RÖPORTAJ — 6 Haziran 2014 at 14:53

TUZLA BELEDİYE BAŞKANI DR. ŞADİ YAZICI: TUZLA, EĞİTİM VE DENİZLE ANILACAK

2

 

Tuzla’da, halihazırdaki aktif 7 üniversiteye yakında 4 üniversitenin daha ekleneceğini, bunun da bir eğitim kenti olma hedeflerine güç kattığını vurgulayan Tuzla Belediye Başkanı Dr. Şadi Yazıcı, Marina projesiyle de Tuzla’nın daha fazla denizle anılacağını, bittiğinde Marina projesinin yıllık 20-25 milyon ziyaretçi çekeceğini dile getirdi.

 

30 Mart Yerel Seçimleri bitti. Artık belediyeler kutlamaların ardından tekrar hizmete ve kente değer katan projelere odaklandı. Bu anlamda Tuzla Belediyesi de dikkat çekici projelere sahip. Tuzla için önemli bir dönüşümü hedefleyen Tuzla Belediyesi’nin projelerini ve yerel yönetimlerin 2023 vizyonunu Tuzla Belediye Başkanı Dr. Şadi Yazıcı ile konuştuk.

 

2023 Türkiye’sinde yerel yönetimler bağlamında Tuzla Belediyesi olarak nasıl bir hedef edinmiş durumdasınız?

Aslında 2023 hedefi derken; Türkiye’nin özellikle dış politikada olsun, dünyadaki konjonktürel gelişimi olsun, bir hedef konmuş. Ama sonuçta siyasetinde, yönetimin de insana yönelik olduğunu düşündüğümüzde; Hükümetin insanı eksenine alan ve insan merkezli bir çalışma ortaya koyacak olan, yerel yönetimlerin gücünü arttıracak olan ve yerel yönetim yasa tasarısıyla başlamış olan 2023’te daha yerel, daha yerinden yönetimler anlayışını zaten hedeflemiş olan çalışmaları var. Biz de yasanın getirmiş olduğu yetkiler doğrultusunda daha kaliteli, daha hızlı hizmeti ve teknolojik gelişmelerle birlikte daha kolay ve rahat ulaşılabilir belediyeciliği ortaya koyabilme gayretiyle çalışmalarımızı üç başlık altında yürütüyoruz. Bunlardan birincisi kurumsal manada, ikincisi kentsel manada, üçüncüsü toplumsal manada hizmet sunmak. Sadece rutin değil de sosyal, kültürel belediyeciliği geliştiren, bunun ötesinde insanların 7’den 70’e, doğumdan ölüme kadar her türlü ihtiyacını ele alan, 5 yıllık süre için değil sadece; 15-20 yılı hedefleyen ve toplumsal gelişimi; hem sportif hem eğitimi hem de ulaşım açısından düşünen, kentte bütün kazanımları birey manasında ortaya koyabilecek bir vizyonun gayretindeyiz. Bütün düşüncelerimiz bu bantta gidiyor. Bütün yapılan çalışmalarımızda, projelerimizde bu bağlamda, bu hedef doğrultusunda ortaya koyduğumuz çalışmalardır.

 

Katılımcı belediyecilik sizin özelinizde nasıl bir anlam ifade ediyor ve ulusal anlamda katılımcı belediyeciliğin hayat bulması için nasıl bir politika güdülmeli?

Modern demokrasilerde katılımcı parlamenter sistem deyince; aslında bu katılımcı kısmını ortaya koyan, daha çok halkın istek ve talepleriyle şekillenen bir yönetim anlayışı akla gelir. Demokrasilerde bunu gerçekleştirmenin metodu aslında örgütlü toplumdur. Toplumu örgütlersiniz. Aynı konuda aynı tasası olan; aynı hobisi ve bazen aynı kültürel yaklaşımı olan; bazen aynı renkleri seven insanların dilek ve temennilerini yöneticilere ulaştırmayı hedeflersiniz.Aslında katılımcılığın modern demokrasilerdeki anlamı bu.Bizde bu katılımcılık biraz az. Bunu  hemşehri dernekleriyle kapatmaya çalışıyoruz. Bunu yerel yönetimler yasasıyla gelen kent konseyi ile aktif hale getirmeye çalışıyoruz. Kent konseylerinin içinde birçok çalışma grubu oluşturuyoruz. Dolayısıyla bu çalışma gruplarını ortaya koyduğumuz zaman ciddi katılım oluşturuyoruz. Ama ben gelişen teknoloji ve sosyal medyanın Türkiye’de bazıkomplikasyonlarını ve kötü kullanımını görüyoruz, ama sosyal medyanın bireyin yönetime katlım açısından önemli olacağını düşünüyorum. Örgütlü toplum yönünden, demokrasi eksikliği olan Türkiye için bir fırsat olacağına inananlardanım. Ama sosyal medyanın çok yanlış ve dezenformasyon nedeniyle sorunlarda oluyor. Bu, bıçağın bir doktorun elinde hayat kurtarması; bir katilin elinde adam öldürmesi gibi bir şey. Sosyal medya şu anda kötüleme, karalama, özel hayata girme, her türlü manipülasyonunolduğu kötü kullanımda. Ama doğru kullanımda Başbakana, Bakana, Belediye Başkanına rahatlıkla ulaşabilir. Sorun ifade edebilir. Bazen gruplar kurarak sosyal medya üzerinden evlerindeki insanlar ile STK’lar oluşturularak aslında demokrasiye, yerel yönetimlere ve katılımcı yönetimlere gidilebilir diye düşünüyorum.Twitter, Facebook gibi sosyal medya siteleri mahkeme kararlarını dikkate alarak devam ederlerse özgürce, kimsenin hak ve özgürlüklerini kısıtlamadan kullanmaya alıştırır, kendimizi geliştirirsek  sosyal medyanın demokrasi açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum.

 

Peki, Tuzla Belediyesi nasıl kullanıyor sosyal medyayı?

Biz aslında bütün sosyal medyada vardık. Sosyal medyada halk günü bile kullanıyorduk. Fakat seçime yakın bu kötü kullanımdan dolayı akıntıya kürek çekmek gibi olunca bırakmak zorunda kaldık. Ama bizim sosyal medyada Twitter hesabı ve belediyenin kurumsal kullanılan bütün hesapları aktif halde. Facebook ve Twitter’dan gelen mesaj veya talepler takip ediliyor zaten. Bir de özel kullandığım hesabıma çok mesaj geliyor. Bir sorun yok, kullanıyorum.

 

Katılımcı belediyecilikle ilgili farklı projeler var STK’ların katılımıyla yürüyen. Sizce bu anlamda nasıl bir yol izlenmeli?

Belediyenin katılımcı değil de çözüm ortağı şeklinde organizasyon yapısı olmalı. Bence sizin direkt söz sahibi olduğunuz bir yerde katılımcılıktan ziyade, tasdik etme söz konusu olabilir. Kent konseylerinin bünyesinde bir çalışmamız var. Aslında İstanbul Teknik Üniversitesi, Kaymakamlık, Milli Eğitim Müdürlüğü, bütün sivil savunmave diğer kurumları bir araya getirdiğimiz Avrupa Birliği Projemiz vardı. Bu projeyi gerçekleştirdik: Depreme Hazır Tuzla projesi. Aslında örgütlü toplum oluşturmaya çalışıyoruz. Her mahallede, mahallenin muhtarıyla, öğretmeniyle, imamıyla, o mahallenin öne çıkmış olan bütün unsurlarıyla hem sokak bazında hem de mahalle bazında geliştirerek katılımcılığı iyi noktaya getirecek olan bir yapı oluşturmaya çalışıyoruz.Bunun, hem depreme hazır Tuzla oluşturabilecek hem sürekli kendini yenileyen bir yapı oluşturabilecek hem de belli aralıklarla kendini yenileyip demokrasimize katkı sağlayacak bir yapı olduğuna inanıyoruz.Çünkü orada siyasi görüşten ziyade insanların birey olarak katılımlarını, kendi meslek guruplarını veya başka şeyleri dikkate almadan o sokak, o mahalle ve o ilçe adına bir şeyler yapabilmeyi ortaya koymaya çalışıyoruz. Depreme hazır bir Türkiye sloganını Sayın Başbakanımız kullanmıştı. Yaklaşık 1 sene öncesinden başladı. Bir deprem anında evindeki anne- babanın, çocuklarınne yapacağını 72 saatte devletin ulaşamadığında ne yapacağını bilmesini, deprem olmasa bile o grupların, o oluşumların birbirinekatkıda bulunan bir yapı oluşturmasını hedefliyor. Sosyal medyayla yine bu işin üstünde olmamız gerektiği kanaatindeyim. Sosyal medya içerisinde mail atan, konuşan özel gruplar,özel networklar oluşturarak sürekli kendimizi yenilemeyi ve eleştiriler karşısında kendimizi geliştirmeyi,  bireylerin daha mutlu olmasını, Tuzla’ya daha iyi gelecek sağlamayı düşünüyoruz.

 

Depremle ilgili ne tür çalışmalarınız var?

Deprem öldürmez bina öldürür. Binaların yenilenmesi konusundaki hazırlık yaptık. Bununla ilgili bizim bir dönüşüm projemiz oldu. Herkesle birebir görüşerek 10 tane binayı davul zurnayla yıktık. Bunun gibi dönüşüm olması lazım. Zaten bir iki panele katıldığımda ben bunun örneklerini söyledim. Bireyi ikna etmeden yıkıp yapmayı düşünemezsiniz. İnsanlar malı için, canı için, namusu için canını vermeye hazırdır. Dolayısıyla, malıyla ilgili konuşuyorsanız, onu ikna etmek zorundasınız. Tabii çoğunluğun hakkını koruyabilecek bir yasa da olması lazım. Mesela Amerika’da öyle. Bir karar veriliyorsa 1-2 kişinin itirazına bakılmıyor. Bu böyle ama yine de önce ikna etmemiz lazım. Bizim şimdi özellikle oluşturduğumuz bürolarımız olacak. Bir müdürlük kurduk. Kentsel Tasarım ve Dönüşüm Müdürlüğü. Bu müdürlüğün çalışması da bu olacak. Halkla İlişkiler Müdürlüğümüzün bir kısmına deprem ilişkileri müdürlüğü diye de düşünebiliriz. Halka bir defa anlatılması lazım teknik olarak. Bizim de Belediye Başkanı olarak insanlara güven vermemiz lazım. Bu işin iyi olacağını, evlerinin mezar olmayacağını anlatabilmek lazım. Ve dönüşümde ne kazanacağını bilmesi lazım.Geride, köşede karanlık bir nokta asla bırakmadan biz binaları davul zurnayla yıkmıştık. Bu nedenle her şeyi açık bir şekilde anlatmak lazım.

 

Kentsel dönüşümde belediye bilfiil içinde olmalımı sizce?

Kesinlikle olmalı. Vatandaşı ikna etmek çok kolay değil. Müteahhitin inisiyatifine de bırakmamak lazım. Müteahhit doğal olarak kar gütmek ister. Bir de kanaatkâr olmazsa daha çok kazanmak ister. Tuzla’da Kiptaş gibi bir şirketimiz var. Bizim binaları o yapmıştı. Kiptaş gibi kar amacı gütmeyen firmaların olması lazım. Dönüştürdük, vatandaş memnun oldu ve maliyeti de çıkarttık bitti. Kar etmesine gerek yok.

 

Kentsel dönüşümde yasalar ne kadar yeterli sizce?

Fikirtepe’deki yıkılamayan bir tane binayı görünce yasaların yetersiz olduğunu anladık. Yasa elini güçlendirmeli. Çoğunluğun hakkı koruyacak şekilde olması lazım. Bir kişi için yüzlerce kişiyi mağdur etmenin anlamı yok. Kanun o şekilde düzenlenmeli.

 

Geçmiş dönem tecrübelerinizden bugüne bir ilke yansıyor mu?

Tabii her bir iş yeni tecrübe demek. Üniversite yıllarında duvar yazılarında “Tecrübe yenilen kazıkların bileşkesidir” gibi bir ifade vardı. Şimdi tabii birçok hatamızdan ders çıkartmamız lazım. Dövünmek yerine o hataları bir daha yapmamak lazım. İş metodlarında halka sormanın, halkla beraber yapmanın, insanları o işin içine katmanın doğru olacağına kesin kanaat getirdim. Hatta bizim ortak akıl merkezi diye ortaya koyduğumuz vaadimiz var. Mahallede bir şey yapacaksak,hemen ortaya bir sandık koyup mini referandumla öylemi yapalım;böylemi yapalım diye kaç kişi katılmışsa onların katılmasıyla bir karar verelim diye bir vaadimiz vardı. Şimdi onun hazırlıklarını yapıyoruz inşallah. Bunda sonra halka sormadan bir şey yapmamanın, beraber bir şeyler yapmanın gerekliliğini duydum. 3039 Sayılı Yasa belediye başkanını kral gibi yapmış. Bu olmalı mı? Olmalı. Birçok şey yapmalı ama yasanın vermiş olduğu yetkiyle eğer belediye başkanı ben bunu böyle yapıyorum, şöyle yapıyorum dediğinde kimse bir kalem oynatamaz, o demeden, o söylemeden. Ama halkı katarak yapılırsa, belediye başkanı da daha cesur daha sağlam karar alır. Ve olduğunda beraber yaptık der. İyisiyle kötüsüyle beraber sahiplenmek; birlikte yapabilmek çok önemlidir. Şöyle bir Kızılderili atasözü var ve bende onu çok kullanırım: ‘Gösterirsen görürüm, söylersen duyarım ama katarsan anlarım’ diyor. Yani katmak lazım insanları işin içerisine.

 

Son olarak eklemek istedikleriniz…

Geleceğe dair olarak biz, aslında eğitim kenti olmak istedik. İlçemizde 9 üniversite olacak. Şu anda 7’si aktif olarak bulunuyor. Ve deniz deyince akla Tuzla gelsin istiyoruz. Deniz sporları merkezi var. Deniz deyince akla Tuzla’nın gelmesiiçin her şeyi yapmak istiyoruz. Bunlardan biri de Marina projesidir. Ama Tuzla olarak eğitimle anılmak istiyoruz. Ve şu anda 9 OSB’si olan İstanbul’un 5 tanesinin Tuzla’da olması, büyük fabrikaların olması; ciddi bir laboratuvar ortamı yaratıyor. Bu birikimle bilgiyi elinde bulunduran bir Tuzla hayalimiz var. Askeri alanlarımız var burada. İkinci bir şehrin burada kurulması sözkonusu. Eğer güzel bir kent kurulursa; İstanbul’un yeşil alan, spor alanları oranıyla Avrupa standartlarına en yakın bir ilçesi olan Tuzla’yı çok daha mükemmel şehir planlamasıyla getireceğimize inanıyoruz. Hem konut hem sanayi kuruluşlarıyla bunların hepsini bir arada götüren bir Tuzla hayalimiz var. Ulaşım açısından yine Metroyla, Marmarayla, hızlı trenin gelişiyle çok ciddi avantajları olan bir ilçe olduk. Havaalanına yakınlığı da bir başka avantaj. Deniz ulaşımında şimdi Marmara havzasını geliştiriyoruz. Tuzla’yı aslında cazibe noktası olacak bir konuma getiriyoruz. İnşallah bunu da beraber göreceğiz. 20-25 milyon insanı marina için bekliyoruz. Sahillerde denizle iç içe yürümek isteyeceğiniz ilçe bulursanız birisi Tuzla’dır. Sahillerimizi tamamen açtık. Yeni bir plajımız var. Yani sahilimizde bir kasaba havası var.