RÖPORTAJ — 15 Aralık 2013 at 16:12

Dardanel küllerinden doğmaya çalışıyor

 

_MG_8797

2001 krizinde ağır borç yükü altında kalan, bu yükten kurtulmak için bankalarla sürekli müzakere eden ve birçok ortaklık görüşmesi yapan Dardanel sektördeki marka gücüyle birlikte eski üretim ve satış hacmine ulaşmaya çalışıyor. Bankalarla yürütülen sürecin on yıl öncesine göre daha olumlu olduğunu ifade eden Dardanel Gıda Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Aşkın Kurultak yeni bir ortaklık düşünmediklerini ve bankalarla görüşme sürecini bu yılın sonunda tamamlamayı hedeflediklerini belirtti.

Ton balığının tartışmasız bir numaralı markası olan Dardanel uzun yıllardır içine düştüğü mali sıkıntıları aşmaya çalışıyor. Bu sıkıntılı süreçte nereye gelindiğini, Dardanel’in eski güzel günlerine dönüp dönemeyeceğini Dardanel Gıda Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Aşkın Kurultak ile konuştuk.

Son yıllarda yüksek borçlulukla mücadele ettiniz. Sektöründe en bilinen marka olarak Dardanel’in geldiği noktayı anlatabilir misiniz?

Herkesin malumu olduğu üzere, var olma mücadelesinin içinden çıktık. Son bir buçuk yıldır işimize odaklanarak, ürünümüzün verdiği güçle ve pazarımızı büyüterek borçlarımızı ödeyerek şirketimizi düze çıkartma gayreti içindeyiz. Malum potansiyel ortaklarla görüşme sürecimiz oldu ve bu görüşmeler olumsuz sonuçlandı. O arada pazarımızı kaybettik. Tabii ki pazarı kaybederken sektör de küçülmüş oldu. Dardanel, konserve balık sektöründe 30 yıldır yatırım yapan, sektörün büyümesine katkı sağlayan bir kuruluş. Bu süre zarfında bize ivme kazandıracak, güç verecek hiçbir rakibimiz olmadı. Keşke olsaydı, rekabet iyi bir şeydir. Hiçbir zaman bizim gibi ikinci bir marka oluşmadı. Çünkü bizim gibi reklam yapan, marketlere para harcayan bir grup çıkmadı. Dardanel, uzun yıllar hem spora yaptığı yatırımla hem de satış kanallarındaki aktiviteleriyle  görsel ve yazılı basına önemli harcamalar yaptı. Bunun getirdiği avantajla marka bilinirliği arttı.

Dardanel şu anda nasıl bir yapılanma içinde? Yeni bir ortaklık söz konusu mu?

Yeni bir ortaklık düşünmüyoruz. Bankalarla ilgili nasıl bir çözüm bulabiliriz diye konuşmaya başladık. Bu yıl sonunda bankalarla da görüşmelerimizi sonuçlandırmak istiyoruz. Bugüne kadarki pazarlıklarda güçlü marka olmamız bizi ayakta tutu. Borçlarla ilgili İstanbul yaklaşımı yasasından yararlanarak borçlarımızı yapılandırmıştık. Ancak yasaya işletme sermayesi ihtiyacı için yeniden kredi alma imkanı konmamıştı. Bu nedenle bankalardan yeni kredi alamadığımızdan dolayı borçlarımız dondurduk. Şimdi bunun düzeltilmesini bekliyoruz. Tabii ki o şartlarda borçlarımızı ödemeye çalıştık. Ama çok zaman kaybettik. Ben inanıyorum ki, İstanbul Yaklaşımı AKP döneminde olsaydı, bu sorun çözülür ve biz de borçlarımızı öderdik. Bu süreçte bizim bankalara teklifimiz, mevcut varlıklarımızı anlaşacağımız bir değerden düşelim, 3 yıl içerisinde varlıklarımızı geri almak kaydıyla borçlarımızı makul taksitler halinde ödeyelim şeklinde oldu.

Türkiye’de birçok firma sizin gibi borç sorunu yaşıyor. Bu anlamda bankalardan ve devletten çözüm noktasında beklentiniz nelerdir?

Başbakan danışmanlarıyla beraber bu konuda dirayet gösteriyor. Tabii ki eksik yönleri vardır. Bizim de eksik yönlerimiz var. Belki bakış açları bizim bakış açımızdan farklıdır. Onu bilemiyoruz. Hükümet şu sıralar birikmiş kamu alacaklarının tahsil edilmesiyle ilgili bir yasa hazırlıyor. Çok da iyi hazırlanmış. Bu yasanın eksik kalmış ayağının önümüzdeki aylarda tamamlanmasını ve borçların yapılandırılmasını bekliyoruz. Burada eksik kalan bölüm finansal borçlarla ilgili, tıpkı İstanbul Yaklaşımında olduğu gibi bir yasa çıkartılsaydı ve finansman teminini de içeren bölümü olsaydı iyi olurdu. Bu Türkiye’ye özgü şartlardan kaynaklanıyor. Sürekli olarak krediyi daraltma isteği var. Herhalde ondan dolayı yapamadılar. Bu eksikliğin giderilmesi için hükümet bir adım atacaktır diye düşünüyorum.

Bu noktada bankalarla kapsamlı bir protokol yapılamıyor mu?

Yapılamıyor. Herhalde mevcut bankacılık yasası ilave kredi verme imkânı vermiyor. Bugüne kadar bir banka bunu sırtlanıp yapamadı. Bu şekilde ne biz yeni bir kredi alabiliyoruz, ne de borçlarımızı ödeyebiliyoruz. Dardanel, marka olarak, yönetimi olarak vizyonu olan bir firma, dolayısıyla desteklenmesi lazım. Şu anda bankalar bize karşı yapıcı bir yaklaşım sergiliyorlar. Keşke bunu 10 yıl önce yapabilselerdi.

Başbakanın güzide kurumların yaşatılması yönünde bir yaklaşımı var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sayın Başbakanımızın istikrarlı, başarılı olan politikalarını saygıyla karşılıyor, takdir ediyorum.  Sağ olsunlar, gerek Başbakan, gerek bakanlar, gerekse yerel yöneticilerle sıkıntılarımızı paylaşıyoruz. Ve bizi her zaman destekliyorlar. Tabii ki bu süreçte ekonomideki istikrar bizim lehimize oluyor. Mesela faizlerin düşmesi borçlu bir firma olarak işimizi kolaylaştırıyor.

Kuzey ülkelerinde de ton balığı firmaları var. Orada da Türkiye gibi bilinir marka olmak zor mu?

Kuzey ülkelerinde ton balığı bilinen bir sektör. Orada güçlü markalar var. Ve birbirine rakip çok sayıda marka var. Bu yönüyle onlardan farklıyız. Türk tüketiciler ton balığını bizimle tanıdılar. Pazarı büyüten biz olduk. Son 7 yıldır da küçüldük. Ama son 1.5 yıldır yeniden ivme kazandık.

Ton balığı tüketimin yaygın olmaması tüketim alışkanlığından mı kaynaklanıyor?

Evet, tüketim alışkanlıklarını değiştirmek zor. Son zamanlarda sağlıklı besinlerdeki  tüketim artışı, şehirleşme ve gelir seviyesinin artışı bizim lehimize oluyor. Bir gerçek var ki, ülkenin istikrarlı dönemini biz iyi kullanamadık. İşletme sermayesi yetersizliği yüzünden pazara ve reklama para harcayamadık. İyice dibe vurmuştuk. Ancak bundan sonrası iyi olacak. Dardanel insanların belleklerine yerleşmiş bir marka.  Balık denince, ton balığı denince Dardanel akla geliyor. Yani balıkla özdeşleşmiş bir markayız. Onun için herhangi bir firmanın, finansmanı ne kadar güçlü olursa olsun, yeni bir marka yaratarak pazardan pay alması kolay değil.  Sonuçta onların öyle bir zorluğu var, bizim de finans zorluğumuz var.

Türkiye denizlerle çevrili bir ülke, su ürünleri fakülteleri de açıldı. Ama, su ürünleri alanında fazla bir yol alamadı. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Türk insanı bir program çerçevesinde hareket edip, hedef belirleyecek anlayışta değil. Kamu kurumlarındaki insanlarımız da buna alışkın değil. Her sektörde olduğu gibi bu sektörde de hedeflerin belirlenip, o hedefler doğrultusunda hareket etmek gerekiyor. Bunu da devletin yapması gerekiyor. Ama devlet hangi birine yetişsin. Yıllarca Türkiye’de balıkçılık bakanlığı kurulması için çalışıldı ama bu olmadı. Ve hayvancılık içinde sıkışıp kaldık. Bakanlıkta daire başkanlığı seviyesinde işi sürdürüyor balıkçılar. Ülke olarak uluslararası açık denizlerde filolarımız yok. Öyle bir vizyonumuz, hedefimiz, odaklanmamız da yok. Keşke ülkemizin de ton balığı avlayan ve satan firmaları olsa.

Teşvik yasasından yararlanmak için üretiminizi Urfa’ya kaydırdığınız gündeme geldi. Bu şekilde güçlenmeyi mi amaçladınız?

Bankalarla görüşmelerimizde, varlıkların bankalara devri gündeme geldiğinde Çanakkale’deki fabrikada şehrin göbeğine sıkışmış bir haldeydik. Fabrikamızın arsası itibariyle değerli olması sebebiyle taşınma kararı aldık. Teşvik yasasının avantajlarından yararlanma noktasında Urfa bölgesi için görüşmeler devam ediyor. Başka yerler için de araştırmalar sürüyor.  Fabrikayı taşıma durumu bankalarla görüşmelerimizin sonuçlanmasından sonra kesinlik kazanacak. Bizim konserve ve salça fabrikalarımız da var. Onun için hepsini değil, üretimin bazı hatlarını ayırma kararımız var.

Üretim anlamında Kuzey Avrupa ülkelerinin yabancı yatırımcı için ciddi teşvikleri var. Dardanel olarak yurtdışında yatırım yapma düşünceniz var mı?

Dardanel olarak üretim kapasitemiz 40 bin ton/yıl. Üretimin yüzde 20-25’ini iç pazara veriyoruz . Biz yeni yatırım yapmak yerine yeni pazarlar bularak tam kapasiteyle üretim yapmak hedefindeyiz.  Türkiye’de ton balığının büyüme hızı diğer sektörlere göre kıyaslanmayacak oranda farklılık gösterecektir diye düşünüyoruz. Son 10 yılda kentleşme, gelir seviyesinin artması, eğitim ve bilinçlenmenin artış hızını göz önüne aldığımızda çok hızlı büyüme olacağını öngörüyoruz. Bu aşamada eksiklerimizi tamamlayarak, iç piyasada 10 bin ton olan pazarımızı üçe katlamayı hedefliyoruz. Bir taraftan bunu yaparken, dış pazarlarda Dardanel markası veya yerel markalarla satışlarımızı arttırmayı düşünüyoruz.

Mister No adlı sandviç ürününüz var. Bu ürününüzün pazardaki yerinden memnun musunuz?

Mister No,  bünyemizde bulunan sandviç  grubunun bir markası. Düşünce olarak Türkiye ve dünyadaki trendleri izledik. Taze ürünlerin hızlı büyüdüğünü görünce bu alanda faaliyet göstermeye başladık. Türkiye’de toplu alışveriş yerlerinde, havaalanlarında, benzin istasyonlarında, otobüs firmalarında varız ve her noktaya girmeye çalışıyoruz.

Tarımsal ürünler olarak salça ve konserve alanında iddianız nedir?

Bu alanda uzun süredir faaliyetimiz yok. Malum işletme sermayesi yetersizliği nedeniyle mevcut işletme sermayemizin tamamını balık grubu için kullanıyoruz. Ancak, bankalarla olan problemlerimizi çözdüğümüz zaman Enez’deki salça ve sebze konservesi fabrikamızı tekrar faaliyete geçirmeyi istiyoruz.

Bu yıl sonu itibariyle beklediğiniz ciro nedir? Ve 2014’te ne kadar bir ciro hedefliyorsunuz?

Bu süreçte bir distribütör firma ile çalışıyoruz. Onların verdiği ön finansmanla hareket ediyoruz. Başka bir kaynağımız yok. Onların sağladığı kaynak ölçüsünde üretim yapabiliyoruz. Satışımızda bir problem yok. Zaten bugünkü ciromuz iyi olduğumuz dönemlere göre onda biri durumunda. Yani pazarda potansiyel var. Önemli olan üretim hacmini artırabilmek. Bu sene itibariyle 100 milyon ciro olmasını bekliyoruz. 2014’de 200 milyon TL ciro hedefliyoruz. “