RÖPORTAJ — 8 Mart 2014 at 17:21

MODOKO YÖNETİM KURULU BAŞKANI ETHEM ÖZÇELİK: MODOKO, TÜRKİYE’NİN İLK MOBİLYA AVM’Sİ OLACAK

Resim 002

 

Altı yıl süren uğraşlardan sonra gerekli imar iznini aldıklarını belirten Modoko Yönetim Kurulu Başkanı Ethem Özçelik, bu izinle birlikte içinde ziyaretçiler için bir otel yapımı da bulunan projeyle Modoko’yu bir AVM’ye dönüştürmeyi hedeflediklerini,bir sonraki hedeflerinin ise bu modeli Anadolu şehirlerine yaygınlaştırmak olduğunu dile getirdi.

 

Bundan kırk yıl önce kurulan ve uzun yıllar Türkiye’de mobilya alacakların uğrak yerlerinden birisi olan Modoko, mobilya sektöründeki rekabete ve yeniliklere uygun bir gelişim göstermeye çalışıyor. ModokoYönetim Kurulu Başkanı Ethem Özçelik ile Modoko’nun mobilya sektöründeki konumunu, hedeflerini ve çek yasasından fuarlara, fuarlardan hammadde sıkıntılarına kadar sektördeki gelişmeleri konuştuk.

 

Modoko’nun kuruluş amacı ve gelişiminden söz eder misiniz?

Modoko 1969 yılında kurulan, yirmi üyeyle yola çıkılıp, bugün kurucuları arasında benim de  olduğum 400 üyeye ulaşan bir noktaya gelmiştir. Kuruluş amacımız, Anadolu yakasındaki marangozlar ve doğramacıların bir araya gelerek, merdiven altı üretim yapmak yerine, belli bir bölgede site kurarak toplu halde üretim yapmaktır. Bu düşünceyle hareket ederek, ilk olarak Kayışdağı’ndanarsa aldık, kooperatif kurmak suretiyle iyi bir müteahhitle anlaştık ve site 1982 yılında bize teslim edildi. Böylece bir hevesle işe başladık, tabii ki, o zaman yol yok, iz yok. Buraya müşteri gelmez dedik,ama biz çalışarak sanatımızı icra etmeye başladık. O zaman mağaza diye bir şey yok, sadece imalat vardı. Zaman içerisinde İstanbul hızla büyürken, talepler artmaya başladı. Biz bu sırada üretime devam ederken bir de sipariş alınır diye vitrin yapma fikri oluştu. İşte o vitrine ürün koyma düşüncesi bizi mobilyacılığa sevketti. Ve 1985 yılındaModoko’nun yüzde 80’i mağaza, yüzde 20’si ise üretim haline geldi.1990 yılına gelindiğinde hepsi mağaza oldu. Üretim ise sitenin yakın çevresinde yapılmaya başladı. Bugün gelinen noktada, Türkiye’nin, Balkanlar’ın, Avrupa’nın ilk ve en büyük mobilya açık hava sitesidir.  Sanayi Bakanlığı, Türkiye’nin muhtelif yerlerinde bu siteler kurulurken bizi örnek gösterdi. Ne mutluyum ki, o günün şartlarından gelerek bugün, 5 bin kişiyi istihdam ediyoruz. Sanatsal olarak dışarıya iş verdiğimiz arkadaşlarımızla birlikte yaklaşık 30 bin kişi ile mobilya sektörüne hizmet veriyoruz.

 

Üretimin Modoko’nun etrafında yapıldığını belirttiniz. Peki, bu üretim sağlıklı koşullarda yapılıyor mu?

Tabii ki istenilen şartlarda üretim yapılmıyor. Bizim hedefimiz, Modoko’yu daha büyük çarşı haline getirmektir. Bu zaman istiyor ve genç, dinamik ortak istiyor. Şimdi bizim ortaklarımıza bakıyorum, eskisi gibi bir heves yok. İkinci nesil de pek bu işi yapmak istemiyor. Şu anda sanat üreten mülk sahibi yerlerinin yüzde 80’ini kiraya vermiş durumda. Çünkü yaşlandıkları için sanatlarını icra edemiyorlar. Dolayısıyla oradan gelen kirayla emekliliklerini sürdürüyorlar.

 

Üretim faaliyetleri sadece İstanbul’da mı?

Üretim İstanbul’da yapılıyor. Ama genç nesle bakıldığında bir markalaşma heyecanı içinde. Şu anda Modoko’da her mağazada en az bir mimar var. Sipariş alıyorlar, anahtar teslim iş yapıyorlar. Ona göre tezgahtar çalıştırıyor, Ar-Ge çalışmaları var. Eskiden fuarlarda gördüğümüz modellere göre üretim yapıyorduk. Herkes Türkleri gördüğü zaman katalogları saklarlardı ki, Türkler gördüklerinin aynısını yapar diye. Şimdi çok şükür ülkemizde güzel Ar-Ge çalışmaları var ve sektörü de önemli bir yere götürdü. Mobilyada Türkiye dünyada 15. Sıradadır. Geçtiğimiz yıl 21. sıradaydı.Ama Türkiye’nin gerçek yeri bu değil, mobilyada üst sıralarda olmamız gerekir. Şu anda Polonya ve Romanya bizden daha öndeler. Beni üzen o. Artık Avrupa, sektörde üretimi işçilik ucuz diye Çin’e, Hindistan’a kaydırdı. Oradan dünyaya mal satıyor.Şimdi biz o pazarı, o üretimi o markayı niye bulamadık, niye bir evlilik yapamadık. Bu tabii ki büyük kayıp. Ama  çokiyi hedefleri var genç neslin. Artık gençlerin imkanları eskisi gibi kısıtlı değil.  Ben dünyaya açıldığımda yanıma tercüman alıyordum. Şimdi ise genç nesil dil biliyor, teknolojik imkanları kullanıyor. Fuarlar ürün tanıtımda, kendinizi ifade etmede çok önemli.Tabii ki bu sadece mobilya için değil, bütün sektörler için önem taşıyor. Türkiye’de 10 senedir İSMOB Fuarı yapılıyor. Büyüklük açısından dünyada üçüncü. Avrupa’da birinci durumda.Özellikle son yıllarda fuarlarda çok ilgi gördük ve bizim için çok faydalı oldu. Tabii ki İstanbul’daki İSMOB Fuarını çok önemsiyorum ve dünyaya açılan bir pencere olarak görüyorum. Bu anlamda arkadaşlarımız çok iyi bağlantılar yaptılar.

 

Hangi bölgelerle iş bağlantıları oldu?

İhracat olarak ağırlıklı Ortadoğu ve Arap ülkeleri ile çalışılıyor. Libya, Cezayir, Fas, Tunus, Irak, İran gibi ülkelerden gelen talepler var. Bunun yanında Rusya ve Türki Cumhuriyetleri’nden de Türk mobilya sektörüne olan ilgi giderek artıyor. Şu anda cari açık vermeyen meslek dalı mobilyadır. Ve her sene büyüme trendindeyiz. Mesela geçen sene biz yüzde 7 büyüdük. Bu seneki hedefimiz yüzde 10 büyümektir. Ama ben bunu az görüyorum.

Ürün geliştirmek için mobilya sektöründe Ar-Ge yatırımlarına ne oranda bütçe ayrılıyor?

Daha önceden de dediğim sektördeki gençlerde markalaşma hedefleri var. Bu konuda çok hevesliler. Ben onların başarılı olacağına inanıyorum. Ar-Ge çalışmalarına çok önem veriyorlar. Mesela yeni bir makine buluşu varsa hemen onu alıyorlar. Seri imalat çok güzel bir yol aldı. Devlet desteği konusunda sen eğer iyi ihracat yapıyorsan, devletle beraber yürüyorsan her türlükolaylığı tanıyor. Ama işin kötü tarafı bu; destek kime veriliyor? Eğer sigortaya borcun yoksa, vergi borcun yoksa ona veriliyor. Ama bakıldığında sektörde borcu olmayan birini bulmak zor. Bu durumda ihracat yaptığında devlete vergi borcun varsa bu destek hemen kesiliyor. O zaman da çalışma hevesi kayboluyor.

 

Yeni Çek Kanunu nasıl etkiledi sektörü?

Kader birliği yaptığım arkadaşlarım, çıkan çek yasasından sonra çok zor günler geçirdiklerini söylüyorlar. Marka olmak yolunda bayilik verenler doğal olarak teminat alıyorlar, ama bayilik alan kişi nakit veremediği için çek veriyor. Tabii ki çekin zamanı geldiğinde içi boş oluyor. İki bayi ödemediği zaman seni zorluyor, çalışma hevesi kalmıyor. Zaten kıt kanaat iş yapmaya çalışan insanlar zor duruma düşüyorlar. Yeni çıkan çek yasası işi daha da zorlaştırdı. 10 bin, 20 bin liralık çek miktarına bin liralık garanti veriliyor. Bu nedenle çeke itibar kalmadı. Eskisi gibi herkes senete dönmeye başladı.

 

Kredi kartlarına taksit sınırlandırılması ile perakende sektörünün bundan olumsuz etkileneceği söyleniyor. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kredi kartlarında uzun taksitlendirme büyük markaların işine geliyordu. Ama orta ölçekli esnafın işine gelmiyor. Güçlü markalar 36 aya varan taksitlendirme yapıyorlardı. Ama ufak ve orta ölçekli esnafın uzun vadeli taksitlendirme şansı yok. Haliyle bu şartlarda rekabet edebilmek çok zor.O nedenle bu yeni yasa orta ölçekli esnafa yaradı.Dolayısıyla rekabet konusunda aslında bir denge oldu, bir disiplin getirildi diye düşünüyorum ve olumlu buluyorum.

 

Peki, yeni şartlar Modoko’ya gelen müşteri akışında bir değişime neden oldu mu?

Şu anda bir değişiklik olmadı. Çünkü eskiden devam eden 36 ay taksitlendirmeler var. Tabii ki bir süre piyasalarda değişim olsa da zaman içinde bir dengeye oturacağını düşünüyorum.

Fiyatlandırma konusunda Modokodiğer mobilya kentleri arasında ile nasıl yarış var?

Pek fiyat farklılığı yok. Ancak Modoko’da çeşitlilik var. Genelde insanlardaModoko pahalıdır algısı var. Ama gerçekte öyle değil. İyi gezmek lazım. Bir liraya da ürün var, Yüz otuz kuruşa da var. Ama bu kalitesiz demek değil. O da kalitelidir, ama arka sokakta olduğu için müşteri ona biraz geç ulaşır. Doğal olarak site içindeki mobilyacılar rekabet halinde. Sitenin güzelliği tüketiciye daha iyisini sunmaktır.

 

Modoko’yu tercih eden kitle daha çok Anadolu yakası mı, yoksa karışık mı?

Eskiden Edirne’den, Adapazarı’ndan, Balıkesir’den, kısacası Marmara’dan bütün müşteri  bize gelirdi. Fakat günün şartları bunu değiştirdi.Şimdi ben bile Yeşilköy’e fuar için gittiğimde dönüşüm üç saati buluyor. Bu bir gerçek. Ama müşteri inandığı, bildiği bir marka varsa, ne kadar uzak olsa bile oraya gidiyor. Şu anda Marmara Bölgesi yüzde 80 oranında Modoko’yu tercih ediyor.

 

Peki, hafta sonu – hafta içi olarak ziyaretçi yoğunluğu nasıl?

Ziyaretçi ağırlıklı olarak hafta sonu oluyor. Hafta sonu gelir gezer, hafta içi de sipariş için sakin zamanında gelir, bağlantısını yapar, malı alıp gider. Modoko her zevke hitap eden bir yer. Anahtar teslim iş yapan işyerleri de var. Bir diğer iyi tarafı da Modoko mağazalar için garanti belgesi vererek, onların arkasında duruyor. Onlar da bizi mahcup etmiyorlar. Tabii ki bunun için firmalarda belli bir kriter arıyoruz.

 

Son yıllarda e ticaret satışları yaygınlaşmaya başladı. Modoko’nun da e-ticareti geliştirme projesi var mı?

Var. Mobilyada e-ticareti ilk başlatan biziz ve bunu her sene yeniliyoruz. Bu uygulamayı  dünyaya açılan bir pencere görerek çok önemsiyoruz. Üç sene önce Google Earth’tenModoko’yu dünyanın takip edeceği bir site kurdum. Bu mağazaları bile gösteren çok ayrıntılı bir site, ama beni üzen güncellemek için çok cüzi ödeme yapması gereken mağazalardan gerekli desteği alamamak oldu. Bu nedenle tam istediğim düzeyde değil.

 

Bir de sizin sosyal sorumluluk projesi kapsamında eğitim ile ilgili projeniz vardı…

Benim en büyük idealim burada eğitim veren meslek yüksek okulu açmaktır. Bunun hayata geçmesiyle lisan bilen, mobilya üretimini iyi bilen, pazarlama yapan öğrenciler yetiştirmeyi amaçlıyoruz. Çünkü sektörün en önemli eksikliği kalifiye elemandır. Aynı şekilde çırak bulmak da zor. Bu nedenle okul projesini hızlandırmak istiyoruz, ama bu kolay olmuyor. Bürokrasi bu konuda hızlı değil. Okulu 7 dönümlük bir alanda kurmak istiyoruz. Bunun yanı sıra Mobilya AVM’si ve gelen ziyaretçiler için bir otel yaptırma hedefimiz var. Bir sonraki hedefimiz de bu model projenin tüm Anadolu şehirlerine yaygınlaştırmaktır. Eğer ki biz mobilyada dünya markası olmak istiyorsak bunları gerçekleştirmemiz lazım.

 

Modoko’da yaşadığınız sorunlar nelerdir?

Modoko bir rant bölgesi olduğu için ileride bizi burada tutmazlar diye düşünüyorum. Nasıl ki İstanbul Boğazı bir tane ise, oradaki yalılar sayılı ve çok değerliyse , bu bölgenin Boğazı da Modoko’dur. Çünkü çok değerlidir.Ben altı senedir  buranın imar sorununu çözmeye çalışıyorum ve çok şükür ki çok zorluklarla da olsa imar izni aldık. Şu an Ümraniye Belediyesi’nden geçti. Önümüzdeki ay da Anakent Belediyesi Meclisinden geçince şu andaki mevcut binalarımızı yenileme şansına sahip olacağız.

Son dönemde mobilya sektöründe hammadde tedarikinde sorunu olduğu söyleniyor. Böyle bir durun var mı?

Tabii ki etrafımızdaki ülkelerin mobilya ihtiyacı giderek artıyor. Bunun için hammadde ihtiyacı artıyor. Ama Türkiye’de mobilyada kullanılacak ağaç istenildiği kadar olmuyor.Bir de yasalar gereği 8 santimin dışında ağaç ithal edemiyorsunuz. Onun kabuğunu soydurmanız lazım.Bu da maliyetleri yükseltiyor.

 

Bir de mobilyada geri dönüşüm konuşuluyor. Sizce geri dönüşüm nasıl olmalı?

Mobilya alırken parasına göre herkes en iyisini almak ister. Eskiden mobilya alan mutfak için, salon için alırdı. Fakat salon için alınan mobilya yılda üç-beş sefer kullanılırdı. En az 35 sene giderdi. Ama şimdi öyle değil. Yeni bir şey çıktığında parası olan daha kısa zamanda değiştiriyor. Ortalama mobilya kullanım süresi 12 seneyken, bugün 8 seneye kadar düştü.

 

Modoko’nun  satışlar açısından sektördeki yeri nedir?

Biz Türkiye genelinde mobilya satışları olarak yüzde 10’luk bir satış oranına sahibiz.

 

Modoko’nun 2014 hedefleri nelerdir?

Yüzde 10 büyümek istiyoruz, ama bu biraz da Ortadoğu’da ki, Afrika’da ki ülkelerin ateşinin düşmesine bağlı. Karışıklıklar olmadan önce Libya ile, Mısır ile çok iyibağlantılarımız vardı. Ama şimdi öyle değil. Aslında mobilya sektörünün önü çok açık. Çok güzel pazarlar var. Ama maliyetleri düşürmek ve kaliteli üretimi artırarak markalaşma yolunda adımlar atmamız lazım.