RÖPORTAJ — 3 Kasım 2014 at 19:37

ÖZTİRYAKİLER YÖNETİM KURULU BAŞKANI YUSUF ÖZTİRYAKİ: EĞİTİM OLMADAN 2023 HEDEFİNE VARILAMAZ!

IMG_0866

 

Hayallere sınır koyulamayacağını ancak hayallerin yapılabilir hedeflerle hayata geçirilebileceğine vurgu yaparak 2023 hedeflerini değerlendiren Öztiryakiler Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Öztiryaki; “Eğer siz bir ülkenin eğitim standartlarını sanat okulları gibi, meslek liseleri gibi okullarla büyütmezseniz, eğitimi ön plana almazsanız bir yere varamazsınız” diyerek, eğitimin hedefe varmadaki önemini dile getiriyor.

 

Öztiryakiler 60 yıla uzanan üretim serüveninde 80 metrekareden 130 bin metrekare üretim alanına ulaşmış ve mutfak ekipmanları üretiminde lider olmuş bir firma. Öztiryakiler, hotel, restoran,  kafe başta olmak üzere, pastane grupları, askeri mutfaklar, mobil arazi mutfakları ve ekipmanları, hastane ekipmanları, okul ve fabrika mutfakları gibi endüstriyel mutfak sektörü alanında; saklama, hazırlık, pişirme, taşıma ve servis ekipmanları ürün gruplarında, 4500’ü aşkın ürün çeşidine sahip. Firmanın Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Öztiryaki ile Türkiye’de sanayiciliğin zorluklarından eğitime, 2023 hedeflerinden Öztiryakiler’in faaliyetlerine kadar birçok konuyu ele aldık.

 

Sanayicilik sizce şu anda nasıl bir süreç izliyor Türkiye’de?

Benim gibi üreten sanayici arkadaşlarımın hepsine saygım var. Üretsin de ne üretirse üretsin. Ama ürettiğin bir şey yoksa, ortaya bir şey koyamıyorsan ne satacaksın. Malın var kaliteli değil, malın var fiyatı pahalı. Malın var tanıtmamışsın, malın var marka değeri yok. Onun için o kadar zor ki sanayicilik süreci, işte makineler nasıl alınacak, kaliteli eleman nasıl bulunacak? Nasıl pazarlayacaksın? Bunların hepsi bir sorun.

 

Türkiye’nin bir 2023 hedefi var. Bu hedefe ulaşmak için gerçek bir sanayi hamlesi başlatılması gerekmiyor mu?

Başarı için hayal kurmak önemli. Başarı için hedef koymak önemli. Belki hayal kurarken bir ölçü yoktur ama hedef koyarken bunun bir mantığı olmalı. Hedeflerde ulaşılabilirliği, olabilirliği düşünmek lazım. Konumuna göre, dünya konjonktürüne göre bunu koymak lazım. 2023’te 10’uncu dünya ülkesi olacağız. Şu anda dünyada 10. ülke Hindistan. Milli geliri 1 trilyon 700 milyar dolar. Bizde ne? 700 milyar. Hadi 800 milyar dolar diyelim. 1.700 milyar dolar önünde duruyor, onu geçmen lazım. Ve Hindistan bu noktaya gelmiş ve daha da gidecek. Sıfır büyür diye varsayarsak bizim onu geçebilmemiz için yılda yüzde 9 büyümemiz lazım. Hindistan 1 puan büyüse benim onu yakalama şansım sıfır. O zaman neyin hedefini koyuyorsun. Her şeyin bir hesabı var. Olabilirliği var. Neye göre hesap koyuyorsun? Yüksek büyümeyi yakalamak için katma değerli, yüksek teknolojili ürünler, markalı ürünler üretip ihraç etmeliyiz. Siyasetçi oy almak için “Büyüyoruz” diyor, aylık gelirin 25 bin dolar olacak diyor. Diyor da diyor. Vatandaş inanmak zorunda kalıyor. Çünkü alternatif yok. En azından bu iktidar bir şeyler söylüyor, bana da bir şeyler veriyor diyor. Bu iktidar iyi kötü bir şeyler söylüyor, bir şeyler de yapıyor diyor. Yaptığı şeylerin hesabını, ne kadar borçlanarak yapıldığını, gelecek kuşağı ne kadar borç içinde bırakacağını hesaplamak lazım. Güzel hayaller, köprüler, havaalanları vs. yapılıyor ama bunlar neyle yapılıyor, nasıl yapılıyor? Ama diyorlar ki, biz para harcamayacağız. İşte krediyle, yap- işlet-devret ile yapılıyor deniyor. Bakıldığında bir şeyler de yapılıyor. Takdir ediyoruz. Yaptıkları da var ama yapılanlar eksik. Bazıları da yanlış.

 

Yanlışlar derken, ülke ekonomisini etkileyen yanlış yatırımlar nelerdir?

Biz çok şeyi ihmal etmişiz. 1980’deki Kore’yi baz alıyorum. Kore 1980’de neredeydi, biz neredeydik? Şimdi Kore nerede, biz neredeyiz? Şu an geçmişimizdeki büyüme oranımızı ortaya koyarsak bu bizi yanıltıyor. Bu moral oluyor. Eğer siz bir ülkenin eğitim standartlarını sanat okulları gibi, meslek liseleri gibi okullarla büyütmezseniz, eğitimi ön plana almazsanız bir yere varamazsınız. Dünyanın en aydın nüfusu Kore.. Adamlar okuyorlar. Bizde o yok.  Birinci şart eğitimi yukarıya kaldırmamız lazım. Sanayi toplumu olmak için gerekli altyapı, eleman, sermaye, teknoloji lazım. Bunu sağlamamız lazım. Hiç vakit kaybetmeden sanat okullarını, meslek liselerini arttırmamız lazım. Cazip hale getirmemiz lazım. Sanayiciyi teşvik etmek lazım. Bu iktidar bunu kısmen yapıyor, daha iyileştirmesi lazım. Ben şu an büyük bir yere teklif vereceğim, ekip kurmamız lazım 40-50 kişi bulamıyoruz. Şimdi dünyada bir slogan var. Büyük balık küçük balığı yer denirdi eskiden. Hızlı balık artık her şeyi yiyor. Hızlı balık, bilinçli insan, eğitimli insan demek. Ben fabrikamda belki bu sene 70-80 kişi değiştirdim. Hepsine emekleri için teşekkür ettim.Çünkü artık devir değişti. Artık hızlı adam lazım. Üreten, sorgulayan, yenilik getirmek isteyen, beni tenkit eden, üretime yön veren adam lazım. Ben Çılgın Türkleri okudum ağladım. Niye ağladım? Yunan askerleri Ankara’ya, Eskişehir’e kadar gelmişler. O tarihlerde Ankara’da eğitim şurası kararı alınmış. Atatürk’e soruyorlar düşman geldi, bu eğitim şurasını ne yapacağız? “Eğitim şurası yapılacaktır” diyor. “Ben bu harbi kazansam dahi eğer eğitimli insan yetiştiremezsem bir daha mağlup olurum” diyor. “Ama korkmayın Yunanı sokmayacağız Ankara’ya” diyor. Ve iptal etmediler eğitim şurasını. Sonra da Sakarya’dan sonra döktüler geri çekildiler. Eğer bir toplumda eğitimi yapamazsan uşaklığın devam eder. Mağlubiyetin devam eder.

 

Sizin de eğitim alanında çalışmalarınız var bildiğimiz kadarıyla…

Ben 22 yıldır Vefa Lisesi Eğitim Vakfı Başkanıyım. Şu an hayatımda en mutlu olduğum görevimdir. 32 yıldır da Polis Vakfı’nda Yönetim Kurulu Üyeliğim var ve halen devam ediyor. Ve okulumu uçurdum.Neler yaptım? Lisan laboratuvarı getirdim okuluma. İstanbul’daki 5. lise yaptım. 4.5 trilyon TL devletten, çevremden ve kendi cebimden kaynak sağladım okula. Altyapı, fiziki yapı, laboratuvarlar, dershaneler… Şimdi göğsümü gere gere gidiyorum okuluma. Eğitimin Türkiye’nin en büyük eksikliği olduğunu biliyorum. Buradaki hizmetlerimin çok kutsal olduğunu biliyorum. Bundan daha büyük sevabın da olmadığını biliyorum.

 

Bugün 200’e yakın üniversitemiz var ama halen eğitimin istenilen seviyede olmadığı ve özellikle vakıf üniversitelerinin çoğunun tüccar mantığı ile yönetildiği iddia ediliyor. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet ticarethane buralar ama bunları fazla tenkit etmeyelim. Öyle veya böyle faydalı yerler. Eğitim var içinde. En azından bir eğitim veriliyor ama kalitesini sorgulamamız lazım. Dünya standartlarına göre neredeyiz diye sorgulamak lazım. Aslında bu gelişme sürecidir. Gelişme sürecine tamamen karşı çıkamayız. Ama çok önemle üzerine gidip, tenkitlerimizi, görüşlerimizi, yeniliklerimizi önermemiz lazım. Çağdaş eğitim verilmeli, dünya standartlarını yakalayabilmeliler, laboratuvar olmalı,araştırmacı olmalılar, ezberci bir gençlik değil, bilgili, sorgulayabilen, konuşabilen özgür bir gençlik aşılanması lazım.

 

Sizin hayalinizde üniversite kurmak var mı?

Var. Vefa Lisesi’ni üniversite yapmak istiyorum. Ama şimdi değil. Şimdilik okula yatırım yapıyorum. Bir kaynak buldum. O kaynakla okulun bir yerlerini tamir ettiriyorum. O sorun bittikten sonra beni seven bir ağabeyimiz var. Çok sıcak da bakmaya başladı bu fikre. Vefa ismi deçok büyük bir isim. Türkiye’de Türkçe eğitim veren ilk lisedir. Mehmet Akif’ler, Yahya Kemal’ler, Hasan Ali Yücel’ler,İsmail Kazım Gürkan, Hüseyin Cahit Yalçın gibi çok sayıda tanınmış insan Vefa Lisesi’nden mezundur.

 

Siz hep yerli malı tüketimi noktasında hala alınmış bir yol olmadığını dile getiriyordunuz. Bu hala aynı mı?

Hala aynı. Şimdi onu aşmaya çalışıyoruz. Bu konuda 10 senedir mücadele veriyorum. Biz 110 ülkeye ihracat yapıyoruz. Hala bizden almayan yerler var. Bu beni üzüyor. Çünkü dünyada kendini ispatlamış bir markayız her yönüyle. Yani kalite ve fiyat açısından… Tabii bu bir süreç. Marka merakını aşmak kolay değil ama zamanla aşmak gerekiyor bunu.

 

Endüstriyel mutfak sektöründe gelişim sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Endüstriyel mutfak üretiminde Türkiye’de üretim yapan çok sayıda firma var ama bizim düzeyimizde toplasanız birkaç firma var. Hepsini toplasanız bizim boyutta etmiyor ama iyi firmalar çıktı. Endüstriyel cihazlarda bayağı yer almaya başladık dünya pazarlarında. Eskiden 5. idik, şimdi İspanya’yı geride bırakarak 3. oluyoruz..  İtalya, Fransa ve İspanya’nın yerine biz geçiyoruz. İspanya’nın yerini aldık gibi.

 

Artık sektörde nitelikli ve fonksiyonlu ürünler ön plana çıktı. Bu konuda Türkiye’de nasıl bir yol izliyor?

Kumaş ortada. Eksiklerimiz belirgin. Hastalıklarımız, eksiklerimiz her yere yansıyor maalesef. Kaliteli, fonksiyonel, inovasyona dayalı ürünleri yapmakta biraz eksik kalıyoruz. Mesela biz ozonla çalışan ilk fırını yaptık. Bulaşık makinesinde en az su ve elektrik sarfiyatıyla çalışan ürünün üzerinde çalışıyoruz. Onu da bitirmek üzereyiz.

 

Silahlı Kuvvetler için de ürün geliştiriyorsunuz değil mi?

Son 8-9 senede endüstriyel mutfağın dışında mobil askeri ürünleri kafaya koyduk. Seyyar mutfaktan başladık. Bu cihaz 400 kişiye 2 saatte 4 çeşit yemek yapar. Fırını vardır. tavası vardır, tenceresi vardır. Bu ürünle yola çıktım 9 sene evvel. Firmada ben üstlendim bu işi. Abu Dabi’de ihaleye girmiştim. Bize ‘Sahra mutfağına ihtiyacımız olacak, yapar mısınız’ dediler. Beş  ay çalıştım. Ürünü yaptık, götürdük Abu Dabi’ye.  Yerli dingil aldım ama dingil çatladı çölde. Alman firması aynı ürünü 80 bin dolara veriyordu, ben 45 bin dolara veriyordum. Sonuçta ihaleyi kaybettik ve ben o an mahvoldum. Bu bana çok dokundu. Döndüm 2.5 sene Ar-Ge yaptım. Hakikaten o Alman ürününe fark atan bir ürün yaptım. O BMW ise ben Mercedes’im yani.. Şimdi bir tana mal satamıyor o Alman ve ona işi terk ettirdim. ‘Ben seninle uğraşamayacağım’ deyip elimi sıktı. İtalya’da İtalyan Ordusuna ben verdim, Almanlar veremedi. Sahra mutfağı ile başladık 8 sene önce, şimdi değişik 7 model oldu.

 

Pekiyi bu ürünlerden bizim ordumuz kullanıyor mu?

Ben devamlı soruyorum: Ben dünyaya satıyorum. Amerikan Ordusu’na bile sattım, benden niye almıyorsunuz diye.  Bundan sonra Öztiryakiler’den de alım olacaktır diye düşünüyorum. Şimdi 17 tane ürünüm var. Bunların içinde 7 model ekmek, yemek yapan ürün. Yani her ülkenin mutfak tarzına göre. 7 model sahra mutfağım var. Bunun üzerinde çamaşır Konteyner içinde mutfaklar, duş, tuvalet, sağlık ünitesi gibi 17 çeşit ürün yaptım. Ve bu ürünlerin hepsi dünya standartlarının üstünde ürünler. Bu ürünlerde rakibim de yok. 16 Orduya ihraç ediyoruz.

 

Uzakdoğu bu alanda ne durumda?

Uzakdoğu üretimleri bizim kalitemizde değil, bizimle rekabet edemiyorlar. Benim işim Avrupalılarla.. Aslında kimse bizim rakibimiz değil. Bizde makine parkı çok büyük. Görenler şaşırıyorlar. Onun için her türlü ürünü üretecek kapasitemiz var.

 

Sizin bir de tarım sevdanız vardı. Tarımla ilgili neler yapıyorsunuz şu an?

Bu çok güzel gidiyor. 250 dönüm arazimden 250 ton zeytin aldım. Yine devletten kiraladığım Karaburun’da 1.300 dönüm yerim var. Orada 24 bin ağacım var. Menderes’te 6 bin ağacım var. 6 bin tane ağaçtan 250 ton zeytin aldım. Karaburun’daki zeytinler yağlık, Menderes’teki 250 ton sofralık. Şu an iddia ediyorum Türkiye’nin en kaliteli zeytinini yapıyoruz. Akhisar’da da işleme tesisi kurdum. Şimdi başka bir şey yapıyorum, solucandan gübre üretiyorum. Bu Amerika’da varmış. Bunlar hayvan gübresi ve ne kadar yemek artıkları varsa, ne çeşit olursa olsun yiyorlar. Yiyorlar ve dışkılarından gübre çıkıyor. Bu dünyanın en kaliteli gübresi. Tabii bunun bir standartı var. Şimdi o tesisi kurdum Çorlu’da. 40-50 ton kadar gübre elde ettim. Müthiş kaliteli bir gübre. Tamamen organik, sürekli büyütüyorum. 15 bin tane solucanla başladım, şu an 2 milyon solucanım var.

 

Pekiyi bunu nasıl pazarlıyorsunuz?

Antalya’da seralar çok kullanıyor bu gübreyi. Bende 30 bin tane ağaç var, ben kullanacağım ve organik zeytin üreteceğim.