RÖPORTAJ — 9 Eylül 2014 at 00:13

HES KABLO ‘TÜRK MODELİ’ İLE LİDER OLDU!

IMG_0685

 

Türkiye’de kablo sektörü için Güney Kore modelinin konuşulduğunu ancak bir modeli örnek almak yerine kendi modelini oluşturmanın önemli olduğunu vurgulayan Hes Kablo Genel Müdürü Bekir Irak, “Hes Kablo olarak kendi oluşturduğumuz Türk modeliyle sektörün lideri konumuna yükseldik. Hızlı ve kaliteli üretim anlayışımız liderliğimizi pekiştirmenin yanında bize rekabet avantajı da sağladı” diye konuştu.

 

Kayseri’de sanayi denince önde gelen markalardan biri de Hes Kablo… Üretimde 40 yılı geride bırakan Hes Kablo Türkiye’nin en büyük kablo üreticisi konumunda. İstanbul Sanayi Odası’nın her yıl açıkladığı Türkiye’nin ilk 500 şirketi arasında 2013 yılında 65. sırada yer alan Hes Kablo’nun Genel Müdürü Bekir Irak ile üretim ve yatırımda büyüme hedeflerini konuştuk.

 

Hes Kablo’nun genel yapısı ve bugünkü durumu hakkında bilgi verir misiniz?

Hes Kablo 1974 yılında çok ortaklı olarak kuruldu. İşçi şirketleri olarak adlandırılan yapıyla kurulan şirketimiz şu an büyük hisseye sahip belli iş adamlarımızın yanı sıra küçük ortaklarımızla yoluna devam ediyor. Hes Kablo’nun kurulduğu tarihlerde sanırım yerli kablo üreticisi yoktu ve sektör de yabancı firmalar bulunuyordu. Bu tarz firmalar halen var. Hes Kablo bu yıl 40 yaşında ve Türkiye’nin en büyük kablo üreticisi konumunda. Bugün itibariyle İstanbul Sanayi Odası verilerine göre 2013 yılında ilk 500 içinde 65. sıradayız; özel sektör sıralamasına göre ise 59. sıradayız. Bu Hes Kablo olarak ciromu 1 milyar 150 milyon TL’ye ulaşmış durumda. Bu yılki hedefimizi yüzde 10 büyüme ile ise 1 milyar 300 milyon TL olarak belirledik. Ağustos ayı itibariyle elde ettiğimiz veriler bu hedefe ulaşabileceğimizin en temel göstergesi konumunda. 70 ton olan günlük alüminyum filmaşin üretim kapasitemizi yeni tesisimizin devreye girmesiyle günlük 150 tona çıkardık. Öte yandan özellikle yüksek gerilim hatları kablolarında üretim artışı söz konusu olduğundan yüksek gerilim kablosu ürettiğimiz 2 CV hattımıza ek olarak üçüncü hattı bugünlerde devreye almak üzereyiz. Önümüzdeki hafta bu hattın startını vermeyi planlıyoruz. Ayrıca o da gücümüze bir ilave katkı sağlayacak.

 

Yani büyümeniz sadece cirosal değil, öyle değil mi?

Hayır değil reel bir büyümemiz var. Bugün itibariyle günlük aşağı yukarı 150 ton bakır kullanıyoruz. Bu yıl bazı günler 55-60 ton günlük üretim yaptığımız oldu.

 

Ham maddeyi nerelerden temin ediyorsunuz?

Kabloda kullanılan ana hammaddeler bakır ve alüminyum. Bunların da büyük bir kısmı yurtdışından temin ediliyor. Bakır ihtiyacımızın bir kısmını yurtiçi üreticilerden karşılıyor, yıllık 10-12 bin tonu da kendi imkânlarımızla üretiyoruz. Geri kalan yaklaşık 50 bin tonu yurt dışından alıyoruz.

 

Peki, bu dışarıdan alım ne tür dezavantajlar yaratıyor?

Aslında bir dezavantajı yok. Biz fiyatları LME (Londra Metal Borsası) bazında belirliyoruz. Biz bakır fiyatını belirlerken Türk lirası belirliyoruz ama bizim dolar olarak alıp, Türk lirasından satmamızdan kaynaklı bir kur riskimiz var. Onun dışında alışımız da, satışımız da dolara endeksli ama 4 ay gibi TL riskimiz var. Peşin satışlarımız LME bazında ve özellikle ihracat fiyatlarımız güncel LME fiyatlarına göre belirleniyor.

 

Hes, Türkiye pazarının ne kadarına hâkim?

Onu ölçmek tam mümkün değil aslında. Kablo üretiminde bugün irili ufaklı 200’ün üzerinde firma bulunuyor. Fakat Hes Kablo olarak pazarın büyük bir kısmını domino ettiğimizi düşünüyoruz. Toplam 5-6 milyar dolarlık kablo pazarında ürün grubuna bağlı olarak yüzde 13-22’lik bir oran ile pazar lideriyiz.

 

Hes Kablo’nun yurtdışı boyutunu konuşacak olursak neler söyleyebilirsiniz?

Üretimimizin yüzde 70’ini iç piyasaya veriyoruz. Yaklaşık yüzde 30’unu ihraç ediyoruz. Yurtdışında risk daha az tabii; satışlarımız dolar, euro bazında. Ayrıca avans alarak işe başlıyoruz. Hem üretim hem kapasite kullanımı hem de hızlı teslimat açısından çok ciddi manada üstünlüğümüz olduğunu biliyoruz. Bugün, 120’nin üzerinde ülkeye satışımız var. Ağırlıklı Ortadoğu ama Amerika’dan tutun Brezilya, Nijerya, Gambiya, Burkina Faso’ya kadar ürünlerimizi ihraç ediyoruz. Özellikle bizim kurduğumuz daha sonra bünyemizden ayrılan HCS Kablolama Sistemleri var. Data sistemlerinde dünyada ilk 3 markadan biri. Almanya’ya çok ciddi manada ihracatımız olduğunu da belirtmek isterim.

 

Amerika pazarına son yıllarda sektörün bir ilgisi var. Sektörün o pazarda şansı ne sizce?

Amerika pazarında şansımız olduğunu düşünüyoruz. O pazara fiber optik ve telefon kablolarında ihracatımız var. Enerji kablolarında özellikle alüminyum iletken kabloları talep ediyorlar. Şimdi yeni yeni kapasitemizi arttırdık ileride Amerika’ya ciddi bir pazarımız olacağını düşünüyoruz.

 

Hes Kablo olarak firma satın almalarınız da oldu sanırım. Satın alma konusunda son durumunuz nedir?

Geçmişte ihtiyaçtan doğan, çelik halat üretimi yapan küçük bir firma alımımız oldu. Şu an çeşitli yatırımlarımız ile bu firmamız 65 milyon TL sermayeli, 250 kişi istihdam eden ve yıllık 55-60 milyon TL ciroya kaydeden bir yapıya ulaştı. Firmamız, Mimar Sinan Organize Sanayi Bölgesi’nde, yüzde 63’ü Hes Kablo iştiraki olarak yoluna devam ediyor. Önümüzdeki dönemde ne olacağı şimdiden öngörmek mümkün değil, ihtiyaca ve şartlara göre yeni satın almalar olabilir.

 

Yurtdışında üretim anlamında Hes Kablo’nun durumu nedir?

Bir ara ciddi manada düşündük fakat küresel kriz geri durmamıza neden oldu. Önümüzdeki dönemlerde eğer cazip şartlar olursa düşünebiliriz. Şu an için güncel ve somutlaşmış bir planımız yok.

 

Hes Kablo’nun önemli ölçüde Ar-Ge yatırımları olduğunu biliyoruz. Ar-Ge yatırımlarınız ve çalışmalarınız şu an ne düzeyde devam ediyor?

Özellikle üretim geliştirme ve yeni ürün alanında ciddi Ar-Ge yatırımlarımız var. Son zamanda planlanan ve fizibilite çalışması yapılan düşük akım kablolarında, sinyal kabloları dediğimiz alanda ciddi bir çalışmamız var. Çalışmalarımızın 2015 yılında yatırıma dönüşmesini hedefliyoruz. Zaten yelpazede bir tek eksiğimiz o kalmıştı, inşallah onu da yapacağız. Ar-Ge’de özellikle rekabet gücümüzü arttıracak çalışmalar içerisindeyiz. Ürün çeşidinde ve uluslararası standartta farklılaşmanız çok mümkün değil ama ‘Nasıl daha ekonomik üretebiliriz, nasıl kalitesini arttırabiliriz, insanlara nasıl güven verebiliriz?’  gibi soruları kendimize soruyor ve bu yönde ciddi çalışmalar hayata geçiriyoruz. Zaten bizi öne çıkaran da bu yöndeki çalışmalarımız oluyor.

 

Kablo sektörünü kalite anlamında Avrupa ile kıyasladığımızda bugün hangi noktada?

Kablo kalitesi açısından ülkelerin çok farklı olduğunu düşünmemek lazım… Bizdeki standart dışı veya kalitesiz kablo İngiltere’de de, Almanya’da da var; oradaki oran neyse bizde de oran aynı. Aslında bugün İngiltere Hindistan’dan, Pakistan’dan gelen ürünlere göz yumuyor. Onlarla Türkiye’yi kıyaslamaya kalkıyorlar. Ama bizim rekabette her hangi bir zorluğumuz yok o ülkelerle. Yani ne Almanya ne İngiltere ile… Doğu Avrupa ülkelerine göre ise ürünlerimiz zaten çok kaliteli.

 

Uzakdoğu ürünleri, özellikle Çin ürünleri Türkiye pazarında var mı?

Çin ürünlerinin çok fazla girmediği sektörlerden bir tanesinin kablo sektörü olduğunu söyleyebiliriz. Bunun nedeni fiyatları LME belirlediği için rekabet şansları olamıyor. Bir dönem Türkiye üretimde hurda bakır kullanıyor diye söylentiler çıkartıldı. Hâlbuki bakırı rafine etmeden kabloda kullanma imkânı yok. Başka kablo fabrikaları bizim gibi entegre değil. Onların döküm ve rafinasyon tesisleri olmadığı için bu imkândan yararlanamıyor. Dolayısıyla bunu olumsuzluk gibi öne sürüyorlar ama biz de onun öyle olmadığını ifade ediyoruz. Geldiğimiz noktada herkes bize inanıyor ki, bizi öne çıkardılar. Ama benim sektörün gelişmesi adına hükümetten ve belediyelerden talebim; özellikle enerji nakli sırasında kayıpların azalması ve kablo kaynaklı yangınların önüne geçilmesi için duman yoğunluğu az ve alev geciktirici özellikte olan kabloların özellikle toplu yaşam alanlarında, konutlarda, AVM’lerde, spor salonlarında kullanımının zorunlu kılınmasıdır.

 

Enerji nakil hatlarından kaynaklanan elektrik kayıpları önemli bir boyutta olduğu dikkate alındığında, sizce kayıpları önlemek adına neden kaliteli kablo kullanılmıyor?

Düşünün ki Antalya’dan 100 kamyon portakal yüklüyorsunuz; kayıp yüzde 13 ise 13 kamyonu kaybediyorsunuz demektir. Eğer kablo kalitesiz ise, iletkenliği iyi değilse siz kabloyu ucuza aldığınızı düşünüyorsunuz, ama bir ömür boyu o kablodan geçen enerji miktarı kadar kabloyu fiyatlıyorsunuz. Aslında satın alma ihalelerinde fiyat odaklı kuralların değişmesi gerekiyor. Uygulamada standartlar var ama denetim yetersiz. Düşünün ki elektrik dağıtım şirketleri şu kadar kayıp var diyorlar. Aslında ne yapılması gerektiği belli, Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Arabayı alırken ne kadar yakıt tüketiyor diye soruyoruz. Elektrik kablolarında da aynısı olması lazım tabii ki bu biraz da gelişmişlikle alakalı bir konu…

 

Sektör gelişsin derken, Güney Kore modeli örnek alınsın deniyor. Güney Kore’nin bizden ne üstünlüğü var sizce?

Onlarda devletin sağladığı imkânlar var. Bir de ticarete bizden erken başladıkları için onların ticari tecrübeleri ve iş zekâları bizden daha iyi olabilir. Dolayısıyla devlet kılavuz görevi yapıyor, birleştiriyor ve yönlendiriyor. Devlet ticarette daha hâkim orada. Ama modelin adını şu model, bu model diye adlandırma yapıyorlar. Hes Kablo olarak kendi oluşturduğumuz Türk modeliyle sektörün lideri konumuna yükseldik. Hızlı ve kaliteli üretim anlayışımız liderliğimizi pekiştirmenin yanında bize rekabet avantajı da sağladı. Yani bir modeli örnek almak yerine her şeyden önce iddianız olacak ve kendi modelinizi kendiniz oluşturacaksınız. Tabii nerede en iyisi varsa onu alıp getireceğiz ama isim koymak bana çok mantıklı gelmiyor. En iyisini biz bulabiliriz, bunun yanında başkaları ne yapmış iyi okumak, dünya nasıl hareket ediyor ona bakmak ve teknolojiyi en yakından takip etmek lazım. Teknolojiye ne kadar yakınlaşırsanız verimliliğiniz de o kadar artar. Sektörde bir yenilik çıkmışsa onu biliyor ve takip ediyor olmanız gerekiyor. Zaten dünyaya kapalı haldeyseniz batmaya mahkûmsunuz…

 

Ar-Ge’nin önemini vurguladınız. Devletin araştırma ve geliştirmeye son yıllarda önem vermeye başladığı görülüyor. Siz devletin yaklaşımını nasıl görüyorsunuz?

Devletin çok ciddi anlamda teşvik etmesi ve çok ciddi avantajlar sağlaması gerektiğini düşünüyorum. Bugün Ar-Ge’ye harcadığımız enerjinin, paranın ve zamanın 3’e hatta 5’e katlanması gerekiyor. Japonya 1000 dolarlık ihracatta 130-140 dolar enerji tüketiyor; Türkiye 1000 dolarlık ihracatta 300 dolarlık enerji tüketiyor. Öne çıkmamız ve 1. ligde oynamamız için 2023’te ilk 10’a girmemiz için Ar-Ge’ye daha çok istihdam, daha çok para, daha çok zaman harcamamız gerektiğini düşünüyorum.

 

Pekiyi o noktada üniversiteler nerede duruyor?

Üniversitelerin sanayinin gerisinde olduğunu düşünüyorum. Tabii bu literatür anlamında değil, uygulama anlamında böyle… Özellikle ben laboratuvarda son 5 senedir çok çalıştım. Hatta ben laboratuvarda kullandığım bir aleti üniversiteye bağışlamak için yetkili bir kişi aradım, bulamadım. Yani üniversitelerin özel şirket mantığı ile çalışması gerektiğini düşünüyorum. Özel üniversitelerden benim beklediğim Amerika’daki üniversiteler gibi; özel şirket gibi çalışan, performansa dayalı, ölçüm yapılan, gerçekten üretenin öne çıktığı, kabiliyetli insanların takip edildiği okullar haline gelmeleri. İlaveten iddialarının olması gerektiğini de düşünüyorum. Üniversitelerin motor olması lazım ama Türkiye’de römork gibiler. Eskiden daha kötüydü. Siyasetle uğraşıyorlardı. Geçmişte insanların seçtiklerine muhalefet etmeyi maharet haline getirmişlerdi. Bugün daha iyi ama daha çok çalışmamız lazım.

 

Son dönemde sürdürülebilirlik diye bir kavram gelişti. Bu hem çevre hem dünya hem de ülke kaynakları açısından sektörde uygulanabiliyor mu? Türkiye’de ve sizde bu yönde ne tür çalışmalar yapılıyor?

Bakıldığında bu uygulanıyor ama gelişmekte olan ülkelerde bir şeyler hep eksik kalıyor. O manada eksikler var ama Çevre Bakanlığı’mız en iyi çalışan bakanlıklardan bir tanesi. Gerçi zaman zaman biz de sitem ediyoruz hep bizi kontrol ediyorsunuz diye ama bizim hoşumuza gidiyor. Çevreyi ne kadar az kirletirsek, çevreye ne kadar az zarar verirsek o kadar iyi. Bizim hedefimiz de o. Arkadaşlarımızın hepsi o bilinçteler. Ancak Türkiye’de genel anlamda çevre duyarlılığı oluşmadı. İnsanların daha bilinçli ve duyarlı olması gerekiyor. Tabii bununla birlikte gerçek anlamda denetim yapılması da şart… Bu denetimlerin talimatla veya şikayetle değil de sistemli bir şekilde yapılmasının gerektiğini düşünüyoruz.

 

Meslek okullarına yeni önem verilmeye başlandı. Siz meslek okullarında verilen eğitimi yeterli buluyor musunuz?

Türkiye’de meslek liselerinin kalitesinin hızlıca arttırılmasının şart olduğunu düşünüyorum. Ben şu anki eğitimi yeterli bulmuyorum. Biz ne istiyoruz? Nasıl insan yetiştirmek istiyoruz? O modeli ortaya koymak lazım ve ona göre adam yetiştirmek lazım. Yoksa meslek lisesi mezunu diye bir sürü öğrenci mezun etmenin bir yararı yok. Aslında bir ortam oluşturulmalı. Yani siz nasıl bir okul istiyorsunuz, size bir okul yapalım, siz de şu kadar sponsor olun, bize öğretmen verin, oradan çıkan adamı da siz istihdam edin tarzında bir iş birliğine gidilmesi lazım.

 

Dünyada nasıl bir gidişat, nasıl bir model var bu anlamda?

Doğrusu meslek yüksekokulları çok farklı, Almanya’yı örnek verirsek; onlarda ortaokulda öğrencileri kabiliyetlerine göre ayırıyorlar. Ona göre meslek kollarını belirliyorlar. Öğrenciler gerçek anlamda iş yerinde hem çalışıp üretiyor hem de gidip okulda okuyor. Hatta mühendisliklerin de bir kısmı öyle sanırım. İşte 6 ay okulda eğitim görüyorsa, 6 ay da işletmede çalışıyor. Bizde de öyle olması lazım. Ben makine mühendisi olarak ilk işe başladığım zaman mikrometre, kumpas kullanmayı bilmezdim. Kimseye de soramazdık. Biz o günlerden bu günlere geldik. Eskiye göre önemli bir gelişme var, ama daha fazla gelişmesi lazım.

 

Türkiye’de Türk sanayisinin genel yapısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türk sanayisi olarak üretiyoruz. Fakat biz daha çok ithalata dayalı ürünler üretiyoruz. Bunu daha yerelleştirmemiz, teknolojimizi daha yerli hale getirmemiz gerekiyor. İthalat miktarını daha azaltıp yerli katkı oranlarını arttırmamız ve ihracata yönelik ürünleri ve katma değeri yüksek ürünleri çoğaltmamız gerektiğini düşünüyorum.

 

Ortadoğu’da yaşanan olaylar nedeniyle ihracatınız sekteye uğradı mı?

Genel manada uğramadı ama bu IŞİD’in engellemelerinden dolayı özellikle Irak’ta Bağdat ve Basra’ya gidecek kamyon bulmakta sıkıntı var. Bu durumun da inşallah çözüleceğini düşünüyoruz. Genel olarak ihracat rakamımızda yüzde 10 azalma oldu. Onu telafi etmek için yeni pazar bulma arayışlarımız devam ediyor. Zaten IŞİD’i destekleyenler kimse maksatları da buydu herhalde. Petrol olan bölgeleri kargaşa çıkarıp kontrol edebilmek…

 

Son olarak, Hes Kablo’nun Kayseri ekonomisindeki yeri nedir?

Firmamıza günlük günde en az 30 kamyon yük gelir, en az 30 kamyonluk sevkiyat yapılır. Şu an doğrudan 1000 kişiye istihdam sağlıyoruz. Dolaylı yoldan ise bu rakama aileleri de kattığımızda 5 bin kişi eder. Yani bir de dolaylı şekilde düşündüğümüzde yaklaşık 15 bin kişi Hes Kablo’nun ekonomik faaliyetlerinden yararlanıyor. Bunun ciddi manada bir büyüklük olduğunu düşünüyoruz. Boydak Holding toplam istihdamı ise 15 bin kişiye yaklaşmış durumda ve grubun büyük ağırlığı Kayseri’de yerleşik konumda. Bundan sonra inşallah daha çok kişi çalıştırmak nasip olur.