RÖPORTAJ — 28 Kasım 2014 at 19:17

EGE BÖLGESİ SANAYİ ODASI YÖNETİM KURULU BAŞKANI ENDER YORGANCILAR: TÜRKİYE İÇİN YENİ BİR SANAYİ HİKÂYESİ YAZALIM!

enderyrgnclr

 

Türkiye’nin son 12 yılda ihracat, inşaat ve turizmle büyüdüğünü, ancak gelinen noktada büyüme heyecanının azaldığını vurgulayan Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar, bugün Türkiye’de yeni bir sanayi hikâyesine ihtiyaç olduğunu, bu hikâyenin de hükümet, sanayiciler ve sivil toplum örgütleri ile birlikte yazılabileceğini söyledi.

 

Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO), Türkiye’nin en köklü sanayi odalarından birisi.. Ege ve özellikle İzmir’de sanayinin ve sanayicinin gelişmesi için birçok çalışma yürüten Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar ile Türkiye’de ve İzmir özelinde sanayinin sorunlarını konuştuk.

 

Ender Bey, çok güncel bir konuyla başlayalım.. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’ın gündeme getirdiği devletin fabrika binası inşa ederek sanayiciye kiraya vermesi düşüncesini siz nasıl yorumluyorsunuz?

Fabrikaların organize sanayi bölgesinde yapılması kaydıyla sanayicinin, aynı mortgage ile ev sahibi olur gibi uzun vadeyle fabrika ve arsa bedelini geri ödeyebilir durumda olması lazım. Dolayısıyla baştan o büyük paraları vermektense, işletme sermayesini makine parkına bağlayarak, bankalara daha az borçlanarak yatırım yapma imkanını kolaylaştıracak cazip bir öneri bence.. Ben bunu 4-5 yıldır söylüyorum. Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Fikri Işık Bey bunun müjdesini verdi. Bununla ilgili çalışmalara başlayacağız. Türkiye’nin önünü açacak açıklamaydı Sayın Bakanın yaptığı.. O açıdan son derece mutluyum.

 

Bu hızlıca uygulanabilir mi?

Tabii yapılabilir. Sanayi yapılarıyla ilgili gayrimenkul yatırım ortaklığı kurulacak. Zaten devletin kamulaştırma yetkisi var. TOKİ hazine arazisi üzerine binayı sanayi bölgesinin isteğine göre yapacak, mülkiyet gayrimenkul yatırım ortaklığı üzerinde olacak. Bu çerçevede sanayici fabrikasını çalıştıracak, her ay ödemesini yapacak, borcu bittiği zaman da tapusunu alacak.

 

Sayın Başbakan, 25 başlıktan oluşan ekonomide reform paketini açıkladı. Açıklanan maddeleri siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu 25 madde bizim söylediğimiz konularla birebir örtüşüyor. Tam istediğimiz gibi. 25 tanesinin de altına imzamı atarım. Bir şey daha beni çok memnun etti. Bu sene Ağustos ayından beri başta Sayın Ali Babacan olmak üzere birçok bakanımız ekonomiyi, üretimi konuşur hale geldiler. Başbakanımızın, ‘üretimin önündeki her türlü engel kalkacak, gerekli destek verilecek’ beyanı son derece olumlu. Ama ben hükümete de hak veriyorum, çünkü sadece ekonomiyle uğraşılmıyor ki, birçok sorun var. Komşularımızla ilişkiler ve dünyadaki ekonomik kaos var.. İşte Mısır, Libya ve Suriye ile gerginlik var. Yani ülkemiz bir tek cephe de savaşmıyor.

 

Bilindiği üzere hükümetin 2023 vizyonu var. Fakat sizin de belirttiğiniz gibi üretmeden bu hedeflere ulaşmak çok zor gözüküyor. Bu noktada ekonomik kalkınma nasıl ivme kazanabilir?

Başbakanımızın açıkladığı eylem planları ve Sanayi Bakanımızın sanayinin önündeki engellerin kaldırılmasına ilişkin verdiği mesajlara baktığımızda, bununla ilgili önümüzdeki süreçte yeni bir teşvik düzenlemesinin yapılacağına inanıyorum. Bu şart.. Aslında bugün Türkiye’de yeni bir sanayi ve üretim hikâyesine ihtiyaç var. Bu hikâyeyi de hükümet, üreticiler, sanayiciler, sivil toplum örgütleri ile hep birlikte yazacağız.

 

Tabii yeni bir heyecan gerekir. 2002’deki o heyecan bugün bizi 150 milyar dolara getirdi ihracatta.. Dolayısıyla biz ihracatla büyüdük, inşaat sektörüyle büyüdük, turizmle büyüdük. Ama bugün geldiğimiz noktaya bakılırsa o heyecan söndü. Dediğim gibi yeni bir heyecan gerekir. Çünkü jenerasyon değişiyor, hayat değişiyor. Onun için yenilik gerekiyor.

 

“TRANSFER EDİLMEYEN BİLGİNİN KİMSEYE FAYDASI YOK”

 

Yeni süreç içerisinde sanayinin nasıl bir yol haritası olması lazım?

İlk önce yüksek teknolojili ürünlere geçen bir sistemin içine girmemiz lazım. Bunun da yolu üniversitelerde.. Üniversite-sanayi işbirliğinin mutlaka çok iyi bir şekilde hayata geçmesi lazım.. Bunun belirli kriterleri olacak, ölçülebilir olacak. Üniversitelere soracaklar; bu sene ne çıkardınız? Hangi kurumla çalıştınız? Ne gibi Ar-Ge projeleri yaptınız ve bunun hangisi sonuçlandı? Hangisi ürüne dönüştü? Ürüne dönüşmesi önemli ve o ürünün de pazarda satılabilir olması lazım. Bunun takibi yapılmalı ve ona göre de ödüllendirilmeli. Yani orada ders veren hocalar ders vermekle birlikte bilgi birikimlerini bize aktarmadıkları sürece bir anlamı yok. Çünkü transfer edilmeyen bilginin kimseye faydası yok.

 

Ara eleman sıkıntısı konusunda neler söylemek istersiniz?

Bugün Türkiye’de yüzde 10,5 işsizlik var. Bununda yüzde 18,5 genç nüfus.. Ancak, burada da sanayici işçi bulamıyor. İşsizliğin olduğu yerde, sanayici çalıştıracak eleman arıyor. Hangi sanayici ile konuşsam bu konuda sıkıntısı var. Kısacası, bu sistemde yapı bozukluğu var. Bizim bir kere bunu düzeltmemiz lazım. Meslek liseleri Türkiye’nin en önemli okullarının başında geliyor. Bugün ben Bakan olsam yapacağım ilk iş, bütün organize sanayi bölgeleri içine mecburi bir şekilde meslek lisesi yapmak olur.. Bunu yapacak birçok hayırsever var, sanayici var. Yapın 30-40 derslik bir okul bütün elemanlarınızı orada yetiştirin, sonra oradan mezun olan öğrenci organize sanayi bölgesinde işini bulur.

 

Bence, üniversitelerdeki eğitim sistemi değişmeli. Üniversitede okuyan talebeler kendi okullarının devamında sayılmak üzere okudukları branşla ilgili her yıl 3 ay mecburi staj yapmalı. Günümüzde öğrenciler bir ay, hafta sonları çıkarıp 2 gün de izin aldığını düşünürseniz toplam 18 gün fiilen staj yapıyor. Bu sürede ne öğrenecek? İşletmeye ne faydası olacak? Sanayici bu staj uygulamasını istemiyor. Türkiye’de aslında eğitim sistemini baştan sona ele almak lazım.

 

“İZMİR’İN TARIM POTANSİYELİ GELİŞTİRİLEBİLİR”

 

Ender Bey, İzmir’in son yıllardaki gelişim ve dönüşümünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tabii her şehrin kendine göre sorunları var.  Biz, İzmir’in vizyonuyla ilgili olarak sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerle bir araya gelerek beyin fırtınaları yaptık. Ortaya; ‘İzmir bir ticaret, sanayi, turizm, tarım ve liman şehridir’ sonucu çıktı. Üç defa bu çalışmayı yaptık, aynı sonuç çıktı. Bu 5 unsur İzmir’in altın bilezikleri.. Sanayi ile ilgili önemli işler yapılıyor. İzmir’in tarım potansiyeli geliştirilebilir. Mesela Bayındır ilçesi, kurulacak bir serbest bölge ile Avrupa’nın her tarafına taze olarak çiçek gönderilebilir. Ödemiş’te aynı şekilde et ve süt üzerine serbest bölge yapma imkanımız var. Aslında İzmir’i ön plana çıkaracak konu, serbest bölgelerin sayılarının ve kapasitelerinin arttırılmasıdır.

 

Havaalanı yapıldıktan sonra yarımadanın turizm potansiyeli son derece yükseldi. Burada 300 gün güneş var. Burayı çok rahat bir şekilde kullanabilme imkanımız var. Öte yandan kentsel dönüşümle ilgili belediyenin hazırladığı yeni bir imar planı çıktı. Tabii bunu belediye tek başına yapamaz. Hükümetimiz ile birlikte yapılması lazım. Bununla ilgili çalışmalar yapılıyor. Bu da İzmir ekonomisine ayrıca değer kazandıracak olan bir proje.

 

İzmir’de küçük sanayi sitelerinin şehir dışına çıkarılması konusunda bir hazırlık var. Siz bunu destekliyor musunuz?

Bu son derece doğru bir uygulama. Sanayinin organize sanayi bölgelerinde kümelenmesini istiyoruz. Hatta OSB’lerin sektörel bazda olması benim en büyük hayalimdir. Biz bunun bir örneğini Menemen’de yaptık. Sadece plastikçilerin oluşturduğu bir OSB olacak.. Çünkü ona göre araştırma yapıyorsunuz, ona göre altyapı oluşturuyorsunuz.

 

Ülkede en büyük şikayet konusu kayıt dışı ekonomi ve kayıt dışı istihdam. Bunu en kolay kontrol edebilecek sistem OSB’lerdir. Kümelenme modeli Türkiye’nin ve teknolojinin geleceği açısından, sanayicilerin kendilerini geliştirmeleri ve ortak sorunlarını çözmeleri açısından son derece önemli bir fırsattır.

 

Bugün Türkiye’de Ar-Ge ve inovasyona ayrılan pay ve verilen önem nedir sizce?

Ar-Ge harcamalarında bir artış var. Bu son derece güzel ama yeterli değil. Ar-Ge merkezi kurmada tam zamanlı eleman çalışma zorunluluğunda alt sınır 50’den 30’a düşürüldü. Bu da son derece önemli.. Baktığımızda 250 kişinin üstünde insan çalıştıran işletme sayısı 4.500.. Türkiye’de Ar-Ge merkezi olan işletmelerden bir tanesi de benim firmamdır.

 

Yanılmıyorsam 130 civarında Ar-Ge merkezi var Türkiye’de.. Bu sayının artması lazım.. Çalışan sayısı zorunluluğu 30 kişiye düşürüldüğü için Ar-Ge’de bu sayının artacağını ümit ediyorum. Bu konuda daha fazla çalışma yapılması gerektiğine inanıyorum. Biz de EBSO bünyesinde Üniversite-Sanayi İşbirliği Koordinasyon Kurulu oluşturduk. İzmir, Aydın, Manisa ve Muğla’daki 12 üniversite, imzaladığımız işbirliği protokolleriyle bu kurula dahil oldu.

 

TTIP (Transatlantic Tradeand Investment Partnership: Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı) anlaşmaları Türkiye’nin uluslararası ticaretini nasıl etkiler sizce?

Bizim şu anda en büyük sıkıntılarımızdan biri de bu TTIP anlaşmaları. Bizim bu konuda mutlaka taraf olmamız lazım. Avrupa Birliği’nden dolayı sorumluluklarımız var. Gümrük Birliği var. Ama öbür tarafa baktığınız zaman da biz sistemin içinde olmayacağız. Sadece Amerika Birleşik Devletleri’nin Avrupa Birliği ile ekonomik ilişkilerini değil, bu ülkelerle serbest ticaret anlaşmaları yapan birçok ülkeyi ve tüm dünya ticaretini ilgilendiriyor. TTIP dünya ekonomisinin yüzde 50’sini ve dünya ticaretinin yüzde 30’unu oluşturacak. Dünyanın ithalat ve ihracatından aldığımız pay yüzde 2,3.. Böyle bir anlaşmanın dışında kalırsak bu rakam daha aşağı iner. Sizin ürettiğiniz mallar gümrüklü gidecek, oradan gelen mallar gümrüksüz gelecek. Onun için mutlaka taraf olmamız lazım.