RÖPORTAJ — 7 Temmuz 2014 at 14:02

IŞIK ÜNİVERSİTESİ MÜTEVELLİ HEYETİ BAŞKANI PROF. DR. SIDDIK YARMAN: “MEMLEKETİN ÇIKARLARINA UYGUN GENÇLER YETİŞTİRİYORUZ”

Resim 009

 

Gerekli yatırımları yaparak büyümeye devam ettiklerini ifade eden Işık Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Sıddık Yarman; memleketin çıkarlarına uygun, dünya gençliğine yaraşır, insancıl, yardımsever, üretken, yapıcı, yaratıcı gençler yetiştirmek üzere bir çaba içerisinde olduklarını söylüyor ve ekliyor: “Bizim motivasyonumuz ülkemize olan bağlılığımızdan, eğitime olan inancımızdan, kültürümüzden ve geçmişimizden kaynaklanıyor.”

 

Öğrenci seçme ve yerleştirme sınavları yapıldı. Şimdi üniversite adaylarının önünde tercih süreci var. Üniversitelerimiz bir taraftan bu tercih sürecine hazırlanırken, diğer taraftan yeni YÖK kanunu tartışmalarının ne getireceğini gözlüyor!

 

Önemli konulardan biri de özel üniversitelerin kurulmasının yasalaşması. Bu konu hem yeni kurulacak üniversiteleri hem de mevcut vakıf üniversitelerini yakından ilgilendiriyor. Bu bağlamda Türkiye’de nasıl bir YÖK yapısı ve üniversite modeli olması gerektiğini Işık Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Sıddık Yarman ile ele aldık.

 

Sıddık Bey, öncelikle yeni YÖK yasasıyla ilgili neler söylemek istersiniz?

Yeni YÖK yasası yılan hikâyesine döndü. Ben 1996’da rektör olduğumdan beri günümüzü dek yeni YÖK yasası, yeni düzenlemeler üzerine konuşuluyor. Şunu vurgulamak gerekirse; 1980’den sonra yapılan anayasada üniversiteler var, YÖK var, vakıf üniversiteleri kanunu var ve 2547 sayılı yasa var. 2000’li yıllara kadar YÖK yasasında değişiklikler yapıldı, birtakım ilaveler yapıldı. Ama ondan sonra hiç kimse YÖK yasasına dokunma cesaretini gösteremedi. Birçok kez gündeme geldi, birçok kez konuşuldu ve konuşulan hiçbir şey de yapılmadı. O itibarla bence bu söylemler en azından eğitim camiasında güvenilirliğini kaybetti. Biraz ciddiyetten uzaklaşmaya başladı. 2000’den sonra gelen YÖK başkanlarıyla beraber yeni yasa çıkarılacağı söylendi. Hükümet nezdinde, bakanlık nezdinde, üniversitelerden seçilen temsilcilerle uzun süreler çalışmalar yapıldı ve rafa kaldırıldı.

 

Sizce, nasıl bir YÖK yapılanması olmalı?

Bence artık mevcut YÖK sisteminin ihtiyaçlara cevap vermediği besbelli. Vakıf üniversiteleri için ayrı bir yapı olsun. Devletin denetimi hep üstünde olsun ama serbestlik de olsun, çeşitliliğe izin verilsin. Bir Marmara Üniversiteler Birliği olsun, bir Doğu Anadolu Üniversiteler Birliği olsun mesela.. Bölgeler bazında ayrım değil ama bir kümeleşme olsun.  Yeni üniversitelerin ayrı kümesi olsun, eski üniversitelerin ayrı kümesi olsun.

 

Bir İstanbul Üniversitesi 10 tane üniversiteye bedel. İstanbul Üniversitesi’ni, İstanbul Teknik Üniversitesi’ni aynı kefeye koyamazsınız, yeni açılmış üniversiteler ile aynı kanunla yönetemezsiniz. Ne yeni üniversiteyi geliştirebilirsiniz, ne eskisinin kalitesini yükseltebilirsiniz. Dolayısıyla, bu yönetim sistemi iflas etmiştir. Ne kadar iyi niyetli olursanız olun, yönetim sisteminizin işlerliği yoksa o zaman götüremezsiniz. Dolayısıyla, YÖK’ün yapısının değişmesi lazım. Vakıf üniversiteleri, öğrencileri itibari ile daha küçük yapıda olduğu için vakıf üniversiteleri ayrı bir giriş sistemine sahip olsunlar. Onların üzerinde testler yapalım. Orada başarı elde ederseniz bölgesel yönetim tarzlarını bulunca, yeni bulgularınızı uygularsınız diye öneriyorum. Dolayısıyla benim birinci derecede önerim, artık YÖK’ü bir devasa merkezi organizasyon olarak görmeyelim. YÖK’ü parçalayalım, 6-7 tane YÖK olsun bölgeye bağlı. Üniversitelerin türlerine göre yönetim, denetim sistemi olsun. Vakıf üniversitelerinin de bir veya birden fazla denetim ve yönetim yapısı olsun. İkincisi; üniversitelerin özellikleri, çeşitlilikleri olsun.

 

Üniversiteler özgür olsun derken; araştırmada özgürlük, yönlenmede özgürlük, ihtiyaçları belirlemede, projeleri almada özgürlüğü olsun. Hocaların kazançlarına, asistanların kazançlarına narh koymayın. Üniversiteler dışarıdan proje alıp getirsinler, vergiden muaf tutun vs. Çok olumlu gelişmeler var, ama hala döner sermaye sarmalındalar. Ayrıca, özel üniversite kurulacaksa da kurulsun. Bence hiçbir sakıncası yok.

 

Türkiye’de üniversite sayısı her geçen yıl artıyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Tabii ki üniversitelere ihtiyaç var ama önce üniversite hocasına ihtiyaç var, altyapıya ihtiyaç var.. İnsan kaynakları maalesef çok yetersiz. Sorunlar yığıldıkça yığıldı. Buna karşılık hiçbir çözüm gelmedi. Yeni açılan üniversiteler nedeniyle kaynaklar çok dengesiz dağıldı.

 

Bir taraftan eski üniversiteler büyüklüklerine göre tatmin edilirken, diğer taraftan da yeni üniversiteler için yeni kaynaklar verilmesi lazım. Bunun özünde şu yatıyor; Türkiye’de yükseköğretime ayrılan bütçeler, ihtiyaçları karşılamaktan çok uzak. Bu, sonuçta; üniversitelerdeki kalitesizliği beraberinde getirir ve eğitim seviyesini düşürür. Bu ister istemez üniversiteleri geriye götürür.

 

Türkiye nasıl bir üniversite modeline sahip olmalı sizce?

Aslında 1982’den sonra YÖK’ün bir stratejisi vardı. Türkiye’de üniversite modeli Kuzey Amerika modeline yakınsandı. Avrupa Birliği ülkeleri üniversite modelleri de Kuzey Amerika Üniversite modeline yakınsandı. Bu liseden sonra yükseköğrenim modeli, artı yüksek lisans modeli, artı doktora modeli.. Yüksek lisans ve doktora dersleri alınarak araştırma yapılması sağlanacaktı. Sonra tezli ve tezsiz yüksek lisans programları oluştu, doğrudan doktoraya başlama imkânları verildi. Bunlar Amerika ve Kanada’daki üniversitelerin benimsediği modellerdi. İngiliz modeli farklıdır, Fransa modeli farklıdır. Avrupa Birliği de bu modeli yakınsamıştı, halen de o modele doğru gidiyor. Ama biz daha sonra o referansımızı da kaybettik. Acaba biz hangi modele yaklaşalım tartışmalarını zaman zaman gündeme getirir olduk. Halbuki böyle bir karar vardı. Dünya da bu modele doğru gidiyor. Hatta Güney Amerika’daki orta gelişmiş ülkeler olan Brezilya ve Arjantin de bu modeli yakınsadılar. Türkiye’de ise kaotik bir ortam oluştu. Yeterli altyapısı olmadan, yeterli maddi gücü olmadan birçok üniversite kurulmuş oldu.

 

Türkiye’nin önünde ekonomik hedeflerden oluşan 2023 vizyonu var. Üniversitelerimiz için 2023’ün anlamı nedir sizce?

2023 vizyonu diyoruz ama eğitim altyapınız olmadan, yüksek eğitim politikalarınızı belirlemeden bu hedefleri nasıl başarırsınız? Evet, çok güzel vizyon çalışmaları var. Ben bu vizyonu destekliyorum ama eğitim stratejisi belli değil, ara eleman stratejisi belli değil.

 

Feyziye Mektepleri Vakfı olarak, son 20 sene içerisinde Işık Üniversitesi’ni kurduk. Erenköy Işık Lisesini ve Ispartakule Işık Lisesini açtık. Spor okullarını kurduk vs. Yatırımlarımızı yaptık, büyüdük. Benim önerim şu; Her şeyden önce samimi olmamız lazım. Herkesin dürüst olması lazım, açık olması lazım. Vakıf üniversitesi olarak biz, devlete hizmet vermek için kurulduk. Devletin yükseköğretimdeki yükünü hafifletmek için Işık Üniversitesi kurulmuştur. Çünkü Feyziye Mektepleri gerçek bir eğitim vakfıdır. Şimdi hem vakıf üniversiteleri arasındaki rekabet ortamında hem vakıf üniversiteleri-devlet üniversiteleri haksız rekabet ortamında biz sıkıntı çekiyoruz ama kalitemizden de hiç taviz vermiyoruz. Çünkü bizim vakfımız her sene Işık Üniversitesi’nin ihtiyacı olan parayı tahsis etti. Yatırımlarımızı yapmaya devam ettik, büyümeye devam ettik. Öğrencilerimizin yüzde 50’si bursla okuyor. Bu büyük bir fedakârlıktır. Dolayısıyla, Feyziye Mektepleri Vakfı kamusal görevini devam ettiriyor.

 

Bu noktada 2023 hedeflerine yönelik olarak bir politika olmadığını görüyoruz…

Burada 5 defa YÖK kanunu yapılıp da rafa kaldırılırsa ne demek lazım. Kaç defa kanun değişikliğine, anayasa değişikliğine teşebbüs edildi. Şöyle ya da böyle olmadı.

 

Peki, bu koşullarda nasıl bir nesil yetiştiriyoruz?

Kendimizden bahsedecek olursak; memleketin çıkarlarına uygun, dünya gençliğine yaraşır, insancıl, yardımsever, üretken, yapıcı, yaratıcı gençler yetiştirmek üzere bir çaba içerisindeyiz. Bizim motivasyonumuz Türkiye’nin anayasasından, YÖK kanunundan, yönetmeliklerden kaynaklanmıyor. Bu, bizim eğitime olan inancımızdan, kültürümüzden ve geçmişimizden kaynaklanıyor. Bu bizim ülkemize olan bağlılığımızdan kaynaklanıyor. Biz sadece Türkiye için değil, dünya için mühendis yetiştiriyoruz, sosyal bilimci yetiştiriyoruz, yönetici yetiştiriyoruz. Bizim motivasyonumuz bu. Bu doğal bir motivasyon. Çünkü dünya bizi bu şekilde yönlendirdi. Böyle olunca dünyadaki gelişmeleri de takip ediyoruz. Artık Türkiye’deki eğitim sistemi dünyaya açılmalı. Açılanlar da var. Çok olumlu gelişmeler var. İkili anlaşmalarla özellikle Türki Cumhuriyetlerinden, Kuzey Afrika’dan, komşu ülkelerden birçok öğrenci gelmeye başladı.

 

Biz Işık üniversitesi olarak, Afrika’dan öğrenci almaya başladık. Yaz programlarında Amerika’dan değişimle öğrenci almaya başladık.Bundan da büyük keyif alıyoruz. Finansal altyapıyı yurtdışından getireceğimiz ücretli öğrencilerle de desteklememiz lazım. Ancak bizim yurtdışından paralı öğrenci getirtebilmemiz için rekabet açısından da güçlü olmamız lazım. Bir ülkenin hem eğitim kurumlarının hem şirketlerinin yani üretiminin, üreticilerinin dünya pazarlarında rekabet edebilmesi için çok ciddi stratejiler benimsemesi lazım. Dış öğrenci pazarlarına üniversite mütevelli heyeti başkanları olarak biz gidebiliriz. İkili anlaşmalara imzalarımızı koyabiliriz.

 

Son olarak, önümüzdeki tercih dönemi ile ilgili mesajınızı alabilir miyiz?

Gönüllerinin sesini dinleyip, tercih formlarını doldurmalılar. Esas olan meslek seçimidir. Esas olan çocukların ileride hangi meslek gruplarında kendilerini geliştirecek olmalarıdır. Meslek seçimi üniversite seçiminden daha önemlidir. Birinci söyleyeceğim bu. İkinci söyleyeceğim, çok spesifik olarak dar bir meslek seçimi günümüzde geçerli değil. Hangi mesleği, hangi alanları seçerseniz seçin, komşu alanlarla da çalışmak zorunda kalırsınız. Bu itibarla herhangi bir alanda sıkışıp kalmak yeterli olmayacak. O bakımdan alanları seçip o alanlar içerisinde ve o alanlara komşu alanlar içinde gelişmeyi öngörmelisiniz. Hatta ve hatta çok iyi mühendislik eğitimi alanında uzmanlaşmanıza rağmen ilerde ticaret hayatına girdiğiniz zaman işletme, iktisat, yönetim kavramlarını da almanız lazım. İsteseniz de istemeseniz de hukuk kavramı çok önemli. Hukuksuz hiçbir şey olmaz, finanssız hiçbir şey olmaz, yönetim altyapısız hiçbir şey olmaz. Modelleme kabiliyetine sahip olmazsanız yine hiçbir şey yapamazsınız. Dolayısıyla, pozitif bilimlerle sosyal bilimler iç içe olmak zorunda. Sizin anlamadığınız işlerde, uzmanlardan satın alma kabiliyetine sahip olmanız lazım. İşte ortak çalışmanın, koordineli çalışmanın anlamı bu. Gençler de kendini bir tarafa sıkıştırmasınlar. Dünyaya kendilerini kapamasınlar özünde. Bütün dünyaya açık olsunlar.