RÖPORTAJ — 15 Aralık 2013 at 16:17

DUMANKAYA İNŞAAT YÖNETİM KURULU BAŞKANI UĞUR DUMANKAYA: “KENTSEL DÖNÜŞÜMDE KAOS VAR”

 

 u dumankaya

Kentsel dönüşümün 500 milyar dolarlık büyüklüğü ile Türkiye’nin çok önemli bir gerçeği olduğuna vurgu yapan Dumankaya İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Dumankaya, kentsel dönüşümün iyi planlanmadığını, herkesin kentsel dönüşümü kendi başına yapmaya çalıştığını, bunun da bir kaos ortamı yarattığını dile getirdi.

 

Dumankaya İnşaat, konut geliştiricileri arasında üretkenliğiyle dikkat çeken ve kurumsallaşmaya önem veren bir firma. Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Dumankaya, ne bu kurumsal yapılarının ne de üretkenliklerinin takdir edilmediğinden yakınıyor. Dumankaya’nın yakındığı konulardan biri de ülke gündemine oturan kentsel dönüşüm konusunda planlı hareket edilmemesi!

 

Türkiye’de bir deprem gerçeği var. Bununla birlikte Kentsel Dönüşüm uygulaması var. Fakat gerek gayrimenkul sahipleri, gerekse proje üreticileri uygulamada sorunlar yaşıyorlar. Bunu neye bağlıyorsunuz ve kentsel dönüşümün sağlıklı işlemesi için sizce neler yapılması lazım?

Sizin de belirttiğiniz gibi kentsel dönüşüm Türkiye’nin çok önemli bir gerçeği. Yapılan bir araştırmaya göre İstanbul’daki binaların yüzde 73’ü depreme dayanıksız durumda. Türkiye ekonomide ciddi anlamda makas değiştiriyor. Türkiye nüfusunun yüzde 50’si 29 yaşın altında. Beklentiler hızla artıyor, ekonomi gelişiyor. Şehrin önemli bölgeleri gecekondulaşma ve çirkin yapılaşma halinde. Son 3-4 senedir kentsel dönüşüm sürekli gündemde. Yarın da beklide 20-25 sene hep tartışılacak. Bugün Londra’da, Berlin’de belediye başkanlarının en önemli vaatleri ya şehri koruyabilmek ya da kentsel dönüşüm yapmaktır. Yani yeni bir şey yok. Tabii ki onlarda farklı algılanıyor, bizde farklı. Yani bizde bazıları kentsel dönüşümü rantsal dönüşüm olarak görebiliyor, bazı vatandaşlar da evlerini kaybetme kaygısını taşıyabiliyor. Ve önemli problemlerden biri de neredeyse Türkiye’de ekonominin, spor hayatının, kültürün hep İstanbul üzerinden yürümesidir. Yani İstanbul’un tehdit altında olması bütün Türkiye’yi etkiler. O bakımdan kentsel dönüşüm hayati öneme sahip.  25 senede 500 milyar dolarlık bir bütçesi var. Böyle bakıldığında inşaat sektörüne ve ekonomiye bir ivme kazandıracağını düşünüyorum. Ve bununla beraber çevreci dediğimiz yeşil evler ve akıllı binaların yapılmaya başlamasıyla kentsel dönüşüm önemli noktalara gelebilir.

 

Bugüne kadarki uygulama Sizin beklentilerinizle ne kadar örtüşüyor?

Bana göre kentsel dönüşümü herkes kendi başına yapmaya çalışıyor ve müthiş bir kaos ortamı yaratıyor. Yani 500 milyar dolarlık bir proje ama iyice planlanmamış, programlanmamış. Daha modern, depreme dayanıklı evler yapılıyor ama şehrin yaşamına katkı sağlayacak nitelikte değil. Halk ve müteahhit firmalar arasındaki problemlerin olmaması ve çözülmesi gereken konularda aracı bir kurumun varlığına ihtiyaç var. Örneğin Fikirtepe şehrin göbeğinde olan bir yer. Devlet bunu planlayabilseydi, yani kapalı alan, yeşil alan neresi, çok katlı, az katlı neresi belli olsaydı, belki kat malikleri de daha fazla değer elde edebilecekti. Şimdi Bakanlık duruma el koydu ama daha çözülen bir şey yok. Evet devletin çok güzel toplu konut örnekleri var. Örnek olarak Ataşehir her şey düşünülerek güzel bir şekilde yapıldı. Keşke bütün projeler Ataşehir’de olduğu gibi bütün sosyal donatıların, yeşil alanın düşünüldüğü projeler olsa.

 

Dumankaya olarak, kentsel dönüşümde nasıl bir uygulama içindesiniz?

Biz bunun için Dumankaya Kentsel adlı yeni bir firma kurduk. Bu işin ne kadar zorlu ve zorunlu olduğunu bilerek yeni bir kadro oluşturduk. Biz asıl büyük fırsatların ufak pazarda olduğunu ve büyük firmaların bu pazarda olmadığını bildiğimiz için 20-30 daireli işler de yapıyoruz.  Butik kentsel dönüşümle ilgileniyoruz.  Burada da iki türlü modelimiz var. Bir tanesi bizim takip ettiğimiz işler, bir diğeri de uzlaşmayı yapabilecek, güvenilir, bizi iyi temsil edecek stratejik bir partnerle çalışmaktır.

 

Türkiye’de çok fazla sayıda müteahhit bulunduğu gerçeğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sektörde faaliyet gösteren 150 bine yakın firma var. Dünyada böyle bir şey yok. İsteyenin girebildiği, isteyenin para toplayabildiği, işleri kalfaların yaptığı, müteahhitlerin inşaatı yaparken işleri kahveden yürüttüğü firmalarla aynı kategoride oluyoruz. Halbuki biz yüzlerce insan çalıştırıyoruz. Bir taraftan her şeyimiz ile kayıt içindeyken, kayıt dışıyla rekabet ediyoruz. Liberalizm diyoruz ama herkesin her şeyi çok özgürce yaptığı bir liberalizm olmamalı. Türkiye dünyada gelişmiş ekonomiler içinde olacaksa, sadece bizim sektörümüzde değil, her sektörde sıçrama yapacaksa artık faklı şeyler yapılması lazım. Yani biz bir çok konut projesini hayata geçirdik, kimse bizi takdir etmedi. Tabii ki müşteriler hariç. Yani işini iyi yapan firmaların ödüllendirilmesi ve ayrıştırılması gerekir.

 

Gayrimenkul sektörünü disipline etmek amacıyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kuruldu. Bakanlığın bu konuda önerisi sektörün STK’larla birlikte hareket etmesi. Ancak söylemlere bakıldığında sektörün tam anlamıyla birlik içinde olmadığı ortada.. Bu birliğin sağlanamamasının sizce nedenleri nelerdir?

Sektör yapısı itibariyle zeki insanlardan kurulu, bir kartal gibi herkes kendi işini kendi yapmak istiyor. Aslında belki de fazla egolu insanlar olduğu için başkalarının yardımına ihtiyaç duymuyorlar. Dışarıdan bakıldığında sanki her şeyi müteahhitlik sektörü yönetiyormuş gibi algılanırken, aslında en çok geri plana itilen, en çok hakkı yenen sektörlerden biri.  Ülkenin lokomotif sektörü olduğu düşünülerek kararlar alınabiliyor. Ama hakkını da yememek lazım, Çevre Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar çok zeki, olayın iki yönünü bilebiliyor ve deneyimli biri. O bir avantaj ama yeterli değil çünkü Türkiye’de her şey yıkılıp yeniden yapılmak durumunda.

 

Türkiye’de uygulanmaya başlayan yeşil ev konsepti var. Bunların bir standardı var mı ve devletin bu yönde bir teşviki var mı, varsa yeterli mi?

Türkiye’de karbon salımının yüzde 65’ini evler yapıyor. Ülkemiz enerjiyi ucuza sağlamıyor. Her ne kadar enerji yakınında olsa da Türkiye enerji fakiri bir ülke ve enerji pahalı.. O nedenle enerjinin devlet tarafından sübvanse edilmesi gerekiyor.

 

Mimari uygulamalar şehrin görünümünü bozmaması adına önemli. Bununla birlikte emsal artışı tartışmaları var. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

İstanbul’da siluet sorunu var ama bu konulara farklı bakılması lazım. Kentin görünümüne uygun yapı yapılması sadece üretici firmalara bırakılmayacak kadar önemli bir konu. Tabii ki Nişantaşı’na yapılacak konutla Kartal’a, Kemerburgaz’a yapılacak konut aynı tarzda olmayabilir, bu normaldir ancak, her şey de mimarın hayal gücüne göre olmamalıdır. Türkiye değişiyor, insanlar değişiyor. Bugün beğenilen yarın beğenilmeyebiliyor.  Biz sadece bugün için değil yarınlar için konut üretiyoruz. Her projemiz adeta bir heykel gibi.

 

Mütekabiliyet yasasıyla ilgili sektörde büyük beklentiler oldu ama sonuçta beklendiği gibi olmadı. Bununla ilgili yorumunuz nedir?

Tabii ki dünyada sadece Türkiye yok, rekabet bütün dünyada var. Kapıları kimse zorlamıyor. Londra’dan örnek verirsek; bu şehrin tanıtıma ihtiyacı olmadığı halde fuarlarda tanıtım yapıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin tanıtıma daha çok önem vermesi lazım.. Ancak Mütekabiliyet  yasası çok iyi bir yasa. Bir eksiği var. Satın alanlara da oturma izni verilmesi gerekli. Çünkü sadece yatırım için alanlar yok.

 

Dumankaya İnşaat 2013 yılını nasıl kapatıyor, 2014 hedefleri nelerdir?

Biz 2013 yılı için 550 milyon dolar hedef koymuştuk. Fakat Gezi olayları nedeniyle Eylül ayında duraklama eğilimi olunca yıl sonunda 450 milyon dolarla kapatma beklentimiz oldu. Buna rağmen yine de yüzde 30 büyümüş olacağız.  2014’de de yüzde 30 büyümeyi hedefliyoruz.