Genel, RÖPORTAJ — 15 Aralık 2013 at 16:42

KETEN İNŞAAT GENEL MÜDÜRÜ SELAHATTİN KETEN: “KENTSEL DÖNÜŞÜM, RANTA DÖNÜŞMEYE BAŞLADI”

Kentsel dönüşümün proje olarak doğru başladığını dile getiren Keten İnşaat Genel Müdürü Selahattin Keten, uygulamada haksızlıklar olduğunu, zaman içinde kentsel dönüşümün tamamen ranta dönüşmeye başladığını ifade etti. Keten’e göre, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın riskli alan uygulaması da yeşil alanların ve doğanın yok olmasına neden oluyor!

 

Deprem gerçeğinin zorladığı kentsel dönüşüm sonunda uygulama aşamasına geldi. Sizce süreç nasıl işliyor?

1999 depreminden sonra Türkiye’de yıkılacak binalarla ilgili bir envanter çıkartıldı. Yapılan istatistiklere göre 1999’dan önce yapılan 800 bin ile 1 milyon binanın yıkılıp yapılacağı gündeme geldi. Bununla ilgili kentsel dönüşüm çalışmaları başladı ve daha sonra Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kurulmasıyla bu süreç hız kazandı.  Daha önce bilindiği gibi Kamu Kuruluşu olan TOKİ vardı ve amacı alt ve orta gelir gurubu insanları konut sahibi yapmaktı.  Fakat daha sonra TOKİ devlet eliyle müteahhitlik yapmaya başladı. Yani komünizm sisteminde bile olmayan bir sistemle müteahhitliğe soyundu. Hal böyle olunca bizim ölçeğimizdeki firmaların onunla rekabet etme şansı azaldı. Bununla birlikte bizim gibi firmalar TOKİ’ye taşeronluk yapmaya başladı. Böylece TOKİ tarzı inşaatlar yapılmaya başlayınca ortaya son derece kalitesiz ve kullanıma uygun olmayan binalar çıktı. Bir taraftan depreme dayanıklı binalar yapalım derken, diğer taraftan devlet eliyle kullanışlı olmayan kalitesiz binalar üretilmeye başladı. Sonuçta kalitesiz binalar 10 sene sonra büyük sorunlar ortaya çıkartacaktır. Daha sonra Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın başlattığı Kentsel Dönüşüm gündeme geldi. Proje doğru ama uygulamada adaletsizlik ve haksızlıklar var. Bu zaman içinde tamamıyla ranta dönüşmeye başladı. Plan yapma yetkisi Büyükşehir Belediyesi ve TOKİ’deyken, bu yetki şimdi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na verildi. Şimdi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı çıkarttığı bir yasayla riskli alan kavramı getirdi. Ancak riskli alan ilan ettiği yerlere daha sonradan tekrar konut izni veriyor, konut yaptırıyor.  Konut izni verdiği yerlerin hepsi de yeşil alanlardır ve hazine arazileridir. Yani burada yeşil alanlar, doğa devlet eliyle yok ediliyor.

 

Peki, kentsel dönüşüm nasıl yol almalı?

Biz şehrin büyümesini değil, yenilenmesini istiyoruz.  Şehirde müthiş bir yoğunluk var. Yeşil alanların yerini gökdelenler dolduruyor. Biz diyoruz ki şehri yeniden imar edelim bunun için parsel değil ada bazında imar izni verilsin yoksa bu şehri düzeltmemize imkan yok.  Şehrin içinde yeni arsa bulmak neredeyse imkansız. Ama bunu ada bazında imar ederseniz bunun içinde çok sayıda insanın ortak yararlanacağı otoparkı, yeşil alanı, çocuk parkı, çarşısı olabilir. Parsel bazında yapmaya kalkarsanız bu nu çözemezsiniz. Şimdi İstanbul’un kuzeyinde yeni hava limanı, köprü yapımıyla birlikte yeni yerleşim yerleri yapılması planlanıyor. Bu durum İstanbul’a 5-6 milyon daha göç gelmesi demektir. Ancak siz artan nüfus için altyapınızı çözemezseniz, bunun altından kalkamazsınız. Artan nüfusla birlikte altyapıyı yapmak gerekir ama bunu yaparken ciddi anlamda imar değişikliğine gitmeniz gerekiyor.

 

‘İmar yasası değişmesi gerekir’ derken, nasıl bir çözüm öngörüyorsunuz?  

İmar yetkisini ilçe belediyelerine vermeniz çözüm değil. Çünkü siyaset için yerel yönetimler bir güçtür. Dolayısıyla ilçe belediyelerine yetki verirseniz bu, rant kavgasına dönüşür. Burada yapılması gereken ilçe belediyesi, büyükşehir belediyesi, sivil toplum örgütü olan mimarlar ve mühendisler odasıyla birlikte bir koordinasyon ve konsensus  sağlamaktır.

 

Mevcut sistemin değişmemesini neye bağlıyorsunuz?

Bana göre imar yasasının değişmemesinin nedeni siyasi ranttır. Yılardır üniversitelerde çevre ve şehircilikle ilgili bölümlerde öğrenciler bilimsel eğitimler aldılar ama öğrencilerin hiç biri konusuyla ilgili işlerde çalışmıyor. Hepsi farklı işlerde çalışıyor. Şehir planlaması yapılırken, ileriye dönük planlar yapılmamış. Örneğin yeni bina yapılırken otopark düşünülmemiş. Binalar birbirine bitişik yapılmış. İhtiyaçlar için ne otopark ne de yeşil alan düşünülmüş. Bu şekilde devam edilirse gelecek nesillere çözüm değil, sorun bırakırsınız. Onun için biran önce yeni imar planı hayata geçmesi gerekiyor.  İstanbul’a, büyük şehirlere göçü bu şartlarda önlemek mümkün değil.  İnsanların temel ihtiyaçları vardır; sağlık, eğitim barınma, sosyal ihtiyaçları vardır. Eğer devlet olarak insanlara bulundukları yerde bu imkanları sağlayamazsanız, göçün önüne geçemezsiniz.

 

Gelecek yıllarda İstanbulluları nasıl bir şehirleşme bekliyor?

Daha yoğun, daha içinden çıkılmaz bir İstanbul bekliyor. Kim derse ki “ İstanbul’un ulaşım sorununu, trafik sorununu çözüyorum.” Bu maalesef aldatmacadan başka bir şey değil.

 

Yerel seçim, çözüm yönündeki beklentileri karşılayabilir mi?

Seçimin bir şey değiştireceğini sanmıyorum. Dalan döneminde Tarlabaşı’nda yapılan gibi kapsamlı istimlak yapılmadığı sürece İstanbul’un trafik sorununu çözemezsiniz. Çünkü siz yolu genişletmediğinizde ulaşım sorununu nasıl çözeceksiniz. Toplu üretimle ilgili çözüm geliştiremediğiniz zaman işin içinden çıkamıyorsunuz. Metrobüs var ama yolu daraltıyor. Tüp geçiş projesi çok güzel bir şey keşke daha fazlası yapılsa. İstanbul ‘da bu sorunlar olduğu sürece dünya başkenti olamaz. Dünya Başkenti olabilmek için öncelikle altyapıyı düzeltmek ve daha sonra sağlıklı yapılaşmak lazım.

 

Kentsel dönüşümde fikir ayrılıkları var, ortak paydada buluşmak için neler yapılmalıdır?

Türkiye’de bir deprem gerçeği var. Bunu görmezden gelemeyiz. Bugün İstanbul’da bilinen Cerrahpaşa, Çapa gibi hastaneler var. Bunların yenisi yapılmadı. Sadece göstermelik güçlendirme yapıldı, güçlendirme yapmak aslı gibi olmaz. Bunun yanında kaç tane kamu binası yenilendi, gösteremezsiniz.  Bir deprem olduğunu düşünürsek, yol kenarlarındaki binalar yıkıldığında yolları nasıl açacaksınız. İtfaiye ve ambulans araçları nasıl geçecek? Bunları düşünmek bile istemiyorum. Aslında çözüm noktasında planlamadaki yetkililer bir araya gelip konsensüs sağlayabilir. Yeter ki istensin. Söylediğim gibi; kentsel dönüşümde ada bazında imar vermek çözüm için çok önemlidir. Ada bazında çözüm için firma olarak bir plan hazırladık, ocak ayında yapılacak konferansta bunun sunumunu yapacağız. Bu en azından bir örnek teşkil edecektir. Şişli Belediyesi ile görüşmelerimiz oluyor. Başkan Mustafa Sarıgül her türlü görüşe açık bir insan. Şişli için de yaptıkları ortada; çok modern projeler gerçekleştirdi. Ancak dediğim gibi ilçe belediyelerinin imar planlama izni yok. Bu konu üçlü bir konsensüs ile yani ilçe Belediyesi, Büyük şehir Belediyesi ve Mimarlar ve Mühendisler Odası’nın bir araya gelerek çözülür.

 

Kentsel dönüşümde vatandaşın bakış açısı nedir?

Vatandaş kentsel dönüşümden yana. İnsanlarda deprem korkusu olduğu için binalarının yıkılıp yapılmasını ve güvenli, yeni binalar olmasını istiyor. Ama yine imar mevzuatı yüzünden istenildiği gibi gitmiyor. Üçte iki çoğunluk uygulaması olumlu bir şey, böyle olunca işler daha hızlı oluyor. Tabii ki mevcut durumdan ne vatandaş ne de müteahhit memnun. Bir kere İstanbul’da  bina yığılması çok fazla. Yaklaşık 1 milyon bina var. Küçük dairelerin olması da ayrı bir sorun. Yeşil alanların, sosyal yaşam alanlarının olmayışı, olanların da işgal edilmesi başlıca sıkıntı yaratan bir durum. Çarpık ve plansız kentleşme kötü bir görüntü yaratıyor. Uçaktan İstanbul’un görüntüsü sanki Hindistan, Pakistan gibi görülüyor. O bakımdan İstanbul’da ciddi anlamda imar revizyonuna  ihtiyaç var.

 

Yabancılara konut satışıyla ilgili Mütekabiliyet Yasası çıktı. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Yabancılar daha çok konut değil, arazi ya da yatırım amaçlı satın almalara yöneldiler.  Onlar büyük şehirlerde blok bina bazında alımlar yapıp yabancı bir fonla yeniden yapma yoluna giderek rant sağlama peşindeler. Güneydoğuda ise büyük arazi alımları yapan yatımcı gruplar var. Tek olarak gayrimenkul alan çok az. Yatırımcı olarak genellikle Arapları görüyoruz. Bunun da nedeni bizi dini ve kültürel açıdan yakın görmeleridir.

 

Yurtdışındaki müteahhitlik hizmetlerinizden bahseder misiniz?

Türk müteahhitleri dünyada her zaman rüştünü ispat etmişlerdir. Yaptığı işleri zamanında teslim etmesiyle her zaman güven vermiştir. İş kalitesi ve iş güvenliğine önem veren bir yapıya sahiptir. Bunun Rusya’da, Kazakistan’da ve Türki Cumhuriyetlerinde yüzlerce örneği vardır. Bizim İran’da olduğumuz dönemde yabancı firmalar da vardı, fakat hiç biri Türk firmaları kadar başarılı olamadı. Türk firmaları iş disiplini, detaylara dikkat etmesi, zamanında teslim etmeleri nedeniyle yurt dışında tercih ediliyorlar. Biz İran’da bir AVM yaptık ve teslim ettik. Bundan sonra Türkiye’de çok yoğun olduğumuz için yurtdışında iş yapmayı düşünmüyoruz.

 

Yurtiçinde nerelerde faaliyet gösteriyorsunuz?

Keten İnşaat olarak ağırlıkla İstanbul’da faaliyet gösteriyoruz. Çok dağılarak iş yapmak istemiyoruz. Çünkü biz butik tarzında inşaat yaptığımız için çok dağılıp, kontrolü kaybetmek ve kaliteden ödün vermek istemiyoruz. 27 senedir sektördeyiz. Amacımız çok iş yapmak yerine, mutlu huzurlu ve insanların oturdukları yerden keyif alacağı konutlar üretmektir.

 

Yeni Tüketici yasasına göre, eskisi gibi maketten konut satışı yapılamayacak. İnsanlara konut satın alırken önerileriniz neler olacak?

Biz butik projeler ürettiğimiz için maketten konut satışı yapmıyoruz. Bu konu toplu konut alanında iş yapan firmaları ilgilendiriyor. Türk insanı gayrimenkule yatırım yapmayı seviyor. Dolayısıyla ağırlıklı olarak arsa ve konut sahibi oluyor. Vatandaş genelde bilinçli olmadığı için maket üzerinden görerek konut alıyor. Böyle olunca başlamayan konut için para ödemesi yapıyor ve sonra da sözleşmelerden kaynaklanan imar sorunlarıyla karşılaşıyorlar. Benim vatandaşlara önerim;  araştırmadan, görmeden, bakmadan ve danışmadan konut satın almasınlar.