RÖPORTAJ, VIP — 8 Mart 2019 at 15:26

GEBZE ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI VAHİT YILDIRIM: TÜRK SANAYİSİ YENİ BİR VİZYONLA BAŞTAN AŞAĞI YENİLENMELİ!

by


Türkiye’nin Atatürk sonrası dönemde sanayide bir vizyon oluşturamadığına dikkat çeken Gebze Organize Sanayi Bölgesi (GOSB) Yönetim Kurulu Başkanı Vahit Yıldırım, sanayinin yeni bir vizyonla baştan aşağı yenilenmesi gerektiğine vurgu yaptı.

Türk sanayisinin nabzının attığı en önemli bölgelerden birisi de Gebze Organize Sanayi Bölgesidir. Bu örnek OSB’nin Yönetim Kurulu Başkanı Vahit Yıldırım ile ülkemiz ekonomisinin sorunlarını finansmandan markalaşmaya, Endüstri 4.0’dan sanayi politikalarına kadar konuştuk.

Malumunuz ülke olarak hem seçim arifesindeyiz hem de ciddi anlamda ekonomik sorunlarımız olduğunu görüyoruz. Şimdi deniliyor ki; yeni bir vizyon, yeni bir milat olarak yol haritası belirlemek ülke için elzem. Sizin genel bakış açınız nedir bu anlamda?

Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar; Atatürk sonrası dönemde Türkiye’nin üretim, sanayi, markalaşma, katma değerli üretim ve ihracat konularında bir vizyon oluşturulamamış. Bunlar sadece söylemde kalmış. Katma değerli üretimi, sanayisi, markası ve ihracatı olmayan bir ülke kalkınamaz. Bunu bugün de yaşıyoruz.

Yani söylemden eyleme geçmemiz gerekiyor…

Tabii, eylem olmadıktan sonra istenen hedeflere varamayız. Bugün Türk sanayicisi şirketlerinin kabiliyetleriyle bir şeyler yapmaya çalışıyor. Ama bu da tabii çok cılız kalıyor. Kıran kırana yarışın olduğu bir dünyada arz-talep dengesi talebin lehine bozulmuş durumda. Bir taraftan Endüstri 4.0 konusunda ilerlemiş ülkelerle rekabet ederken diğer taraftan devleti tarafından sağlanan hammadde sübvansiyonlarıyla desteklenen orta ve büyük ölçekli yabancı firmalarla da yarışmaya çalışıyoruz.

Peki, bir sahipsizlik mi var?

Aslında sahipsizlik demeyelim ama yönetenlerle yatırımcıların aynı dili konuşamadığı açık. Diğer tarafta olmazsa olmaz finans sektörü var. Orada da sorunlarımız var. Yani biz birbirimizi suçlayarak, birbirimize güvenmeyerek, birbirimizle istişare etmeyerek bunları aşamayız. 81 milyonluk Türkiye’nin ihracatı rakamı bir Güney Koreli firmanın yıllık cirosu kadar. Oturup, külahımızı yere koyup tekrar düşünmemiz lazım. Birçok konuda da deyim yerindeyse kanunu yeniden yazmak lazım. Onlarca yıldır yapılan yanlışlara devam edip düzelecek bir şeyin olduğuna ben inanmıyorum. Uzun yıllardır içinden çıkamadığımız orta gelir tuzağında bir sanayi yapısı var. Burada gerçekten çok ciddi önlemler almak lazım. KOSGEB, Eximbank veya diğer bankalar eliyle verilen krediler iyi sorgulanmalıdır. Eğer bizi orta gelir tuzağından kurtaracak sektörlere yatırılmıyorsa o kredilere vize verilmemelidir. Ayrıca bu kuruluşlar bu anlamda bizlere danışmanlıklarıyla yol göstermelidir. Çünkü sanayicimiz de bu bilinç düzeyinde değil. Düşük katma değerli üretim yapmaya devam ettiği halde yatırım yaparak kapasitesini artırmaya çalışan bir Türk sanayisinden söz ediyoruz. Bu durumdan çok çabuk kurtulmamız lazım. Yeni bir vizyonla sistemin baştan aşağı yenilenmesi gerekiyor. Bunun için de 5 yıllık, 10 yıllık, 20 yıllık hedefler koyabilmemiz lazım. Eğer bir ülkede üretim varsa o ülkede adalet olur, sağlık olur, eğitim olur.

Yeni oluşan kabineye baktığımızda bakanlıklar çoğunlukla reel sektör kökenli. Ama bakıyoruz sanayicinin istediği şeyler yine olmuyor. Bunun sebebi nedir sizce?

Sadece kabinede bir bakanın değişmesi yetmiyor. O bakanın çalışacağı alt kadroların da o bakanın vizyonunda olması lazım. Bugün dünyanın en zengin iş insanını göreve getirin; beraber çalışacağı insanlar onun vizyonunda, kültüründe ve tecrübesinde değilse başarısız olur. Ayrıca darmadağın olmuş bir sistemi dünyanın en zeki insanını getirseniz de bir senede düzelmesini bekleyemezsiniz.

Siz siyasette ekonomi için, sanayi için ışık veren bir düşünce, bir politika görüyor musunuz şu an?

Hayır, ben şu anda öyle bir şey görmüyorum kesinlikle. Üretimde, yatırımda olmazsa olmazların başında finansman gelir. Ama biz şu anda finansmana ulaşamıyoruz. Farz edelim ki finansmanı da bulduk, bu faizlerle kim yatırım yapabilir? Ülke notumuz düşük olduğundan yurt dışından kaynak bulmak çok zor. Ama birbirimizin moralini yüksek tutmalıyız. Gerçekten biz birbirimize lazımız. Biz birbirimizi kurtaracağız. Dolayısıyla gerçekleri konuşmak ama paniğe kapılmadan mücadeleye devam etmek lazım. Diğer taraftan başarı hikayesi olan insanları, firmaları ve organize sanayi bölgelerini biraz ön plana çıkarması lazım. Bunu yapmak çok basit ama maalesef bu yapılmıyor.

Markalaşmak çok önemli. Biz küresel markalaşmada niye başarı hikayesi yazamıyoruz? Yoksa inanmıyor muyuz buna?

İnanmamaktan ziyade yaşamda her şeyi zamanı geçmeden yaparsanız kolay yaparsınız. Bizim markalaşmayla ilgili, üretimle ilgili, üretimde katma değerle ilgili yatırımlara 80’li yıllarda başlamamız lazımdı. Artık bu saatten sonra zor olacak. Ülke politikamız ve sanayi kuruluşlarının vizyonları buna uygun olsaydı bugün Türkiye, iddia ediyorum Güney Kore’nin belki üç katı sayıda markası olan bir ülke olacaktı. Abartmıyorum, 1 trilyon dolara yaklaşık ihracatı olan bir ülke olurdu. Çünkü nüfus, jeopolitik durum buna müsait. Dolayısıyla Avrupa’nın bütün ihtiyacını karşılayan bir ülke olurduk. Özetle biz o fırsatı kaçırdık. Bu saatten sonra araba üretip araba markası sahibi olmak, beyaz eşya üretip beyaz eşya markası sahibi olmak ya da herhangi bir katma değeri yüksek üretim yapıp onda dünya devi, dünya lideri olmak çok zor. Çünkü siz bunu yaptığınızda, rakibiniz sizin üretiminizin 300 katı, 500 katı üreten bir marka olmuş. Böyle bir üretimi yapsanız dahi satıp satamayacağınızı bilmiyorsunuz.

Peki, bundan sonra nasıl bir sürdürülebilir modele sahip olmalıyız?

Şimdi aslında burada iki şey var yapılması gereken. Bir tarafta kendi ülkemizin ihtiyaçları var. Türkiye 81 milyon nüfusuyla Türk insanının ürettiğini kullanabilecek bir potansiyele sahip. Bir de ciddi ithalatımız var. İthal ettiğimiz ürünleri ülkemizde üretmek bizi belli yerlere götürür. Bu konuda ülke yatırımcılarının önünü açacak politikalar uygulanmalıdır. Öte yandan dünyada rekabet edilecek sektörlerle ilgili devlet yatırımcıya sübvansiyon sağlamalıdır. Güney Kore bu şekilde firmalarını sübvanse etti.

Endüstri 4.0 ile ilgili neler söylemek istersiniz?

Türkiye daha orta gelir tuzağından çıkamamışken Endüstri 4.0’ı nasıl konuşacağız? Toplantılarda konuya ilişkin söz söyleyenler yeterli bir veriye sahip olmadan konuşuyorlar. Bizim tabii ki Endüstri 4.0 ile ilgili hamleleri, atılımları yapmamız lazım. Ama bunun için kaynağa ihtiyacımız var. Bunun sonrasında üretim ve ihracat için işletme sermayesine ihtiyacımız olacak. Yani o kadar çok parametre var ki tek başına olacak şeyler değil bunlar. Bunun simülasyonunu yapmak lazım. Şu anda yapılan pek bir şey yok. Kısa zamanda da çok fazla bir şey beklememek lazım.

Son olarak, ülkemizdeki STK’ların varlık nedenlerini de konuşalım isterseniz…

Öncelikle Türkiye’de, STK’nın tanımına ve STK var mı ona bakmak lazım. Türkiye’deki STK’ları siyasetçiler hem iktidar hem muhalefet ne kadar dikkate alıyor ona bakmak lazım. Türkiye’de gelişmiş bir STK kültürü olduğunu ben düşünmüyorum. STK’lar Türkiye’de şöyle çalışır: özellikle o STK’nın başına gelebilmek için ciddi bir mücadele verirsiniz. Sonra oraya başkan olursunuz ve yönetim kurulunu oluşturursunuz. O saatten sonra o kartviziti kendi menfaatiniz için kullanırsınız. Herhangi bir toplantıda o STK’nın görüşünden ziyade kendi şahsi menfaatiniz için bir şeyler istersiniz. Artı, siyasetçinin hoşuna giden sözler söyleyerek kendinizi ona kabullendirmek istersiniz. Bu yukarıdan aşağıya geçerli bir durum. Ben şahsen siyasetçi olsam STK’ların söylemlerinden rahatsız olurum. Biz her şeyi bu kadar mı iyi yapıyoruz da sizin eleştiriniz yok diye sorarım. Ama maalesef Türkiye’de bu kültür oluşmamış. Oysa gelişmiş demokrasilerde siyasetçilerin en çok çekindiği kuruluşlar STK’lardır.