğit Akü, artık bir Anadolu Kaplanı olmaktan öteye geçmiş, yerli ama aynı zamanda küresel bir vizyonda üretim yapan yenilikçi bir şirket. Türkiye’nin en büyük 500 firması arasında yer alan Yiğit Akü 2016 yılında innovalig 3.lük ödülünü aldı. 10002 Müşteri Memnuniyeti Sertifikasına sahip tek akü firması olan Yiğit Akü ayrıca dünyanın ilk ve tek akıllı aküsünü üretiyor ve Ar-Ge Merkezi ve akredite laboratuvarıyla sektörde öne çıkıyor. 2008 yılından bu yana geliştirdiği lityum iyon teknolojisini Distalong markasıyla satışa sunan Yiğit Akü Türkiye’deki en geniş teknik servis ağına sahip. Sektörde know-how yetkinliğini kanıtlamış Yiğit Akü’nün vizyonunu ve gelecek hedeflerini Genel Müdür Erinç Çetin Miser ile konuştuk.

 

Öncelikle Yiğit Akü’nün tarihçesiyle söyleşiye giriş yapalım isterseniz…

Yiğit Akü 1976’da kuruldu; bu sene 41. yılımızdayız. Küçük bir dükkanda başlayan bir hikaye bu. Anadolu kaplanları dediğimiz bu şirketin kurucuları bu fabrikayı belli bir seviyeye getirdikten sonra “Sanayici mi olacağız yoksa bu şekilde mi kalacağız?” sorusunu kendilerine soruyorlar ve sanayici olmaya karar veriyorlar. Tabii ki sanayici olmak da kazandığı parayla yatırım yapmak anlamına geliyor. 1990’larda yapılan yatırımlar sonucunda Yiğit Akü, 8 metrekarelik bir dükkandan şu anda 60 bin metrekarelik bir tesiste üretim ve 5 kıtada 92 ülkeye ihracat yapan bir firma konumuna geldi.

 

Kabına sığmayan bir noktaya geldi diyebilir miyiz Yiğit Akü için?

Aslına bakarsanız biz gelişmeleri takip ediyoruz. Şu anda yüzde 100 yerli olmanın vermiş olduğu gururu taşıyoruz. Bu bize rekabetin ötesinde bir sorumluluk yüklüyor. Eğer yabancı bir firma Yiğit Akü’yü satın alsaydı burayı kapatabilir ya da belli bölgelerde faaliyetine izin vermeyebilirdi. Biz bunun farkındayız. Her şeyimizi sıfırdan kendimiz yaptık. Gittiğimiz her pazarda gururla sınıf atladığımızı hissediyoruz. Çünkü belli bir üretim hacmine ve satış rakamlarına ulaştık. Bu düzeyde rekabet ettiğimiz firmalar çok büyük ölçekteler. Onlarla kıran kırana rekabet edebiliyoruz.  Onlardan kalite olarak bir farkımız yok.

 

Yiğit Akü isminin altında yatan değerleri de konuşmak lazım…

Bildiğiniz üzere, aile şirketleri çok uzun süreli yola çıkarlar ama profesyonellerle çalışmaz, profesyonel dönüşümü gerçekleştirmezlerse belli bir süre sonra kaybetmeye mahkûm olurlar. Yiğit Akü belli bir büyüklüğe ulaştıktan sonra birçok görev ve yetkiyi profesyonellere devretti ve kendi çekirdek kadrosunun yetişmesi için elinden gelen her şeyi yaptı. Dolayısıyla bizim için en önemli unsur insan kaynağıdır. Personel başına aylık 20 saat eğitim zorunluluğumuz var. Kendimize böyle bir hedef koyduk. Öğrettiğimiz şey de teknik işleyişten öte bir çalışma felsefesidir.

 

Bu felsefeyi biraz daha açabilir misiniz?

Biz Japonların mükemmeliyetçi üretim felsefesini benimsedik. Bu konuda başta ben olmak üzere Japonya’da eğitimler aldık. Geldikten sonra da bu kültürü yansıtabilmenin hesabını yaptık. Şu anda bir Japon danışmanlık firmasıyla bu fabrikayı o seviyeye çıkarmaya çalışıyoruz. Tabii ki buradaki düşünceyi değiştirmek kolay değil. Bire bir uygulamaya çalışmıyoruz; kendimize has uygulamalarımız var. Biz bir şeye inanırsak yaparız ama inandırmak asıl mesele; ondan sonra zaten çorap söküğü gibi geliyor. Biz insan kaynağına gerekli yatırımı yapmaktan çekinmiyoruz.

 

Bunun sonuçlarını almaya başladınız mı?

Bizi kısa vadeli değil, uzun vadeli sonuçlar ilgilendiriyor. İşimizin en zor yanı üretip satmaktır. Bunun için yapacağımız ilk şey insanımıza sahip çıkmak, ikincisi know-how’dır. Know-how hemen oluşmuyor. Türkiye, gelişmekte olan ülkeler kategorisinde ama sanayileşmiş ülkeler artık üretimlerini Türk firmalarına veriyor. Bu da know-how transferi demek. Ancak know- how kendimiz sahip olursak bize çok büyük bir avantaj sağlıyor. Çünkü niş markette kaymak tabakası için yarışıyoruz. Kaymak bitmeden bir şeyler almaya çalışıyoruz. Know-how dışarıda olursa işin kaymağını yedikten sonra geri kalan üretimi bize yaptırıyorlar. Bunun için bakanlık onaylı bir Ar-Ge merkezi kurduk. Tabii,  Ar-Ge merkezini teşvik almak amacıyla değil sonuç almak için kurduk. Şu anda dünya üzerinde 40’ın üzerinde faydalı modele, 10’un üzerinde patente sahibiz. Türkiye’nin Ar-Ge merkezleri sıralamasında, her sene 20 sıra atlamışız. Otomotiv yan sanayisinde en çok patent alan firmayız.

 

Gerçekten çalışan bir Ar-Ge merkezimiz var diyebiliyor musunuz?

Diyebiliyoruz, çünkü çıktıları üniversiteye gidiyor. Bu işin PR’ını yapan insanlar var ama bu iş bizim açımızdan böyle değil. Biz yapılan çalışmaların sonuçlarını ölçümlemek zorundayız. Biz 2008’den beri lityum iyon teknolojisini araştırıyoruz. “Biz bu işi dört dörtlük yaptık.” deyip kenara çekilmiyoruz. Türkiye’nin yerli otomobil projesine yönelik olarak 5 milyon dolar harcayıp lityum-iyon pil tesisi kurduk. Şu anda projeye adapte olmaya ve en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Çünkü rekabet çok daha kızıştı. Keşke bunu 8 sene önce yapabilseydik. Ama bizim açımızdan üretim teknolojisi sıfırdan üretildi, şimdi lityum-iyon teknolojisiyle ilgili üretim yapan bir fabrika var. Ve bu fabrika bu işi PR olarak yapmıyor, çıkmış sonuçları getirip önümüze koyabiliyor.

 

Ürünün geliştirilmesi için çalışmalar devam ediyor herhalde…

Ürünün imalat teknolojisiyle ilgili aşamayı geçtik. O aşamayı geçtikten sonra ürünü geliştirebiliyorsunuz. Orta bir proje ve satış yokken, kâr amaçlı firma olarak vizyonumuz enerji stoklamak olduğu için lityum iyon pil üretimine yöneldik. Kendi öz kaynaklarımızla SAN-TEZ projesi kapsamında ve ODTÜ işbirliği ile belli bir noktaya getirdik. Bir prototip tesisi kurduk ve çıkardığımız ürünü gün be gün geliştiriyoruz. Sadece otomotiv sektörü için değil aynı zamanda savunma sanayinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere savunma firmalarıyla işbirliklerimiz devam ediyor. Kısmet olursa önümüzdeki seneden itibaren lityum iyon teknolojisi üretimi sayesinde dışarıdan almak zorunda kaldığımız bütün ürünleri yapmış olacağız.

 

Geçmiş yıllarda yabancı ürün hayranlığı vardı ülkemizde. Ama sanırım bu şimdi tersine dönmeye başladı…

Ben bu konunun duygusal olmadığını düşünüyorum açıkçası. Çünkü sizin ürettiğiniz ürün kaliteliyse, ortaya bir katma değer çıkarabiliyorsa rekabette önünüz açık olur. Biz yerel pazarda tekelleşerek değil dışarıdaki rekabetle büyüyoruz. Bizim kalitemizin üstüne çıkabilen varsa biz de onun üstüne çıkmak için çaba gösteriyoruz. Tüketici de sonuç olarak ürünün kalitesine ve satış sonrası desteğine bakıyor.

 

Peki, fiyat bir avantaj sağlıyor mu?

En ucuzundan ucuz, en kalitelisinden kaliteli olmak zorundasınız. Kesinlikle sadece fiyatı bir avantaj gibi görüp de büyüyemezsiniz.  Ayrıca ürettiğimiz malı sadece Türkiye pazarında satmanın anlamı yok. Çünkü Türkiye’nin akü üretim kapasitesi zaten 20 milyona adede yakın ve ihtiyacın çok üzerinde. Üretimimizin yüzde 65’ini yurtdışına satıyoruz. Bugün Şili’den ABD’ye, Japonya’dan Avusturalya’ya kadar her yerde akümüz satılıyor. Bu iş milli duygularla değil, en kaliteliyi en düşük fiyattan satarak büyüdü.

 

Gerek içeride gerekse dışarıda nasıl bir rekabetle karşı karşıyasınız?

Türkiye’de çok saygın yerli firmalar var. Onlarla beraber tatlı bir rekabetimiz var. Sonuçta herkes malını satmak istiyor iç pazarda. Öte yandan marka değeriniz, marka inanılırlığınız arttıkça size olan talep artar. Talebi etkileyen en önemli sektör de otomotivdir.

 

Peki, sizin otomotiv sektöründe proje odaklı çalışmalarınız var mı?

Evet, var. Hyundai, Renault-Nissan ve Fiat gruplarıyla hem yurtiçinde hem yurtdışında çalışmalarımız var.

 

Türkiye’de süper ligdesiniz ama küresel çapta baktığımızda süper ligdeyiz diyebiliyor musunuz?

Şimdi yurtdışında da süper ligdeyiz. Tabii, şampiyonlar ligine çıkınca rakipler değişiyor. Rekabeti kıran kırana götürüyoruz. Yurtdışında da markalarımız ve bayilerimizle faaliyet halindeyiz. Güvenilirliğimiz kanıtlanmış durumda. Bizim üstümüzde ayrı bir sınıf yok.

 

Süper ligde olmak önemli ama orada tutunabilmek ve sürdürülebilir başarı sergilemek daha da önemli…

Bunu sayılarla konuşalım. İSO (İstanbul Sanayi Odası) ve TİM (Türkiye İhracatçılar Meclisi raporları bu işte ne kadar çaba gösterdiğimizi ortaya koyuyor. Biz her sene yüzde 15-20 büyüyoruz. Şu anda Türk Otomotiv Yan Sanayisinde ilk 30 firmadan bir tanesiyiz. Bu sene İSO ilk 500 firma sıralamasında 61 sıra birden yükseldik. Yerimizde tutunmak ve başarımızı sürdürülebilir kılmak için altyapımızı güçlendiriyoruz, kapasitemizi artırıyoruz, kalitemizi artırmak için insan kaynaklarına ve Ar-Ge’ye yatırım yapıyoruz. En verimli ve en ekonomik üretim için çaba sarf ediyoruz. Sonuçta olarak Yiğit Akü bugünkü başarısı için doğdu, çalışanları olarak bizler de bunun için eğitildik ve yetkinleştik.

 

Küresel güç haline gelmek için büyümenin şart olduğu, bunun yolunun da satın almalardan geçtiği söyleniyor. Yiğit Akü bu konuyu nasıl yorumluyor?

Belli bölgelerde satın almayla büyüyebilirsiniz. Onun için bir altyapının oluşması lazım. Biz çok daha farklı bir şey yaptık. Bazı firmaları know-how transferiyle üretimde bize bağımlı hale getirdik. Türkiye’de akü sektöründe know-how transferi yapan tek firmayız. Söz konusu firmalar bizim teknolojimizle büyüyorlar. Sıfırdan yarattığımız bu firmalar şu anda 200-250 bin adet akü satıyor. Fas’ta, Mısır’da, Azerbaycan’da böyle firmalar var. Şu anda ismini veremeyeceğim bir kıtada böyle bir yapılanmaya gittik. Dolayısıyla biz büyümemiz bu şekilde gerçekleştiriyoruz.

 

  1. Sanayi Devrimini nasıl yorumlarsınız? Yiğit Akü kendini bu konuda nasıl hazırlıyor?

Aslına bakarsanız 4. Sanayi Devrimi bir konsept olmaktan ziyade kaçınılmaz bir gerçektir. 4. Sanayi Devrimi yaptığınız işin otomasyonunun üst seviyede insandan bağımsız ve verimli olmasını gerektiriyor. Bu, bizim üretim tesisimizde zaten kaçınılmazlardan birisidir. Adına ister “4. Sanayi Devrimi” ister “5. Sanayi Devrimi” deyin bunu yapmak zorundasınız. Zaten bunu yapamazsanız rekabet edemezsiniz. Ancak tabii, bu vizyona sahip firma sayısı çok az. Yiğit Akü olarak bu vizyona uygun bir gelişim gösteriyoruz ve bugün iyi bir noktadayız.

 

Yurtdışı pazarlardaki gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz? Bugünkü konjonktürde beş yılda 150 ülkeye ihracat hedefinizi koruyor musunuz?

Türkiye’nin değil ama dünyanın sosyo-ekonomik yapısında birçok şeyin değişkenlik gösterdiğini göreceksiniz. Bir yıl çok iyi satış yaptığınız bir pazar ertesi yıl kapalı olabiliyor; mesela hiç beklemediğiniz bir yerde bir vergi duvarı karşınıza çıkabiliyor, hiç beklemediğiniz bir yerde siyasi gündem değişebiliyor. Rusya ile ilişkilerde yaşanan kriz buna en iyi örnektir. Önümüzdeki beş yılda 150 ülkeye ihracat yapma hedefimiz hala günceldir.

 

Orta vadede siz hedeflerinizi 5 yıllık mı koyuyorsunuz?

Bizim şu anda 10 yıllık vizyonumuz var ama 5 yıllık sayısallaştırılmış vizyonumuz da var. Beş yıllık vizyonun içerisinde her yılın büyüme oranları, satış hacmi, müşteri portföyü, pazar hedeflerimiz belirlenmiştir. Hedefsiz büyümek mümkün değil, bunların hepsi masanın üzerinde. Güncelleme yapmamız gereken yerde güncelliyoruz, ekleme yapmamız gereken yerde ekliyoruz. Bunlar statik değil dinamik hedeflerdir.

 

2017 Yiğit Akü özelinde nasıl bir yıl olarak sürmekte? Büyüme beklentileri nelerdir?

2017 yılı için yaptığımız bütçenin üzerinde bir rakamla ilk 5 ayı bitirdik. Bu sevindirici. Bizim için önemli noktalardan bir tanesi sezonsallığı olan bir firma olarak sezonsal dalgalanmaları önledik ve büyümemizi istikrarlı bir seviyede tutmayı başardık. Kasım ayında yeni bir fabrika açıyoruz. Orada lityum iyonpil üretimimiz olacak. Lityum iyon teknolojisini UPS’ler, elektrik üretim tesisleri gibi enerjinin stoklanması gereken ürünlerde ve yerlerde kullanıyoruz. Aynı zamanda endüstriyel akü bölümümüz de var. Orada da UPS aküsü, solar aküsü yapıyoruz. Komple sistem çözümleri sunuyoruz.

 

Kaydet