RÖPORTAJ — 15 Aralık 2013 at 16:38

Ayakkabı sektörü yönünü belirlemeli

Resim 109

Ayakkabı sektörünün globalleşip dış pazarlara yönelmesi gerektiğini vurgulayan Marco Benetti Yönetim Kurulu Başkanı Ferhat Tanrıverdi, bunun için sektörün iyi bir planlama yapıp hangi segmentte üretim yapacağını belirlemesinin şart olduğunu ifade etti.

Doksanlı yıllarda ayakkabı sektöründe başlayan üretim sürecini, butik tasarımlarla perakendeci müşterilerinin taleplerine cevap verecek şekilde geliştiren Marco Benetti lüks ayakkabı üretiyor. Marco Benetti Yönetim Kurulu Başkanı Ferhat Tanrıverdi ayakkabı sektörünün, tasarımdan insan kaynağına, markalaşmadan teşvik uygulamasına kadar sorunlarına ilişkin çözüm önerilerini aktardı.

Marco Benetti firmasını kısaca tanıyabilir miyiz?

Biz üst segmentte kendi know-how’ımız ile katma değerli üretim yapıyoruz. Erkek modasına hitap ediyoruz. Marco Benetti olarak üreticiler arasında bilinen markayız. Uluslararası perakendeciler arasında marka olma hedefindeyiz. Bunda da bir ölçüde başarılı olduk. Biz, 1995’ten bu yana faaliyette olan ve hızlı büyüme kaydeden, yıllık üretim kapasitesi 100 bin çift olan, Türkiye’nin ve Avrupa’nın önemli firmalarına tedarikçi olarak hizmeti veren ve yıllık cirosu 8 milyon TL olan bir firmayız. Kırk kişiye istihdam sağlıyoruz. İstanbul’da faaliyet gösteriyoruz.  İleriye yönelik olarak artan taleple birlikte hem iç piyasada, hem de dış piyasada satışlarımızı ve marka bilinirliğimizi artırmayı hedefliyoruz.

Bu yıl Ayakkabı sektörü açısından nasıl geçti? Son AYMOD Fuarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Son iki yılda yaklaşık yüzde 20 küçülmesine rağmen ayakkabı sektörü bugün itibariyle çok rekabetçi, her geçen gün güçleniyor ve kendini modifiye ediyor. Bu durum her sektörde olduğu gibi Türkiye’de neler oluyor diyen insanların kafalarını çevirmelerine neden oluyor. Dolayısıyla, Türkiye gündeme geldikçe potansiyelini gören Avrupalı, Amerikalı, Rus Türkiye’ye gelerek ne yapabiliriz, pazardan ne kadar pay alabiliriz diye araştırma yapıyorlar. Burada mal almak isteyen de var, mal satmak isteyen de ve mal yaptırmak için gelenle de var. Bizim sektörde de aynı şekilde yabancıların merakı ve ilgisi her geçen gün artıyor. Fuar için konuşacak olursak; ayakkabı satmak isteyen, deri taban yaptırmak isteyen İtalyanlar var. Ruslar zaten iyice gözlerini Türkiye’ye çevirdiler. Bunun asıl nedeni Türkiye’nin potansiyelinin artmasıdır. Dolayısıyla ayakkabı sektörü de bu rüzgârdan olumlu etkilenmeye başladı.

Türk ayakkabı sektörü dünyada rüştünü ispatladı mı?

Bir kere Türkiye’nin en büyük gücü girişimci olmasından kaynaklanıyor. Türkiye’de ayakkabı sektörü dahil bütün sektörlerin sorunu sermaye yetersizliğidir. Toplum olarak birçok ekonomik krizi gördüğümüz için hızlı dönüş yapabiliyoruz ki bu bir avantaj. Hızlı karar alınan bir sistemde hatalar da olabiliyor. Ama altyapısı, işleyiş sistemi, kültürü olmayan firmalarda sıkıntı olabilir. Ayakkabı sektöründe kısıtlı sermaye ile hızlı büyüyen firmalar var. Bu nedenle zaman içinde firmalar çeşitli nedenlerle zor durumda kalabiliyor ya da tasfiye olabiliyor. Ayakkabı sektörü tekstilin alt sektörü gibi görünür ancak, sorunları bağdaşmaz. Bir gerçek var ki, ayakkabı mesleğinde büyük istihdam var. Ayakkabıda en önemli sorunlardan bir tanesi belli bir konsept olmayışıdır. Kendi içinde kategorilere ayrılması gerekir. Bu gün İtalya lüks ayakkabıda dünyadaki talebin yaklaşık yüzde 85’ini karşılıyor. Yani tamamen lüks ayakkabı alanında odaklanmışlar ve bu noktaya gelmişler. Buna örnek verirsek Çin’e ucuz mal için, Almanya’ya kaliteli bir mal almak için gidiliyor. Türkiye’de ayakkabı sektöründe plansızlık var, dağınıklık var. Halbuki belli kategorilerde uzmanlaşmak lazım.

Sektördeki teşvik uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Üretimde bölgeler arasında maliyet farklılıkları var. Anadolu’da bazı bölgeler teşvik kapsamında. Haliyle teşvikten yararlanan firmalar avantajlı konumda oluyor. İstanbul’da üretim yapanlar daha fazla vergi veriyor. Bu firmaların kira ve işçilik maliyetleri daha yüksek. Bu nedenle haksız rekabet söz konusu.

Pekiyi teşvikli bölgelere gitmenin zorluğu nedir?

İstanbul’daki üreticinin yaşam standartlarını bırakarak Anadolu’ya gitmesi çok zor. Devlet belirli bölgelerde üretimi arttırmak isteyebilir. Burada iki seçenek var. Ya İstanbul’da devam edeceğiz, ya da bütün bilgi birikimini, tecrübeyi, müşterileri, yaşam standartlarını bırakıp Anadolu’ya gideceğiz.  Bu şuna benziyor; 25 yılda yetiştirdiğin ağacı bırakıp, orada yeni ağaç dikmek.

Ayakkabı sektöründe dağınık bir yapı göze çarpmakta. Sektörde birlik sağlamak adına nasıl bir yapı olmalı?

Ayakkabı sektöründe bahsettiğim gibi bir konumlama yok. Yani biz üretici miyiz, fasoncu muyuz, yoksa tasarımcı mıyız? Bu belli değil. Örnek olarak Avrupa’da fuara gidiyoruz, Çinli firmaların ihtiyaca yönelik ucuz ayakkabıları var. İtalyan’a, İspanyol’a bakıyorsunuz çok lüks ve egoya hitap ediyor. Bir alt segmentte Portekizli 20 standa bakıyorsunuz fiyatlar bir birine yakın. Bizde ise 12 Dolarlık ayakkabı da var, 80 Dolarlık ayakkabı da var. Birlik sağlanamıyor. Çünkü menfaatler farklı. Herkes farklı yönde hareket ediyor.  Şöyle bir şey de var tekstilde kullanılan malzemeler birbirine yakın. Ayakkabı üretimine plastik, petrol türevleri, natürel malzemeler ve tekstil girebiliyor. Yani birçok sektör iç içe girebiliyor. Böyle olunca ayakkabı Ar-Ge’si  de çok karmaşık ve çok zor.”

Pekiyi dünya, özellikle İtalya bunun üstesinden nasıl gelip, başarılı olmuş?

İlk başta ne yapacaklarını seçmişler ve politikalar oluşmuş. Buna göre tasarlanmış. Avrupa’da ağırlıklı olarak başta İtalya olmak üzere İspanya ve Portekiz var. Bunlar demişler ki dünyada şu dalda öncü olacağız. Bizde öyle bir şey yok. Bizde bir iç talep gerçeği var ve buna göre üretim yapılıyor. Bu yüzden ihracata odaklanamıyoruz. Gerektiğinde ithalat yapılıyor. İtalya, “Ben lüks ayakkabıda olacağım, gerektiğinde fasoncu olacağım.”,  Portekiz, “Lüksün bir alt segmentinde olacağım.” Diye hedef koyuyor. Biz de onlar gibi öncelikle ne yapmamız gerektiğine karar vermeliyiz. Ancak sektör bunu yapacak durumda değil. Devletin bu konuda yönlendirici olması ve destek vermesi lazım. Devlet şu anda sektörü tanımadan üretimi Anadolu’ya kaydırayım, işsizlik önlensin, göç önlensin mantığı ile teşvik veriyor. Ama şu unutuluyor; oradaki çalışacak insanı bulamıyorsunuz. Bir plan yok,  proje yok. Bu aynı eski KİT kuruluşları gibi. Verimlilik olmayan yere teşvik verilmiş oluyor.

Üretimin önemli bir unsuru da insan kaynağı. Sektörün kalifiye eleman eksiği var mı ?

Üniversite açtık, mezun ettik hikayesinden kurtulmak lazım. Üniversiteli olmak bir prestij ama bir meslek sağlamıyor. Bugün meslek liselerinde mesleklere yönlendirecek, planlamalar yapacak bir eğitim sistemine önem vermek lazım. Üniversite, hak edenin ve mezun olduğunda işi hazır olacak nitelikteki kişilerin okuduğu, bilim üreten yerler olmalı. Biz işçi bulalım diye ağlıyoruz. Mesleki eğitim almış eleman bulamıyoruz. Bizim meslekle ilgili 2 tane okul var. Örneğin, bir fabrikada 50 kişiye ihtiyaç var. Bunların biri tasarımcı, biri modelist olacak, geriye kalanların makineci, sayacı vs. olması gerekiyor. Ama öğrencilere sorduğunuzda hepsi tasarımcı olmak istiyorum der. Ama hiç kimse fabrikada çekiç sallamak istemez. Bu konuda bir sıkıntı daha var. Ayakkabıda sektörüne kadın işçi kazandıramıyorsunuz. Halbuki tasarım, dikim gibi işlerde bayanlar çalışabilir. O yüzden meslek liselerinde öğrencileri ihtiyaca göre yönlendirecek bir eğitim sistemine ihtiyaç var.

Siz firma olarak neye odaklanıyorsunuz?

Biz iç piyasaya cevap veren firmayız. Müşterinin taleplerine en iyi şekilde cevap veren bir firmayız. Bizi hizmet firması gibi düşünün. Yani ar-ge, tasarım, üretim olmak üzere her türlü hizmeti veriyoruz. Müşterilerimizin de içinde bulunduğu perakende sektöründe hızlı büyümenin sancıları var. Bu, gerçek, sağlıklı büyüme midir belli değil. Bu alanda olduğu gibi çok yerde sağlıksız bir büyüme var. Birçok sektörde karlılık az. Bu sefer yatırım için dışarıdan kaynak bulmanız gerekiyor. Tabii ki bunun da maliyeti olduğu için karlılık daha da düşüyor. Sonuçta deri sektörü de imalattan perakendeye kadar dış sermayeye bağımlı. Bu nedenle siz de şartların sunduğu imkânlar kadar hareket edebiliyorsunuz. Şu anda sektör arz-talep dengesiyle yürüyor. Büyük ölçüde vadeli satışlarla ayakta duruyor. Ama fonlar, finansal kaynaklar kesilirse asıl sıkıntı burada başlar. Üretimden perakendeye kadar herkes etkilenir.

Türkiye’de şartlara göre hangi sektörler öne çıkartılmalı veya hangi segmentlerde yoğunlaşılmalı gibi pir planlama var mı?

Türkiye’de en büyük sorun cari açık. Bunu nasıl önleyeceksiniz? Bunun şartları belli; ithalatı kısıtlayacaksınız. Bakıyorsunuz ihracatta rekorlardan bahsediliyor. Ama siz cari açığı düşüremezseniz, ihracatta rekor kırılmasının bir anlamı yok. Bir gerçektir; büyüyen ülkeler fazla harcarlar, az tasarruf yaparlar. Sonuç olarak, hep tüketerek dış kaynakla gidersek, bir yerde yokuş aşağı gideriz. Bizim sektöre indirgersek, biz de dış kaynaklarla büyüyoruz. Bizim ihracat yapmamız lazım, globalleşmemiz ve yaptığımız ürünü dünyaya satmamız lazım. Benim rekabetçi olmam lazım. Bunun için devletin doğru teşvik politikası olması lazım.