RÖPORTAJ — 30 Temmuz 2019 at 11:13

GAÜ KURUCU REKTÖRÜ VE YÖNETİCİLER KURULU BAŞKANI SERHAT AKPINAR: GİRNE AMERİKAN ÜNİVERSİTESİ GİRİŞİMCİ ÜNİVERSİTE OLACAK!

by

Son yıllarda yaşanan ekonomik sorunların Kuzey Kıbrıs üniversitelerini de olumsuz etkilediğini belirten Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) Kurucu Rektörü ve Yöneticiler Kurulu Başkanı Serhat Akpınar, artık üniversitelerin sadece öğrenci gelirleriyle veya devlet desteğiyle ayakta durabilmelerinin mümkün olmadığını, bu nedenle girişimci fakültelere ve üniversitelere ihtiyaç olduğunu dile getirdi ve ekledi: “Biz de bu doğrultuda Girne Amerikan Üniversitesi’ni girişimci üniversite yapmayı hedefliyoruz.”

Kuzey Kıbrıs ekonomisinin iki ana sütunundan biri olan yükseköğretim sektörü bir taraftan artan üniversite sayısının getirdiği kalite sorunları ve diğer taraftan Türkiye’deki üniversitelerin yabancı öğrenci alımını artırma hedefleri dolayısıyla sıkıntılı bir dönem geçiriyor. Bu süreçte yaptığı atılımlarla rekabet üstü kalmayı başaran Girne Amerikan Üniversitesi farklı konumunu sürdürüyor. Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) Kurucu Rektörü ve Mütevelli Heyeti Başkanı Serhat Akpınar ile Kuzey Kıbrıs yükseköğretim sektörünün sorunlarını ve GAÜ’nün hedeflerini konuştuk.

 

KKTC ekonomisinin amiral gemisi yükseköğretim. Tabii, sektör gelişirken kalite çıtasını da yükseltmesi gerekiyor. Buradan söyleşiye giriş yapalım dilerseniz…

Son yıllarda Kuzey Kıbrıs’taki üniversitelerin uluslararasılaşma konusunda olduğu gibi ayrıca Kıbrıs’ın araştırma adası olma hedefinde de birçok adımlar atıldı. Teknoparkın ve buna bağlı birtakım araştırma merkezlerinin devreye girmesi, özellikle büyük üniversitelerin bizim gibi araştırma çalışmalarına ağırlık vermesi olumlu gelişmelerdir.  Ancak ekonomideki olumsuzluklar üniversitelere de yansıyor. Artık üniversitelerin sadece öğrenci gelirleriyle veya devlet desteğiyle ayakta durabilmeleri pek mümkün değil. Artık girişimci üniversitelere, fakültelere ihtiyaç var. Bilgiyi üretmek ve o bilgiyi sadece içimizde kullanmaktan öte dış dünyaya ihraç edebilme noktasına geliyoruz. Karşımızda ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri var.  Bu yönde oldukça aktif adımlar atıldı. Bunun için fakültelerin çok farklı yapılanma süreci içerisinde olması gerekiyor. Doğru insan gücünü oluşturmak da gerekiyor ki bu kolay değil kendi coğrafyamızda. Aslında bu her üniversitenin sorunu. Bir olgunlaşma sürecindeyiz. Girne Amerikan Üniversitesi bu yıl 35. Yaşına girse de bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde bizden çok daha önceden kurulmuş üniversiteler var. Ama dünya üzerindeki hareketimizde oldukça geride olduğumuzu görüyoruz. O nedenle gerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Yükseköğretim Kurumları Denetleme ve Akreditasyon Kurulu (YÖDAK) gerekse YÖK, Kuzey Kıbrıs’taki üniversitelere daha farklı bakmak zorunda. Şu anda Kuzey Kıbrıs’ta her yıl liseden mezun olan öğrenci sayısı 3 bin düzeyinde. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yükseköğretim kapısında bekleyen her yıl 1 milyon küsur öğrenci yok. Onların da öncelikli tercihleri Türkiye Cumhuriyeti’ndeki üniversiteler. Gerek kontenjan kısıtlamaları gerekse adadaki üniversitelerin fakülte ve bölüm program açma talepleri karşısında birtakım olumsuz kararlar ortaya çıkması ve Türkiye Cumhuriyeti’nde ihtiyaç olmayan bölümlerle adadaki üniversitelerin bölümlerini aynı kabul edip onay verilmemesi adadaki yüksek öğretimi sınırlıyor. Çünkü adadaki üniversiteler öğrenci alabilmek yeterliliğini ancak YÖK’ün kabulüyle yapabiliyorlar. Bugün Ürdün, Mısır, Kazakistan, Avrupa, Afrika, Ortadoğu ve Asya’dan öğrenci alabilme şansımız YÖK’ün kabulüyle mümkün. Denklik ancak akreditasyonlarıyla mümkün. YÖK, belirli bölülerin açılmasına izin vermediği sürece biz o bölümlere öğrenci alamıyoruz.

Kısıtlamalar ne düzeyde?

Kısıtlamalar her geçen gün daha da artıyor. Bu yıl kontenjanlar düşürüldü. Tabii, kontenjanların düşürülmesi, bölümlerin açılmasına onay verilmemesi adadaki üniversitelerin Anavatanda kurulan üniversitelerle rekabet edebilme gücünü de her geçen gün azaltıyor. Sayın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu bir uluslararasılaşma programı var. Bu program kapsamında Türkiye üniversitelerinin uluslararası öğrenci alma ve uluslararası öğrenci ayısını artırma hedefine bağlı birçok yasal düzenlemeler var. Kuzey Kıbrıs’ta öyle bir liderlik mevhumu da yok. Kuzey Kıbrıs’ta uluslararası öğrencilerin çalışmalarına dahi sınırlama getirilirken Türkiye Cumhuriyeti’nde dışarıdan gelen bir öğrenci bugün bir Türkiye vatandaşı gibi çalışabiliyor. O yüzden uluslararası öğrenciler çok daha fazla imtiyazlı duruma geçiyorlar. Adadaki uluslararası öğrenci sayısı 25-30 binlerdeyken, Türkiye Cumhuriyeti’nde 50 bindi. Bugün Sayın Erdoğan bu hedefi ilk önce 100-150 bine, bugün de 500 bine yükseltti. Şu anda Türkiye’deki hemen hemen bütün üniversiteler uluslararasılaşma hedefine yoğun bir şekilde gayret ve katılım gösteriyorlar.

KKTC’nin amiral gemisi eğitim sektörü. Ama bu yaptırımlar devam ederse sektör küçülmeye belki de zamanla yok oluşa doğru gidebilir mi sizce?

KKTC’de bugün 19’u eğitim iznini almış, 19’u da ön izin almış toplam 38 üniversite var. Şimdi sorunsal bir süreçten bahsediyorum aslında. Açılacak olan üniversitelerin bu süreçte hayat bulması mümkün değil. Çünkü YÖK izin verme konusunda oldukça katı. Hayat bulmaları oldukça zor görüyorum. Adadaki yükseköğretim kurumları sadece ada insanına yönelik hizmet vermiyor. Çok farklı bir bakış ortaya koyalım. Eğer biz yüksek öğretim kurumlarının ada içerisinde gelişmelerine imkan sağlamak istiyorsak veya adadaki yüksek öğretim kurumlarının belli alanlarda dünyaya yönelik hizmetlerini geliştirmek istiyorsak YÖDAK’ın da uluslararasılaşması lazım. YÖK’ün de Kuzey Kıbrıs’taki sürece katkı sağlaması gerekir. Eğer biz adanın kuzeyinde sürdürülebilir bir ekonomi istiyorsak bu ister yükseköğretim olsun ister turizm, isterse de farklı sektörler olsun Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çok daha farklı açılımlara ve sürdürülebilir gelişmelere imkan sağlaması gerekiyor. Çünkü adada ekonominin sürdürülebilir yapıda olması için tüm açılımlara ihtiyacımız var. Yükseköğretimde fazlasıyla ihtiyacımız var. Tutucu olmamak lazım. Daha cesaretli duruş sergilemek gerekiyor. Türkiye’de de üniversiteler birliği var. Kuzey Kıbrıs’a herhangi bir imtiyaz sağlandığı andan itibaren orada itiraz sesleri yükseliyor. Artık böyle olmaması gerekiyor.

Uluslararası politikada KKTC ile ilgili radikal bir değişime ve dönüşüme ihtiyaç olduğuna dair görüş açıklayan akademisyenleri duymaya başladık. Sizce nasıl bir çıkış yolu olmalı?

KKTC’nin dünyadaki kabulü ve tanınması ortada. Avrupa Birliği’nin de 2004 yılında Güney Kıbrıs’ı Kıbrıs Cumhuriyeti olarak kabulü ve adanın üzerinde yaşayan Türklerin ve Rumların Avrupa birliği vatandaşı sayılması bu çözüm sürecini fiili bir şekilde ortadan kaldırmıştır. Her ne kadar farklı açılımlar, farklı plan ve düşünceler ortaya konsa da gerek New York gerek Avrupa toplantılarında bir sonucun ortaya çıkamayacağını biliyoruz. Her ne kadar iyi niyetli açılımlar ortaya koysak da Güney Kıbrıs’ın çok katı değişmez tutumları ilk günden bugüne devam etmiş ve bugünden sonra da devam edecektir. Bunları biliyor ve görüyor olduktan sonra adanın kuzeyinde çok faklı açılımlar yapmamız. Yarı özerklik ya da özerklik konusunda açılımlar yapmamız gerekiyor.

Buna siz de katılıyor musunuz?

Kesinlikle katılıyorum. Örnekleri var. Yani dediğinizden biraz daha ileri mesela bir Tayvan modeli var. Türkiye Cumhuriyeti’nin adanın kuzeyini tanıyor olması mevcut durumun bu şekilde sonsuza kadar gidebileceğini ortaya koyuyor. Allah bütünlüğümüzü her zaman korusun! Vatanımızın, milletimizin Anavatanın tüm yaşamsal süreçlerini en doğru bir şekilde sonsuzluk ilkesinde ilerlemesini sağlayalım. Türkiye orada olduğu sürece adanın kuzeyine herhangi bir şekilde yaklaşım ortaya koyabilecek hiçbir güç olamaz. Bunu çok net bir şekilde anlamamız lazım. Ve mevcut durumu bir çözüm olarak kabul edip, mevcut durumu fiili bir durum olarak kabul edip sürdürülebilir bir ekonominin oluşumuna çok süratli adımlar atılması gerekiyor. Bunun için uluslararası serbest bölge, dünya finans hareketi içerisinde İsviçre modeli benzeri çözümler düşünülebilir. Yeter ki dirayetli olalım ve doğru bir şekilde planlayalım ve yapalım. Her şeyden öte şu anda adanın kuzeyinde eğitim hakkını kullanan 100 bin küsur öğrencimiz var. Sadece kendi öğrencilerimize gümrüksüz alışveriş imkanı vermiş olsak kendi iç piyasamızda küçük bir patlama yaratırız. Bunu adaya gelen turistlerimiz için de yapabiliriz. Tabii, bütün bu açılımları yapması gereken kendi hükümetimiz.

Girne Amerikan Üniversitesi’nin Türkiye’de de bir üniversite kurma hedefi vardı. Bu mücadelenizin geldiği son nokta nedir?

Türkiye Cumhuriyeti’nde üniversite kurabilme yasal hakkına sahip değiliz. Türkiye Cumhuriyeti’nde bir üniversite kurmak için bir vakıf kurmanız gerekiyor. Uluslararası üniversite açılımı mümkün değil. Ancak vakfımızı kurduk, 3 yılımızı tamamladık. Vakfın üniversite kurma şartlarını yerine getirdik. Hatta bir önceki yıl Balıkesir Susurluk’ta bize ciddi alanlar da sunuldu. Ancak şu anda bürokratik bir süreç içerisindeyiz. Arazinin tahsisi gerçekleşmediği için arazinin içerisinde bulunan binaların yağma edildiğini öğrendik. Atıl durumda olduklarından yağmaya da açık oldu. Susurluk Belediye Başkanı da bu durumdan oldukça rahatsız. Sürecin bir an evvel tamamlanmasını istiyor, biz de istiyoruz. Tabii, biz her ne kadar bu yönde adım atmak istesek de resmi onayı verecek olan da YÖK’tür.

YÖK nasıl bakıyor buna?

YÖK, şu anda büyükşehirlerin dışında üniversite kurulmasına o kadar sıcak bakmıyor. Ancak tematik üniversite kurulması konusuna olumlu bakıyor. Biz de öyle görülüyor ki böylesi bir süreçte tematik bir üniversite kuracağız. Özellikle havacılık alanında şu anda İstanbul’daki varlığımızı GAÜ Uluslararası Havacılık Akademisi ile korumaya çalışıyoruz.

Atlantik Uçuş Okulu (AFA) ile havacılık ve pilotaj alanında yeni bir anlaşmaya imza attınız. Bunun kapsamı ve hedefi nedir?

Biz pilotlarımızın, pilot adaylarının eğitimlerinde ikinci bir okul olarak AFA’dan destek alıyoruz. Yeni açılımla pilot adaylarımız eğitimlerini tamamladıktan sonra AtlasJet bünyesinde staj ve görev alabilme imkanları sağlamak istiyoruz. Önümüzdeki haftalarda Corendon Airlines ile bir protokol imzalayacağız. Eğitim hakkını kullanan öğrencilerimizin özellikle mezuniyetleri sonrasında havayollarında mesleki gelişimleri ve devamlılıkları için anlaşmalar yapıyoruz.

Yeni fakülte ve yeni program açılımları için neler yapıyorsunuz?

Yeni fakülte, yeni program açılımları, uluslararasılaşma konusunda birtakım farklı modelleri ortaya koyuyoruz şu an. Arizona Devlet Üniversitesi, Girne Amerikan Üniversitesi bünyesinde bizim şube üniversite dediğimiz, onların mikro kampüs dediği yapı kapsamında mühendislik, hukuk ve mimarlık fakültesi açıyor. Arizona Devlet Üniversitesi işbirliğiyle birlikte bizim önümüz açılmış olacak. Tabii, sadece Girne Amerikan Üniversitesi öğrencileri değil, Arizona Devlet Üniversitesi öğrencileri de programları alabileceği gibi, Arizona Devlet Üniversitesi de kendi programlarına alacağı öğrencileri buraya gönderecek. Eğitim yeri Kuzey Kıbrıs olacak. Hem bizim öğretim üyelerimiz hem onların öğretim üyeleri eğitim verecek. Ortak program kapsamında öğrenciler Arizona Devlet Üniversitesi diplomasını alacak. Özellikle Amerika’ya gitmekte zorlanan öğrenciler eğitim haklarını Kuzey Kıbrıs’ta kullanacaklar.

Önümüzdeki döneme nasıl bakıyorsunuz? Hedefleriniz neler?

Her ne kadar kriz yönetimi bizleri yorsa da kendi gelişim programımız özellikle öğrenci odaklı imkanlar ve fırsatlar da veriyor. Özellikle uluslararası faaliyet alanları açık üniversitelerle ilişkilerimizi güçlendirmeye çalışıyoruz. Öğrencilerimizin eğitimlerini kısmen yurt dışında alabilmesi için bu işbirliklerini artırmaya çalışıyoruz. Fakülteler düzeyinde şu anda tıp fakültesiyle birlikte bir durgunluk dönemine gireceğiz. Tıp fakültesinin devreye girmesiyle birlikte olgunluk sürecine tam anlamıyla 35. yılda girmiş olacağız. Bunun için bir stratejik gelişim programı ortaya koyduk. Gelişim programında özellikle araştırma alanlarında yoğunlaştık. Özellikle girişimci fakülte olma hedefinde belli fakültelerimizde patent ve üretim hattını devreye sokuyoruz. Gerek denizcilikte gerek havacılıkta gerek sosyal bilimlerde ve gerek eğitimde, uluslararası ilişkilerde ve hukuk alanında öncü bir üniversite olmak için her bir fakülteyi ayrı bir üniversite gibi ele alıyoruz. Tematik üniversite kabulünü ve algısını fakülteler düzeyinde ele almak suretiyle her bir fakülteyi daha otonom hale getirmeyi hedefliyoruz. Bu hedefe yönelik olarak başta dekanlarımız ve bölüm başkanlarımız olmak üzere tüm akademisyenlerimizle yaz döneminde bir çalıştay yapıyoruz. Tabii, aramıza katılan yeni öğretim üyeleri, yeni dekanlar, yeni bölüm başkanları olacak. Rektörlük düzeyinde ele aldığımız stratejik gelişim programının parçaları birleşmeye başlayacak.