RÖPORTAJ — 1 Aralık 2017 at 23:42

TÜRKİYE FİNANS TİCARİ BANKACILIK GENEL MÜDÜR YARDIMCISI MURAT AKŞAM: KATILIM BANKACILIĞINDA İNOVASYON LİDERİYİZ!

by

 

Katılım bankalarının 2023 vizyonu kapsamında daha iyi ve daha yeni hizmetlerle öne çıkarak bankacılık sektöründen aldıkları payı artırmaya odaklandıklarına dikkat çeken Türkiye Finans Ticari Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Murat Akşam, Türkiye Finans olarak katılım bankacılığında inovasyon lideri olduklarına vurgu yaptı.

 

Katılım bankacılığı son yıllarda kamu kesiminin de rekabete girmesiyle yeni bir gelişim ivmesi yakaladı. Türkiye Finans Ticari Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Murat Akşam ile katılım bankacılığının gelişim sürecini ve Türkiye Finans’ın faaliyetlerini konuştuk.

 

Katılım bankacılığı son yıllarda hızlı bir gelişim içerisinde. Katılım bankacılığının temel farklılığını konuşacak olursak neler söylemek istersiniz?

Aslında katılım bankacılığı da konvansiyonel bankacılığın yaptığı işi yapıyor aşağı yukarı. Siz bir banka olarak nasıl bankacılık yapıyorsanız yapın firmanın işletme sermayesini finanse etmeniz lazım. Öncelikle katılım bankacılığında sistem bazı işleri finanse etmenize izin vermiyor. Onun dışında bildiğiniz gibi katılım bankaları parayı müşterilerinin faturaları için bu müşterilerin mal veya hizmeti aldıkları satıcıya öderler. Burada ödeme işleminin gerçekleşmesiyle beraber ödenmiş olan tutarın üzerine kâr payı eklenerek müşteriden taksitler hâlinde bu ödemeyi yapması istenir. Bu ödeme nakit ödeme yerine bir mal alım satımı şeklinde gerçekleşir. Bu yöntem aynı zamanda verilen kredinin amaç dışı, verimsiz ve spekülatif alanlara gitmesini önler. Konvansiyonel tarafta ise kredi müşterinin hesabına geçilir. Müşteri krediyi doğru bir şekilde kullanabileceği gibi gayrimenkul alımına veya yanlış yatırım enstrümanlarına yönlendirmiş olabilir.

 

İş yapış şeklinden başka faktörler de var mı sektörün gelişiminde?

Temelinde iş yapış şeklinden kaynaklanıyor. Onun dışında Türkiye Katılım Bankaları Birliği vasıtasıyla katılım bankaları 2023 vizyonu çerçevesinde bir çalışma yaptı. Bu çalışmada da pazar payını nasıl arttırabiliriz, daha iyi neler yapabiliriz, nasıl daha fazla yeni ürün sunabiliriz sorularına yanıtlar arandı. Bütün katılım bankalarının bir gayreti var. Sonuçta müşterinize daha yakın olup daha iyi hizmet ve yeni ürünler verdiğinizde siz tercih eder.

 

Son yıllarda kamu kesimi de katılım bankacılığı yapmaya başladı. Siz bu rekabeti nasıl yorumluyorsunuz?

Daha çok yeni… Bir bankamız 2015 yılında, diğeri 2016 yılında kuruldu. Sektörü çok radikal etkilemedi. Ama rekabet gerçekten hep ileriye götürüyor. O yüzden ben çok olumlu karşılıyorum rekabeti. Yeni ürün geliştirilmesi, pazar payının artması, daha yüksek kitlelere ulaşılması Türk bankacılığının gelişmesini de olumlu etkiliyor. Avrupa’dan daha iyi diyoruz. Çünkü rekabet bizi sürekli dinamik tutuyor. Dolayısıyla rekabet bizim için her zaman olumlu.

 

Banka sayısının artmasına ihtiyaç var mı katılım bankacılığında?

Tüm bankacılıkta katılım bankacılığının payı yüzde 4,8. Yüzde 95’lik potansiyel bir pasta var. Büyük projelerin finansmanını düşündüğümüzde belki bu pastanın 20-25’ini alamayabilirsiniz ama en az yüzde 70-75’lik bir pay kalıyor geriye. Herkes için potansiyel var bu ülkede. Ülkemiz dinamik, genç…

 

Peki, katılım bankacılığı dışarıdan rahat fon bulabiliyor mu?

Gördüğümüz kadarıyla bu, katılım bankacılığının artılarından bir tanesi. Evet, bulabiliyor. Biz özellikle TL tarafında daha uygun maliyette fon toplayabiliyoruz. Bu da bizi rekabet anlamında öne geçiriyor. Tabii, bunu artırmamız lazım. Çünkü herkes daha yükseğini istediği için TL tarafında sıkıntımız var. Döviz tarafında hiç öyle bir problem yok. Bugün yurt dışı piyasalardan özellikle biz Türkiye Finans olarak güçlü ortaklık yapımız sayesinde çok rahat borçlanabiliyoruz; o anlamda bir sıkıntımız olmuyor.

 

Katılım bankacılığında Türkiye Finans’ın konumunu konuşalım biraz da…

Aktif büyüklük açısından lider değiliz. Ancak inovasyonda, yeni ürün geliştirme ve müşteriye daha iyi hizmet verme anlamında Türkiye Finans öndedir. Zaten bildiğiniz gibi Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan Ar-Ge merkezi belgesi almış bir bankayız. Dolayısıyla ne söylemişsem onu burada uygulamaya çalışıyoruz. Müşterinin lehine, ihtiyacına uygun olmak durumundayız.

 

Önemli faktörlerden bir tanesi de yetişmiş insan gücü. Konu neler söylemek istersiniz?

Türkiye Finans’ın farklarından birisi de burada ortaya çıkıyor. Diğer bankalardan personel almaktan ziyade iyi yetişmiş, yabancı dil bilen, matematik ve pratik zekası olan, analitik düşünen, müşteri ile nasıl konuşacağını bilen, müşteriyi anlamayı, ona danışmanlık yapmayı bilen insan kaynağını kendimiz yetiştirmek istiyoruz. Biz bu sene başlattığımız MT (Management Trainee) eğitim programı kapsamında pırıl pırıl 25 üniversite mezunu arkadaşımızı yaklaşık 4 aydır eğitiyoruz. Bir aksilik olmazsa 1 ay sonra görevlerine başlayacaklar. Onlara çok ciddi eğitim verdik. Bu eğitim programlarını artırarak sürdüreceğiz. Dolayısıyla sektöre nitelikli insan yetiştirmede öncülüğümüzü devam ettireceğiz. Ben onlara şunu söyledim: Hepiniz banka genel müdürü gibi yetişeceksiniz, banka müdürüymüş gibi davranacaksınız; o zaman başarılı olursunuz.

 

Bankaların yüksek faizlerle yüksek kazançlar elde ettiği yönündeki yorumları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prensip olarak herkes aynı gemide ve herkes bu ülke iyi olsun istiyor ama ülkenin dışında herkes kurumu da iyi olsun istiyor. Müşteri ne kadar ucuz kaynağa erişirse biz de o kadar çok müşteri edinmiş olacağız. Dolayısıyla bunu tüm bankalar istiyor. Ama bankalar çok büyük organizasyonlar. Yatırılan sermaye çok büyük. Hiçbir sektörde bu kadar yüksek sermayenin yatırıldığı bir iş yok.  Şimdi o sermayeye göre getiriye baktığınızda bankalar birçok sanayi şirketinden daha az kazanıyor. Ama mutlak karlara baktığınızda 1 milyar, 2 milyar, 5 milyar gibi rakamlar algıyı değiştiriyor. Dolayısıyla kamuoyundaki yanlış algı mutlak rakamdan kaynaklanıyor.

 

Gelelim ucuz kredi kaynağına; aynı şekilde biz de çok istiyoruz bunu. Bugün bankaların sermaye yeterlilik rasyosu ortalaması yüzde 15’lerde. Dolayısıyla, 100 liralık pasifin 15 lirası öz sermaye. Geriye kalıyor yüzde 85. O yüzde 85’i bankanın bir yerden bulması lazım. Bunun için bankalar ya iç ve dış piyasadan ya da halktan borçlanır. Hadi diyelim yüzde 10’u dış piyasadan belli maliyetten sendikasyonla buldum. Kalan yüzde 75’i halktan mevduat olarak toplamam gerekiyor. Kredi alırken yüzde 5’i isteyenler mevduat yatırırken yüzde 5’e razı olmuyor. Bir de bankadan 5 yıl vadeli kredi istenirken mevduatın vadesi ortalama 3 ay oluyor. Bankanın bunu da yönetmesi gerekiyor. Dolayısıyla tabloya bakınca mevduatın ne kadar elzem olduğu görülüyor. Bir de ülkenin tasarruf oranını hesaba kattığımızda kıt mevduatın faizi de doğal olarak yükseliyor. Bu da kredi faizlerine maliyet olarak yansıyor.

 

Peki, Türkiye’de ticari kredilerin geri dönüşü ne durumda?

O konuda geçmiş krizlerden önemli dersler aldık. Bu önemli derslerden dolayı hem bankacılık sektöründe hem şirketler tarafında alarm verici bir problem yok. Bugün sorunlu kredilerin oranı büyük ölçekte 6-7 bankada yüzde 3’lerde, orta ölçeklilere baktığımız zaman bu rakamın yüzde 4-5’ler arasında olduğunu görüyoruz.

 

Son olarak, Faizsiz Finans Kanunu taslağını da konuşalım isterseniz…

Biz katılım bankacılığı kapsamında birtakım ürünleri sunmak istiyoruz ama Malezya gibi, Suudi Arabistan gibi ülkelerde sunulan bazı ürünler mevzuat yokluğu nedeniyle ülkemizde kullanılamıyor. Dolayısıyla bunun altyapısının düzenlenmesi lazım. Bu kanun çerçevesinde biz yeni ürünlerle ilgili önümüzün açılacağına inanıyoruz. Dünyada zorlu rekabet var; hızlı olmak zorundayız. Biz ne kadar doğru ve hızlı finansman yaparsak sanayicimiz de o kadar doğru ve hızlı rekabet yapacak.