MAKALE — 5 Aralık 2018 at 13:27

MUTLU PATRONLAR DAHA ÇOK KAZANIYOR!

by

PSİKOTERAPİST ŞEYDA BETÜL KILIÇ

Sabah olduğuna inanmak istemiyor musunuz? Sizin için sabah demek iş demek, iş demek ise suratı asık ve tatminsiz patron mu demek? Günlerden pazartesi olmasa bile işe gidecek gücü kendinizde bulamıyor musunuz? Bir haberim var; siz de çok kızdığınız patronunuz gibi mutsuzsunuz.  Bu sonuç hiç sürpriz değil çünkü İç karartan ve ne yaparsanız yapın kendinizi özel hissedemeyeceğiniz bir iş ortamında mı çalışıyorsunuz. Sonuç şu ki, sizin gibi mutsuz bir işvereniniz var ve sizin onu mutlu etmeniz pek mümkün görünmüyor. Bu durumun Türkiye’ de yüzlerce çalışan için geçerli olduğunu ispat edelim mi? Hadi herhangi bir toplu taşıma beklediğiniz bir anı hayal edin. Şimdi duraktakilerin yüzlerine bakın. Şimdi de metrobüsteki neredeyse ağlayacak gibi ve yılgın amcaya bakın. Asabı bozuk, her an çatacak yer arayan uykusuz kadınları görüyor musunuz?

Genel olarak sebepleri olduğuna inanalım ya da inanmayalım mutsuzuz. Fakat evde anne, işte patron veya yöneticiler mutsuzsa işte orda sistemler bozuluyor. Olumlu geribildirimler zayıflıyor. Takdir ve onay davranışları yerini, eleştiri ve kıyasa bırakıyor. Evde çocuklar, işte ise çalışanlar kendilerinin değersizliğine her geçen dakika daha fazla inanıyorlar. Emeğin takdirle karşılanmadığı her iş, yıldırıcıdır. Daha da ilginci bir işçi, yaptığının iyi mi kötü mü olduğunu ona ayna tutan işvereninden anlar. Kaliteli iş alkış beklerken, hatta kalitesiz işçilik kendine mecra bulur. Nasılsa iyi ile kötü patron için aynı anlama geliyordur.

Mutluluk, genel olarak yaşamın en temel amacıdır ve tüm bireyler mutlu olmak isterler. Ekonomistlerin mutluluk konusunu ele almalarının başlıca üç̧ sebebi vardır. Bunlardan ilki ekonomi politikasıdır. İkincisi kurumsal koşulların etkisi, yani hükûmetin güvenilirliği ve bireysel refah için sosyal sermayenin büyüklüğüdür. Üçüncüsü ise öznel refahın oluşumunu anlayabilmektir (Frey ve Stutzer, 2002). Çoğu insan için mutluluk, yaşamdaki en önemli amaçtır (Gilman vd., 2000: 135). Mutluluk, kişinin yaşamını kendi değerlerine göre dolu, anlamlı ve huzurlu bir şekilde algılama sürecidir. Kafası karışıklar için en cazip iş düşüncesiz alışveriştir. Para ekonomisi ilginç bir şekilde daha mutlu olduğumuzda çok daha mümkün. Stresin etkisiyle daha da dürtüselleşiyoruz ve anlık haz için sonucu pişmanlık getirse de alma davranışına giriyoruz. Kısacası mutluluk ekonomisi yeni tanıdığımız ama öğrenmeye mecbur olduğumuz tanımlardan. Mutlu insanlara özenmiyoruz fakat mutlu insanların yaşam standartlarına özeniyoruz. Bu durumda mutlu olma serüvenimizi daha da yavaşlatıyor. Çünkü ancak kendimizi kıyasladığımız kişi kadar iyi koşullara ulaşırsak yüzümüzün güleceğine inancımızı sonsuz. Almanya’nın Bonn Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre insanları zenginlikten ziyade, başkalarından zengin olma duygusu mutlu etmektedir. Avrupa’da gelirin artmasının insanların mutluluğunu artırmamasını buna bağlayan Prof.Armin Faik, bu artışın sadece yaşam kalitesinde artışa neden olduğunu belirtmektedir. (Faik and Knell, 2004)

Gelelim meselenin son cümlelerine… Milletçe biraz onay ve gerçek olumlu geri bildirme muhtacız. Yakıp yıkmadan, sevecenlikle, düzelmesini umarak, yol gösteren patronlar, yöneticiler ve hatta liderler, onunla yol alan ekibine güven veriyor. Güven istikrarı ve mutluluğu getiriyor. Çalışma hayatında, bir üstünden olumlu bir geri bildirim, onay, takdir almış bir baba da evine gülen gözlerle giriyor. Hayatlarımız daha yaşanası oluyor. O zaman sevgili işverenler, liderler ve onların ekibindekiler, lütfen biraz daha tolerans, hoşgörü, hassasiyet… Bir çalışanın kendini değerli ve işe yarar hissettiği iş ortamı onun cennetidir.