RÖPORTAJ — 8 Eylül 2013 at 23:14

Helvacızade Gıda İlaç Kimya San. Tic. A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Mevlüt Büyükhelvacıgil; “BİZİ BUGÜNLERE TAŞIYAN DÜRÜSTLÜK, KALİTE VE İNOVASYONDUR”

 DR. MEVLUT BUYUKHELVACIGIL

Türkiye’nin en büyük şirket kuruluşlarından Helvacızade Gıda İlaç Kimya San. Tic. A.Ş., bugün124 yıllık köklü geçmişi, mükemmelliyetçilik ve yüksek kalite standartlarıyla inşa edilmiş tesisleri, daha önce yapılmamış inovatif ürünleriyle, topluma her alanda değer katmayı hedefleyen, Konya’nın ve Türkiye’nin gururu bir dünya devi!

İstanbul Sanayi Odası tarafından açıklanan Türkiye’nin en büyük 500 kuruluşu listesinde her yıl yer alan Helvacızade, 5 yıllık Ar-Ge çalışması sonucunda, 2012 yılında eczanelerde sunduğu Zade Vital Doğal Besin Destekleri markası ile sağlık alanında da faaliyet göstermekte. Helvacızade’nin misyonu ise, daha sağlıklı nesillere katkı sağlayacak, daha önce yapılmamış inovatif ürünler geliştirmek ve yüksek standartlarda üreterek sunmak…

Son dönemde toptan gıda ve sağlık alanı olmak üzere iki gruba ayrılmış olarak faaliyetlerini sürdürdüklerini söyleyen Helvacızade Gıda İlaç Kimya San. Tic. A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Mevlüt Büyükhelvacıgil, “Ticaret hayatına 1888 yılında helva üretimi ile başlayan Helvacızade, ardından lokum, reçel ve şeker üretimi yapmış, 1950’li yıllardan itibaren gıda toptancılığına yönelmiş, 1991 yılında açılan Zade Bitkisel Yağ Rafinasyon Tesisleri ile sanayiye girmiş ve yemeklik bitkisel sıvı yağ üretimine başlamıştır” dedi ve ekledi: “Bitkisel ürünlerle 1999 yılında tanışan Helvacızade, 2007 yılında kapsamlı olarak Ar-Ge çalışmalarını başlatmış ve 2012 yılında eczanelerde satışa sunduğu Zade Vital® Doğal Besin Destekleri markası ile sağlık alanında da faaliyet göstermektedir.”

Zade Vital projenizin sürecini bize anlatır mısınız?

Biz, Türkiye de birçok konuda ilkleri yapmış bir firmayız. Yaptığımız ürünlerle, kurduğumuz teknolojiyle hep ilkleri oluşturduk. Türkiye’de sıkıntılı bir alan vardı, endemik bitkilerin ilaca dönüştürülmesi ve bunların sağlık profesyonelleri tarafından satılamıyor olması büyük bir problemdi. Bunlar bazı mağazalarda ve kara düzen satılıyordu. Biz bunun doktorlar tarafından önerilmesi, yine danışman eczacılar tarafından hangi miktarda alınacağının belirlenmesi amacıyla yola çıktık ve Ege Üniversitesiyle yolumuz kesişti. Zaten yirmi beş yıldır Selçuk Üniversitesinin kimya bölümüyle çalışmalarımız vardı. Eczacılık fakültesinin Konya da olmayışından dolayı kimya bölümüyle eczacılık bölümünü bir raya getirdik, yine Memorial Hastanesi’ndeki doktorlarımızla hekim ayağımızı oluşturduk ve dolayısıyla yaptığımız ürünlerde bilimsel bir desteğe önem verdik. Her ürünümüzün arkasında ciddi bir çalışma, ciddi bir analiz var. Dolayısıyla çıkardığımız ürünlerin her birini Ege Üniversitesi eczacılık fakültesinin ilaç araştırma merkezi tarafından onaylanmış, test edilmiş bir ürün haline getirdik. Bu hem tüketici, hem de eczacı ve doktorlar için çok önemli bir parametreydi, bu birliktelikle bu parametreyi sağladık.

Ürün gamınız ile ilgili bilgi verir misiniz?

Zade Vital olarak, hem organik hem organik dışı olan ürünlerimizle beraber bir üretim bandına sahibiz. Bunlar bizim yaptığımız formda dünyada ve Türkiye de ilktir. Çünkü biz dünyada beş büyük ülkeyi dolaştık ve bu alanda yaptığımız araştırmalar sonucunda o ülkelerde yapılmayan ürünleri yapmaya çalıştık. Bunlar bir ilk formda sunuldu, yedi yaşından küçükler ve yetmiş yaşından yukarıda olan yutma zorluğu olanlar için sıvı formlar yaptık. Genellikle hedef kitlemiz 18-35 yaş arası, bilinç düzeyi yüksek, iyi araştırma yapan, kimyasal maddeyle doğal ürünleri iyi analiz edebilen hangisinin daha faydalı olduğunu, hangisinin yan tesirinin az olduğunu bilen bir kesime hitap ediyoruz. Ürünlerimiz geleneksel-bitkisel tıbbi ürün olarak geçiyor, bunlar aslında bir ilaç değil ama ilaca takviye, vücuda destek anlamında ürünler. Şimdiye kadar tamamı %100 doğal yerli ürünler ürettik. Bunların tamamı kendi tarlalarımızdan, kendi ülkemizin kaynaklarından çıkan ürünlerdir.

Sağlık alanında ihracata başladınız mı? 2013 yılı beklentileriniz nelerdir?

Biz, sağlık alanında dokuz ay oldu piyasaya gireli. Bu süre içerisinde sadece iç piyasayı hedefledik. Şuanda bine yakın noktadayız, yetmiş ilde varız ve eczanelerdeyiz. Biz bu işi yaparken %60’ını ihracat etmek üzere hedefledik. Şuanda ihracata çok yatkın bir firmayız, gıda da 60 ülkeye ihracat yapıyoruz, dolayısıyla sağlık alanında da bu rakama ulaşacağımızı düşünüyoruz. Çünkü yaptığımız üretimlerimizi ona göre seçtik. Daha ihracat grubumuz tam manasıyla oturmuş, başlamış değil, sadece bize gelen teklifler doğrultusunda ufak, tefek ürünler gönderiyoruz. 2013 ve 2014 yılı bizim Zade Vital olarak ihracatta atılım yılımız olacak. Şuanda alt yapıyı oluşturuyoruz, daha çok yeniyiz.

Helvacızade’nin bugünlere gelmesini neye bağlıyorsunuz?

Temelinde aile kültürünün verdiği bir terbiye yatıyor. Dürüstlük anlayışı, kalite, inovasyon gibi birçok etik değerleri birleştirdiğinizde ayakta kalmayı sağlayabiliyorsunuz. Biz hiç para kazanmayı öğrenmedik bize doğru olmayı, dürüst olmayı, yenilikçi olmayı, sözünde durmayı, etik kurallara uymayı ve hizmet etmeyi öğrettiler. Siz hizmet ediyor olunca ve bunları sağlayınca zaten para ve kazanç ardından geliyor. Bizi ayakta tutan değerlerimiz bunlar. Bu değerler arasında şeffaf olacaksınız, dürüst olacaksınız, ahlaklı olacaksınız, sözünüzü tutacaksınız, mümkün olduğu kadar makul fiyatlarla mal satacaksınız, sürdürülebilir ticaretler yapacaksınız, personelinizi koruyacaksınız, ekip ruhu oluşturacaksınız ve ekibinize sahip çıkacaksınız. Biz, tüm bu değerlerimiz itibarı ile TÜSİAD ve KALDER tarafından Türkiye de %95 oranla personelini korumadan dolayı mükemmellik yetkinlik ödülü alan ilk gıda şirketiyiz.

 “Her şirketin bir anayasası mutlaka olmalı”

 Aile anayasanızdan da bahseder misiniz?

Bizim yaptığımız işlere baktığınızda bir hayal, bir cesaret işi olduğunu ve ilklerin öncüsü olduğumuzu görürsünüz. Bunları yaparken bir anayasanız oluyor ve biraz önce saydığım ahlaki değerleri anayasada yapacağınızı söylüyorsunuz. Bunun yanında tabi bir de inovasyon var. İnovasyonu yaparsanız ayakta duruyorsunuz, inovatik ürünler yaparsanız enerjiniz oluyor ve böylece çok kısır döngüde rekabet eden bir firma değil, öncü olan bir firma oluyorsunuz. Biz hiçbir zaman bir grupla rekabet eden bir firma değil, öncü olan bir firma olduk. Bu anlamda önemli bir anayasamız var. Her şirketin bir anayasası mutlaka olmalı. Sürekli yeni nesiller geliyor ve yeni gelen nesil nerede, nasıl görev alacak, bunların performanslarını kim değerlendirecek, evlilikler yapıldığı zaman gelecek olan gelinler ve damatlar nasıl bir rol alacak, iş hayatında bunların bir ismini koymak lazım. Çünkü koyduğunuz zaman insanlar o rota ve çizgi de devam ediyor. Ama siz böyle bir prensip koymazsanız o zaman rüzgâr nereden eserse oraya gider. Aile anayasamız kitaplaşmış durumda ve Türkiye de ilk defa bir aile anayasasını kitap halinde piyasaya sunan kişiyim. Bu konuda doktora tezim var. Genelde herkes aile anayasalarını kasasında saklar, kimseye göstermez, paylaşmaz. Ama ben bunun doğru olmadığını düşünüyorum. Eğer yaptığınız çalışma birilerine fayda sağlayacaksa bunu kasaya kilitlememek lazım. Bunu o insanlarla paylaşıp, birilerine ışık tutabiliyor olmak lazım.

Son olarak, marka bilinci ve haksız rekabet konusunda ne söylemek istersiniz?

Marka bilinci çok önemli, ben bu işe girerken bir markamız olsun diye girmiştim. Eğer bir marka yapmışsanız bu sizin ailenizin zenginliği veya şahsi geliriniz değildir, marka bir ülke zenginliğidir, markanın güçlü olması ülke yararınadır. Örneğin, bugün Almanya Mercedes diyorsa bu Alman vatandaşının gücüdür, Mercedes’in gücü değildir. Biz bir marka yaptıysak ülkeye bir zenginlik, bir güç katmak için yola çıktık ve onu da başardığımızı düşünüyorum.

Türkiye’de yüksek teknolojiyle üretim yapanlarla düşük teknoloji arasında bir ayrışma var. Bu bir haksız rekabet getiriyor, merdiven altı diye tabir edilen üreticiler var, ama ben bizim alanımızda hanımlara çok güveniyorum. Bazı ürünler var ki siz onun kalitesini test edemezsiniz ama hanımlar tavaya koyduğu zaman o yağ kaliteli mi, değil mi anında test ederler. Dolayısıyla biz, kalitemizin tüketiciler tarafından çok iyi test edildiğini biliyoruz. Halkımızın zamanla bu ayırımı daha iyi yapacağını düşünüyoruz. İnsanların para kazanma adına bazen yanlış yaptıklarını görüyoruz. İnsanlar mutlaka kendi çocuklarına yedirmediği bir şeyi ne üretmeli, nede satma adına vesile olmalı. Bu imalatçı içinde, toptancı içinde böyle olmalı.