RÖPORTAJ — 9 Eylül 2014 at 00:16

BOYDAK GRUBU BÜYÜME HEDEFİNDEN VAZGEÇMİYOR!

bilal uyanik1


Gerek içeride gerekse yakın coğrafyamızdaki konjonktüreldalgalanmaların perakende sektöründe yarattığı daraltıcı etkilerin sonucunda büyüme hedeflerini revize ettiklerini dile getiren Boydak Holding Grup Pazarlama Koordinatörü Bilal Uyanık, bu revizyona rağmen büyüme hedeflerinden vazgeçmediklerini vurguladı.

 

Kayseri’de kent ekonomisini konuştuğunuzda ilk akla gelen sektör kuşkusuz mobilya sektörüdür. Mobilya deyince de tüm Türkiye’de tanınan İstikbal, Bellona ve Mondi gibi markaları bünyesinde barındıran Boydak Holding gelir. Holdingin Grup Pazarlama Koordinatörü Bilal Uyanık ile Boydak Grubu’nun hedeflerini, mobilya ve perakende sektöründeki gelişmeleri konuştuk.

 

Boydak Grubu’nun bugünkü yapısını kısaca özetleyecek olursak neler söyleyebilirsiniz?

Boydak Grubu’nu, tesisleri ağırlıkla Kayseri’de bulunan, 1957 yılında kurulmuş, buradan dünyaya açılan bir değer olarak tanımlamak çok mümkün. Genel olarak küçük bir atölyede mobilya üretimiyle başlayan serüvenimiz bugüne geldiğimizdemarkalarını dünya arenasına açmış, bankacılık sektöründen endüstriyel kablolama sistemlerine, bilişim sektöründen kimya sektörüne ve halen esas itibariylegrubun lokomotifi olan mobilya sektörüne kadar 8 ayrı sektörde 42 şirket ile faaliyet gösteren bir grubun oluşumuna kadar uzanmış. Şu anda mobilya sektöründe 10 bin 500 olmak üzere 14 bin direkt istidama sahibiz. Özellikle Kayseri’ye odaklanmış tedarikçilerle çalışıyoruz. İki bine yakın bayimizle istihdama katkımız daha da büyük.

 

2013 grup adına hedefler açısından nasıl bir yıl oldu?

İstikbal, Bellona ve gelişimini devam ettiren Mondi markası açısından 2013 yılının sorunsuz geçtiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Netice itibariyle 2013 hedeflerini grup olarak yakaladık. 2014 yılı içerisinde hedeflerimize baktığımızda da kısmi revizyon yaparak da olsa ilerliyoruz. İstikbal markamızın 2013 verilere baktığımızda bir önceki yıla göre yüzde 8 büyüdüğünü görüyoruz. Bellona markamız yüzde 10 mertebesinde büyüdü. Yine gelişimini devam ettiren Mondi markamızın da yüzde 14 büyüme göstererek hedefleri paralelinde bir performans gösterdiğini söylemek mümkün.

 

Bu verileri 2014 için güncellediğiniz zaman büyüme oranları ne olacak?

2013’ün sonu 2014 başı itibariyle yapmış olduğumuz bütçeleme çalışmalarımızla ilgili malumunuz olduğu üzere; sektöründe açık ara lider olan İstikbal markamız için yüzde 12 gibi bir büyüme hedefimiz vardı, yine Bellona markasıyla ilgili yüzde 13 büyüme öngörmüştük. Mondi markamız gelişimini devam ettirdiği için yüzde 22’lik bir büyüme hedefi söz konusuydu. Fakat geldiğimiz Temmuz ayı itibariyle içeride ve dışarıdaki konjonktürdeki birtakım gelişmelerin perakende sektörüne etkilerini dikkate alarak bu hedeflerimizde kısmi olarak revizyon yapma ihtiyacı hissettik. Dolayısıyla, ilk koyduğumuz hedeflere göre yüzde 5 daha hedeflerimizi geriye çekerek değişikliğe gittik. Yılsonu itibariyle revize ettiğimiz hedefleri gerçekleştireceğimizi ümit ediyoruz. Özellikle bayram sonrası perakendedeki trendlere baktığımızda genel anlamda bir rahatlama olduğunu, tüketimin yavaş yavaş hareketlendiğini görüyoruz. Özellikle düğün sezonunu dikkate aldığımızda bu hedeflerimizi yakalayacağımıza inanıyoruz. Yani bu yıl Kasım ayına kadar iyi bir performans ortaya koyacağımızı düşünüyoruz.

 

İhracatta Suriye ve Irak’taki karışıklığın satışlardaki yansımasını yüzde anlamında görebiliyor musunuz?

Perakende anlamında bir bilgi veremesem de dış ticaret anlamında yüzde 11 mertebesinde büyüme hedefimiz vardı. Ama bu büyümeyi şöyle ifade etmek lazım; Bahsetmiş olduğumuz Suriye ve Irak pazarı yanında bizim için önemli bir potansiyele sahip olan İran ve Mısır pazarları vardı. Mısır’da geçmişteki olaylardan sonra tam rahatlama olduğunu söyleyemeyiz. İran’da ise son birkaç yıldır kota ile karşı karşıya kaldığımız için ihracatta ciddi anlamda zorlanıyoruz. Neredeyse durma noktasına geldi bir dönem. Şu anda kısmi de olsa bir hareketlilik başladı. Oradan Irak’a, Suriye’ye geldiğimizde özellikle Suriye’de çok ciddi yapılanmamız vardı, 9 mağaza açmıştık. Netice alacağımız iyi mağazalardı. Bu olayların patlak vermesiyle birlikte gerileme hatta durma noktasına geldiğini söylemek mümkün.

 

Diğer ihraç pazarlarına dönük neler yaptınız?

Az önce bahsettiğim kayıpları dış ticaretteki stratejik değişikliklerle tolere etme ve artıya çevirme imkanı bulduk. Almanya pazarını ele alacak olursak; Almanya pazarında daha çok büyük marketlere özellikle 90’lı yıllarda satış yapardık ki bu 2003 yılına kadar devam etti. Son birkaç yıldır Türkiye’deki yapıyı oradaki Türk nüfusunu ve etnik gurubu dikkate alarak oraya taşımaya karar verdik. Son 3 yıldır bu doğrultuda çalışıyoruz. Türkiye’deki mağaza örneğinde olduğu gibi Almanya’da da mağazalaşmaya başladık. Daha katma değerli ürünler satıyoruz. Oradaki etnik yapıya uygun ürünleri Türkiye’de olduğu gibi sunmaya başlayınca iyi neticeler geldi. Yine lojistik merkezimiz olan Amerika pazarında son iki yıldır iyi büyüyen bir trend içerisindeyiz. Mobilyanın beşiği olan İtalya’da özellikle yatak alanında olmak üzere ciddi büyümemiz var. Bunun yanı sıra birkaç yıl önce Irak, Rusya ve Ukrayna’da yatırım yaptık. Rusya’daki yatırım yavaş yavaş daha rantabl olmaya başladı. Önümüzdeki yıllarda da yerinde üretimle oralarda iyi netice alacağımızı ümit ediyoruz. Kuzey Irak’taki tesisimiz her nekadar istediğimiz performansta çalışmıyor da olsa, ileride sükunet olmasıyla birlikte iyi netice alacağımızı ümit ediyorum.

 

Afrika pazarlarına yönelik stratejiniz nedir?

Bu yıl başında biz Turquality projemizi de yenilemiş olduk. Afrika pazarları dahedef pazarlarımız arasına girdi. Tabii Afrika’da yılardır alışık olduğunuz pazarlardaki rahatlığa henüz ulaşmak çok mümkün değil. Analiz ediyoruz, bazı deneme satışları yapıyoruz. Bu pazarı dikkate aldığımızda Fas’ta çok ciddi bir yapımız var. Orada İstikbal markasının en iyi bilinen mobilya markası olduğunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz. Fas’ta 11 tane markamız var ve sektörde gerçekten 1 numara diyebileceğimiz bir yapıdayız. Fas örneğinde olduğu gibi diğer Afrika ülkelerinde benzeri projelerimiz var, fakat bu biraz zaman alacak.

 

İç piyasadaki daralmada perakende sektörüne yönelik son çıkan yasaların ciddi etkisi olduğu düşünülüyor. Örneğin kredi kartlarına getirilen taksit sınırlaması. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Tabii ki Türkiye olarak tasarrufa ihtiyacı var. Bunu göz ardı etmek mümkün değil. Açıklanan verilere baktığımızda gerek bireysel borçlar gerekse ülke borçları kontrol edilemezsetelafi edilemeyecek bir yöne gidiliyordu. Bu anlamda alınan tedbirleri tabii ki makul karşılıyoruz, ama şunuda göz ardı etmemek lazım; Bu ülkenin lokomotif sektörü perakende sektörü. Perakende sektörünün önü açılmazda kapanırsa ekonomiye direkt etkisi olur. Bu tedbirlerde kademeli geçiş sanki daha iyi olabilirdi. Mobilya alışverişleri, düğün alışverişleri gibi ciddi yekûn tutan alışverişlere baktığımızda 12 aylık ötelemeli sistemden bir anda 9 aylık taksite geçildiğinde ister istemez tüketici etkilendi. En azından psikolojik etkisi oluyor. Biz beklerdik ki, sektörlere ayrı uygulamalar yapılarak bu sektörlerde kademeli bir geçiş yapılsın. Orta veya uzun vadede bunu aşacağımızı düşünüyorum. Tabii tüketici de bu sisteme alışmaya başlıyor.

 

Yeni getirilen çek yasasının da sanayiciyi ve iş dünyasını olumsuz etkilediği konuşuluyor. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Yasanın ilk çıktığı dönemlerde böyle bir endişe vardı. Özellikle bayilerimizden biliyoruz. Fakat zorlaştırıcı bir durum ortaya çıkmakla birlikte uygulama benimsenmiş durumda. Netice itibariyle de bir anlamda piyasalarda ayıklanma süreci olduğunu görebiliyoruz. Çünküçek ödemeleriyle ilgili göreceli de olsa, belki lokal olarak değişebilir ama, bir disiplinsizliğin olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Bunu genellemek doğru değil ama suiistimale açık bir yapıyla gidiyordu. Bu yasanın toparlayıcı olduğunu söylemek mümkün.

 

Bir diğer konu da iş güvenliği ve sağlığı yasasının yine sanayiciyi farklı sıkıntılara sokan bir yasa olduğu söyleniyor. Bu konuya bakış açınız nedir?

Ülke olarak eğer Avrupa Birliği hedefimiz, idealimiz varsa ve dünya normlarında marka olma, dünya arenasında adından söz ettirme hedefimiz varsa, bir şekilde dünya normlarına adapte olma zorunluluğu ile karşı karşıyayız.

 

Sanayicinin daha çok üretebilmesi, istihdam yaratması, katma değerli ürünler ihraç etmesi gibi yapılması gerekenler konusundaki düşünceleriniz nelerdir?

Bu konuda biraz sektörümüze endeksli konuşmak istiyorum. Sektör dinamiklerini iyi okumak gerekiyor. Her sektörü de kendi dinamikleri içinde değerlendirmek gerekiyor. Mobilya sektörünü ele aldığımızda çok emek yoğun bir sektör olduğunu görüyoruz. Bu sektörde yüksek istihdama sahip bizim markalarımız, bizim gurubumuz gibi marka olmuş firmaları koruyucu, kollayıcı, yatırıma özendirici tedbirler ve teşvikler olması gerekiyor. Yani yatırımcıyı, sanayiciyi daha çok heyecanlandıracak, motive edecek uygulamaların olması gerekiyor. Bir kere bizim sektörümüzde ciddi bir kayıt dışı problemi yıllardır süregelen. Rekabet anlamında bir fırsat eşitliği maalesef yok. En azından büyük markalara, büyük firmalara bu fırsat eşitliğini yakalatmak gerekiyor. 2009’da olduğu gibi bu firmaları biraz rahatlatacak teşvik sistemlerinin olması lazım. Bu teşvikler gündeme gelirse bizler çok daha rahat hareket edebileceğiz.

 

Mobilya sektöründe Kayseri’de bir kümeleşme var ve bunun en büyük öncüsü de Boydak Grubu. Bu anlamında Kayseri başka şehirler için bir model olabilir mi?

Mobilya sektörü olarak baktığımızda Türkiye’de bir Kayseri gerçeği var. Dediğiniz gibi bir kümeleşme söz konusu. Bunun beraberinde getirdiği avantajlar var. Örneğin; yan sanayicilere, tedarikçilere, kalifiye elemanlara kolay ulaşabilmek. Bu anlamda baktığınızda doğru bir model. Tabii İnegöl’de de yoğunlaşma söz konusu. Hatta bunu perakende de bile izleyebiliyoruz. İstanbul örneğinde baktığınızda Modoko, Masko gibi perakendelerin olması hem tüketici tercihlerinin daha net belirlenmesi hem de alternatiflerin olması açısından daha iyi neticeler getirebiliyor. Ama bir şehir ekonomisi olarak değerlendirdiğinizde o konuda bazı soru işaretleri olabilir. Örneğin, mobilya sektörü ekonomik iniş çıkışlara duyarlı bir sektör. Bu anlamda aşırı kümeleşmeden kaynaklı risk de getirebiliyor. Ama ekonomi sağlıklı olursa, istikrarlı süreç devam ederse kümeleşme fayda getirir.

 

Kümeleşmede İnegöl örneği verdiniz. Peki ya yenilikçilik anlamında?

Belki 10-15 yıl geriye gittiğimizde yenilikçilik çok rahat tanımlanabilir bir şeydi. Şimdi biz 20 yıldır dünyayı geziyoruz. Markamız diye söylemiyorum. Bir başarı hikayesi yazıldığında üzerinde durulması gereken bir süreç yaşadık. Markaların bugünlere gelmesi tesadüf değil. Bizim 24 saat çalıştığımız oldu ama esas itibariyle her zaman dünyaya açık olduk. Yani, bizim 1 haftamız yoktur ki yurtdışındaki fuarları takip etmeyelim, yenilikler peşinde koşmayalım. Onun için gerçekten çok yenilikçi ve yeniliklere açık bir firma olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz. Fuarları takip etmek önemli, Ar-Ge önemli ama özellikle dünya trendlerini takip etmek artık bir tuşun altında.Yani bilgiye, yeniliğe ulaşmak eskisi kadar zor değil. Bu anlamda belki Kayseri-İnegöl mukayesesi çok yerine oturmayabilir. Biz bazı yenilikleri hemen tüketiciye ulaştırma noktasında İnegöl’deki küçük firmalar gibi çabuk davranamayabiliriz. Bunun gerekçeleri var. Biz kitlesel üretim yapıyoruz. 20-30 kişi çalıştıran firmalar bugün başka, yarın başka bir şey üretebilir. Biz böyle hızlı değişimlere müsait değiliz, ama biz daha öngörülü ürünler yapabiliyoruz. Mesela, son 3-4 yıla baktığınızda tüketicilerdeki beğeni değişmesini dikkate alarak çok ciddi ürünler üretmeye başladık. Daha önce 90’lı yıllarda bir ürünü örneğin kanepeyi banda koyduğunuz zaman aynı renkte aynı modelden binlerce kanepe yapardık.  Ama şu an banttan çıkan neredeyse her iki üründen birisi farklı hale geldi. Dolayısıyla, değişim kaçınılmaz bir şey. Değişime ayak uyduramazsanız yok olursunuz. Biz şunu çok iyi biliyoruz. Dişimizle, tırnağımızla çok ciddi bir efor sarfederek bu noktaya geldik ve bu noktada durmanın buraya gelmekten daha zor olduğunu düşünüyoruz. Bu anlamda bu sektörde yetişmiş iyi bir kadromuz var. Dolayısıyla, yenilikler anlamında en önemli argümanımız yeniliğe adaptasyondur.

 

Mobilyada dünyadaki trendleri yakından takip eden bir firmasınız. Pekiyi Türkiye olarak, Kayseri olarak tasarımda hangi noktadayız?

20 yıl önceörneğin; bir Milano fuarına veya Köln fuarına gittiğimiz zaman oradan edindiğimiz yenilikler ve izlenimler nedeniyle çok büyük heyecanla dönerdik ve çalışmalarımızı bir an önce ortaya koyma hevesi ve çabası içerisindeydik. Bugüne geldiğimizde Örneğin, Milano Fuarı veya Çin’deki bir fuar için mesela bu fuarlara ben gitmeyi düşünmedim. Tabii o fuarları düzenli takip ediyoruz ama artık politikalarımızı değiştirecek trendler karşımıza çıkmıyor. Bu da gerek Ar-Ge’ye yaptığımız yatırımlar gerek tasarım anlayışı olarak artık belli yetkinliğe ulaştığımızın bir göstergesi. Bizim 3 markamızda 80’e yakın personelimiz Ar-Ge’de hizmet veriyor. Biz buna çok ciddi önem veriyoruz. Bir de toplumların dinamikleri farklı, yani bir GSM sektörünü ele aldığımızda dünyada ne ise Türkiye’de de aynıdır. Ama mobilya gibi sektörlerde ülke dinamikleri çok farklı. Tasarımınız ne kadar iyi olursa olsun fonksiyon çok önemli. Son dönemde yapılan konutları dikkate aldığımızda yaşam alanlarının daralmasıyla birlikte tüketicilere farklı çözümler sunabiliyor olmanız lazım. Uluslararası sermaye için bunu da anlayabilmek çok kolay olmuyor. Bu pazarı yaşayabilmeniz lazım ki piyasa şartlarını öğrenebilesiniz. Biz grup olarak bunu iyi yaptığımızı düşünüyoruz ve bu anlamda da liderliğimizi açık ara devam ettiriyoruz.

 

Kayseri özelinde sanayi-üniversite işbirliği için neler söylemek istersiniz?

Son dönemlerde bilindiği gibi Kayseri bir üniversite şehri olma yolunda gidiyor. Şu anda devlet ve vakıf olmak üzere 5 tane üniversite var. Böyle baktığımızda sanayi üniversite işbirliğine delalet eden bir gösterge. Son 4-5 yıl içerisinde gerek Kayseri Sanayi Odası’nın gerek Kayseri Ticaret Odası’nın ve üniversite yönetimlerinin öngörüleriyle birlikte sanayicilerle üniversitelerin buluşmaları çok daha farklı. Örneğin 5 sene önce teknopark yoktu, o kuruldu. Bu anlamda bir takım çalışmalar var. Gerek vakıf üniversitelerinde gerek devlet üniversitelerinde ortak yaptığımız projeler, çalışmalarımız söz konusu. Bu belki yeterli değil, ama iyi bir yolda olduğumuzu söylemek mümkün. Gelişme trendi içinde olduğunu söyleyebilirim. Bu da hem Kayseri için hem bizim için iyi bir fırsattır.

 

Toparlayacak olursak, vermek istediğiniz son bir mesajınız var mı?

Her ne kadar konjonktürel sıkıntılar yaşanıyor olsa da biz üreticiler olarak üretime, istihdama katkı anlamında büyük bir azimle ve büyük bir heyecanla çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Katma değer anlamında bu kararlığımız devam ediyor. Daha öncede ifade ettiğim gibi, özendirici, teşvik edici çalışmaların ortaya konmasıyla birlikte bu gelişmeler daha da hız kazanarak devam edecektir.