RÖPORTAJ — 3 Nisan 2019 at 23:57

ÖZEL MEDLINE ADANA HASTANESİ GENEL DİREKTÖRÜ OP. DR. MUSA İNAL: AKREDİTASYON SAĞLIK TURİZMİ AÇISINDAN HAYATİ ÖNEME SAHİP!

by

Özel Medline Adana Hastanesi olarak kurulduklarından bu yana uluslararası akreditasyonun önemini kavrayan bir hizmet anlayışına sahip olduklarını ifade eden Özel Medline Adana Hastanesi Genel Direktörü Op. Dr. Musa İnal, uluslararası akreditasyonun sağlık turizmi açısından hayati öneme sahip olduğunu vurguladı.

Uluslararası akreditasyonlar sağlık sektöründe standartlaşmayı sağladığı kadar, sağlık turizmi açısından da büyük öneme sahip. Ülkemizde yaklaşık 1.600 sağlık kuruluşu içerisinde akreditasyona sahip kırka yakın kuruluş var. Bunlardan biri de Özel Medline Adana Hastanesi. İlk olarak 2010 yılında JCI’dan (Joint Commission International) akreditasyon alan hastane 2013 ve 2016 yıllarında bu akreditasyonu yeniledi. Dördüncü yenilemeyi de Mart ayı içinde gerçekleştiren Özel Medline Adana Hastanesi’nin akreditasyon süreçlerini ve sağlık sektöründeki gelişmeleri hastanenin Genel Direktörü Op. Dr. Musa İnal ile konuştuk.

Dilerseniz öncelikle hastanenizin akreditasyon yenileme konusuyla ilgili başlayalım söyleşimize…

Akreditasyonun amacı sağlık hizmetindeki tedavi süreçleri, hastanenin işletilmesi, hastaların ve yakınlarının hastaneden maksimum düzeyde faydalanarak çıkmaları ve hastanede çalışanların kendi sağlık ve güvenliklerini koruma konularında standartlar oluşturmaktır. Bizim aldığımız JCI akreditasyonunda 1.200’e yakın standart var. Ve bu standartlar sürekli olarak bu uluslararası kuruluş tarafından takip ediliyor. Bunlar enfeksiyon oranlarından tutun da yoğun bakımda ölüm oranlarına hatta el yıkama oranlarına kadar uzanan çok kapsamlı bir çalışmanın içinde yer alıyor. Bu çalışma bir kitapçık halinde hastanemizin bir kaydını oluşturuyor. Herkes bu standartları yerine getirdiğinde de hastanelerin vardığı yer sağlıklı ve mutlu insanlar oluyor. Maalesef ki bu akreditasyonun Türkiye’deki farkındalığı çok da fazla değil. Bunu Türkiye’de çok fazla bilen yok. Ancak bu özellikle sağlık turizminde çok önem arz ediyor. Başka bir ülkeye gidip tedavi olmak isteyen kişi bilinçli bir şekilde gideceği hastanenin uluslararası akreditasyona sahip olarak işletilip işletilmediğini önceden görmek istiyor. Bunun sonuçlarına göre de yurt dışından tedavi olmaya geliyor. Türkiye’de 500’e yakın özel hastane, yaklaşık 800 kamu hastanesi ve irili ufaklı diğer sağlık kuruluşlarıyla birlikte 1600 sağlık kurumu var. Bu 1600 kurum içerisinden Türkiye’de şu anda sadece 38 tanesi uluslararası akreditasyona sahip. Tabi gönül isterdi ki Türkiye’de daha çok sağlık kuruluşu akreditasyon alsın. Biz de kurulduğumuz 2009 yılından hemen sonra başvurarak 2010 yılında ilk kez JCI (Joint Commission International) nezdinde akredite olduk. 2013 ve 2016 yıllarında akreditasyonumuzu yeniledik. Dolayısıyla bu uluslararası akreditasyona uygun standartlarda hizmet veriyoruz ve 3 yılda bir denetim görüyoruz. Dördüncü denetimimizi geçtiğimiz günlerde başarıyla tamamladık. Her defasında uluslararası akreditasyon şartları biraz daha zorlaşıyor. Çünkü biz yeni açılan bir hastane değiliz, 10 yıldır hizmet veriyoruz. Böyle olunca bizden daha yüksek standartlarda hizmet vermemiz bekleniyor.

Peki, Türkiye kendi akreditasyon kurumunu kurdu mu?

Bununla ilgili Türkiye’de bir akreditasyon kurumu olan Türkiye Sağlık Hizmetleri Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü (TÜSKA), ISQua’nın (The International Society for Quality in Health Care) üyesidir. Sağlık Bakanlığı’nda bununla ilgili çok uzun çalışmalar oldu ve sonunda Türkiye’de de bir akreditasyon kuruluşu kuruldu. Bu gurur verici bir şey. Bundan çok mutluyuz. Tabi ki biz de ülkemizin akreditasyon kurumundan akreditasyon almak istiyoruz. Sağlık Bakanlığı’nın bununla ilgili ciddi çalışmaları var, tüm hastanelere akreditasyon verme hedefleri var. Ben önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin sağlık sisteminden çok ümitliyim. Çünkü akreditasyon bir hastanede her başhekimin, her doktorun, her hemşirenin, her çalışanın hastaya en iyi sonuçları doğuracak standartlarda hizmet vermesini sağlıyor.

Peki, bunun geriye dönüşleri sağlık turizmi olarak baktığımızda, alınıyor mu sizce?

Alınıyor. Tabi ki biz de sağlık turizmini çok önemsiyoruz. Çünkü sağlık turizmi şu an Türkiye’ye en önemli döviz kazandıran hizmet sektörlerinden bir tanesi durumunda. Özellikle çevre ülkelerindeki sağlık hizmetlerinden çok çok daha iyi bir hizmet kalitesine sahibiz. O ülkelerdeki sağlık yatırımları neredeyse durmuş durumda. Sağlık yatırımları Türkiye’de çok iyi ve bu nedenle de Türkiye’yi tercih ediyorlar. Öte yandan TÜİK istatistiklerine göre ortalama bir turist Türkiye’de 600 dolar harcarken, ortalama bir sağlık turisti 10 bin dolar harcıyor. 2017 rakamlarına göre Türkiye’nin yaklaşık 7 milyar dolarlık bir sağlık turizmi geliri var. Sağlık Bakanlığı’nın 2023 hedefi 20 milyar dolar. Bu işi dünyada en iyi yapan ülke ise Amerika. Hastaneleriyle, klinikleriyle, otelleriyle, dinlenme tesisleriyle, teknolojileriyle bu alanda çok ileriye gitmişler. ABD’yi, İngiltere ve Almanya takip ediyor. Biz de dördüncüyüz. Ama toplam miktara baktığımız zaman gelir makası çok açık.

Bu açık pazarlamadan mı, donanımdan mı, yoksa insan kaynağından mı kaynaklanıyor?

Bence açığımız hizmet kalitemizde. Yani bizim hizmet kalitemizi Amerika’ya göre yükseltmemiz lazım. Aslında en büyük pazarlama argümanı memnun edilmiş hastadır. Bizler daha çok, tavsiyeyle hasta çekeriz, bilbordlarla vs. değil… Bir hastanenin tavsiye edilmesi için de hasta ve hasta yakınlarını mutlu etmeniz lazım. Havaalanında karşılamadan, hastanın diline, dinine, örfüne uygun bir ortam hazırlamaya, damak zevkine uygun yemekler hazırlanmasından sağlık turizmine inanmış hekim ve hemşirelerinize ve tabii kullandığınız yüksek teknolojiye kadar yapılması gerekenler var. İkinci önemli konu da iyi bir tanıtım yapmaktır. Hasta iyi bir tanıtım ve iletişim ister. Hastalar ülkelerine döndüklerinde, tedavi sonrasında bize ulaşabilmek istiyorlar. O ülkelerde ofislerimiz olursa bir sıkıntı olduğu zaman o ofisten yardım alabiliyorlar. Dünya böyle yapmış. Sağlık Bakanlığı da bir şirket kurarak diğer ülkelerde ofis açmaya başladı. Başarılı olursa Türkiye’nin ve özel sektörün sağlık turizminde önü çok açılır. Bir de insanlar sağlık hizmeti alabilmek için bürokratik işlemlerin kolay bittiği ülkeleri tercih ediyorlar. Bu konuda da birtakım düzenlemelere ihtiyaç var.

Siz genel manada Türkiye’de sağlık sektörünün gelişimi ve değişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şehir hastaneleri Türkiye için gerçekten gurur verici yatırımlar. Çok güzel, ileri teknolojilerle donatılan binalar yaparak hastalarımızı tedavi ediyoruz. Ünitelerin bir yerde toplanması insan kaynağı açısından faydalı. Vatandaşlarımız açısından da son derece memnunlukla karşılanıyor. Çok güzel cihazlar da var. Fakat bir sağlık tesisini ne kadar iyi yaparsanız yapın, eğer onu yönetecek profesyonel kişiler yoksa o binanın, o cihazların çok da bir anlamı olmuyor. Türkiye’de maalesef sağlık yönetimi ve sağlık yöneticisi yetiştirme konusunda biraz geç kaldık. İşletme yönetimi, hastane yönetimi, sağlık yönetimi alanlarında herhangi bir eğitim almamış ama branşlarında çok başarılı oldukları için hekimleri, cerrahları vb. kişileri şehir hastanelerinin başına getirdik. Dünyadaki örneklerine baktığımızda hastanelerin başına getirilen kişilerin doktor olduktan sonra sağlık yönetimi, hastane yöneticiliği alanlarında eğitim aldıklarını görmekteyiz. Bu eğitimi aldıktan sonra bu kişinin bir yönetici yanında bir stajyerlik dönemi geçirmesi gerekiyor. Ondan sonra hastaneye yönetici olarak atanıyor. Özetle; hastaneyi yönetmek, ayrıca başhekim ve başhemşire olmak için de bir standart olmadığını gözlemliyoruz.

Genel olarak son mesajınızı da almak isteriz… Ülke kalkınması topyekün olur. Sadece tek bir sektör değil her sektör üzerine düşen görevleri yapabilmeli. Sektörler arası veya bakanlıklar arası tek hedef bu ülkenin kalkınması ve istihdam olmalıdır. Bürokratik engelleri ortadan kaldırarak ve tüm kurumlar yardımlaşarak özel sektörün önünün açılması gerekiyor. Gelişmiş ülkelerde özel sektörün de gelişmiş olduğunu görüyoruz. Güçlü ülkeleri güçlü kılan güçlü, gelişmiş ve uzun ömürlü şirketlerdir.