RÖPORTAJ — 2 Temmuz 2018 at 13:33

MALTEPE ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ PROF. DR. ŞAHİN KARASAR: HEDEFİMİZ DÜNYADA İLK 500’E GİRMEKTİR

by

 

Yirmi ikinci senesinde, fiziksel altyapısını tamamlamış, akademik insan kaynağı gerçekten temayüz etmiş Maltepe Üniversitesi’nin kaliteyle ilgili bir sorunu olmadığını söyleyen Maltepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şahin Karasar, hedeflerinin daha nitelikli öğrencinin gelmesi ve üniversitenin dünya sıralamalarında ilk 500’e girebilmesi olduğunu vurguladı.

 

Maltepe Üniversitesi 20 yılı aşan tecrübesi ve kalitesiyle önde gelen vakıf üniversiteleri arasında yer alıyor. Son yıllarda daha nitelikli öğrenci çekmede başarı hedefini  yükselten Maltepe Üniversitesi devam eden akreditasyon süreci sonrasında uluslararası ligde de yükselmeyi hedefliyor. Tüm bu hedefleri ve güncel projelerini Maltepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şahin Karasar ile konuştuk.

Maltepe Üniversitesi’nde son iki senedeki yenilikleri değerlendirir misiniz?

Türkiye’de son iki yıldır biliyorsunuz; Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı’nın getirdiği yeniliklerle bir kalite ve akreditasyon vurgusu sıkça konuşulmaya başlandı. Sadece konuşulmakla kalmadı, Türk Yükseköğretimi açısından önemli adımlar atıldı. İlk defa bir yarı özerk diyelim kalite kurulu kuruldu YÖK’te. Yarı özerk dememin sebebi şu: YÖK Başkanının “Şimdilik YÖK’e bağlı ama kısa bir zaman sonra özerk bir yapıya kavuşacak.” şeklinde bir açıklaması olmuştu. Bu tabii, çok sevindirici ve umut veren bir şey yükseköğretim için. Kısa, orta ve uzun vadede dünyada edineceği yer açısından. Çeşitli akreditasyon kuruluşlarının dünya sıralamalarına da baktığımızda, öyle veya böyle ilk 500’de aşağı yukarı 15-20 üniversitemizi memnuniyetle görüyoruz. Bunların bir kısmının da vakıf üniversiteleri olduğunu görmek bir vakıf üniversitesi rektörü olarak beni ayrıca hem umutlandırıyor hem motive ediyor. Tabii, devlet kaynaklarıyla desteklenen üniversitelerin bu sıralamada üst sıralarda olmaları çok normal ve beklenen bir şey.

Maltepe Üniversitesi son iki yılda YÖK’ün düzenlemelerine paralel olarak eğitim, hukuk, tıp, mimarlık, mühendislik fakültelerinde sırlama ve baraj meselesinden dolayı çok daha nitelikli öğrenci almaya başladık. Bu da akademisyenlerimizin yayın sayılarını ve kalitesini olumlu etkiledi.

Maltepe Üniversitesi’nin tercih noktasındaki sırası nedir?

Maltepe Üniversitesi’nin tercih noktasında özellikle bazı bölümlerimize ve fakültelerimize artık ilk 1000’den ilk 2000’den ilk 5000’den çokça öğrenci almaya başladık. Bu bir vakıf üniversitesi açısından çok önemli bir gelişme. Maltepe Üniversitesi zaten 22. senesinde, fiziksel altyapısını tamamlamış, akademik insan kaynağı gerçekten temayüz etmiş bir yapı. Maltepe Üniversitesi’nin zaten kaliteyle ilgili bir sorunu yok. Ama önemli olan daha nitelikli öğrencinin gelmesi ve üniversitenin dünya sıralamalarında ilk 500’e girebilmesi.

Nitelikli öğrenciyle buluşma noktasında ne gibi çalışma yapıyorsunuz?

O noktada birkaç proje yürütüyoruz. Bir tanesi Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte yürüttüğümüz Ulusal Bilim Kampı projesi. Ulusal Bilim Kampı Türkiye’nin her tarafından seçilmiş nitelikli, yetenekli ve özellikle bilim alanında iddiası olan öğrencilerin bir araya geldiği ve bizim kampüsümüzde, bizim akademisyenlerimizin desteği ile gerçekleşen bir çalışmalar dizisidir. Bu atölye çalışmalarında öğrencilerimize mühendislik, tıp, sağlık, sosyoloji, psikoloji, felsefe, iletişim gibi bütün alanlardan bir şeyler katmaya çalışıyoruz. Üç ay süren bu çalışmanın bir bacağında Milli Eğitim Bakanlığı bir bacağında Maltepe Üniversitesi, bir bacağında da İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü var.

Bir başka çalışma da Çekmeköy Belediyesi’nin 4 yıldır yürüttüğü, Aziz Sancar ile başlayan Ali İzzet Begoviç’le devam eden, bu sene de Necmettin Erbakan’la devam eden bilim olimpiyatları gezisi. Bu çalışmada Maltepe Üniversitesi öğretim üyeleri olarak biz jürilerdeyiz. Maltepe Üniversitesi Kampüsünde gerçekleşiyor. Öğrenciler bu kampüste konaklıyor, çalışmalarını yapıyor. Jüri değerlendirmeleri sabahlara kadar bu kampüste yapılıyor. Sonra da bir sergi ve ödül töreniyle çocukların ürünlerini görüyoruz. Bilim olimpiyatlarına özellikle Balkan ülkelerinden ve Orta Asya ülkelerinden katlım oluyor. Kategori birincilerini Maltepe Üniversitesi tam bursu ile ödüllendiriyoruz. Yine İlçe Milli Eğitim müdürlüğü ile yürüttüğümüz proje kapsamında İstanbul Anadolu Yakasındaki proje okullarında her hafta akademik personelimiz öğretmenlere, öğrencilere ve öğrenci velilerine eğitim semineri yapıyor. Bu öğrencileri belli periyotlarda kampüsümüze getirip, tadımlık ders gibi, ilgilerine göre çeşitli fakültelerde derslere sokuyoruz. Bu noktada öğrencilerin ön oryantasyonu sağlanıyor, üniversite tercihlerinde de etkin oluyor. Özellikle lise 3 ve 4. Sınıf öğrencilerine bunu yapmamızın sebebi bu. Hocalarımızın da sektörde çok sayıda proje yapmasına özen gösteriyoruz. Çünkü sınıfta anlattığı işi dışarıda yapmış olması ayrı bir kabiliyet katıyor hocaya. Dolayısıyla biz öğrenci sayısı açısından iddialı değiliz ama öğrencinin kalitesi açısından çok iddialıyız. Rakiplerimizle eğitimin kalitesi açısından yarışıyoruz. Bu yarışta biz de varız dedirttik son 4 yıldır. Artık bundan sonra eğitimde nitelik ve akreditasyonlar üzerine ciddi hamleler ve ciddi başarılar Maltepe Üniversitesi’nde olacak.

Uluslararası arenada orta vadede temel hedefiniz nedir Maltepe Üniversitesi olarak?

Temel hedefimiz şu: Çok kısa zamanda uluslararası menşeili Blackboard eğitim uygulamasına geçiyoruz, derslerimizi interaktif yapabilmek için. Bir diğer çok önemli girişimimiz Türkiye’deki en üst akreditasyon kurulundan eğitimde akreditasyon almak üzereyiz. Diğer taraftan uluslararası akreditasyon kurumlarına da bütün fakültelerimizin başvuru takvimi planlandı. Bu noktada bütün dekanlarımız rektör yardımcımızın koordinasyonunda çalışıyorlar.

Yeni mi başladınız buna?

Evet uluslararası akreditasyon sürecine yeni başladık ama çok hızlı ilerliyoruz. Yabancı Diller Yüksek Okulumuz akredite oldu, Meslek Yüksek Okulumuz akredite oldu, Tıp Fakültemizin akreditasyon süreci tamamlandı; yakında akreditasyon belgemizi alacağız. Diğer fakültelerimizin de akreditasyon süreci devam edecek.

Biraz da gastronomiye değinelim, gastronomi de önemsediğiniz bir alan…

Gastronomi mükemmel merkezi olarak kabul ettiğimiz yerlerden birisi. Türkiye’de pek çok 5 yıldızlı otelde bulunmayan bir mutfak, bir patisera ve bir yemek salonu yaptık. Öğrencilerimiz sadece ders alıp pişirmekle yetinmiyorlar, ayrıca onları ikram da ediyorlar zaman zaman. Kendilerine ikram ediyorlar, bölüm öğretim üyelerine ikram ediyorlar, bizlere ikram ediyorlar. Dolayısıyla gastronomi alanında, mutfak sanatı anlamında halden, pazardan ürünün seçilmesinden başlayıp masaya servis edilmesine kadar bütün o estetik sürece, ustalık ve maharet sürecine hakim oluyorlar.

Tıpta da onkoloji ön plandaydı herhalde. Bu konuda neler yapıyorsunuz?

Kanser ve Kök Hücre Araştırma Merkezimizi 2014 yılında kurduk. İlk yıl kuruluş çalışmalarını tamamladık. Türkiye içerisinde, İstanbul içerisinde özellikle büyük devlet üniversitelerinden tıp öğrencilerini kanser ve kök hücreleri anlamında eğitmeye, yetiştirmeye başladık. Yaz ve kış dönemlerinde kurslar açıyoruz. Türkiye’nin pek çok devlet üniversitesinden öğrenciler ciddi miktarda maliyete katlanarak orada eğitim alıyorlar. Artık bu Türkiye sınırlarını aştı. Amerika’da belli merkezlerle iletişim ve işbirliği halinde çalışmalar yürütüyoruz. Orada ürettiğimiz çalışmalar hocalarımızın vasıtasıyla çok kıymetli uluslararası atıf alan dergilerde yayınlanıyor. Öğrencilerimiz için de gerçekten bulunmaz bir laboratuvar alanı tesis etmiş olduk.

Akademisyenlerinizin projeler ürettiğinden bahsettiniz konuşmanızda. O projeler sanayi işbirliğiyle mi, yoksa TÜBİTAK destekli mi yürütülüyor?

Genel olarak Avrupa Birliği, TÜBİTAK ve KOSGEB işbirliğiyle bu projeleri yürütüyoruz. Bir de İstanbul Kalkınma Ajansı ile yürüttüğümüz, tümü sosyal bilimler alanlarında ve insana dokunacak projeler var.  Özellikle dezavantajlı bölgelerde okul terkini önlemeye yönelik çalışmalar bunlar. Öğrencilerin okulu terk etmemesi için, okula ait hissetmeleri için neler yapılması gerektiği noktasında hem kendi uzmanlarımız hem de uluslararası işbirliği yaptığımız kurumlardan getirdiğimiz uzmanlarla belediyeler nezdinde çalışmalarımızı yürütüyoruz. En büyük paydaşlarımız Çekmeköy, Sancaktepe ve Sultanbeyli Belediyeleri. KOSGEB’in Marmara Bölgesinde çözüm ortağıyız. KOSGEB’in bütün proje değerlendirmeleri çoğunlukla Maltepe Üniversitesi Öğretim Üyelerinin katıldığı jürilerle bizim kampüsümüze gerçekleşiyor. Yine kendi hocalarımızın yürüttüğü çok sayıda TÜBİTAK projesi var. TÜBİTAK projeleri biyoloji, gastronomi, mühendislik, elektrik elektronik yazılım alanlarında. Bir de yenilenebilir enerji merkezimiz var. Özellikle Enerji Bakanlığı’nın son dönemde enerji meselesine üniversitelerin ilgisini çekmesi sonucunda biz de 2-2,5 milyon Avroluk bütçe ayırdık yenilenebilir enerji merkezimize. Orada da çalışmalarımız hızla devam ediyor.

Ne yapıyorsunuz o alanda?

Şimdi alternatif enerji kaynaklarına da bir parça yoğunlaşmak istiyoruz. Çünkü literatüre baktığınız zaman artık güneş, rüzgar tamam ama bir de füzyon enerjisinden çok daha küçük ve sınırlı alanlarda yaratabilecek, üretilebilecek yüksek enerjiden bahsediliyor. Dolayısıyla hem araştırma görevlilerimizi hem öğretim üyelerimizi bu alanlarda araştırmaya teşvik ediyoruz. O araştırmalar için gerekli laboratuvarları, gerekli teçhizatı sağlıyoruz. Bu noktada onlara mutfağı oluşturup, malzemeyi hazırlayıp araştırın, geliştirin, bulun patent alın demek kalıyor. Türkiye’de bilime dolayısıyla dünyada da bilime katkı verilmesi için verilen karşılıksız bir katkı bu. Tabii, bu sebat etme meselesi, sürdürülebilir olma meselesi. Dolayısıyla o anlamda da öğrencilerimizin ve öğretim elemanlarımızın geliştirdiği her proje başına belli miktarlarda teşvikimiz var. Bu da ayrı motivasyon oluyor tabii.

Sürdürülebilirlik demişken, eğitim ve öğretimde sürdürülebilirliğin temel ilkeleri neler olmalı size göre?

Naçizane bence işin kaideleri ve kuralları geniş bir mutabakatla belirlenmeli, ortaya konmalı, çok sık değişmemeli. Ve o minval üzere de eğitim ve öğretimde milli ve manevi değerlerine sahip uluslararası mecrada kendine yer edinebilen, adından söz ettirebilen, rekabet edebilen bireyler yetiştirebilmek. Türkiye’nin ve gelişmekte olan ülkelerin sıkıntısı bence bu.

Eğitim ve öğretimde Türkiye’nin sahip olduğu model miadını doldurmuş bir model midir? Eğitimde yanlışlıklar, aksaklılar sizce nelerdir?

Aslında modelle ya da aksaklıklarla ilgili çok somut bir şey söylemek mümkün değil. Çünkü dünyada bütün ülkelerde eğitim konusunda yeni arayışlar olduğunu görüyoruz. Özellikle üniversite düzeyinde her ülkenin her üniversitesi neredeyse nasıl fark yaratabilirim de öğrencime farklı bir şeyler katıp onu mezun ederim düşüncesinin peşinde. Bu bir parça da yeni nesli öğrenme biçimi, öğrenme mecraları, öğrenme platformlarıyla ilgili… Tabii, sınıf içi öğrenmenin modası şundan dolayı geçti; medya hayatımızda çok hakim bir yere geldi. Özellikle görsel ve dijital platformlar öğrencilerin, gençlerin günlük yaşamında çok önemli hem zaman ve yer tutmaya başladı. Bu noktada öğrencilerin etkileşimi, görerek izleyerek öğrenme becerileri artmaya başladı. O artınca da klasik sınıf içi kitap, defter, kalem gibi enstrümanlar artık ikinci plana düştü. İşin akademik kısmı buna çok adapte olamadı ve olamıyor da. Hala konvansiyonel yöntemlerle dersini işlemek isteyen ve haklı olarak da onun çok daha verimli olduğunu savunan arkadaşlarımız var. Fakat burada önemli olan haklı ya da haksız olmak değil, sahip olunan bilgiyi ve beceriyi sınıf içerisinde ya da dışarıda öğrenciye aktarabilmek. Dolayısıyla bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de arayış var. Teknoloji destekli yeni eğitim modelleri üretilmeye çalışılıyor. Aslında kaliteden ödün vermeden, bilimsel yaklaşımı terk etmeden, eğitim-öğretim ve bilim alanına karşılıksız, beklentisiz kaynak ayırarak bir model oluşturulmalıdır.

Üniversite sayısının sürekli artış göstermesini nasıl karşılıyorsunuz?

Dünya standartlarına baktığınızda, ülkenin nüfusu ve sahip olduğu üniversite sayısı ve üniversitelerde okuyan öğrenci sayısı açısından artış olacağı görülüyor. Fakat buradaki önemli mesele üniversitedeki öğretim üyelerinin niteliği ve bir öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı. Maltepe Üniversitesi olarak hep şununla övünüyoruz: Bir öğretim üyesine 25-30 öğrenci düşüyor. Dünyada ideal olan da 20 zaten. Biz de ona çok yakınız. Ama bazı üniversitelere bakıyorsunuz bir öğretim üyesi başına 150-200 öğrenci düşüyor.  YÖK’ten açıkçası bir rektör olarak bunun daha yakından takip edilmesini bekliyorum. Bir öğretim üyesine 25 öğrencinin düştüğü üniversitenin YÖK nezdindeki değerlendirilmesiyle 200 öğrenci düşen üniversitenin değerlendirilmesinin farklı olması gerekiyor. Dolayısıyla bu kalite ve denetleme süreçleri açısından dikkate alınması gereken çok fazla nokta var. YÖK, metrekare başına düşen öğrenci sayısı gibi parametreleri dikkate almaya başladı artık. Bizim kampüsümüz İstanbul ve Türkiye’nin sayılı kampüslerinden. O anlamda çok avantajlıyız tabii.

Önümüzde bir tercih süreci de söz konusu. Burada üniversite hayatına merhaba diyecek gençlere neler söylemek istersiniz?

Ben öncelikle sınava giren bütün adaylara başarılar diliyorum. Hepsine haklarında ne hayırlıysa o nasip olsun. Bu noktada tercih edeceklerin, puanları geldikten sonra tercih edecekleri üniversiteleri mutlaka görmelerini, dersliklerini, laboratuvarlarını, sınıflarını, mekanlarını, kampüsü görmelerini, öğretim üyeleriyle tanışmalarını, sohbet etmelerini ve bilgi almalarını naçizane tavsiye ediyorum. Ki 4 ile 6 yılını geçirecekleri ve hayatlarının en önemli dilimi olan bu yılları geçirecekleri ve ondan sonraki yıllarını şekillendirecekleri kurumu tanısınlar, bilsinler. Ona göre tercihlerini yapsınlar. Hem bilimsel hem mesleki olarak donansınlar ve sektöre adım atsınlar.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*