RÖPORTAJ — 4 Nisan 2019 at 00:12

ALBARAKA TÜRK GENEL MÜDÜR YARDIMCISI HASAN ALTUNDAĞ: 2019 YILI 2018 YILINA GÖRE DAHA İYİ GEÇMEYE ADAY!

by

2018 yılının hem reel sektör hem finansal sektör açısından zor bir yıl olduğuna vurgu yapan Albaraka Türk Genel Müdür Yardımcısı Hasan Altundağ, banka olarak aktif kalitelerini olumsuz etkileyen donuk alacaklarla ilgili en kötü dönemi arkada bıraktıklarını, önümüzdeki süreçte bu konuda daha iyi şartlara sahip olacaklarını, bundan dolayı da 2019’dan umutlu olduklarını söyledi.

Ekonomik kriz ortamında olumsuzlukların önce reel sektöre yansıdığı bir gerçek. Ancak ekonomistleri kaygılandıran konu reel sektörde yaşanan sorunların bankaların sağlığını bozması. Bu, kriz tablosunu daha da ağırlaştıracak bir gelişme. Biz de finans sektöründe yaşanan sorunları ve Albaraka Türk’ün Türk ekonomisine katkı sunan çalışmalarını ve hedeflerini Albaraka Türk Genel Müdür Yardımcısı Hasan Altundağ ile konuştuk.

Öncelikle 2018 yılı değerlendirmenizi alarak söyleşimize başlayalım…

2018 yılı hem reel sektör hem finansal sektör açısından zor bir yıldı. Aslında 2018 yılına iyi başladık. Ama yılların getirdiği sorunlar da piyasalarda hissedilmeye başlanmıştı. 2018’in ortasına gelindiğinde, hem ülkemizin başta cari olmak üzere ekonomik göstergelerinde bozulma emareleri başladı, hem de küresel düzeyde şartlar zorlaşmaya başladı. Bir de uluslararası arenada çoğunlukla bizden kaynaklanmayan birtakım krizler doğrudan bizi muhatap almaya başlayınca bir anda Ağustos ortasında piyasalarda sıkıntılı günler yaşamaya başladık. Kurlar bir anda ekonomik gerekçelerden bağımsız olarak ciddi ölçüde arttı, ardından faizler bu duruma uyum sağlayarak hızlı bir artış gösterdi.  Bu yetmezmiş gibi uzunca bir süredir düşük seyretmekte olan petrol fiyatlarında da hareketlenmeler başladı. Bütün bu gelişmeler sonucunda Ağustos ayı ortasından itibaren Eylül ve Ekim aylarında piyasalar açısından sıkıntılı bir dönem yaşandı. Yaşanan gelişmelerden bütün taraflar etkilendi ancak en çok etkilenen taraf reel sektör oldu. 2018 yılı başında belirlenen bütçelerde faiz gideri yüzde 15’ler civarında hesaplanırken, reel sektör tarafından bir anda yüzde 40’lar seviyesinde faizlerle muhatap olunmaya başlandı. Bu durum hepimiz için kötü bir sürprizdi. Neyse ki döviz geliri olmayanların döviz cinsinden borçlanmasına yönelik olarak bireyler için 2009 yılında, tüzel kişiler için 2018 yılı başında getirilen kısıtlamalar tablonun daha da kötüye gitmesini önlemeye yardımcı oldu.   

Bu süreçte reel sektörün yaşadığı sıkıntıların bankalara yansımaması düşünülemezdi. Nitekim 2018 yılı son çeyreğinden itibaren bu etki hissedilmeye başlandı. Finans sektörü şartların zorlaşması ve öngörülemeyen yüksek maliyet üreten gelişmelerin yaşanmasının getirdiği zorluğun yanında, ilave olarak reel sektör kaynaklı aktif kalitesinde bozulmanın getirdiği sıkıntılarla da muhatap olmaya başladı. Finansal sektör, reel sektörden bağımsız düşünülemez. Etle tırnak gibiler. Reel sektöre verilen kredilerin geri ödemelerinde yaşanan sıkıntılar bankaların aktiflerinin bozulması ve tahsilat konusunda sıkıntılar oluşturur.  2018’in sonunda bu süreci yaşadık. Öbür taraftan fon toplama tarafında da artan mevduat faizleri bankaları neredeyse 3 kat daha fazla faiz maliyetiyle karşı karşıya bıraktı. Kredi faizleri de arttı. Ancak rekabet şartlarından dolayı mevduat faizlerindeki artışın daha yüksek oranlı olması bankaların faiz marjını daralttı.

Bunun yanında Katılım bankaları, krizi konvansiyonel bankalardan biraz farklı boyutta yaşadı. Katılım bankaları, çalışma ilkeleri gereği diğer bankalar gibi toplanan fonlara uyguladığı getiri konusunda herhangi bir inisiyatife sahip değiller. Daha ötesi bu bankalar hiçbir şekilde fon toplama konusunda fiyatlama yapma lüksüne sahip değiller. Mudilerle yapılan görüşmelerde herhangi bir fiyat ya da getiri konuşulmadan kar/zarar esaslı olarak tasarruflarına talip olunur, bu tutarlar havuz mantığı ile bir araya getirilir, daha sonra ihtiyaç duyan gerçek ve tüzel kişilerin vadeli mal ve hizmet alımı işlemlerinin finansmanında kullandırılır, bu ticaretten elde edilen getiri tasarruf sahipleri ile paylaşılır. Bu nedenle katılım bankalarının fon toplama faaliyetlerinde getiri konusunda piyasada oluşan gelişmelere anlık refleks göstermeleri hiçbir şekilde söz konusu olmaz/olamaz. Bu husus çoğunlukla katılım bankaları için rekabet dezavantajı oluşturur.  Konvansiyonel bankalar mevduata verdikleri oranları 2018 yılı son çeyreğinde yüzde 12-13’lerden, bir anda 30-35 bandına yükselttiler. Katılım bankaları daha önce aracılık ettiği işlemlerin getirilerine bağlı olarak paylaşım yapmaya devam ettiği için bu artışa refleks gösteremedi. Beklenen getiriler arasında ciddi farklar oluşunca katılım bankalarındaki bir takım hesaplar konvansiyonel bankalara yöneldi. Yani bu gelişmelerden fon toplama faaliyetlerimiz ister istemez olumsuz etkilendi.  

Peki, küresel gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz?

Yukarıda bahsettiğimiz olumsuz gelişmeler akabinde 2018 yılının son aylarında küresel düzeyde özellikle Fed kaynaklı yumuşamalar ortaya çıkmaya başladı. Trump’ın baskısı ve Amerikan ekonomisinin istenilen ölçüde büyümemesi dolayısıyla Fed’in faiz artırım politikasında yumuşama emareleri gözlenmeye başlandı. Faiz artışını zamana yayacağını, merkez bankası bilançosundaki küçültmeyi, tahvil geri alımlarını azaltacağını açıkladı. Bu durum bizim gibi gelişmekte olan ülkeleri olumlu etkiledi. Çünkü Fed’in faiz artırımı “güvenli liman” özelliği ile küresel düzeydeki fonların ABD’ye yönelmesine neden oluyor. Tersi durumda getiri farkından dolayı risk iştahı artıyor ve bu fonlar diğer ülkelere daha çok da gelişmekte olan ülkelere yöneliyor. Bu işleyiş 2018 yılı sonundan itibaren bize olumlu olarak yansımaya başladı.

Ayrıca küresel düzeyde yavaşlamaya başlayan ekonomik büyüme petrol fiyatlarındaki artış trendini durdurdu ve daha stabil bir trende dönüştürdü.  Bu gelişmeler küresel düzeyde 2019 yılında daha umutlu olmamıza katkı sağlamaktadır.

Dünyada katılım bankacılığının seyri nedir?

Katılım Bankacılığının dünyadaki karşılığı İslami Bankacılıktır. Biz sevmesek de bu ifade yaygın olarak kullanılıyor. Dünyada İslami Finans oldukça hızlı bir gelişim gösteriyor.   2018 yılı itibariyle 2 trilyon doları aşan bir hacme ulaşmış durumdadır. Bu tutarın büyük bir kısmı İslami Bankacılık rakamlarından oluşmaktadır. 

Ülkemizde de katılım bankacılığı son yıllarda birkaç istisna dışında konvansiyonel bankacılıktan daha hızlı büyümüştür. Benim şahsi görüşüm bu durum ülkemiz için olumlu bir gelişmedir. Çünkü katılım bankacılığı kriz oluşturmaz, farklı nedenlerle oluşan krizlere de pansuman niteliğindedir. Bu sadece sektör temsilcileri tarafından değil, Vatikan tarafından bile kabul edilen bir görüştür. Ben katılım bankacılığının artık kitleler tarafından fark edilmeye başlandığı ve ciddi bir teveccüh oluştuğu kanaatindeyim.

Biraz da yapısal sorunlara değinelim… Finansal açıdan temel sorun ne size göre?

Ülke olarak en temel sorunumuzun tasarruf açığı olduğu düşüncesindeyim. Bu sıkıntıyı yıllardır hissediyoruz ancak bir türlü çare bulamıyoruz. Tasarruf oranı o kadar merkezi bir yerde duruyor ki eğer yeterli tasarruf oranına ulaşamazsanız bu size ticaret açığı olarak, cari açık olarak yansıyor. Açık olunca dışarıdan kaynak alıyorsunuz. İçerideki tasarrufu ne kadar yüksek tutarsanız dış kaynağa o kadar az ihtiyaç duyarsınız. Tasarruf açığı dolayısıyla, yapılan yatırımlar için dış kaynak kullanımı gündeme geliyor, bu durum da ciddi maliyetler ödememize neden oluyor. Cari açık da tasarruf eksikliğimizden kaynaklanan bir sorundur.  Tasarruf oranımızı artırmaya yönelik olarak BES, konut hesabı, çeyiz hesabı gibi tasarrufa yönelik uygulamalara vergi kolaylıkları olmak üzere çok sayıda düzenleme yapıldı. Ancak halen rekabet halinde olduğumuz ülkelerle kıyaslandığında istenilen düzeyin çok gerisinde olduğumuz görülmektedir.

Tasarruf oranlarının artırılması kadar bu tasarrufların doğru alanlara yatırılması da önemlidir. Tasarruflar verimli alanlara yatırılırsa hem üretkenlik artar, hem de katma değer açısından kendini besleyen bir süreç oluşur. Ancak ülke olarak son dönemde büyümenin kaynaklarına baktığımızda çoğunlukla inşaat sektörü ağırlıklı bir büyüme tablosu çıkıyor karşımıza. Ben bir başka sıkıntı kaynağı olarak bu tabloyu görüyorum.

Yeri gelmişken bankaların dış kaynak teminindeki sorunlarını da konuşalım…

Bu konuda bankalarımız ile ilgili bir sıkıntı olduğunu düşünmüyorum. Bankalarımız şu anda sendikasyonlarını daha düşük oranlarda yeniliyorlar.  Bu durum büyük oranda yenileme konusunda sıkıntı yaşadıklarından değil, tercihlerinin bu yönde olmasından kaynaklanıyor. Sendikasyon yoluyla kavuşulan kaynaklar yabancı para kaynaklardır. Yabancı para bazlı geliri olmayanların yabancı para bazlı borçlanmasının kısıtlandığını daha önce belirtmiştim.  YP kullanımı konusunda kısıt yaşıyorsanız, YP kaynaklara olan ihtiyacınız azalacak demektir.   O nedenle Banka olarak bize de Nisan ayında vadesi dolacak murabaha sendikasyon kredimizi yenilememe kararı aldık.   Sadece Albaraka Türk için değil, hiçbir banka için böyle bir sıkıntı görmüyorum. Sıkıntı döviz kaynağını ülke içinde kullandırmada yaşanıyor. Şu anda döviz geliri olamayan müşterilerimiz her türlü maliyeti göze alsa da yasal olarak döviz bazlı bankalardan borçlanamıyor.

Bu politikanın gevşemesi gerekiyor mu?

Bu politikanın gevşemesi bence gerekmiyor. Bu doğru bir karar.   Bu kararın arkasındaki mantık şu; Eğer herhangi bir döviz cinsinden borçlanıyorsanız o döviz cinsinden geliriniz olması lazım. Eğer böyle değilse döviz kurlarında yaşanacak yukarı yönlü hızlı artışlarda ciddi maliyetlerle karşılaşacaksınız demektir. Geçen sene Ağustos’taki kur hareketlerinden en çok döviz borcu olup da karşılığında döviz getirisi olmayanlar etkilendi.

Biraz da kampanyalarınızı konuşalım isterseniz…

Bugün yürüttüğümüz ihracat kampanyasının birinci amacı ülkenin ihracat potansiyeline destek olabilmek, ikinci amacı da kampanya yoluyla yeni müşterilere ulaşarak dış ticaret hacmimizi artırmaktır. Kampanyamız Şubat ayının son haftasında başlamış olup,  Nisan ayının sonuna kadar devam edecek. Şu ana kadarki sonuçlar son derece iyi. Beklediğimizden çok daha fazla talep gördük. Kampanya kapsamında uyguladığımız kar payları son derece düşük. Bu kapsamda Eximbank oranları ile rekabet edebiliyoruz. Bu fiyat tarafı… Vade konusunda ise 6 ay ödemesiz 36 ay vadeye kadar kullandırım yapabiliyoruz. Ayrıca ihracat işlemleri için uygulanmakta olan masraf ve komisyonlarda ciddi indirimler yapıyoruz, bazı komisyonları hiç almıyoruz. Yüklemeye kadar vade için abonman poliçesi kapsamındaki sigortayı ücretsiz yapıyoruz, ayrıca nakliye konusunda anlaşmalı firmalarımız aracılığıyla ihracatçılarımıza hem kolaylık hem de uygun fiyat avantajı sunulmasını sağlıyoruz.

Peki, kullandırma anlamında minimum-maksimum büyüklükler nedir?

Kullandırımlarımızda alt limit olarak 20.000 USD veya EUR, üst limit olarak ise 500.000 USD veya EUR tutarlarını belirledik.  Normal şartlarda uygulanması gereken kur farkını kampanya kapsamındaki kullandırımlarda almıyoruz. Gerçekten “keşke ihracatçı olsaydım” diyebileceğiniz bir kampanya yürütüyoruz.

Diğer yatırımcılarla ilgili neler yapıyorsunuz ya da proje geliştiriyorsunuz?

2018 yılsonu verilerine göre bankacılık sektörünün kullandırdığı kredilerin içerisinde KOBİ kredilerinin payı % 25 civarındadır. Bu oran katılım bankacılığı sektöründe yüzde 35 civarında. Bankamızda ise daha yukarılarda. Bu oranlardan da anlaşılacağı üzere katılım bankaları, konvansiyonel bankalara göre daha fazla KOBİ’lerin yanındadır. Bu bizim için şaşırtıcı değil. Çünkü katılım bankaları büyük oranda üretimi destekleyen bankalardır. Tüketim tarafında çok aktif değiller. Herhangi bir şekilde doğrudan kullanıcısına nakit vermek gibi bir opsiyonları söz konusu değildir. Bu özelliğimizden olayı üretimin merkezinde bulunan ve ülkemiz ekonomisinde önemli yer işgal eden KOBİ’lerimizi odağımıza aldık. Onların ihtiyaçlarını gidermeye yönelik ürünler geliştiriyoruz. Onların nakit yönetimini, dış ticaretlerini, ödeme şekillerini kolaylaştırmayı hedefliyoruz. Bu kapsamda son dönemde çok sayıda ürün geliştirdik. Geldiğimiz nokta itibariyle müşterilerimiz için birçok iyi konvansiyonel bankadan alabileceği ürün ve hizmeti faizsiz olarak karşılayabilir durumdayız.

Fintech girişimlerine destek veren bir fon kurdunuz, kısaca ondan da bahsedebilir misiniz?

Banka olarak inovasyon konusunda bir ekosistem oluşturduk. Bankamız dışındaki başlangıç seviyesinde olan girişimcilere Albaraka Garaj markamız altında destek veriyoruz. Bir fikri olanlara, bir desteğe ihtiyacı olanlara güzel bir ofis ortamında istedikleri çalışma koşullarını sağlıyoruz. Kendi çalışanlarımıza Keşfet adı altında o imkanı başka bir boyutta sağlıyoruz. Garaj’da fikir sahiplerinin fikirlerini elemelerden geçiriyoruz. Ofis ve diğer imkanların yanında maddi destek de sağlıyoruz ve onlar da belli bir aşamaya geliyorlar. Bu kapsamda Albaraka Türk’ün yüzde 100 iştiraki Albaraka Portföy Yönetimi tarafından kurulan Albaraka Fintech Girişim Sermayesi Yatırım Fonu (FGSYF), ilk iki yatırımını 1 Milyon TL ile Albaraka Garaj girişimlerinden Pedudi ve Inooster‘e yaptı.

Garaj ve Keşfet’in yanında bir üçüncü açılımımız; fikri bulmuş, hayata geçirmiş girişimlere yönelik. Bu girişimlerin bir ofis veya danışmanlık ihtiyacı yok. Şimdi sıçrama yapmak istiyorlar. Bir komitemiz bu tür talepleri değerlendiriyor. Girişim sahipleri komitemize sunum yapıyorlar. Bu girişimler bizimle ortaklık yapmak, ağımızı kullanmak veya bizden fon kullanıp firmalarını büyütmek gibi değişik önerilerle geliyorlar. Bunların her birine açığız. Bu konuda da çalışmalarımız var.  

Albaraka Türk olarak 2019 yılından beklentileriniz nelerdir? 2018 sadece bizim için değil, bankacılık sektörü ve diğer katılım bankaları için de zor bir yıl oldu. Ülke olarak hiç öngöremediğimiz sıkıntılar yaşadık. Ama 2019 yılından daha umutluyuz. Çünkü gerek küresel düzeydeki şartlar, gerekse ülkenin iç dinamiklerinden kaynaklanan şartlar bu yılın daha iyi geçebileceğine ilişkin umutlu olmamızı sağlayan veriler içeriyor. Bu konuda özellikle iç dinamikleri belirleyen şartlar biraz da seçimlere endeksli. Ayrıca Banka olarak aktif kalitemizi olumsuz etkileyen donuk alacaklarla ilgili en kötü dönemi arkada bıraktığımızı, önümüzdeki süreçte bu konuda daha iyi şartlara sahip olacağımızı düşünüyoruz.