RÖPORTAJ — 8 Mayıs 2019 at 15:00

MB HOLDİNG ONURSAL BAŞKANI MUHARREM BALAT: JEOTERMAL ENERJİDE ÖNCÜYÜZ!

by

 

Hem sanayide hem de tarımda üretimi, verimi artıracak projelere finansman sağlanması gerektiğine dile getiren MB Holding Onursal Başkanı Muharrem Balat, MB Holding’in jeotermal enerji üretiminde de bu anlayışla öncü olduğunu, Hırvatistan’da yaptıkları jeotermal enerji santralinin bunun en yeni örneği olduğunu vurguladı.

 

MB Holding 50 yılı aşan birikimiyle ülkemiz ekonomisine katkı sağlayan önemli kuruluşlarımızdan birisi. Gaziantep’te temelleri atılan Holding, Aydın’da Sultan Sera’yı kurarak faaliyette olduğu inşaat, tekstil ve enerji sektörlerinin yanına tarımı da eklemiş oldu. MB Holding’in jeotermal enerji ve seracılık alanlarındaki atılımlarını ve ekonomi gündemini MB Holding Onursal Başkanı Muharrem Balat ve Sultan Sera Genel Müdürü Gaye Neslihan Budaklı ile konuştuk.

 

Söyleşimize ülkemizin sıcak gündemi olan ekonomik sorunlarla başlayalım isterseniz… Siz mevcut tabloyu nasıl yorumluyorsunuz?

En yakıcı sorunlardan birisi işsizlik. İşsizliğin giderilmesi için ekonominin canlanması lazım. Türkiye’nin bu anlamda lokomotif sektörü inşaat sektörüydü. Ancak bu alanda yatırımlar çok azaldı. En büyük sıkıntı bundan kaynaklanıyor. Sektörün yeniden atağa kalkması lazım. Ama bu da diğer sektörlerin başarılı çalışmalarıyla meydana gelecek bir şey.

 

Peki, neden durdu inşaat sektörü Türkiye’de sizce?

Türkiye son yıllarda Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde dünyada da sayılı yatırımlara imza attı. Ancak bu yatırımların etkisi lokalize kaldı ve tüm topluma dağılmadı. Daha fazla hastane, okul, toplu konut yapılsaydı ekonominin canlanmasına daha büyük bir katkı sağlayacaktı. İstifade edilemedi. Maalesef bundan kaynaklı bir tıkanıklık yaşanıyor.

 

Bugüne kadar yüzlerce milyar dolar bahsettiğiniz büyük projelere harcanmış. Bugün ülkemiz kendini finanse edemez hale mi geldi?

Memleketimizin konumu, iklimi çok güzel. Ama sanayide ihraç edeceği ürünler sınırlı. Dolayısıyla sanayinin ihracatla büyüyemediği ve sermayesini büyütemediği yerde işletmelerin yeni personel alma şansı yok. Alırsa, o personel işletmenin hem verimini hem de kalitesini düşürür. Özetle; bizim katma değerli üretimi ve ihracatı artırmamız lazım ki istihdam da artsın. Bunun için de hem sanayide hem de tarımda üretimi, verimi artıracak projelere finansman sağlanması gerekiyor.

 

Siz bir taraftan da seracılık yapıyorsunuz. Tarımı daha verimli hale getirmenin yolu nedir size göre?

Uzun yıllar boyunca köylerden insanları şehre doğru çektik. Şehirde iş imkanları daha fazlaydı. O zaman köylerde bir boşalma meydana geldi. Bunun tersine dönmesi ve daha fazla insanın tarımla uğraşması lazım.

 

Göçü tersine çevirmek için neler yapılması lazım?

Ülkemizde bir zamanlar kurulan köy enstitülerinin yeniden canlandırılması lazım. Bir de ürünlerin iyi gelir getirip çiftçiyi ayakta tutması lazım. Tarım makineleriyle verimi artırmak lazım. Burada kurduğumuz sera önemli bir örnektir. Normal arazilerde sera yapmamak lazım. Tarım için kullanılamayan çakıllı, taşlı, bataklık vb. verimsiz alanlara sera yapılması lazım. Bizim yaptığımız Sultan Sera bataklık alanda kuruldu. Hemen yanındaki araziye bir ikincisini yapacağız. Diğer taraftan örtü altı tarım ile sera tarımını karıştırmamak lazım.

 

Şimdi devlet tarafından Sera A.Ş. kurulacak ve seracılık yapılacak. Bu ne kadar doğru?

Kurulması planlanan alan ve büyüklük bu konuda çok belirleyici, tarım yapılamayacak alanlarda istihdamı sağlayacak bölgelerde olması gibi detayları bilmek gerekir.

 

Bütün bu yanlışlar bir taraftan yapılırken, diğer taraftan da teşvikler konuşuluyor, veriliyor vs. Peki, neden tarım konusunu neden çözemiyoruz?

Öncelikle sorunu derinlemesine etüt eden karar verici bir zümremiz yok galiba. Ben inşaat mühendisiyim. Bir binayı yapmadan önce zeminine bakarız. Ondan sonra temelini atarız. Binayı doğru temeller üzerinde kurarız. Ülke ekonomisini de tarımını da böyle ele almak gerekir. Yoksa yanlış yaparsınız.

 

Peki, ekonomide nasıl bir çıkış yolu olmalı?

Daha fazla teknolojiye yönelmemiz gerekiyor. Endüstri 4.0 diye bir olgu var artık dünyada. Bizim de buna uygun eğitim ve sanayi politikalarını geliştirmemiz lazım.

 

Söyleşimizin başında işsizlikten bahsettik. Tarım da önemli bir istihdam alanı. Ancak çok büyük sorunları var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gaye Neslihan Budaklı: Üretim diyoruz, teşvik diyoruz. Türkiye’nin her tarafı isteriz ki sera alanları ile dolsun fakat sektörün alansal büyümeden çok pazarlama sorunları vardır ve bu mevcut seracıları zorlamaktadır. Bu sorunlarımız çözülmeden yeni paydaşlarımıza umut olmamız zor gözüküyor. Katma değerli ürünleri yetiştiremezseniz işletme açmanın bir anlamı yok. Zaten tarımdaki sıkıntı buradan başlıyor. Hayvancılığa birçok teşvik veriliyor fakat nihai ürün değerini bulmuyor gibi örnekler. Dolayısıyla işletme kazanamıyor ve küçülüyor. Sağlıklı bir tarım politikası için geniş çaplı tarım envanterine ihtiyacımız var, sadece sera alanında değil tüm tarım ürünlerinde planlı üretim modeline geçilmesi gerekmektedir.

 

Peki, seracılık katma değerli bir alan mı?

Gaye Neslihan Budaklı: Hem de çok. Türkiye’nin ihraç ettiği tarım ürünleri içinde domates en başta gelir. Bu seralar da domatesi hiç üretemeyen veya mevsimi dışında üretemeyen ülkelere ihracat yapmak için kuruluyor. Çok ciddi bir döviz girdisi sağlıyorlar. Tıpkı mevsimi dışında üretilen özel yetiştirilen çilek vb ürünler gibi domateste mevsimi dışında üretilen yüksek satış bedelleriyle pazarlanması gereken stratejik bir üründür. Bunun yanında tarımdaki kayıt dışı çalışmayı önleyen kadın istihdamını ön plana çıkaran bir işletme koludur seracılık.

 

Muharrem Bey, siz tarım alanındaki çalışmalarınızı çeşitlendirmeyi düşünüyor musunuz?

İlkleri yapmanın zorluğu ile seramızı yaparken de bürokratik süreçlerde zorlandık. Ancak biz istihdam ve üretim katkısı olan memlekette faydası olan ne varsa yapmaya devam edeceğiz.

 

Gaye Neslihan Budaklı: Zirai eğitimin teorik bilgi ile tamamlanması sektördeki ciddi sıkıntılarımızdan biridir. Bugün topraksız tarımın ne olduğunu bilmeyen ziraat mühendisleri yetişiyor.  Bu nedenle kalifiye eleman sıkıntımız var.

 

Jeotermal enerji santralleri seracılıkta da çok önemli bir unsur. Sizce jeotermal enerjinin önemi herkes tarafından yeterince anlaşıldı mı?

Şimdi orada bir incelik var. Bunu kavrayamadı herkes. Çok önemli hadiseyi canlandırdık burada. Bu jeotermal sular enerjiye dönüşürken, dış ortam sıcaklığı çok önemli. Dış ortam sıcaklığı düşük olursa daha fazla enerji elde edersin. Bu ne demektir? Normal enerjiyi elde etmek için daha az sıcak su kullanırsın. Biraz sıcak suyun artar. İşte bu sıcak suyu seramızın ısıtmasında kullanıyoruz. Böylece seramızı kurmuş olduk. Bölgedeki kadınlara iş sahası açtık. Kadınlar aile ekonomisine katkıda bulunuyorlar, kendilerine güvenleri arttı. Biz bu jeotermal elektrik santralini ve serayı herkese güzel bir örnek olsun diye kurduk. Santrali herkese gösterdik. İlk etabı yaparken bankalardan kredi sağlayamadık. Çünkü konuyu bilmiyorlardı. İkinci santrali yapmaya başladığımızda kredi vermek için kendileri geldiler. Bunu öğretmiş olduk Türkiye’ye. Diğer santraller bizden sonra başladı. Altına hücum gibi bir gelişme oldu. İleride bunun jeotermal kaynaklarda bir azalmaya yol açması olasıdır. Aslında bu kaynaklar 30-40 sene santrali çalıştırır ve dönüşür. Doğaya hiçbir zararı olmaz, petrolden de, kömürden de kıymetlidir. Jeotermal enerjide kurulu güç bugün 1.000 MW’ı geçmiştir. Böylece milyar dolarlık kömür ithalatını önlemiş olduk. Bu da bizi ayrıca mutlu ediyor.

 

Siz yurt dışında da benzer bir proje yaptınız…

Evet, Hırvatistan’da bir tane yaptık. Onlar da jeotermal enerjinin önemini yeni yeni anlıyorlar.  Hırvatistan Cumhurbaşkanı tesisimizi gezdi. Yakın zamanda bir açılış yapacağız, tesisi herkese tanıtacağız.

 

O projenin hacmi nedir?

O projenin hacmi de 40-50 MW bir enerji elde edileceğini tahmin ediyorum. Dört etaptan oluşan bir proje olacak.

 

Hükümetin başlattığı istihdam seferberliğine ne yönde bir katkı sağlamayı düşünüyorsunuz?

Bugüne kadar 40-50 bin konut yaptık. Önümüzdeki dönemde de TOKİ ihalelerine girip konut üretimine devam edeceğiz. Bu bölgede sabit yatırım olarak bu serayı büyüteceğiz. Bugünkü 40 dönüm olan sera alanımızı 80 dönüme çıkaracağız. Ayrıca bir de ev rahatlığında sağlık hizmetlerinin, ev hizmetlilerinin sunulacağı bir yaşlılar için bakım evi projemiz var. Üniversitemizden doktorlarımızı da burada hizmet sağlamak üzere getireceğiz. Böylece büyük bir toplumsal ihtiyacı gidermiş olacağız.

 

Son olarak ülkemizin geleceği adına nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Ülkemiz cennet gibi bir yer. Aynı anda dört mevsimi yaşayan bir ülke. Bu kadar güzel bir memleket dünyada yok. İnsanları sevecen ve dürüst. Bu insanların birbiriyle kaynaşması lazım. Bunu sağlayacak olan laik, demokratik cumhuriyettir. Bunu ilkokul seviyesinden başlayarak insanlarımıza anlatmalıyız.