RÖPORTAJ — 6 Haziran 2014 at 14:47

MALTEPE ÜNİVERSİTESİ ULUSLARARASI ARENAYI HEDEFLİYOR!

Resim 001

 

Maltepe Üniversitesi’nin “düşüncede özgür, eğitimde çağdaş, bilimde evrensel”lik ilkeleri üzerine kurulduğunu ve buna bağlı kalarak 2023 vizyonunu belirlediğini dile getiren Maltepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Aytekin Berkman, bu vizyon kapsamında uluslararası olmayı ön plana çıkardıklarını vurguladı.

 

Bir taraftan yeni eğitim-öğretim yılına hazırlık, diğer taraftan yeni YÖK kanunu tartışmaları tüm üniversitelerimizi olduğu gibi vakıf üniversitelerimizin de gündemini oluşturuyor. Neredeyse 20 yıla yaklaşan eğitim-öğretim faaliyetiyle vakıf üniversiteleri arasında ayrıcalıklı bir konuma yerleşen Maltepe Üniversitesi’nin Rektörü Prof. Dr. Aytekin Berkman ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şahin Karasar ile Maltepe Üniversitesi’nin hedeflerini ve yeni YÖK kanunu kapsamında vakıf üniversitelerinin geleceğini konuştuk.

 

Yeni YÖK yasası hazırlıklarına bakış açınız ve bu yasanın hayat bulması noktasında neler söyleyebilirsiniz?

Yeni YÖK yasası taslağı genel olarak 2547 sayılı kanuna göre biraz daha özgürlükçü ve üniversitelere  biraz daha özerklik tanıyan yapıda görülüyor. Vakıf üniversitesi mevzuatının daha ayrıntılı olarak “vakıf ve özel üniversite” başlığı adı altında düzenlendiğini görüyoruz.  Özel üniversite kavramı tabii çok önemli bir yenilik. AncakYÖK yasa taslağını meclise götürsek bile anayasanın 130. Maddesindeki “üniversiteler devlet eliyle veya vakıflar tarafından kurulur” tanımı değişmeden özel üniversite kurmak mümkün değil. Zaten YÖK de hem anayasa değişikliğini, hem de yükseköğretim kanunu değişikliğini hazırlamış. Onun dışında rüştünü ispatlamış üniversiteler diyebileceğimiz yerleşik ve köklü üniversiteler var. Onların yönetiminde biraz daha farklı bir model öngörülüyor. Orada kendi kurulları eliyle tam mütevelli denmese bile mütevelli heyeti diye bir kurula bırakılan yönetim modeli var. “Üniversite Konseyi” diye bir kavram geliyor. Onun dışında yeni kurulan üniversiteler YÖK’ün koruyucu şemsiyesi altında, yine eskisi gibi YÖK’ün yönlendirmesi ve kontrolü altında olacak gibi görünüyor. Üniversitelerin sayısını kontrol edeceğini sanmıyorum. Belli bir sayı ile sınırlama koymak doğru değil ve yasada öyle bir şey de yok hatırladığım kadarıyla. Uzunca bir gerekçeler bölümü var. Orada belirtilmiş olabilir. Şuan zaten üniversitelerin sayısı 200’e yaklaştı. Her ilde bir üniversite var. Şu anda üniversite öğrenci sayısı 2014 itibariyle YÖK’ün dökümanlarına göre, 5.5 milyon. Bunun içerisinde açık öğretim var, ikinci öğretim var vs. Yine üniversite kapısına gelen öğrenci sayısı 2013 rakamlarına göre 1.5 milyon. 2014’te 2 milyonu biraz aştı. Dolayısıyla bunları absorbe etme gerekliliği var ve üniversite sayısı da devlet politikası gereği büyük bir artış gösterdi son 10 yılda. Ve etkisini gösterdi. Neredeyse, lise mezunlarınınhepsini absorbe edecek kadar kontenjan ayrılacak gibi görünüyor.

 

Üniversite sayısı artmasıyla birlikte yükseköğretimde okuyan öğrenci sayısı da artıyor. Bu durumu genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tabii kalite açısından da bakmak gerekiyor. Tabii bu bir tercih.1980 yılında 1970’lerden başlayan seçkinci üniversite anlayışı vardı. Herkes üniversiteye gitmesin. Türkiye’de seçkin kadroları, ister devlet sektörü ister özel sektör olsun,eğitecek kadar üniversite olsun anlayışı vardı. Ama 2. Dünya savaşından sonra özellikle Amerika’da, sonra Avrupa’da üniversitenin herkese gerekli olduğu fikrine ulaşılınca, biz de ister istemez 1980’den sonra, aslında 2000’den sonra herkes üniversite okumaya layıktır ya da hak sahibidir, okuması gereklidir fikrine ulaştık. Belki de doğru olan budur.

 

Bir de hem üniversitedeyken hem de mezuniyetten sonra alan değiştirme konusu var…

Amerika’da bir öğrenci üniversiteye girdiği zaman ortalama 3 konu değiştiriyor. Fiziğe giriyor, psikolojiye geçiyor, hukuktan mezun oluyor. Mezun olduktan sonra hayatı boyunca 4 iş değiştiriyor ortalama. Onun için kimseye senin alanın ne denmiyor. “Son zamanlarda neyle uğraşıyorsun?” deniyor. Türkiye’de de ister istemez böyle olacak.

 

Ülkemizin 2023 hedefleri doğrultusunda eğitimi nasıl ele alacağız?

2023 hedeflerine ulaşmanın yolu eğitimli insan kaynağı yetiştirmekten geçiyor. Dolayısıyla, üniversitelerin eksikliği ne olursa olsun, eğitimli insan sayısı ne kadar artarsa Türkiye kazanacak ve 2023’e hazırlıklı olacaktır. Sanayiden bilişim teknolojisine geçme durumunda bize çok sayıda eğitimli kişi lazım. 2023 yılı hedeflerini ortaya koyup da oraya yönelik eylem planlarını yapmıyorsanız, bu hedefe ulaşamazsınız. Geçenlerde İstanbul Sanayi Odası’nın kongresinde bir bildiri dağıtıldı. Orada 2023 hedeflerine ulaşma konusunda endişeleri olduğuna dair görüşleri var Sanayi Odası’nın. Çünkü büyüme dediğimiz şey bir yerde duraklamaya girdi.Şimdi yeni bir kavram geliştiriliyor: Girişimci eleman yetiştirmek. Üniversiteler artık yavaş yavaş o iddia ile ortaya çıkmaya başladılar. Doğrusu da o bence.

 

Hedeflere ancak 3. nesil üniversitelerle ulaşılacağı konusunda görüşler var. Bu konuda siz nasıl düşünüyorsunuz?

Aynı şeyi biz de söylemeye başladık. Onun için sürekli eğitim,kitlesel eğitim, üniversiteli olmayana da eğitim yollarını açıyoruz. Bu anlamda bizim de birçok sertifika programımız var. Bir de bilginin yarı ömrü var diye bir söylem var. Bilginizi her 5 senede yenilemezseniz kendi alanınızda ilerlemeniz mümkün değil. Bilgi çok çabuk eskiyor. Onun için üniversiteler sadece liseden gelen öğrencileri değil, daha geniş kitleleri eğitime sokmak durumunda. Onun da en iyi, rasyonel yolu belki uzaktan öğrenim metodlarını kullanmak. Bizim de uzaktan öğrenme programımız var. Meslek yüksekokulu programlarımız var.Tabii çok yeni bir alan, kontrollü gitmek lazım.Kampüs her şeyin başı ama kitle eğitimine dönüyorsanız, okula giderek eğitim imkanı bulamayanlara, hem çalışıp hem okumak isteyenlere bu şansı vermek lazım.

 

Son yıllarda mesleki eğitimde artış görülmeye başladı. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Üniversitelerin tanımı ister mevcut yasaya bakın ister çıkacak yasaya bakın, 3 tane temel fonksiyonu var. Yüksek düzeyde eğitim öğretim yaptırmak, yüksek düzeyde bilimsel araştırma yapmak ve uygulama alanına danışmanlık yapmak, bilgi aktarmaktır. Bu üçünü bir arada götürmesi lazım. Ama araştırma pahalı bir alan ve karşılığını hemen alamıyorsunuz. Dolayısıyla vakıf üniversitelerinin, hepsi olmasa bile, aksayan yanı bilimsel araştırmadır. Bunun için kaynak lazım.2023 hedefleriyle bağlantılı olarak sanayinin üstün teknolojiye ihtiyacı var. O teknolojiyi yaratacak olan da üniversitelerdir. Bilimin sanayiye uygulanmış hali teknolojidir. Ama aksayan ne? Sanayi son yıllarda araştırmanın değerini anlar oldu. Ve yavaş yavaş üniversite-sanayi işbirliği ve sanayinin sipariş vererek araştırma yaptırması kavramı yeni yeni oturmaya başladı. O düzeye geldiğimiz zaman üniversiteler sadece öğretim değil, aynı zamanda bilim üreten, araştırma yapan, teknoloji geliştiren, inovasyon yapan kurumlar haline gelecektir. Bu da bir süreç.

 

Maltepe Üniversitesi’nde eğitim dili nedir?

Maltepe Üniversitesi’nin temelde eğitim dili Türkçedir. Ancak, İngilizce bölümlerimiz de var. İngilizce olan bölümlerde öğrenci takip edecek kadar İngilizce öğrenmesi lazım. Zorunlu olarak hazırlık okumaları lazım. Diğer bölümlerde de hazırlıkta yeteri kadar İngilizce öğrenmelerini istiyoruz.

 

Vakıf üniversiteleri eğitim dilini genelde İngilizceye kaydırdı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu yine arz talebe dayanıyor. Herkes zannediyor; İngilizce eğitim veren bir okuldan mezun olursam daha kolay iş bulurum. O kavram yavaş yavaş değişiyor artık. İngilizce evrensel bir dil, onu herkesin öğrenmesi lazım. Ona bir itirazımız yok. Ama, kendi ana dilin dışında eğitim vermenin de bir anlamı yok. İngilizce bilmeyenlerin İngilizce bilmeyenlere anlattığı bir ders oluyor sonuçta. Çünkü kavramların yerleşmesi ancak anadiliyle mümkün. Bir dilin kökenini bilmiyorsanız o kavram havada kalır. O bakımından ben her zaman Türkçe eğitimden yanayım ama dünya literatürünü takip edecek kadar, herhangi bir İngilizce dergiyi okuyup, anlayacak kadar İngilizce bilmek gerekir.

 

Bir taraftan yeni üniversiteler açılırken, diğer yandan akademik kadro sıkıntısı yaşanmakta. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

YÖK’ün verilerine göre Türkiye Yüksek Öğretim Kurumlarında 1982’de 22 bin, 1992’de 38 bin, 2002’de 76 bin öğretim elemanı varmış. Bu sayı 2012’de 138 bine ulaşmış. 2014 verilerine göre 142 bin öğretim elemanı var. Öğretim kavramının içinde araştırma görevlisinden profesöre kadar hepsi var. Bunların yaklaşık 20 bini profesör, 13 bin doçent, 31 bin yardımcı doçent. 44-45bin araştırma görevlisi. Geriye kalan da okutman, öğretim görevlisi, uzman vs. Sayıların son yıllarda bu kadar çok artmasına rağmen bizim öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı 45’tir. OECD ülkelerine baktığımız zaman orada 15.6 düşüyor. Bu da gösteriyor ki, Türkiye’de önemli bir akademik insan kaynağı eksikliği var.

 

Dışarıdan öğretim üyesi transferi ne kadar doğru veya sağlıklı?

Eğer eğitim, öğretim yabancı dille yapılıyorsa, eğitimin kalitesi açısındansakıncası yok, amaTürkiye ekonomisine yapacağı katkı açısından sanki dışarıdan bir şey ithal ediyormuşsunuz gibi oluyor. Ama küreselleşen bir dünyada nasıl ki bizim hocalarımız gidip Amerika’da gerçekten başarılı şeyler yapıyorsa, gerektiğinde biz de dışarıdan hoca getirebiliriz. Burada YÖK Başkanının yazılı açıklamasında son paragrafta şunları söylüyor: ‘ Öğretim üyesinin halihazırdaki düşüklüğü ve bundan sonra da devam edecek olan büyümenin yüz yüze programlarda olmasının beklendiği dikkate alındığında önümüzdeki 10 yıl zarfında bir taraftan doktora mezunlarının en az 2 katına, ideal olarak 3 katına çıkmasına, diğer taraftan araştırma görevlilerinin sayısının ciddi miktarda arttırılarak 2 katına çıkarılmasına ihtiyaç vardır. Bugün itibariyle akademisyenlerin özlük hakları ister Türkiye, ister dünya bağlamında kıyaslama yapılsın son derece kötü durumdadır.İster mevcut öğretim elemanı ve üyesi açığını kapatmak ve ister 2023 hedeflerine ulaşmak bakımından en nitelikli beyinleri akademiye çekmek için düşünülsün öğretim elemanlarında özlük haklarında iyileştirmeye gitmek zaruridir.’ Burada her şeyi açıklamış oluyor.

 

Maltepe Üniversitesi’nin orta ve uzun vadeli hedefleri nelerdir?

Maltepe Üniversitesi 9 tane fakültesi, 2 tane yüksekokulu, bir meslek yüksekokulu ile ön lisans, lisans ve lisansüstü, mastır ve doktora düzeyinde 10 bine yakın öğrenciyi bünyesinde barındırıyor. Türkiye’nin 2023 vizyonuçok konuşuldu. Pek çok kurum 2023 vizyonunu belirledi. MaltepeÜniversitesi “düşüncede özgür, eğitimde çağdaş, bilimde evrensel” ilkeleri üzerine kuruldu ve buna bağlı kalarak 2023 vizyonunu belirledi. Bunlardan bir tanesi uluslararası olmayı ön plana çıkarmak. Türkiye’yi yabancı öğrenci açısından da mükemmel bir merkez haline getirmek. Yine özellikle yurtdışı ve yurtiçi eğitimde akreditasyonu sağlamak ve Türk yüksek eğitiminde niteliği yükseltmek diğer hedefler.

 

Tematik üniversite kavramı gündemde. Maltepe Üniversitesi kendini bu kavrama göre nasıl şekillendiriyor?

Biz tematik olmaktan biraz uzağız. Genel üniversite kavramına daha çok uyuyoruz. Dokuz fakülteye ek olarak şimdi de Eczacılık Fakültesi kuracağız. Tematik üniversite sağlık alanında başlamak üzere Türkiye’de de yaygınlaşıyor, yurtdışında olduğu gibi. Bunun daha da genişleyeceğini düşünüyorum. Sosyal bilimler alanında tematik üniversite diyebileceğimiz üniversite henüz yok. Genelde sağlık bilimleri, fen vemühendislik alanında görülüyor. Bulunduğumuz lokasyon Kocaeli ve Gebze’ye yakın olduğu için oradaki Kobilerle, daha büyük kuruluşlarla işbirliğimiz var. Üniversite-sanayi işbirliğinde bir hamle yapmak için çalışıyoruz. Akademik hayatın en büyük eksikliği sanayiden kopuk devam etmesiydi. Biz üniversite-sanayi işbirliğini öğretim üyeleriyle, öğrencileriyle özendirmeye, teşvik etmeye çalışan bir üniversiteyiz. Özellikle mühendislik ve mimarlık fakültelerimizde sanayiye proje üretme çalışmalarımız var.

 

Maltepe  Üniversitesi küresel çapta orta vadede kendisini nasıl konumlandırmış durumda?

Türkiye’de eğitim geleneksel olarak batı merkezli. Özellikle Amerikan ekolüne uygun olarak yapılanmış durumda. Maltepe Üniversitesi’nin yüzünü akademik ve bilimsel etkinlikler kapsamında  özellikle Rusya, Ukrayna ve Rusça konuşan diğer ülkelere, bir parça da bulunduğumuz coğrafyanın jeopolitik öneminden hareketle, Ortadoğu ve Arap Coğrafyasına döndürmeye çalışıyoruz. Bunun yanında bize her ne kadar uzak olsa da Çin ve Hindistan ile akademik işbirliğimizi sürdürmeye çalışıyoruz.

 

Öğrencilerinizin mezuniyet sonrasında iş yaşamına katılım düzeyleri nasıl?

Hukuk Fakültesi mezunlarımız Adalet Bakanlığı’nın açmış olduğu sınavlarda diğer vakıf üniversiteleri mezunlarının her zaman önündedir. Dört kişi sınavı geçmişse 2’si veya 3’ü bizim mezunumuzdur. Tıp fakültesi hastanemiz de köklüdür. Tıpta uzmanlık sınavlarında da göze çarpan başarı var. “Bizim öğrencimiz tercih etmez, tercih edilir.” sloganımızın gerçek payı da var. Mesela felsefede doktora veren yegâne vakıf üniversitesiyiz. Yine Bologna kriterleri kapsamındadiploma eki etiketine sahibiz. Diploma eki etiketine sahip üniversitenin verdiği diploma ve dereceler Avrupa Birliği ülkeleri tarafından tanınmaktadır. Türkiye’de 180 üniversite var. 80 tane vakıf üniversitesi var ve bunun içinde 20 tanesi diploma eki etiketi ile ödüllendirilmiş durumda. Maltepe Üniversitesi de onlardan birisi.

 

Üniversiteniz burs verme konusunda ne durumda?

Birkaç kategoride burs sunuyoruz öğrencilere. Bir tanesi üniversiteye girerken aldığı puandan dolayı aldığı burs. Onun dışında ilk tercih burslarımız var. İlk tercihlerinde fakültelerimizi yazdıklarından dolayı verdiğimiz burslar var. Mütevelli heyeti tarafından verilen başarı bursları var ve yine mütevelli heyeti tarafından verilen ve takdir edilen ihtiyaç bursları var. Bütün bunları üst üste koyduğunuzda öğrencilerimizin yüzde 40’a yakını burslu diyebiliriz.

 

Dikkat çeken yeni bir programınız var mı?

En enteresan programımız gemi ve yat tasarımı. Mimarlık ve Tasarım Fakültemiz altında bu sanatın da pazarlanabilir olduğunu gerçekten kanıtlamaya çalışan mantıkla hareket ettik. Uygulama alanı olarak öğrencilerimiz Tuzla Tersanesini kullanıyor. Bu başka bir üniversitede olmayan bir bölüm.Bunun yanında güzel sanatlarda gastronomi bölümümüz var. Güzel sanatlarla yemek sanatını birleştiriyor. Yine sivil havacılık eğitimine yatırım yapıyoruz. Hem kabin hizmetleri programını hem uçak teknolojisi programını önce ulusal sonra uluslararası havacılığa hizmet etmek için açtık.