RÖPORTAJ — 3 Mayıs 2014 at 19:55

DÜNYAGÖZ HASTANELER GRUBU YÖNETİM KURULU BAŞKANI ERAY KAPICIOĞLU: HEDEFİMİZ, 2015’TE BORSAYA AÇILMAK

IMG_2993

 

Ortaklık konusunda tercihinin stratejik yatırımcılardan yana olduğunu ifade eden Dünyagöz Hastaneler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Eray Kapıcıoğlu, bu sene yüzde 25-30, gerekirse yüzde 50 hisse satışı için 7-8 kuruluştan teklif almayı düşündüklerini, istedikleri rakama ulaştıklarında ise Dünyagöz’ü hem Avrupa’da, hem Türkiye’de daha da büyütüp 2015’te borsaya açmayı hedeflediklerini dile getirdi.

 

Türkiye’de kurulduğu 1996 yılından bu yana göz sağlığına yönelik sunduğu tüm hizmetlerle Türkiye’de olduğu kadar dünyada da adından söz ettiren Dünyagöz Hastaneleri büyümesini devam ettiriyor. ‘Birinci işim’ dediği Dünyagöz’ün yeni hastane ve hizmetlerini, gelecek planlarını Yönetim Kurulu Başkanı Eray Kapıcıoğlu ile konuştuk.

 

Dünyagöz olarak, Türkiye ve dünyada geldiğiniz noktayı özetle anlatır mısınız?

Biz 1996 yılında ilk göz hastanemizi İstanbul’da Levent’te açtık. 4 bin 500 metre karelik bir alanda 8.5 milyon dolarlık bir yatırım yaptık. 35 personel, 19 profesör göz doktoruyla İstanbul için göz hastanesi yapalım dedik. Bütün branşlarda hizmet vermeye ve 240 değişik tedavi yapmaya başladık. İlk 3 ayda İstanbul’daki bu göz hastanesi yüzde 120 kapasiteyle çalışmaya başladı. Türkiye’de kendi doktoruyla çalışan ilk sağlık kurumuyuz göz branşında. Bizde çalışan hocaların ne muayenehanesi, ne devletle, ne de üniversite ile bağı var. Çünkü Dünyagöz’ün kuruluşunda, anayasasında böyle bir madde var. Doktorun hastayı sahiplenmesi, doğru teşhis ve tedavi yapabilmesi için, benim gibi sabah gelip akşam ayrılabileceği bir ortam hazırlamalıyız dedik. Çünkü çok iyi marka adı altında, çok iyi teknolojide, çok iyi altyapı da imkân sağlıyoruz.

 

Türkiye bugün itibariyle gözde çok ileriye gitti ve tıpta da çok ileriye gitti. Bugün üniversitelerin kuramadığı altyapıyı oluşturarak, üniversitelerin alamadığı cihazları alarak gözde çok önemli bir noktaya geldik. Avrupa’da çok iyi marka olduk. 107 ülkeden hastalar bize tedavi olmaya geliyor. Geçen sene 40 binle kapattık. Frankfurt’ta bir hastanemiz var. Bu sene Bakü’de yeni bir hastane açıyoruz. Avrupa’da dört şehirde kliniklerimiz var. Bu sene sonuna kadar 4 kliniği 15’e çıkarıyoruz. 2015’de de bu sayıyı 30’a çıkartacağız. Geçen sene 40 bin olan ameliyat sayısını bu sene 80 bine çıkarmaya çalışıyoruz. Ve önümüzdeki seneden itibaren bu sayı her sene yüzde 30 artarak devam edecek. İngiltere’de hastane açmak için arayışlarımız devam ediyor. Orada hastaneleri özelleştiriyorlar. Biri Londra’da olmak üzere iki şehirde hastane ihalelerini takip ediyoruz. Çünkü İngiltere’de çok ciddi bir potansiyel var. Yabancı doktor çalıştırma imkânı veren kanunun çıkması, bizim yurtdışında hastane açmamızı kolaylaştırdı. Çünkü o yabancı doktorları hem YÖK’ten, hem Sağlık Bakanlığı’ndan, hem Çalışma Bakanlığı’ndan hem de Emniyet’ten izinlerini alarak yurtdışında açacağımız hastanelere gönderiyoruz. Önce onlara Türkiye’de Dünyagöz’de çalışabilir iznini alıyoruz, ondan sonra onları kendi ülkelerinde açtığımız hastanelerde görevlendiriyoruz.

 

Oradaki bürokrasi, mevzuat bize göre daha mı kolaylaştırıcı?

Orada daha kolay. Neden kolay? Orada yatırım yapan Dünyagöz’ün altyapısını internete giren herkes görüyor. Çok ciddi yatırım yapıyoruz orada ve bunu hükümet görüyor. Bize bina kiralamak isteyen kişi de görüyor ve bize kiralamak için de çok büyük çaba sarfediyor. Tabii bu da marka olmanın bir avantajı.

 

Peki, Türkiye’ye gelince sıkıntı nerde doğuyor?  

Türkiye’de 2008 yılının Şubat ayında Sağlık Bakanlığı bir karar aldı. Devlet ve Üniversite Hastanelerinden doktor transfer edilmesin diye transferini yasakladılar. Onu kadroya bağladılar. Ve hastane ruhsatını yasakladılar. 2008 Şubat ayından itibaren kapanan hastaneyi satın alarak ve onun ruhsatını kullanarak hastane açabiliyoruz. Türkiye’de zorluk bu. Yani bugün 10 tane ilde hastane açmak istiyorsun yerini buldun, paran da var, her şeyin var ama açamıyorsun. Ancak bir hastane ruhsatı buluyorsun, doktor kadrosu buluyorsun ondan sonra açabiliyorsun. Türkiye’de bunun zorluğunu yaşıyoruz.

 

Buradaki mantık ne sizce? Sorun insan kaynağı mı?

Burada doktor kaçışını önlemeye yönelik bir kanun. Devlet burada diyor ki; benim hastanemden, benim üniversitemden doktor almayacaksın. İşte küçük hastaneyi, büyüyemeyen, birleşemeyen hastaneleri satın alacaksın ve onların kadrosunu kullanacaksın.

 

Bu durumda vatandaşın hizmet talebi de önemli değil mi?

Burada komik olan bir şey var. Bundan 2 sene önce 6 tane bölge tespit ettiler. En çok avantajlı bölgeler 5 ve 6. Bölgeler. Mesela; Diyarbakır ve Urfa… Orada yatırım yapanlara 5 sene SSK ve vergi muafiyeti tanıdılar. Ayrıca, oradaki ödemeleri İstanbul’da SSK ve vergi ödemelerinden mahsup edebiliyorsunuz. Biz Urfa ve Diyarbakır’da hastane açmak için gittiğimizde önümüze 2008 yılında çıkan Sağlık Bakanlığı yönetmeliği çıkınca yatırım yapamadık.

 

Bu yatırım engelinin aşılacağına dair bir umudunuz var mı önümüzdeki dönemde?

Ben, yeni Sağlık Bakanımız Müezzinoğlu’ndan çok ümitliyim. Sağlık sektörünün içinden gelen birisi… Bu işleri çok iyi biliyor. Bakanlığa geldikten sonra çok güzel şeyler yaptı. Bugün hastane açmak zorlaştı ama apartman altında çalışan küçük yerler yavaş yavaş temizlenmeye başladı. Türkiye’nin dışarıya bakan yüzünde de bu gerekliydi. Sağlık sektörü öyle bir sektör ki bir kere altyapınız çok iyi olacak, teknolojiniz çok iyi olacak, hekim kadronuz çok iyi olacak. Kurduğunuz her yerde birinci amaç para kazanmak olmamalı. İnsana hizmet olmalı. İnsana doğru teşhis konmalı ve doğru tedavi uygulanmalı. Para zaten peşinden gelir.

 

Kadro anlamında siz ne büyüklükte bir kadroyla çalışıyorsunuz? Yeni açılacak hastaneleriniz için durum nedir?

Bizim şu an 2.000 çalışanımız ve 200’e yakın göz doktoru kadromuz var tam gün çalışan. Yeni açacağımız hastanelerin hepsinin kadroları tamamlanmış durumda.

 

2014 yatırım programınız nasıl şekillendi?

Bu sene 12 hastane açıyoruz. Bunların 5 tanesi İstanbul’da. Bunlar;  Küçükçekmece, Bağcılar, Beylikdüzü, Sultanbeyli ve Ümraniye. Sakarya, Erzincan ve Çorlu’da hastane açacağız. Ankara’da biri Sincan biri de Çayyolu’nda iki hastane bu sene açılacak. Gaziantep ve Konya hastanelerimiz de bu sene açılacak. Adana önümüzdeki sene açılacak. Trabzon’da yer arıyoruz. Bu şekilde devam ediyoruz.

 

Göz hastanesi açma kararını nasıl verdiniz?

1995 yılında 5-6 tane göz profesörü bana geldi, Türkiye’de göz hastanesinin olmadığını söyledi. Bir fizibilite hazırladılar. Ben bunun üzerinde çalışacağım dedim. Çok ciddi bir araştırma yaptık. Üniversitelerin, devlet hastanelerinin gözle ilgili altyapılarını araştırdık. Özel hastanelerin gözle ilgili yatırımları var mı diye baktık. Yurtdışında en ileri kim araştırdık. Baktık ki ne yurtiçinde ne yurtdışında bir göz hastanesi yok. “Ve biz öyle bir hastane kurmalıyız ki, bütün branşlarda hocaları koymalıyız. Altyapıyı ona göre kurmalıyız. Ve en iyi hocaları tam gün almalıyız.” dedik. Buradan yola çıktığımızda başarısız olma şansımızın yüzde 1 olduğunu gördük. Ondan sonra devam ettik. Ben projeyi incelediğimde işadamı olarak rantabl gördüm. Biraz da yapı olarak gözü kara yatırımcıyım. İlerisini gördüğüm işte tereddüt etmeden yatırım yapıyorum. Ama tabii ki yatırım yaparken, mevcut sermayemizin ve servetimizin böyle bir riske girdiğimiz zaman 1996 yılında yüzde 5’ine zarar verebilecek bir risk aldık. Sonuçta bilmediğiniz bir işe giriyorsunuz. Çok iyi araştırma yapabilirsiniz, neticede doktora bağlı, insana bağlı bir iş yapıyorsunuz. Ama biz onu da aştık. Birinci amacımız para kazanmak olmadığını gösterdik insanlarımıza. Altyapıya çok ağırlık verdik. Teknolojiye ve hekim kadrosuna çok ağırlık verdik ve başardık.

 

Siz, halka arz noktasında şuanda nerede duruyorsunuz?

Biz Ak Yatırım’a halka arzla ilgili yetki verdik. Bütün hazırlıklarımızı yaptık. Fakat bu sene piyasaların durumundan dolayı onu biraz erteledik. Ama istesek bugün çıkabilecek durumdayız. Fakat bu ara sağlık sektöründe bizim gibi A sınıfı büyük hastanelerde satılmamış hiçbir hastane kalmadı. Ortağı olmayan hiçbir hastane kalmadı. Bunların içinde stratejik ortaklar da var. Yatırımcılar da var. Benim tercihim stratejik yatırımcılar. Biz bu sene yüzde 25-30, gerekirse yüzde 50 hisse satışında 7-8 kuruluştan teklif alarak değerlendirmeyi düşünüyoruz. İstediğimiz rakamı yakalarsak Dünyagöz’ü hem Avrupa’da, hem Türkiye’de daha da büyütüp, 2015’te borsaya açacağız. Böyle bir düşüncemiz var ama ağırlığımız stratejik ortaklıkta. 2015 yılında stratejik ortaklık yapısıyla borsaya açılabiliriz. Biz yatırımlarımızı her zaman belli bir öz sermaye ile bazılarını leasingle, bazı yatırımlarımızı da proje kredisiyle yapıyoruz.

 

Sağlık alanında gözden başka diyabetle ilgili de hizmet vermeye başladınız…

Dünyagöz’ün içinde diyabet merkezleri açtık. Bizim hastalarımızın yüzde 30’u şeker hastası. Ve gözlerini şekerden kaybediyorlar. Bu hastalarımızı yakından izlemek için bütün hastanelerimizde diyabet merkezi açtık. Şimdi yeni bir şey daha kuruyoruz. Pilot olarak da Etiler Dünyagöz’ü seçtik. Türkiye’de bütün hastanelerimizde gözün arkasında kanserli tümör tespit ediyoruz, her ay yaklaşık 30 tane. İsviçre’de var olan hizmeti şimdi Etiler Dünyagöz’e kuruyoruz. Böylece bütün bu tedavileri burada yapacağız. Bu tedaviyle insanları kör olmaktan kurtarıyoruz.

 

Sosyal sorumluluk anlamında neler yapıyorsunuz?

Benim kurduğum Dünyagöz Vakfı çok güzel şeyler yapıyor. Grupta ayda 100’ün üzerinde ameliyat yapıyoruz, hiçbir sosyal güvencesi olmayan insanlara, Okullara bilgisayar veriyorlar. Şimdi 1.500 metrekarelik alanda Amerikalılarla birlikte göz müzesi kuruyoruz. Burada iki yüz sene önce hangi cihazlarla ameliyat yapılıyorsa; şimdi hangi cihazlarla yapılıyorsa, onları sergileyeceğiz. Şu anda hazırlıkları devam ediyor. Yılbaşına kadar bu müzeyi açmış olacağız. Yardım işleriyle ben ilgileniyorum. Her ay bana 40-50 tane mektup geliyor. Bunları araştırıyorum. Türkiye’nin her yerine ayda 15’e yakın akülü araba gönderiyorum. Bazen öyle mektuplar geliyor ki, evinin kapısı, mobilyası, beyaz eşyası olmadığını söylüyorlar. Bunları tespit ederek bütün ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Ben de bundan çok büyük keyif alıyorum.

 

Sağlık sektörü dışındaki yatırımlarınızdan da söz eder misiniz?

İnşaat işinde de her sene bir proje yapıyorum. Tabii bunlar büyük projeler. İnşaat ekibim var. Ailede mimar olan bir kızım var, kendisi şehir planlamacısı. Kayınbiraderim mimar. Bir kayınbiraderim de inşaatın başında. O işi de devam ettiriyoruz. Taahhüt işi yapmıyoruz. Ama benim birinci işim Dünyagöz oldu. Günün 12 saatini burada geçiriyorum.  Çünkü burada hedeflerim ve hayallerim büyük. Şuanda geldiğim noktanın çok daha ilerisinde olmam lazım. Bugün 107 ülkeden 40 bin hasta geliyorsa, bu sene 80 bin, önümüzdeki sene 120 bin daha sonraki sene 200 bine nasıl çıkarırız, onun çalışmasını yapıyoruz. Sağlık turizminde çok ciddi potansiyelimiz var. Antalya’da çok büyük hastanemiz var. Daha çok oradaki otellerle anlaşarak tatil programıyla göz ameliyatını birleştirerek hasta getiriyoruz. Bunda da çok başarılıyız.

 

Global ölçekte sizin ulaşmak istediğiniz hedef nedir?

Dünyagöz’e artık kendi işim, kendi yerim diye bakamıyorum. Dünyagöz artık bir dünya markası. Profesyonellerin yönettiği bir yer oldu. Ama artık yurtdışında sağlık sektöründe çok büyük gruplarla belki ortaklık yaparak çok daha yukarılara çıkmayı hedefliyoruz. Ben 96 yılında ilk başladığımda heyecanım neyse şimdi de aynı heyecanı taşıyorum. Bu iş artık çocuğum gibi oldu. Ben buraya para kazanmak için kurulmuş bir yer olarak bakmıyorum. Her zaman yarınlarda ben olmadan da burası çalışacakmış gibi bakıyorum. Doktorlarımız hastaneye, hastaya çok bağlı. Teşhis koymak ve tedavi uygulamakta son derece başarılılar. Sıfır hatayla çalışıyorlar. Biz de çok önem veriyoruz hasta ilişkilerine. Mümkün mertebe her işin sorumluları vardır. Ben bunlara karışmam. Ama şuna karışırım; Akşamüstü bütün hasta sayısı ve cirolarını görürüm. Yatırımları takip ederim. En iyi teknolojiyi araştırtırım. Doğru yerde doğru arsalar alıp, iyi noktalarda hastane yaparım. İnsanlara iyi bir altyapı iyi bir teknolojide doğru teşhis ve doğru tedavi sunma, herkesin gelebileceği hastane yaratmak ki, yarattık. Bebek’te yalısı olan buradan yararlanıyorsa Gültepe’de gecekonduda oturan da buradan faydalanabilmeli. O amaçla fiyatları düzenledik. Sigortası olan herkes bizden faydalanabiliyor. Ve hepsi VIP hizmeti alıyor. Bütün kurumlarla anlaşmalarımız var. Bankalarla, SGK ile anlaşmalarımız var.

 

Yapmak isteyip de bugüne kadar yapamadığınız, içinizde ukde kalan bir şey var mı?

Türkiye’de bir kornea bankası yok. Üniversitelerde kapıda kornea bankası diye yazıyor, devlet hastanelerinde aynı şekilde var ama bir kornea bankası yok. 7-8 senedir eski sağlık bakanımıza, Sayın Başbakana konuyu anlatabildiğim kadar anlattım. Bir kornea bankamızın olması gerektiğini söyledim. Bunu biz yapmak istiyoruz. Amerika’da bir göz bankası var. Ciddi bir kornea temin ediyorlar. Onlarla görüşmeler yapıyoruz. Yeni Sağlık Bakanımıza da bunu anlattım, konuya çok sıcak bakıyor. Çünkü kendisi sağlıktan geldiği için bizim ne kadar doğru iş yaptığımızı biliyor ve bu konuda bize güveniyor. Bununla ilgili Sayın Başbakanımızdan randevu bekliyoruz. Yurtdışından Körfez ülkelerinde, Avrupa’da ve Türki Cumhuriyetleri’nde çok ciddi sayıda kornea hastası var. Sadece Irak bizimle 1.000 kornea ameliyatı için anlaşma yapmak istiyor ama şuan bunu yapamıyoruz. Dolayısıyla o ülkelerle çok ciddi sağlık turizmi yaratabiliriz. Bunu yapabileceğimize inanıyorum.