RÖPORTAJ — 3 Kasım 2014 at 19:44

BAŞTÜRKLER ŞİRKETLER GRUBU YÖNETİM KURULU BAŞKANI M. AKİF BAŞTÜRK: MALATYA’DA BİRLİKTE ÇALIŞMA KÜLTÜRÜ YENİDEN KAZANILMALI!

IMG_0962

 

Sanayici ve yatırımcı olarak Malatyalıların öncelikle kendilerine bir hedef koymaları zorunluluğunu vurgulayan Baştürkler Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı M. Akif Baştürk, bu hedeflere ulaşmak için Malatya’da birlikte çalışma kültürünün yeniden kazanılması gerektiğini ifade etti.

 

Malatya’da un, yem ve sentetik çuval üretimi ile dikkat çeken Baştürkler Şirketler Grubu ve Malatya Ticaret Borsası Meclis Başkanı M. Akif Baştürk ile grubun yurtiçi ve yurtdışı yatırım ve hedefleri yanında Malatya’da tarımdan ticarete, sanayi yatırımlarından teşviklere kadar birçok konuyu ele aldık.

 

Akif Bey, öncelikle Malatya ekonomisinin son durumu hakkında bilgi verir misiniz?

Malatya bölge içerisinde kendini iyi bir şekilde korumakta ve muhafaza etmektedir. Ekonomik anlamda büyükşehire paralel olarak Malatya gelişmekte. Yol, altyapı olsun, yeni yapılan hastaneler olsun bu anlamda iyi bir gelişme var. Fakat bu yeterli mi? Değil.. Daha tamamlanamamış kuzey çevre yolu, güney çevre yolu var. Yollar bu manada yetersiz kalmakta. Tabii kent gelişip büyüyor ama beraberinde yeni sorunlar getiriyor mesela, çarpık yapılaşma ciddi bir sorun.

 

Malatya’da yine gelişmeye, büyümeye bağlı bir refah ve huzur var. Özellikle kayısıya bağlı bir gelişimi var. Kayısı bu yıl yeteri kadar olmamasına rağmen çok sıkıntı çeker diye beklediğimiz esnafımız çok şükür sıkıntı yaşamadı. Bu da kayısı fiyatlarının yüksek olması, yine ihracattaki rakamların kayısı varmış gibi muhafaza edilmesi, stokların iyi değerlendirilip satılmasından dolayı Malatya’nın bir gelir kaybı olmadı. Fakat şu şekilde kaybı oldu: Eskiden bu gelir her çiftçiye, köylüye dağılırken, şu an elinde stoku olan çiftçiye yaradı. Buna karşılık binlerce insanın geçindiği kayısıdan tamamı istifa edemedi. Malatya’da bu manada sıkıntı var.

 

Bakıldığında Malatya, genel anlamda ciddi bir tarım şehri. Dolayısı ile sadece kayısıya odaklanmak ne kadar doğru sizce?

Bunun bir sıkıntısı var tabii. Çünkü herkes kayısıya yönelik hedeflerini belirliyor. Ürününü ona göre planlayıp yetiştiriyor. Böyle olunca kayısı bol olduğunda da sıkıntı yaşıyor, hiç olmadığı zamanda sıkıntı yaşıyor. Bu manada bir çeşitlilik olabilir Malatya’da. Belki üzüm, ceviz, elma olarak çeşitlendirmeye gidilerek çiftçi gelirini sürekli kılabilir. Yani bir ürün değerini bulmadığı zaman diğer ürünlerle geçimini ikame edebilir. Tabii tek ürün olduğunda biraz kolaycılık oluyor.

 

Pekiyi çiftçiyi yönlendirme noktasında bir sıkıntı mı var?

Yönlendirme noktasında bir sıkıntı var. Gerek çiftçimiz ve insanımız yeterli araştırma yapamıyor gerekse üniversiteler bir yönlendirme yapamıyor. Tarım İl Müdürlükleri aynı şekilde.. Sadece insanları denetlemek ve ceza kesmek sorumlulukları varmış gibi. Sonuç olarak bir politika oluşturulamıyor. Tabii insanlarımızda biraz da tembellik var. Bir de çiftçilikten uzaklaşıp daha rahat gördükleri masa başı işlere yönelme var. Üniversitede okuyan çocuklar var. Tabii üniversite okuyan bir çocuğu ne işçi olarak istihdam edip değerlendirebiliyorsunuz ne de çiftçi olarak. Bu manada da bir sıkıntı var. Ama bunun bir şekilde organize edilmesi lazım.

 

Ayrıca; Türkiye’nin her yerinde tarımda arazinin arazi yapısına göre, toprak yapısına göre, su yapısına göre iyi bir planlama ile iyi bir değerlendirme yapılarak ürün çeşitliliği sağlanabilir. Tabii ki çiftçinin de bu yönde kendisini geliştirmesi lazım. Mesela, Malatya’da çok güzel nar yetişebilir. Kimse narın yetişebileceğini bilmiyor mesela. Bu yönüyle Malatya’da kaç çeşit ürün yetişebileceği tespit edilebilir. Bunların tespit edilerek yönetilmesi ve yönlendirilmesi lazım.. Yani 60-70 çeşit üründen söz edilirken biz şimdi armut bile yiyemez olduk. Başka şehirlerden geliyor. Şeftali de aynı şekilde.

 

Pekiyi sanayileşme anlamında Malatya nasıl bir yapıya sahip?

1983’te Turgut Özal’ın gelmesiyle birlikte uygulanan teşvik sistemi iyi bir yol izledi. Tabii ki o dönemki bazı siyasetçiler bunu kötüye kullandı. Yapılamayan, eksik kalan tesisleri hep basına yansıttılar. Olanı değil, olmayanı göstererek Rahmetli Özal’ı kötülemeye çalıştılar. Fakat gerçekten Özal, birçok alanda Türkiye’nin ufkunu açan, vizyonunu değiştiren bir insandı. Bugün Türkiye bir yerlere gelmişse bunda Rahmetli Özal’ın emeği ve katkısı çok fazla.. Fakat Merhum Özal’dan sonra Türkiye’nin 20 yıl gibi kayıp dönemi oldu. Ondan sonra insanlarımızda bir heyecan başladı ama ciddi manada yatırım olmadı. Malatya’da yaşayan insanlarımızın belli bir ekonomik gücü var. Belli bir birikimi var. Malatya’da 1. Organize Sanayi Bölgesinden sonra 2. Sanayi bölgesi yapıldı ama oradaki sanayi yatırımlarının birkaç tanesi büyük ama yüzde 70’i küçük ve gerçekten sanayi niteliğinden uzak.

 

Son dönemde sanayiciye uygulanan teşvik modelini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şimdi burada uygulanan teşvik oranları yetersizdi. Yani önceleri enerji teşviki vardı. Bu gerçekten iyi bir teşvikti. Sigorta teşviki vardı o da kaldırıldı. Şimdi bu göstermelik oldu. Ama bölgemiz için gerçek bir teşvik olmadı. Nasıl teşvik olmalı? Mesela burası tekstil şehri olarak ön planda gözüküyor. Ama şu an tekstil fabrikaları kendilerini yenileyemedikleri için şimdi yok olma noktasına geldiler. Uzatmaları oynuyorlar diyebilirim. Teşvik yetersiz kaldığı için kendilerini yenileyemediler. Kimi sanayici personelin, müşteri hatırı için çalıştırıyor. Kimi de gittiği yere kadar gitsin diyor. Hatta kapanan tekstil fabrikaları oldu. O yüzden son dönemde kimse yatırım yapmak istemiyor. Yani teşvikin getirisiyle Malatya’da yatırım yapmanın götürüsünü karşılayamıyorsunuz. Neden böyle? Çünkü ham maddeye uzağız, pazara uzağız, artı pazarlamanın içinde değiliz. Yani satış noktasında da pazarın içerisinde değiliz. Artık teşvikin farklı ele alınması gerekiyor. Bir işletmenin ayakta kalabilmesi için bir şekilde mutlaka az veya çok ihracatın da olması gerekiyor, doğru yönlendirilmesi gerekiyor, doğru teşvik edilmesi gerekiyor. Hükümetin bu gelir gider hesaplamasını iyi yapması gerekiyor.

 

Baştürkler Şirketler Grubu olarak kendinizi ifade etmek isterseniz neler söyleyebilirsiniz?

Gurubumuzun amiral gemisi olan Malatya Sentetik Çuval olarak, çuvalla ilgili her türlü üretimi yapmaktayız. Bunun yanı sıra gölgeleme dediğimiz tarımda kullanılan gerek sergilik gerekse üstünü örtmekte kullanılan örtüler üretiyoruz. İnşaat örtülerinin de üretimini yapmaktayız. Bunun yanında yine Malatya’da un ve yem üretimlerimiz var. Yurtdışında yem fabrikamız var. Senegal’de un fabrikası kurduk. Yine Senegal’de gazlı içecek tesisi inşaatına başladık. Aynı zamanda yine inşaat işini deniyoruz. Ülkenin ihtiyaçlarını göz önüne alarak yatırımlarda çeşitliliğe gidiyoruz. Ondan sonra yine Güney Amerika üzerinde de bir çalışmamız var. Güney Amerika’ya da açılmayı planlıyoruz. Orada farklı yatırımlar planlıyoruz. Bu noktada Brezilya pazarına açıldık. Orada ofisimiz var.

 

Gazlı içecek yatırımından söz ettiniz. Bu konuyu biraz açar mısınız?

Onların tropikal meyveleri var. Zaman içerisinde onları işleyebilirsek hem Türkiye’yi bu tatlarla buluşturmuş olacağız hem oranın insanlarına bir faydamız olacak. Bu şekilde o ülkeden ihracat yaparak ürünlerini değerlendirmiş olacağız. Orada bu yatırımla bir öncülük yapmış olmakla bizi gören başka yatırımcılar da Senegal olmasa bile başka bir ülkede yatırım yapabilirler. Biz bu manada geldiğimiz noktaya bakarsak kendimizi iyi görüyoruz. Hiçbir destek olmadan Malatya’dan kalkarak Türkiye’den kaç bin kilometre uzakta Batı Afrika’da dil bilmeden, yol bilmeden oranın devletinden de ciddi bir destek almadan böyle bir yatırımı yapmakla bir şeyleri başardığımızı düşünüyorum. Bu manada çok mutluyuz. Bizim başarımızı sabır ve mücadeleyle alakalı görüyorum.

 

Son olarak, Malatya’da gerek yöneticilere gerekse sanayici ve girişimcilere neler söylemek istersiniz?

Sanayici ve yatırımcı olarak insanlarımız öncelikle kendilerine bir hedef koyabilmeli. Neyi niçin yapacaklarını, bu işte nereye kadar geleceklerini, hayallerinin, ufuklarının alabileceği son noktaya kadar açıp koymaları gerekiyor ki başarı gelsin. Birlikte çalışma kültürünü yeniden kazanmamız gerekir. Bu manada da ortaklıklar kurabilmeliyiz. İlla büyük sermaye olması gerekmiyor, ortaklar bir araya gelebilirse, kendi aramızda iş bölümünü yapabilirsek, işin başına da inandığımız, güvendiğimiz birini oturtabilirsek ve diğerleri de ona uyar ve sözünü dinlerse başarı beraberinde gelir. Ama ufak sermayelerle, yetişmemiş kadrolarla az olsun benim olsun mantığı ile bir yere gelmek artık çok zor. O yüzden biraz daha sistemli çalışmalıyız.