GÜNDEM, RÖPORTAJ — 8 Ekim 2014 at 19:40

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN: TÜRKİYE’NİN YAPISAL REFORMLARA İHTİYACI VAR!

NLIJWHH9587465

5 yıllık 10. Kalkınma Planın özel dönüşüm programları üzerinde çalıştıklarını söyleyen Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, “Bu Türkiye Cumhuriyeti’nin 10. kalkınma planı, ama ilk defa 25 konuda özel dönüşüm programıyla beraber yayınladığımız bir plan. Ve 25 programın da şu anda eylem planlarını hazırlıyoruz. Yaklaşık 1200’ün üzerinde eylemin 2018’e kadar takvimlendirmesini yapıyoruz ve inşallah öyle tahmin ediyorum ki Ekim sonu, Kasım başı gibi Sayın Başbakanımız tarafından açıklanacak bu eylem planı Türkiye’nin çok detaylı bir yol haritası olacak” dedi.

“Hatırlayacak olursanız biz 2002 yılında ilk Hükümetimizi kurduğumuzda bir acil eyle planı hazırlamıştık, bunu duyurmuştuk ve başarıyla da uygulamıştık. Ve şimdi 2023 hedeflerini önümüze koyan, ama bugünden 2018 sonuna kadarki yol haritamızı detaylandıran bir plan üzerinde ve aynı zamanda takvim üzerinde çalışıyoruz” diyen Ali Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü; “İşte bu 25 dönüşüm programının bir tanesi de İstanbul finans merkeziyle ilgili programımız. Ve İstanbul finans merkeziyle alakalı takvimimizi de dün çalıştık. Ekonomi Koordinasyon Kurulunda ele aldığımız 5 programdan birisi de buydu ve takvim konusunda da kuruluşlarımız arasında bir mutabakat oluştu. Bunu dediğim gibi Ekim sonu, Kasım başı gibi tüm dönüşüm programlarının takvimiyle beraber açıklayacağız inşallah. İşte önümüzdeki dönemin Türkiye’si deyince, 2023’ün Türkiye deyince İstanbul ve finans hep beraberce anılacak kelimeler olacak.”

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, “Özellikle faizsiz finans modellerinin Türkiye’de gelişmesi bizim her zaman arzumuzdu. Katılım bankalarımız şu anda faaliyetlerini göstermekteler ve kira sertifikaları yoluyla da yeni bir enstrümanı piyasalarımıza kazandırmış olduk. Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak bu kira sertifikalarının, yani uluslararası ismiyle Sukuk enstrümanlarının yaygınlaşması için de yoğun çaba gösterdik. Artık özel sektörümüz de bu işe girmeye başladı ve SPK’dan alınan izinlerle beraber yurt içi ve yurt dışı ihraçlar başlamış durumda. Özellikle şu 2008-2009 krizi gösterdi ki faizsiz finans modeli, ortaklık kültürüne dayanan, adeta kader ortaklığına dayanan bir finans kültürü çok daha dayanıklı olmakta ve bunun Uluslararası Para Fonu’nun raporlarıyla da tescil edildiğini görüyoruz, açık bir şekilde ortaya konduğunu görüyoruz” dedi ve ekledi: “İşte böyle bir dönemde Türkiye’de yeni yeni başlayan, ama gittikçe gelişmesi gereken farklı modellere sonuna kadar açık olduğumuzu ben buradan özellikle ifade etmek istiyorum. Sermaye piyasalarımızın da bu konuda geliştirilmesi büyük önem taşıyor. Sermaye piyasalarımızın da araçları bu konuda gelişmekte ve biz de bunları desteklemekteyiz. Kuşkusuz yenilikçilik deyince farklı yeni konular gündemde. Ama bunların kuşkusuz regüle edilmesi, iyi bir şekilde denetlenmesi, düzenlemelerin dikkatli bir şekilde yapılması da bu işin tabiatında var. Yani yenilikçilik derken böyle aşırı heyecana kapılma ya da tehlikeli risklere, riskli yollara sapmayı da kuşkusuz anlamamız gerekiyor. Yeni inovatif, ama bir o kadar da sağlam, iyi düzenlenmiş ve iyi denetlenmekte olan finans enstrümanlarına ve uygulamalarına ihtiyacımız kuşkusuz çok.”

Etkilerini hala hissetmekte olduğumuz ve neredeyse son 1 asrın en büyük krizi diyebileceğimiz global ekonomik krizin etkisinin sürdüğüne dikkat çeken Ali Babacan, “Ama bu etkinin azaldığını da hep beraber görüyoruz. Muhtemelen krizin en kötü, en derin noktası artık gerimizde kalmış durumda ve dünya genelinde sınırlı da olsa bir toparlanma söz konusu. Biz de 1 Aralık’tan itibaren G-20’nin Dönem Başkanı olacak bir ülke olarak bu konuları hem yakından takip ediyoruz, hem de önümüzdeki yılın dünya ekonomik gündemiyle ilgili hazırlıklarımızı yoğun bir şekilde sürdürüyoruz” diye konuştu.

Ali Babacan, “Şöyle bir genel resme bakacak olursak, gelişmiş ekonomilerde ülkeden ülkeye değişen bir tablo var. Ortak nokta her ne kadar artan işsizlik, artan borç stoku, artan yoksulluk ve gelir dağılımındaki bozulmaysa ki bütün bu gelişmiş ülkelerde maalesef tablo bu; borç stokları yükseldi, işsizlik yükseldi, gelir dağılımı bozuldu, bu krizin gelişmiş ekonomiler üzerindeki ortak etkisi bu, ama krizden çıkış hızlarına baktığımızda ülkeden ülkeye değişen bir tablo görüyoruz” şeklinde konuştu.

Şu an itibariyle Amerika Birleşik Devletleri’nin çıkış hızının daha iyi olduğunu gördüklerini söyleyen Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, “Nispeten sürdürülebilir ve diğer ülkelerin biraz daha üzerinde bir büyüme tablosu söz konusu. Ancak bunun sonucu olarak Amerikan Merkez Bankası’nın atmış olduğu ve atacak olduğu adımlar var. Yani bir bakıma biraz normalleşme var, ama bunun yanında da parasal sıkılaştırmanın başlayacağı bir döneme doğru yürüyoruz; bu dolar açısından geçerli, Amerikan ekonomisi açısından geçerli bir tablo. Öte yandan Avrupa’ya baktığımızda, Avrupa’da toparlanma çok çok yavaş, kırılgan ve ülkeden ülkeye çok değişiyor. OECD’nin dün yayınlanan tahminlerine göre Avro Bölgesinin bu yılki büyüme hızı yüzde 1’in de altında kalıyor, 2014 için söylüyorum bunu. Avro Bölgesi dediğimizde 18 ülke var, Almanya bunun içinde, Fransa içinde, İtalya içinde, İspanya içinde, Hollanda, Belçika içinde. Yani büyük ekonomiler, topluyorsunuz 18 ülkeyi büyüme yüzde 1’i maalesef bulmuyor. Üstelik deflasyon riski belirmiş durumda. Her ne kadar bu risk şu anda ölçülebilir ve sınırlı bir risk olsa da yine de Avrupa Merkez Bankası’nın son atmış olduğu adımlar bu riskin artık dikkate alınması gereken bir risk olduğunu da bizlere söylüyor. Önümüzdeki dönemde Avrupa’daki bu çok yavaş ve kırılgan toparlanmaya cevap olarak Avrupa Merkez Bankası’nın daha aktif olduğu bir tabloyu hep beraber göreceğiz” dedi.

“Biz umut ediyoruz ki Avrupa Merkez Bankası’nın bu genişleyici adımları, Amerikan Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı adımlarını dengelemekte önemli bir rol oynar. Çünkü Türkiye için bu önemli” diyen Ali Babacan, “Biz bundan 2 sene önceki G-20 toplantılarında da, IMF Dünya Bankası toplantılarında da açık açık şunu muhataplarımıza söyledik, dedik ki; sıkılaştırma dönemi er ya da geç gelecek, ama bunu senkronize bir şekilde yapmayın, sıralı bir şekilde yapın ve mutlaka sadece kendi ekonominizi değil dünyadaki başka ülkeleri ve gelişmekte olan ekonomileri de düşünerek bu adımları atın dedik. Şu andaki tablo bize bunu gösteriyor. Her ne kadar dünyadaki genel likidite tablosu açısından Amerikan Merkez Bankası’nın politikaları önemliyse de, Türkiye’nin özellikle bankacılık sistemi açısından Avrupa’daki likidite durumu daha büyük önem taşıyor. Çünkü şu anda baktığımızda bizim bankalarımızın yurt dışı finansmanında ağırlıklı olarak Avrupa kaynaklı hareketleri görmekteyiz. Dolayısıyla önümüzdeki dönem kuşkusuz ihtiyatlı olmamız gerekiyor, ama Amerikan Merkez Bankası’nın atabileceği adımlar konusunda da asla bir endişe, karamsarlık içinde olmamak gerekiyor. Kuşkusuz dikkat edeceğiz, yakından izleyeceğiz, kurumlarımız gerekli adımları gerektiği zaman mutlaka atacak, o günün gereği neyse onu yapacak. Ama öte yandan da herhangi bir karamsarlık, herhangi bir sıkıntı önümüzdeki dönemle ilgili biz açıkçası görmüyoruz. Dikkatli gitmemiz gerekiyor, cari açığı olan bir ülke olarak büyümemizin kaynaklarına dikkat etmemiz gerekiyor, dengeli bir büyümeyi hep vurgulamamız gerekiyor. Kısa vadeli saman alevi gibi parlayan bir büyüme değil uzun vadeli, istikrarlı, sürdürülebilir bir büyümeden bahsetmemiz gerekiyor. Büyümenin kalitesine dikkat etmemiz gerekiyor” şeklinde konuştu.

Ali Babacan, “Gelişmekte olan ülkelere gelince, geçen yıl hatırlayacak olursanız Mayıs ayından itibaren, yani Amerikan Merkez Bankası’nın sıkılaştırma sinyallerini vermesinden sonra gelişmekte olan ülkelerle ilgili dünyanın genelinde son derece olumsuz bir yayın furyası başladı. İşte kırılgan ülkeler denildi, gelişmekte olan ülkelerle ilgili artık sıkıntılar büyük, onların modası geçti, yatırımcılar artık oraya gitmez şöyle-böyle. Şimdi bunların da hiçbirisinin doğru olmadığı bugün itibariyle ortaya çıkmış durumda. Biz ta o günlerde de söylüyorduk, aynı noktadayız. Gelişmekte olan ülkeler öncelikle 1990’lara göre çok daha farklı ekonomik yapıya sahipler. Gelişmekte olan ülkelerin artık kamu borç stokları eskiye çok düşük. Bankacılık sistemleri çok daha sağlam, rezervleri çok daha yüksek. Ve üstelik yine 1990’lara göre gelişmekte olan ülkelerin pek çoğunda esnek kur rejimi var ve bu esnek kur rejimleri özellikle piyasaların hareketli olduğu dönemlerde çok önemli koruyucu fonksiyon yerine getiriyorlar. Dolayısıyla bunların hepsini beraberce düşünüp, beraberce değerlendirip ona göre bir kanaate varmamız büyük önem taşımakta. Gelişmekte olan ülkeler deyince kuşkusuz Çin artık gelişmekte olan ülke ama bir yandan da dünyanın ikinci büyük ekonomisi olmuş durumda. Orada dahi artık büyüme oranları eskiye göre daha düşük seyredecek o yüzde 9-10’luk platodan yüzde 7-8 arasındaki bir platoya düşüş Çin için de söz konusu olacak. Onlarda zaten ekonomi programlarını ve aynı zamanda sosyal politikalarını bu yeni plato üzerine kurgulamakta. Bunun yanında hemen baktığımız zaman Brezilya’da artık resesyon denebilecek bir dönem maalesef başlamış durumda. Hindistan’da toparlama fena değil, ama Hindistan’ın da kapasite sorunları, bütçe açığı, cari açığı bunlar yine Hindistan’ın ekonomisi açısından önemli konular olmaya devam edecek” dedi.

Türkiye’nin, milli gelirinin 820 milyar dolara ulaştığını ifade eden Ali Babacan, “Satın alma gücü paritesine göre endeksleyip baktığımızda 19 bin dolar mertebesine ulaşmış bir kişi başına düşen milli gelirimiz var. Bu bizi artık üst, orta gelir ülke grubuna çoktan koymuş durumda ve ümit ediyoruz ki birkaç yıla kadar da Türkiye Dünya Bankası sınıflandırmasında yüksek gelir ülke grubuna girmiş olacak. Ve bizim büyümemiz özel sektör odaklı bir büyüme, özel sektörün öncülüğünü çektiği bir büyüme” dedi ve ekledi: “Hazır doğal kaynakları yerin altından çıkarıp satmaya dayanan bir ekonomik modelimiz yok, tam tersine büyümemiz için gerekli enerjiyi bedel ödeyerek ithal eden, ama bununla beraber büyümeyi başarabilen bir ülkeyiz. Üstelik şöyle bir 12 yıllık döneme baktığınız zaman hem büyüme, hem enflasyonla mücadele, hem de cari açıkla mücadeleyi beraberce gerçekleştirebilen bir ülkeyiz. Bu dünyanın genel şartlarına baktığımız zaman kolay bir kombinasyon değil.”

“Biz hep kurallı bir piyasa ekonomisi dedik, kuralların, ilkelerin belirli olduğu, ama rekabet içerisinde özel sektörün yarışarak daha iyi, daha kaliteli, daha ucuza üretme derdinde olduğu bir yapıyı hep savunduk ve inandık ki eğer rekabet bir ülkede iyi işliyorsa bundan tüm vatandaşlar istifade eder” diyen Ali Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü; “Daha iyi ürünü ve daha iyi hizmeti daha uygun fiyata o ülkenin vatandaşları alabilir. Ama bunu yaparken de mutlaka kuralları, ilkeleri belirlenmiş, bu yarışmanın kuralları konmuş ve iyi hakemlerinde bu kuralların uygulan uygulanıp, uygulanmadığını denetlediği bir ekonomik modelden hep bahsettik ve bunu da belirli ölçülerde gerçekleştirdik. Sonuç itibariyle baktığımızda bu tabloda Türkiye’nin gelişmekte olan ülkeler özellikle Avrupa’daki gelişmekte olan ülkeler içerisinde en yüksek performansı gösteren ülke olduğunu görüyoruz. Avrupa’daki gelişmekte olan ülkelerin gerçekten büyüme oranları çok çok düşük. Türkiye bu bizim çok da memnun olmadığımız yüzde 3’lü, 4’lü büyüme rakamlarıyla değerlendirildiğinde Avrupa’daki gelişmekte olan ülkelerin çok üzerinde ve Avrupa’nın en hızlı büyüyen ekonomisiyiz, geçen sene de öyleydik, bu sene de muhtemelen yine öyle olacağız. Avrupa’nın genel tablosuna baktığımızda ticaret ve finansman kanallarıyla Avrupa’yla ne kadar iç içe olduğumuzu düşündüğümüzde bu rakamlar fena değil. Tabii ki arzu ettiğimiz büyüme oranları, arzu ettiğimiz o ekonomik dinamizm Türkiye için önemli. Bunu da inşallah önümüzdeki dönemde gerçekleştirmek için adımlar attık, atıyoruz ama bundan sonraki dönemde büyümenin kaynağının mutlaka ve mutlaka yapısal reformlar eliyle olması gerektiğini de ben burada özellikle vurgulamak istiyorum. Eğer kalıcı, sürdürülebilir, kaliteli bir büyüme istiyorsak her alanda yapısal reformlara devam etmemiz gerekiyor. İşte bu bahsetmiş olduğum 25 tane özel dönüşüm programında bu yapısal reformların detaylandırıldığı ve 1200’ün üzerinde bir eylemle de takvime bağlandığı bir program oluyor inşallah.”

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, “Türkiye’nin şu anda içinde bulunduğu durum tamam ve son iki yıldır özellikle 2011 seçimlerinden sonra başlattığımız hamleyle gerçekleştirdiğimiz çok sayıda düzenleme önemli. Bir yandan reformlar yavaşladı, şöyle, böyle deniyor Türkiye için ama bakın sadece son 2 yılda yapılanları şöyle başlıklar halinde okuyayım bunların hepsi yasal düzenlemedir. Türk Ticaret Kanunu, Hukuk Usulü Kanunu, Borçlar Kanunu topluyorsunuz 3 bin madde yasa. Sermaye Piyasası Kanunu, Borsa İstanbul’un kurulması, Bankacılık dışı finansal kesimle ilgili yeni yasal düzenleme, bunların birlikleri, Sermaye Piyasası Birliği kurduk biliyorsunuz, Finansal Kuruluşlar Birliğini kurduk. Sigortacılıkla ilgili attığımız adımlar, yeni yatırım teşvik sistemi, bireysel emeklilikle ilgili başlattığımız yeni sistem, iş melekleri, fonların fonu sistemi, afet sigortaları yasasını tamamen yeniden düzenlemiş olmamız. Bütün bunlar sadece son iki yıla sıkıştırılan çok önemli adımlar” diyor ve ekliyor: “Önümüzdeki dönemde önceliklerimiz ne olacak? Yine cari açığın düşürülmesi ve enflasyonun düşürülmesi temel önceliklerimiz olmaya devam edecek. Şu anda her iki gösterge de yüksek ve bunun kararlılıkla aşağıya doğru düşürülmesi bizim için öncelik. Ama bunu yaparken de kuşkusuz büyümeyi ve istihdamı korumak ve daha da iyiye götürmek. Bunun beraberce gerçekleşmesi nasıl olacak? Yapısal reformlar, yapısal reformlar, yapısal reformlar. Çareyi daha kısa vadeli 3-5 aylık yerlerde belki arayabilirsiniz ama kalıcı olarak bunu sağlamak istiyorsanız mutlaka yapısal konulara daha yoğun bir şekilde eğilmemiz gerekecek.”

“Önümüzdeki dönemde imalat sanayi bizim için önemli olacak, imalat sanayinin daha çok ilgi çekmesi, yatırımların daha çok oraya yönelmesi bizim temel önceliklerimizden birisi olacak” diyen Ali Babacan, “İmalat derken daha yüksek teknoloji, daha yüksek katma değer, araştırma, geliştirmeye, yenilikçiliğe dayanan bir imalat yapısı. Markalaşmanın yine önemli bir konu olarak gündemimizde olması” şeklinde konuştu.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, “Eğitim, temel bir alanımız ve hızla iyileştirmemiz gereken bir alan. Üniversitelerimiz, eğitim deyince daha çok böyle ilk, orta, lise anlaşılıyor ama üniversitelerin de ayrıca daha iyi bir performansa ulaşması, üniversitelerimizle sanayimizin daha kuvvetli bir işbirliğini gerçekleştirebilmeleri. Enerjiyle ilgili temel sorunlarımız var, yenilenebilir enerjinin, yerli enerjinin daha çok Türkiye’de kullanılabilmesi, enerji verimliliğiyle ilgili adımlarımızı daha hızlı bir şekilde atmamız önümüzdeki dönemin önemli gündem maddeleri. Kuşkusuz yargı alanındaki reformların devam etmesi ve Türkiye’nin hukuk devleti olabilme yolunda verdiği mücadelenin kararlılıkla sürmesi önümüzdeki dönemde yine önemli başlıklarımız olacak” diyerek sözlerini noktaladı.