RÖPORTAJ, VIP — 15 Aralık 2013 at 16:55

VAILLANT TÜRKİYE GENEL MÜDÜRÜ LEVENT TAŞKIN: “ENERJİ VERİMLİLİĞİNDE TEŞVİK, EN BÜYÜK EKSİK”

Levent Taşkın Foto 2 (2)

 

Avrupa normlarına uyum sağlamak için çıkarılan kanun ve yönetmeliklerin enerji verimliliğini sağlamada önemli adımlar olduğunu vurgulayan Vaillant Türkiye Genel Müdürü Levent Taşkın, enerji verimli ürünlerin ve sistemlerin kullanımının yaygınlaşması için mutlaka devlet teşviklerine ihtiyaç olduğunu, ancak bugüne kadar beklenen teşviklerin uygulanmadığının altını çizdi.

 

İklimlendirme sektöründe üç markayla lider konumda olan Vaillant Türkiye son yıllarda enerji tasarruflu ve yoğuşma teknolojili ürünlere yönelmeye başladı. Vaillant Türkiye Genel Müdürü Levent Taşkın ile bu yönelimi ve enerji verimliliğine yönelik düzenlemelerin sektöre ve Vaillant’a etkilerini konuştuk.

 

Enerji verimliliği ürünleri iklimlendirme sektöründeki yeri ve Vaillant’ın bu yöndeki çalışmalarını anlatabilir misiniz?

Enerji verimliliği konusu, 2001 yılından başlayarak çıkartılan direktiflerle Avrupa Birliği’nin ortak standardizasyona gittiği konulardan bir tanesi. Türkiye de 2007 yılında çıkardığı Enerji Verimliliği Kanunu ile onların başlattığı süreci yeni başlatmış oldu. Enerji tasarrufu konusunda Avrupa’nın çok gerisindeyiz. Daha izolasyonu bile binalar için zorunlu hale getirmeye yeni başladık. Tasarruf bilinci enerji fiyatlarının yükselmesine paralel olarak artmaya başladı. Enerjide tasarrufunda önemli iki nokta var. Birincisi; enerji verimli ürünler kullanmak ki Avrupa’da yasal zorunluluk haline gelmeye başladı. Aynı beyaz eşyadaki enerji verimliliği etiketleri gibi ısıtma sektöründeki ürünler için de etiketleme önümüzdeki yıl zorunlu olacak. Diğer nokta ise ürünlerde kullanılan teknolojiler. Bu teknolojiler de yoğuşmalı dediğimiz, geri kazanımı yüksek olan verimli ürünler. Bu ürünlerin kullanımı da 2015’ten itibaren zorunlu hale getiriliyor. Bir de son beş yıldır üretilen, yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanan, kendi başına ısıtma ya da soğutma yapamasa da sisteme entegre edilen, yılın büyük bir bölümünde ısıtma ve soğutmaya destek veren sıfır maliyetli ürünler var. Bunların kullanımı da zorunlu hale geliyor. Bu Avrupa’daki trend. Bu trendi anlatma nedenim Vaillant’ın Almanya dışında üretim yapmıyor olması. Sonuçta Vaillant, Türkiye dâhil 27 Avrupa ülkesine satış yapan bir firma olarak bu trendlere uygun üretim yapıyor. Hem etiketlemeye uyum sağlanmış durumda hem de son beş yılda yenilenebilir enerjilere yatırım yapıp kendi know-how’ı ile ısı pompaları, kojenerasyon, solar sistemler ve fotovoltaik sistemlere yatırım yaptı. Gazla ve elektrikle çalışan ürünlerin dışında güneş enerjisi ile ısıtma ve sıcak su, elektrik üretimi, ısı pompalarıyla ısıtma desteği veren ürünlerin üretimine yöneldi. Biz de Almanya’da üretilen tüm ürünleri Türkiye’ye getiriyoruz. Bu ürünlerin sağladığı artı faydaları da tüketiciye anlatmak için uğraşıyoruz. Avrupa’da enerji verimli ürünlerin kullanım oranı neredeyse yüzde 70-80’lere ulaşmışken bizde bu oran 20-25 düzeyinde. Biz bu oranı artırmaya çalışıyoruz. Böyle bir ürünü kullandığınızda aradaki fiyat farkını sağladığınız tasarrufla yaklaşık bir buçuk yılda amorti edebiliyorsunuz. Yaklaşık ömrü 8-12 yıl olan ürünler satıyoruz. Bir de yenilenebilir enerji ürünleri kullanıyorsanız, Türkiye’de Avrupa’da uygulanan teşvikler olmadığı için amortismanı 7-8 yılı bulabiliyor.

 

Sizce, neden Türkiye’de yenilenebilir enerjiye yeterli teşvik verilmiyor. Bu konuda neler yapılması lazım?

Bu konuda bir niyet var. Bunun en iyi göstergeleri de Enerji Verimliliği Kanunu ve Binalarda Enerji Performans Yönetmeliğidir. Ben iki temel sorun görüyorum. Yönetmelikler hazırlanırken ilgili bakanlıklar AB normlarına uygun bir mevzuat çıkarılması için çalışıyorlar. Ancak Maliye Bakanlığı bu normlar hayata geçirilirken, kredilendirilme ve teşvik edilmesinde müdahil olmadı. Birinci sorun buydu. İkinci sorun da; bu mevzuatın uygulamasının oturması için devletin, üzerine düşen denetimi yapabilecek kadrolara sahip olmaması. Bunun dışında sanayicinin yeni mevzuata uygun üretim yapmasının zorlukları da var. Binalarınızın çok eksiği var. Bu eksiklikler nedeniyle uygulama tam oturmuyor ve uygulamaya inanç kayboluyor. Aslında güzel bir uygulama ama isteyen bu eksikliklerden istediği gibi yararlanıyor.

 

Pekiyi, tasarruflu ürünler konusunda uygulama tam oturmamışken Siz tüketiciye bu ürünleri nasıl sunuyorsunuz, tüketiciyi nasıl ikna ediyorsunuz?

DOSİDER (Doğal Gaz Cihazları Sanayicileri ve İşadamları Derneği) olarak sektörde verimli ürünlerin kullanımı için yıllardır mücadele ediyoruz. Dernek ve üyeleri olan bizim gibi firmalar, Bakanlık’ta ilgili birimlere brifingler veriyoruz. Her türlü teknik desteği veriyoruz. Bundan sonraki yönetmeliklerin mevcut duruma tam uygun olması için gerekli destekleri sağlamak bizim görevimiz. Tüketici yönünde biz Vaillant olarak şöyle bir şansımız var: Biz ürünlerimizi bir toptancı ya da yapı market aracılığıyla satmıyoruz. Sektörde bunu yapan tek firmayız. Ürünlerimizin doğru bir tesisatla ve iyi işçilikle montajının yapılması gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle işi bilen mühendislik firmaları aracılığıyla ve toplam montaj dâhilinde bir satış yöntemi izliyoruz. Servisi de kendimiz veriyoruz ki 250’den fazla servis elemanımız var. İstenilen saatte ürününün doğru şekilde çalışıp çalışmadığını kontrol edip müşterinin sorununu bire bir çözüyoruz. Üç senedir yoğuşmalı cihazlarımızdan alan müşterilerimize doğalgaz ödemelerinde destek kampanyaları düzenliyoruz. Böylece yeni ürünün amorti süresinin yüzde 50’ye yakınını biz karşılamış oluyoruz. Cihaz değişiminde de yine yoğuşmalı cihazlarımızdan alan müşterilere belli bir indirim uyguluyoruz. Ayrıca bankalarla anlaşarak cihaz ve montaj dahil tüm bedel için de 12 taksit imkanı sunuyoruz. Kısaca firma olarak gücümüz oranında teşvik vermiş oluyoruz.

 

Bugün sektörünüzü de yakından ilgilendiren bir kentsel dönüşüm konusu var. Sizin kafanızda nasıl bir kentsel dönüşüm var?

Kentsel dönüşüm düşüncesi güzel bir düşünce. Bugün yeni yapılan tüm binalar asgari de olsa bir izolasyonla yapılmak zorunda. İzolasyonlu bina eski binalara göre tasarruf anlamında en az yüzde 30 daha önde. Tesisatın da izolasyonu önemli bunun yanında. Tabii, en önemlisi ürün seçimi… Bunların birlikte düşünülüp projelendirilmesi gerekiyor. Bundan sonra uygulama ve uygulamanın denetlenmesi geliyor. Projelendirmede her şey hemen hemen yönetmeliklere uygun olarak yapılıyor. Uygulamada her şey uygun bir şekilde olmayabileceği gibi daha iyisi de yapılabiliyor. Denetim ise maalesef yeterince yapılamıyor. Ürün seçiminde binanın verimliliğine uygun olmayan ürünler kullanılabiliyor. Bazı firmalar ise tamamen enerji tasarrufuna, verimliliğe odaklanmış durumdalar. Bunların bir kısmıyla biz çalışıyoruz. Onların talepleri tamamen yoğuşmalı ürünler. Çelik kazanlar ise diğer alternatifi oluşturuyor. İki seçenek de binalarda kullanılabiliyor. Aralarındaki maliyet farkı yüksek olduğu gibi verim farkı da çok.. Burada bir standart yok. Ancak son yıllarda yoğuşmalı ürünlere talep artıyor.

 

Yeşil bina kavramını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu kavram Türkiye’de çok yeni.. Ve uygulamada da bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az örneği var. Ama gelecekte daha çok uygulanacak. Tabii bunun maliyetli bir iş olması projelerin sayısının az olmasının temel nedeni. Bu konuda yine devletin hem proje üretenleri hem de tüketiciyi teşvik etmesi gerekiyor.

 

2017 yılında uygulaması zorunlu olacak binaların enerji kimlik belgesi uygulaması var. Uygulama nasıl olacak sizce?

Bu uygulamada binalar G ile A arasında sınıflandırılacak. En iyi ihtimalle bizim binalarımızın çoğunluğu D sınıfında çıkacak. F ve G sınıfındaki binalara kiralama, oturma izni verilmeyip B veya C sınıfına transfer olmaları için bir iki yıl geçiş süreci tanınırsa bu uygulama oturur. Böylece tüm binalar A ve B sınıfında toplanmaya başlayınca sıfır enerjili bina kavramı anlatılmaya başlanabilir.

 

Bunun için ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Bu konuda henüz ciddi bir hazırlık olmadığını görerek Enerji Bakanlığı’na enerji verimliliği denetim şirketi olmak üzere başvuruda bulunduk. Sektördeki bir iki firmadan biri olduk. Yedi, sekiz arkadaşımız bakanlığın ilgili eğitimlerine katılıp sertifika aldılar. Bir laboratuvar kurduk. Önümüzdeki seneden itibaren binaların kapısını çalıp yönetmeliği anlatıp, enerji kimlik belgesi vermeye başlayacağız.

 

Sektörde son yıllarda önemli değişimler oldu. Bundan sonrası için sektörün görünümünü anlatabilir misiniz?

Enerji ve inşaat sektörleriyle ilintili bir sektör olarak içinde bulunduğumuz sektörün şanslı bir sektör olduğunu düşünüyorum. Nüfus arttıkça enerji ihtiyacı çoğalacak, ısıtma ve soğutma ihtiyacı da artacak. Bu nedenle sektörün gelişmemesi, büyümemesi için bir neden yok. Sektörde bazı ürünlerde kullanılan enerji kaynaklarının kullanımı zamanla azalacak. Yetişmiş eleman konusunda zayıfız. Ancak bazı üniversitelerde sektörümüzle ilgili bölümler açılmaya başlandı. Bu eksiklik zamanla ortadan kalkacak. Bir de tüketicinin özendirilmesi için uygulamalar olması gerekiyor. Zaten Türkiye bu sektörde ciddi yatırım yapılan bir ülke. İstenilen ürünler üretilebilir. Ancak tasarruflu ürün ve sistemlerin üretilip uygulanması için teşvikler verilmesi şart.

 

Son yıllarda ülkemizde üretim yapmaya başlayan yabancı firmalar var. Vaillant neden Türkiye’de üretim yapmayı düşünmüyor?

Şu anda üretim yapan bu firmaların istihdamı 50 ile 100 kişi arasında yer alıyor. Vaillant Türkiye şu anda 494 kişi istihdam ediyor. Bunun bilinmesi çok önemli. Bu birinci neden.. İkincisi; 2007 yılında Demirdöküm satın alındı. Böylece üretim yatırımımızı yapmış olduk. Başka fabrika kurmaya gerek yok. Vaillant Almanya dışında üretmek istemiyor.

 

Başka satın almalar olacak mı?

Vaillant Grubu birçok ülkede satın almalar yoluyla Vaillant dışında sekiz markaya sahip olmuş durumda. Avrupa’da yeni yönetmeliklerle pazardaki oyuncu sayısı azalacak. Yirmi yıl önce Almanya’da elliye yakın firma vardı sektörde. Bugün ısıtma sektöründe üç büyük grup kaldı. Bunlardan biri de Vaillant. Türkiye’de de yerli olarak birkaç üretici kaldı. Vaillant pazardaki rolünü oynamak için alması gereken var ise alacaktır.

 

2013 yılını Vaillant açısından değerlendirebilir misiniz? 2014 beklentileriniz nelerdir?

Gaz şirketlerinin gerekli yatırımları yapmamasından dolayı sektörümüzde de satış hacmi ya düştü ya da aynı kaldı. Pazar küçülürken bizim satış hacmimizde bir azalma olmadı. Bazı bölgelerde de artışımız söz konusu. Bu sene memnun olmadığımız konu kurlardaki yükselmedir. Vaillant ürünleri tamamen ithal ürünlerdir. Avro’nun yükseldiği aylarda kar marjımızdan fedakârlık yapmak zorunda kaldık. Bu kur artışlarını fiyatlarımıza yansıtmadık.

2014’te olumsuz bir şey görmüyoruz. Seçimlerin ekonomiye olumsuz yansıyacağını düşünmüyorum. Kentsel dönüşümle birlikte inşaat sektörünün de 2013’e göre daha iyi bir performans sergileyeceğini düşünüyoruz.  Seçimlerden sonra yatırımın az olduğu bölgelerde de doğalgaz yatırımlarının artacağını öngörüyoruz. FED’in Şubat 2014’te alacağı kararların kurlara etki edeceğini, doğalgaz, bakır ve sac fiyatlarına da yansıyacağını söyleyebiliriz. Bu etkiler anormal olursa tüm sektörler olumsuz etkilenecektir. Ama bana göre 2014, 2013 yılına göre biraz daha iyi olacaktır.

 

Son olarak söylemek istedikleriniz nelerdir?

Biz son yıllarda yoğuşmalı ve tasarruflu ürünlere odaklanmaya başladık. Satış kadrolarımızı ve teknik ekibimizi de bu yönde geliştirecek yatırımlar yaptık. Bunun yanında şimdi bayilik yapımızı değiştirmeye çalışıyoruz. Enerji uzmanı adı altında bayilerimizi eğiterek dönüştürmeye çalışıyoruz. Bunun altyapısını hazırladık, 2014 yılında uygulamaya başlayacağız. Bayilerimizin teknik donanımını, yazılımını ve tasarımlarını değiştireceğiz. Enerji verimliliği denetim şirketimiz ile birlikte binaların enerji verimliliğinin yönetiminden denetimine kadar binalara tam hizmet veren bir bayilik yapısı oluşturacağız. Bizim dışımızda sektörümüzde bunu yapabilen firma yok. 2014 yılında belli şehirlerimizde kuracağımız bu bayilik yapımızı 2018 yılına kadar tüm Türkiye’ye yaymış olacağız.