RÖPORTAJ, VIP — 8 Ekim 2014 at 19:37

BÜROTİME, 2023’TE İHRACATINI İKİYE KATLAYACAK!

burotime_yonetim_kurulu_baskani_huseyin_tosunoglu_2

 

2023’te iç pazarda 15 milyar dolar, ihracatta ise 3.5 milyar dolarlık satış hedefleyen ofis mobilyaları sektörünün lider oyuncusu Bürotime da kendine 2023 hedefi koymuş. Bürotime Mobilya Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Tosunoğlu, Türkiye’nin 2023 yılı 500 milyar dolar ihracat hedefine Bürotime’ın kendi ihracatını ikiye katlayarak katkı sağlayacağını söylüyor.

 

Ofis mobilyaları sektörünün lideri Bürotime, Konya’da üretim yapan,inovasyon ve Ar-Ge’ye önem veren dinamik bir firma. Sektöründe zirveyi bırakmasa da alt segmente hitap etmek üzere ikinci bir marka yaratmanın hazırlıklarına başlayan Bürotime Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Tosunoğlu ile Bürotime’ın atılımlarını ve gelecek hedeflerini konuştuk.

 

Bürotime’ın bugün itibariyle ofis mobilyaları sektöründe nerededir?

Büotime’ın bu yıl 14. yılı ve bakıldığında; Türkiye’de sektöründe bu kadar hızlı büyüyen başka bir firma olmadı. 15. yılında da çok farklı bir Bürotime olarak geliyoruz inşallah. Bürotimetasarım ve ürünleriyle en üst klasmanda yerini almayı hedefliyor ve bu yönde çalışmalarını sürdürüyor. Ar-Ge çalışmalarına ciddi anlamda önem veriyoruz.

 

Ağırlıklı olarak hangi bölgelere ihracatınız var?

Biz Avrupa’da iyiyiz. Ortadoğu’da çok daha iyiyiz. Afrika’da, Türki Cumhuriyetleri’nde iyiyiz. Amerika Kıtası’nda biraz zayıfız. Biraz da Rusya’da zayıfız. Onun haricinde her yerde iyiyiz. Aslında bizim problemimiz satış değil, üretimde yetiştirememe problemimiz var. Büyümek de nereye kadar olacak. Çok büyüdüğünüz zaman da kontrol zorlaşır.

 

Yurtdışında nasıl bir satış ve pazarlama yapınız var?

Yurtdışında yaklaşık 50 ülkeye ihracat yapıyoruz. Bunun 35 tanesi bayi; 5 tanesi franchise şeklinde. Fakat şimdi franchisinge dönmeye başladık. Artık bu değişimle birliktefranchising bedeli almaya başladık. Tabii bunun faydasını da fazlasıyla görmeye başladık.Bayilikten francashinge dönmeye başladığında satışlar dörde, beşe katlanmaya başladı. Çünkü her şey bizim kontrolümüzde oluyor ve kendi ürünümüz dışında başka bir ürün sattırmıyoruz.

 

Pekiyi hangi koşuldafranchising veriyorsunuz?

Franchising şartlarımız ülkeye göre değişiyor. Belli bir standartımız yok. Ülkelerin potansiyeline, pazar büyüklüğü ve pazar payına göre değerlendirme yapıyoruz ve ona göre şartlarımızı ortaya koyuyoruz.

 

Türkiye’deki yapınız da böyle mi olacak ileride?

Türkiye’de zaten şu anda bayilerimizin yüzde 90’ını konsept bayiliğe geçirdik. Bir nevi franchisinge geçirdik ama franchising bedeli almıyoruz. Onun dışında mevcut projelerini biz çiziyoruz, cephesini, iç dekorasyonunu biz karşılıyoruz. Şu anda 70 tane bayimiz var, 50 tanesini konsept bayiye dönüştürdük. Yüzde 100’ünü de geçireceğiz.

 

İstihdam politikanızı nasıl şekillendiriyorsunuz?

Şu an üretimde 400 kişi istihdam ediyoruz. Mavi yakalıdan daha çok beyaz yakalı çalışıyor bizde. Üstelik bizim firma olarak mavi yakalılarda bir farklılığımız var: Biz firmamızda sektörden gelen kişileri değil, sadece farklı sektörlerden gelen insanları çalıştırıyoruz. Tabii bunun dezavantaj değil, avantaj olduğunu düşünüyoruz. Yeni gelen bir elemanı altı ay, bir sene arasında yetiştiriyoruz. Teknoloji kullandığımız için çok da sorun olmuyor. Beyaz yakalılarda ise sektörden gelen müracaatları değerlendiriyoruz. Biz farklı düşünüyoruz. Yani biz yapılanları değil, yapılmayanları yapma düşüncesindeyiz. Hatta biz farklı kültürlerden eleman almaya da gayret ediyoruz. Laz’ı da var, Çerkez’i de var, Kürt’ü de var. Hatta yabancı elemanlar da var. Öyle olunca farklı bakış açıları oluşuyor. Biz bunu önemsiyoruz ve faydasını da görüyoruz.

 

İş güvenliği noktasında sektörünüzü ele alırsak neler söyleyebilirsiniz?

Bizim sektörde diğer sektörlere göre büyük bir risk yok. Tabii ufak tefek kazalar olabiliyor. Konulan kurallara çalışanların da uyması önemli. Bu konuda sıkıntı olabiliyor. O yüzden iş güvenliği konusunda radikal karar aldık. Yani çalışanların bu kurallara uyması açısından taviz vermeyeceğiz. Dolayısıyla bizim iş güvenliği konunda bir sorunumuz yok.

 

Türkiye’nin ofis mobilyalarında gerek kalite gerekse ürün geliştirme anlamında durumu nedir?

Türkiye’de 1980 öncesinde konvansiyonel üretim vardı. Küçük makinelerle, el aletleriyle atölyelerde üretim yapılıyordu. Özal döneminden sonra sanayileşme başladı ve 1990’dan sonra da yatırımlar artmaya başladı. Türkiye’de mobilya sektöründeki makineler en genç makinelerdir. Bakıldığında çok genç, dinamik ve kaliteli üretim yapan bir sektör var.

 

Pekiyi fiyatlamada bugün dünya piyasalarıyla rekabet edebiliyor muyuz?

Bürotime olarak Türkiye’de en büyük üretim tesisine sahip bir firmayız. 98 bin metrekare alanda üretim yapmaktayız. Bu 14 futbol sahası büyüklüğünde bir alan demektir. Yani dünyada bu tesis gibi tesis sayısı çok azdır. Bu tesiste günde 2 bin ünite mobilya üretiyoruz. Bizden sonraki meslektaşlarımızda bu sayı zannedersem 300’lerdedir. Öyle olunca fiyatlamaları da ona göre yapıyoruz. Yani, üretim fazla olunca fiyatları minimuma çekiyoruz. Bir de ortaklarımızla birlikte sade bir hayat yaşıyoruz. Dolayısıyla kar ikinci planda kalıyor ve daha ulaşılabilir fiyatlandırma yapıyoruz.

 

Bürotime’nin en önemli özelliği yenilikçi olması. Seri üretimde inovatif ürünler çıkarmak ne kadar mümkün?  Ve ayrıca Bürotime seri üretimin yanı sıra butik üretim de yapan bir firma. Bu konuyu biraz açar mısınız?

Bizim şu anda bünyemizde yedi tane endüstri ürün tasarımcısı var. Sektörde bu kadar tasarımcı çalıştıran bir başka firma olduğunu zannetmiyorum. Artı Ar-Ge’mizde 20 çalışan personel var. Bir de tasarım konusunda üniversitelerle işbirliğimiz var. İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimarsinan Üniversitesi gibi üniversiteler ile ortak çalışıyoruz. Yerli ve yabancı tasarım ofislerinden sürekli hizmet alıyoruz. Dolayısıyla tasarım tarafında oldukça iyiyiz. Ür-Ge tarafında ise ürüne göre kendi bünyemizde makine üretmeye başladık. Yani Türkiye o kadar gelişti ki yazılımı yaptırabiliyorsunuz, otomasyonu yaptırabiliyorsunuz. Şu anda biz kendimize ciddi anlamda makine üretiyoruz.

 

Ürün tasarımında ofislerde yaşanan sağlık sorunları ne kadar dikkate alınıyor?

Şimdi Avrupa’da ofislerde ergonomik ofis mobilyaları olduğu zaman devletin teşviki bile var. Çünkü  bu tür rahatsızlıklar sonucu devletin sağlık harcamaları artıyor. Bundan dolayı Avrupa’da ergonomik mobilyalara önem veriliyor. Biz de ergonomik mobilyanın farkına vardıktan sonra ergonomiyi sosyal sorumluluk projesi yapalım dedik. Ve ergonomiyi insanlara anlatmaya başladık ama görüyoruz ki Türkiye’de çok ilgi gösterilmiyor. O yüzden bu konunun ülkemizde daha yeni olduğunu ve daha çok yol olduğunu düşünüyorum. Biz son 3-4 yıldır bütün ürünlerimizi ergonomik standarda çevirmeye başladık. Ergonomik bir ürün için tescil kurumu yok henüz Türkiye’de. Bunu yurtdışında tescil ettirmeniz lazım ve biz de yurtdışında tescil ettiriyoruz.

 

Pekiyi bugün, ‘Bürotimesektöründe  trendleri belirleyen bir firmadır’ diyebilir miyiz?

Yani bugün bakıldığında en büyük üretim kapasitesi Bürotime’da, en büyük ciro Bürotime’da, en büyük ihracat Bürotime’da,en büyük bayi yapılanması Bürotime’da. En hızlı teslimat Bürotime’da Yani bütün ‘en’ler bizde diyebiliriz.

 

En hızlı teslimat derken siz bunu nasıl gerçekleştiriyorsunuz?

Bu konuda kendimize göre bir yapılanmamız var. Gelen siparişleri 72 saatte üretiyoruz. Bir günde de istenilen noktaya sevkiyatını yapıyoruz. Bu süre dünyada 6 ile 8 hafta arasında değişiyor. Dolayısıyla dünyada en hızlı teslimatyapan markayız.

 

Bürotime taahhüt işlerinde de var mı?

Çok fazla taahhüt işlerine girmiyoruz. Neden girmiyoruz? Mesela en son Ziraat Bankası’nın işlerini yaptık. Fakat şube işleri bize pek uymuyor. Bu daha çok butik çalışanlar için uygun. Bizde ise boyutu büyük projeler olması gerekiyor. Dolayısıyla büyük projeler odaklı çalışıyoruz.

 

Satış kanalı olarak internette var mı Bürotime?

İnternetten satış şu an yok, ama 2015 hedeflerimiz arasında var. Tabii bu alandaki satışıBürotime markasıyla değil, başka bir marka adı altında yapmayı düşünüyoruz. Çünkü Türkiye’de internet satışları marka algısını biraz aşağıya çekiyor. O yüzden bir başkamarkanın hazırlığını yapıyoruz.

 

Türk insanının mantığında internetten satış tam olarak oturmuş değil. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Artık dünyada hayat internette dönmeye başladı. Onun için bizde internet gerçeğinin dışında kalamayız. Özellikle bireysel ve home ofisler için internet satışları en uygunu. İnsanlar ofis için bir masa, bir koltuk alacaksa internetten sipariş en uygunu. Biz zaten sadece o kanal için hazırlık yapıyoruz ve internette satılabilecek ürün gamımızı değiştiriyoruz.

 

Son dönemde Türkiye’de şirket anayasası kavramı gündeme oturdu. Siz şirketinizi geleceğe taşımak adına nasıl bir yol izliyorsunuz?

Sektördeki şirketler incelendiğinde; enkurumsal şirketlerin başında geliyoruz. Şirkette kimin ne yapacağı ile ilgili bütün süreçlerimizin tanımı var. Herkes görev ve sorumluluklarını biliyor ve kurumsal bir yönetimimiz var. Biz bir aile şirketiyiz ve üç kardeşiz. Kuşak olarak genç bir firma olduğumuz için daha birincikuşak görevini sürdürüyor. Çocukları da ufak ufak işe alıştırıyoruz. Eğitimlerini alıyorlar ama her biri farklı alanlarda eğitim görüyorlar ki ileride bir çatışma olmasın. Çünkü aynı görev alanında iki kişi olursa mutlaka bir sürtüşme olur.

 

Yabancı firma evliliklerine açık mısınız?

Evet açığız. Ciddi anlamda fonlar geliyor ve teklifler var ama biz onlara sıcak bakmadık. Genelde sektörden gelecek tekliflere sıcak bakıyoruz. Ben 7 şirketi inceledim bu konuda ve rahatsız oldum. Fon geldiğinde şirketi bir yere kadar getirip“ya al ya ver ya da satalım.” diyor. Öbüründe tam tersi oluyor.

 

Pekiyi yurtdışında yabancı bir markayı alma düşünceniz var mı?

Bence Türkiye olarak henüz o noktada değiliz. Daha fazla bilgi birikimine ihtiyacımız var. Üretimi beceriyoruz ama diğer konularda daha olgunlaşmamız lazım.

 

2014’ü sizin açınızdan nasıl değerlendirebilirsiniz?

Bu yıl yerel seçimler, Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve diğer siyasi krizler derken çok fazla karamsar bir dönem geçirdik ama hedeflerimizde çok fazla sapma olmadı. En fazla 3-5 puan olmuştur. Türkiye ve dünyada bulunduğumuz bölgelerde nerede bir proje varsa o projeden haberimiz oldu. Çünkü yaygın bayilik ağımız var. Dolayısıyla herhangi bir yerde bir proje olduğunda teklif noktasında ilk akla gelen Bürotime oldu. Bundan dolayı şansımız yüksek oldu. Aslında kriz dönemleri de bir fırsat olabiliyor. O dönemde daha iyi yatırım yapabiliyorsunuz. O dönemde kendinizi bir gözden geçirme ve toparlanma fırsatı bulabiliyorsunuz.

 

2015 yılında Bürotime’ın gerek yatırım, gerekse üretim ve satışta hedefleri nedir?

Bizim ürün gamımız piramidin üstünde satılıyor. Bir alt katmanda daha büyük bir pazar var. Oradan da pay almalıyız diye düşünüyoruz. Onun için ikinci bir markanın konuşmalarını yapıyoruz. 2015’te ikinci markamızı yaratmış olacağız. Bu arada Ankara’da yeni bir bölge müdürlüğü açtık ve bununla birlikte dünyanın en büyük ofis mobilyası Showroom’unu açtık. 7 bin metre kare alan üzerine kurulu. Tabii Türkiye’ye açılmak için mutlaka İstanbul’dan sonra Ankara’da da olmak gerekiyor. O yüzden bu showroom yatırımını yapma gereği duyduk.

 

Markalaşma adına ciddi anlamda üretim yaparken, bir de merdiven altı dediğimiz üretimler var. Siz bu konuda rahatsızlık duyuyor musunuz?

Biz 2000 yılında Bürotime olarak yeni kurulduğumuzda ofis mobilyaları sektörünü iyi bilmiyorduk. 2005 yılına geldiğimizde tasarıma önem vermeye başladık. Sonra bir baktık ki bizim ürünlerimiz kopyalanmaya başladı. Ve biz taklit ediliyoruz diye bundan keyif almaya başladık. Tabii zaman içinde her yaptığımız ürün taklit edilmeye başlayınca bu sefer rahatsız olmaya başladık. Her ürünümüzün patenti var. Şu aralar taklit ürünlerle ilgili ciddi davalarımız var. Yani işin peşini asla bırakmıyoruz. Bir de şunu yapıyoruz; bir tasarım yapıldığında o ürünün kopyalanmasını zorlaştırmak için kalıp maliyetlerine de giriyoruz. Yani kolay olmasın, kopya edecekse de masraf etsin istiyoruz.

 

Üniversite-sanayi işbirliğine nasıl bakıyorsunuz?

Bir kere sanayicilerle üniversiteler aynı konuda anlaşamıyorlar. İkisi de ayrı telden çalıyor. Meslek okullarını ele alacak olursak bir kere atölyelerde öyle ileri teknoloji yok.Yani okulda öğrendiği teknoloji farklı, atölyede karşılaştığı üretim teknolojisi farklı. Böyle olunca nasıl bir eğitim verilecek. TOBB Üniversitesi’nde uygulama çok iyi. Onların staj dönemleri daha uzun. Böyle olunca öğrenci daha iyi pratik görüyor. Diğer üniversitelerde staj dönemi 1-2 ay gibi kısa süreli oluyor. Bu nedenle diğer üniversitelerde de TOBB Üniversitesi gibi daha uzun staj dönemi olması gerekir.

 

Son olarak Bürotime’ın 2023 hedefini soralım…

Hükümetin koyduğu hedefler dahilinde bizim firmamıza düşeni fazlasıyla yapacağımızı düşünüyoruz. Türkiye’nin 500 milyar dolar hedefine biz, ihracatımızı ikiye katlayarak katılacağımızı öngörüyoruz.