RÖPORTAJ — 6 Nisan 2014 at 13:55

TÜRK MÜCEVHER İHRACATÇILARI BİRLİĞİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI AYHAN GÜNER: TÜRKİYE’YE ELMAS BORSASI ŞART!

Resim 001

 

Türkiye’nin altın takıda kendini kabul ettirdiğini ancak pırlantada isminin anılmadığını söyleyen Türk Mücevher İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Güner, Türkiye’de bir elmas borsası kurulmasının şart olduğunu, gerekli vergi düzenlemelerinin yapılıp elmas borsasının kurulması halinde Türkiye’nin üretim ve dağıtım merkezi haline geleceğini vurguladı.

 

Türkiye’de köklü bir geçmişi olmasına rağmen mücevherat sektörü dünyada istenen noktada değil. Bunun için bazı yasal düzenlemelerin yapılması gerektiği konuşuluyor uzun zamandır. Türk Mücevher İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Güner ile mücevherat sektörünün bugününü ve geleceği için atılması gereken adımları konuştuk.

 

İstanbul Uluslararası Mücevherat Fuarından beklentiniz neydi, hedeflere ulaşılabildi mi?

Sektörün fuardan beklentileri çok büyüktü. Sonuçta herkes fuara kilitleniyor. Çünkü herkes iç piyasadan ümidini kesti. Biz de ihracatçılar birliği olarak, yurtdışından 560 kişiyi ağırladık. Bu da Türkiye’ye gelen en büyük alım heyeti oldu. Daha önce herhangi bir sektörde dörtyüz, beş yüz kişilik bir alım heyetinin Türkiye’ye geldiğini hatırlamıyorum. Biz bu alım heyetlerini fuara denk getirerek, aynı zamanda fuarda alışveriş yapmasını sağladık. Tabii burada geçen sene ve evvelki sene çalışmalarımızın neticesinde bir portföy oluştu. Yaklaşık 25 ülkeye gittik. Oradaki mücevhercilerin hepsini tek tek dolaştık. İstanbul fuarına iki senedir davet ediyorduk. Şimdi bu portföy her fuarda giderek çoğalıyor. Bu sene üç yüz oda ayırdık. Belki gelecek sene bu sayı dört yüz, beş yüz olacak. Bu sistemi genişleterek büyüyeceğiz. Devlet yurtdışı ticari heyetlere destek veriyor. Gidin dolaşın diyor. Biz kendi ülkemizde bu işi organize etmeyi daha uygun görüyoruz. Daha kolay oluyor. Bu alım heyetini getirip fuara müşteri getiriyoruz. Sonuç olarak geçen sene en çok yabancı müşteri sayısını arttıran fuar İstanbul Mart Fuarı oldu. Ekim’de yüzde otuz artmıştı.

 

Bu fuara ne kadar süre önceden hazırlandınız?

Ekim Fuarı bittiği zaman hemen Mart Fuarına hazırlanıyoruz. Dünyadaki bütün Türk ticari ataşelerinin hepsine telefonla ulaştık. Ne kadar kuyumcu varsa bize listesini verin, konaklama ücretini biz veriyoruz dedik. Daha önce böyle bir şey yoktu. Şimdi gidip tek tek davetiyeleri dağıtıyorlar, potansiyel müşterileri bize bildiriyorlar. Biz de onları burada ağırlıyoruz ve bundan da zevk alıyoruz. Mesela geçen sene Suudi Arabistan’dan 100 kişi getirdik. Uçak paralarını da biz verdik. Burada üretim yapıyoruz ve bütün dünyanın bunu bildiğini zannediyoruz. Ama öyle değil. Türkiye’nin üretimin kuvvetli olduğunu ve Ortadoğu’nun en büyük üretim merkezi olduğunu onlara tanıtmamız lazım. Türkiye’ye gelip Kuyumcukent’i gördükten sonra önemli bir sektör olduğunu anlıyorlar. Kuymcukent’te 10 bine yakın kişi çalışıyor. Böyle bir yer Avrupa’da yok. Dolayısıyla kuyumculuk ülkemizde çok eskiye dayanan bir kültür. Ama bunu tanıtmak lazım. Tanıtım kapsamında bu sene fuarda tasarım yarışmasıyla birlikte 1.200 kişiye yemek verdik.

 

Tanıtım çalışmaları geçen sene ihracatı ne ölçüde etkiledi ve bu seneki ihracat beklentisi nedir?

Geçen sene para bazında yüzde 12 artış oldu ama kilo bazında yüzde 40 artış oldu. Tabii ki altında düşüş olmasaydı bu artış yüzde 50 olacaktı. Sonuç olarak bizim için kilo önemli. Geçen sene bizi ihracat kurtardı. Eğer bu olmasaydı, çok sayıda atölye kapanırdı.Şu anda atölyeler yine yoğun bir şekilde ihracata çalışıyorlar.Bu sevindirici bir durum.

 

Kuyumculukta üretim yapan bir ülkeyiz, fakat trendleri belirleme noktasında hangi durumdayız?

Bir ülke yurtdışına mal satıyorsa belli bir oranda kendini kabul ettirmiş demektir. Altın takıda kendimizi dünyada kabul ettirmiş durumdayız. Bu konuda trendi belirleyen ülkeyiz. Ama pırlantada Türkiye’nin ismi yok. Çünkü bir türlü meşhur ÖTV’yi anlatamadık. Geçen sene Belçika elmas borsası 68 milyar dolar işlem hacmine ulaşmış. İsrail borsası 15 milyar dolar yapmış. Bizim altında ihracatımız 1,3 milyar dolar. Elmas borsasının Türkiye’de devreye girmesini istiyoruz. Borsaya gelen ham maddeden Belçika borsası gibi vergi alınmasın dedik. Buradan çıkan mallar iç piyasa girdiği zaman KDV alın dedik hükümete. Şu anda toplanan vergi5.7 milyon dolar. Bir futbolcu parası bile değil. Şu anda pırlantada KDV yok. Biz diyoruz ki “KDV alın ama borsaya hammadde olarak girdiğinde KDV ve ÖTV almayın ki yabancı yatırımcıyı buraya çekelim.”Belçika borsası 68 milyar dolar ciro yapıyorsa biz 24 milyar dolar rahat yaparız. Bütün mesele vergi. Türkiye’nin bir avantajı da vergi olmadığı zaman Belçika’ya vize alamayan ülkeler bize gelecek. Şu anda mücevher vitrinlerinin yarısı Çin malı dolu. Çünkü yurtdışından gelen mallardan ÖTV alınmıyor. Sadece işçilikten KDV alınıyor. İthalattan vergi alın diyoruz. Dünyada 28 tane elmas borsası var. Bu borsalar dünyada nasılsa bizde de aynısı olsun diyoruz. Başka bir şey istediğimiz yok. Teşvik de para da istemiyoruz. Başbakanla, Maliye Bakanı ile bu konuyu konuştuk. Tamam dediler ama çıkan torba yasadan çıkarıldı. Bu sektörünün bir sanayi olduğunu iktidara da muhalefete de bir türlü anlatamadık. Nedense pırlanta deyince herkes korkuyor. Halbuki bugün Kapalı Çarşı’da 10 bin kişi, Kuyumcukent’te 10 bin kişi çalışıyor. Sonuçta toplamda bu sektör 250 bin kişiyi ilgilendiriyor. Bu aileleriyle birlikte bir milyonu geçiyor. Yani bir milyon kişinin geçimini sağladığı bu sektörü yok saymak mantıklı değil. Borsa açılsa hammaddeyi dışarıdan alıp dışarıya satacağız. Yani elin kuşuyla elin taşını vuracağız, ama bırakmıyorlar. Bakın size Hindistan’ı örnek vereyim. 2000 senesinde Hindistan mücevher sektörünün büyüklüğü 4 milyar dolardı. Hindistan diyor ki; yurtdışına sattığınız malın parasını benden peşin alın. Çıkardığı kanunla “Taşları işleyip satın, parasını benden alın” diyor.  Hindistan 2012’de sadece taş kesim işinden 28 milyar dolar kazandılar ve mücevher sektöründe 50 milyar dolar ihracatla dünyanın en büyüğü oldular. Biz Türkiye olarak bunun neden yarısını yapmayalım.

 

Sektörün sorunlarını çözme konusunda bir meslek platformu oluşturmayı düşündünüz mü?

Ben çözüm için en az 15 kere Ankara’ya gittim. Bu konuya ilişkin bütün hükümet yetkilileriyle görüştüm, ama maalesef bir sonuç alamadık. Pes ettik. Daha ne yapılabilir ki. Ticaret Odası hiçbir şeyle ilgilenmiyor. Mesela Ticaret Odası Türkiye Sanayi Meclisi Başkanı diye birisini belirlemişler. Fakat bunu seçimle değil, atamayla getirmişler. Atamayla gelmiş biri sektörü nasıl temsil edecek. Doğru olan ticaret odası temsilcilerinden seçilmesiydi, ama olmadı.

 

Mücevherat sektörünün geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de köklü, oturmuş bir sektör var. Osmanlıda Kapalıçarşı değerli taşların alım satım merkeziymiş. İsfahan’dan Tebriz’den bütün taş ustaları gelirmiş. Çünkü saraya mal satmak için bütün değerli taşlar burada toplanırmış. Bizim kültürümüz, altyapımız var. Yetişmiş insan gücü bu konuda çok iyi. Eski sanatkârlara değer vermiyoruz. Bunun için sektörün gelişmesi lazım. Katma değerli ürünler üretmemiz lazım. Ama mevcut kanunlar bunu engelliyor. Her şeye rağmen sektörün önü açık. Tabii ki çok geç kalınırsa bir işe yarayacağını düşünmüyorum. Şu anda mesela Dubai’de bir market oluşuyor. Üretim olmadığı haldebizim 10 mislimiz iş yapıyorlar. Orada bir dezavantaj var. İsrail vatandaşları oraya giremiyor. Ama bu işin merkezinde, başında onlar var. Biz Dubai’yi bitirirsek, üretim ve dağıtım merkezi Türkiye olur. Ben bunun gerçekleşeceğini düşünüyorum.Ben iddia ediyorum mücevherat sektörü beş sene içinde 15-20 milyar dolar ihracat yapar.Yeter ki önümüz açılsın.

 

Bunun Turizme de katkısı olur mu, özellikle İstanbul için konuşursak?

Bütün Ortadoğu’nun zengin Arap turistlerin esas yeri Lübnan’dır. Onların Paris’i Lübnan’dır. Şimdi o şirketler Türkiye’ye gelmek istiyor. Diyelim ki bir şeyh evleniyor, 2 bin, 3 bin takım pırlanta alıyor. Bir kalemde 15-20 milyon dolarlık ürün alıyorlar. Bugün mesela İstinye’ye gelipgiyim ve tekstil alışverişi yapıyorlarsa, aynı şekilde pırlanta için de olabilir. Bütün Ortadoğu’dan gelir, İki üç gün İstanbul’da kalır, alışverişini yapar gider. Paris’e,Londra’ya gitmesine gerek yok. Bunu sağlayacak avantajları var Türkiye’nin. Biz Türkiye’de bunu üretebiliriz. Bunun için potansiyelimiz de altyapımız da var.

 

Mücevher sektöründeki  istihdamekonomik ortamdan ne kadar etkileniyor?

Bizim sektörümüz bukalemun gibi çok çabuk değişebiliyor.İşsizlik olduğu zaman bir anda ufalabilen, iş arttığı zaman bir anda büyüyebilen bir sektör.Burada istikrar çok önemli. Yani Türkiye’de istikrar varsa bizde de istikrar olur. Şurası da bir gerçek ki, ülkemizde her hangi bir olay olduğunda en çabuk bizim sektör etkileniyor.Pırlantayı kim alır? Mutlu olan, keyifli olan insan alır.Televizyona bakıp mutsuz oluyorsa almıyor.

 

Mücevherin altın gibi yatırım aracı olduğu bilinci oluştu mu Türkiye’de?

Altın yüzde 95’lerde ama pırlanta konuşulduğu kadar Türkiye’de tüketilmiyor.Sadece insanlar evlendikleri zaman tektaş yüzük alıyorlar. Anadolu’da bazı yerlerde hiç satılmıyor bile.

 

Satılmamasının sebebi nedir sizce?

Türkiye esasında pırlantada bütün ülkelerden daha avantajlı. En azından geri verildiğinde zaten yüzde 25-30 eksiğine alıyorlar.  Pırlantanın özelliği elli sene de geçse yine değerli. Yani bir çanta gibi değil. Altın tabii daha çabuk bozduruluyor.Anadolu’da gelenek oldu. İnsanlar altını tasarruf için alıyor. Sıkıştığı zaman 2 bilezik bozduruyor. Şimdi burada kredi kartının kaldırılmasını ben anlamsız buluyorum. Çünkü insanlar altını tasarruf olsun diye alıyorlar.Para lazım olduğu zaman nakde çeviriyorlar. Şimdi ülkede kriz varmış gibi insanlar ellerindeki altınları bozduruyorlar. Depremde de 2008’de de insanlar altın sattı. Herkes Türkiye bu krizden nasıl çıktı diye hayret ettiler. Geçen sene de bu altını yerine koydular. Türkiye rekor kırdı 300 tonla. Türk halkı ne kadar akıllı ki, geçen sene ucuz diye altını aldılar,bu sene pahalı diye satıyorlar. Sonuç olarak altın tüketim aracı değildir. Tasarruf amacıyla alınan bir şeydir. Yarın Türkiye’nin başı derde girerse, insanlar bu altınları sattıkları zaman biz kendimizi kurtarırız. Taksitle altın alışverişikredi kartı harcamaları içinde yüzde 0.5 bile değil. Bu bakımdan altından korkmasın hükümet.

 

Kredi kartına taksit sınırlamalarından kuyumculuk sektörü ne kadar etkilendi?

Şuan alışveriş yüzde 50 geriledi. Bunu herkes kredi kartı sınırlamalarına bağlıyor.Bu şekilde giderse 4-5 bin kuyumcu kapanır. Her kuyumcuda 5 kişi olduğunu düşünürsek aileleriyle beraber 30 bin kişi işsiz kalır. Bana göre bunda bir mantık yok.Bu konuda sektör temsilcilerinden her hangi bir görüş alınmadı. Kendileri nasıl isterse onu uyguluyorlar. Yani 25-30 bin kişi issiz kaldığında bu insanlar nerede çalışacaklar.Devlet 20 bin kişiye iş bulmak için ne kadar para harcıyor. Bunu sormak lazım.

 

Türkiye’ye pırlanta, elmas Türkiye’ye hangi kaynaklardan geliyor?

Yüzde 90 Çin’den geliyor.15 sene önce bu sektörde Çin’in adı bile yoktu. Onlar da alıp,işleyip dünyaya satıyorlar. Şuanda dünyanın en büyük fuarı Hong Kong’da.Herhalde Türkiye’nin yaptığı yıllık ihracat kadar ihracatı bir fuarda yapıyorlardır. Maden olarak Güney Afrika’da çıkartılıyor. İşlemede en büyük taş kesim işini Çin ve Hindistan yapıyor. Şu anda onlar tekelleştiler gibi. Sadece Hindistan’ın iki şehrinde taş kesim işinde 1 milyon 200 bin kişi çalışıyor. Ne kadar büyük bir potansiyel olduğu ortada. Yani bizim sektör Türkiye’yi kurtaracak sektör diye söylesem abartmış olmam. Yani bugün Türkiye’de 100 taneye yakın taş var. Mesela Eskişehir’de Kalsedon diye bir taş var. Bu sadece Türkiye’de çıkıyor. Kilosunu yurtdışına 10 dolara satıyoruz. İşlenmiş olarak tanesini 10 dolara alıyoruz. Dünyadaki 200 değerli taşın yüzü Türkiye’de var. Yine mesela Ametist diye bir taş var. Dünyada bu taşın bulunduğu ortamda kötü enerjileri aldığı düşünülür. Ve bu taş Balıkesir’de bulunuyor. Sadece bunları işlesek bize yeter. Bugün gümüş sektörü 70 ton mal satıyor. Bunların içinde 15 ton taş var. Biz bir proje hazırladık dedik ki“Anadolu’da taş kesim işinde engelliler çalışsın, istihdama katkı olsun.” Ama bu konuda görüştüğümüz devlet yetkilileri ilgi göstermedi. Bunları engelliler işlese fenamı olur?

 

Son olarak, On Mücevherat’ın sektördeki yerinden de bahsedelim…

Aslında On Mücevher sektörde genç bir firma. 14 senelik bir geçmişi var. Ama biz 35 senedir bu işi yapıyoruz. On Mücevherat ihracatta ikincisıraya yükseldi. Ağırlıklı olarak üretiminin yüzde 75’ini yurtdışına satan bir firma. Moskova’da 4, Dubai’de 2 tane şirketimiz var. Bunun yanında Moskova’da perakende mağazalarımız var. 26 ülkeye mal satıyoruz. Marka olmak için öncelikle yurtdışına mal satmak gerektiğini düşünenlerdenim. Eğer yurtdışında sizin ürünleriniz kabul görüyorsa, yurtiçinde de bir şekilde kabul görür. Türkiye’de sistem tam oturmadı ama 100’e yakın satış noktamız var. 4-5 tane mağazamız var. Mücevherde ben ürünle marka olunacağına inanıyorum. Türkiye’de marka olan firmaların belirli bir ürünü yok. Yani bir ürüne baktığınız zaman şu A firmasının bu B firmasının ürünü diyemiyorsunuz. İhracat konusunda İran’ın çok önemli bir pazar olduğunu düşünüyorum. İran kapısı açılmış olsa ihracatın yüzde 100 artacağına inanıyorum.