RÖPORTAJ — 28 Kasım 2014 at 19:12

KATMERCİLER SAVUNMA SANAYİSİNE YÖNELİYOR!

Furkan Katmerci_Katmerciler Icra Kurulu Başkan Yardımcısı

 

TOMA üretimini savunma sanayisine bir giriş olarak niteleyen Katmerciler A.Ş. İcra Kurulu Başkan Vekili Furkan Katmerci, Kobra ve Kirpi tarzı zırhlı personel taşıyıcılar üretmek istediklerini, gelecek dönemde savunma sektöründe yer alacaklarını belirtti.

 

Araç üstü ekipman üretiminde 30 yıllık tecrübeye, 30 farklı tipte araç üstü ekipman üretebilme yetenek ve kapasitesine sahip Katmerciler A.Ş. son dönemde daha çok TOMA üretimi ile gündeme geldi. 2010 yılında TOMA üretmeye başladıklarını ifade eden Katmerciler A.Ş. İcra Kurulu Başkan Vekili Furkan Katmerci ile İzmir’de sanayiciliğin zorluklarından sanayi-üniversite işbirliğine, araç üstü ekipman sektörünün sorunlarından Katmerciler A.Ş.’nin savunma sanayisine yönelik hedeflerine kadar birçok konuyu ele aldık.

 

Katmerciler’in profilini aktarabilir misiniz ilk olarak?

Katmerciler olarak Türkiye’yi örnek alıyoruz aslında. Katmerciler, 1985 yılında kurulan, gelirlerinin yüzde 70’ini ihracattan elde eden, bugüne kadar 44 ülkeye ihracat yapmış olan, istihdam yaratan, ki şu anda yaklaşık 300 kişi firmamızda istihdam ediliyor, bir firma. Biz buralara neden ve nasıl geldik; önce bundan bahsedelim. Bu sektör çok niş bir pazar. Sektördeki boşluk ne? Araç üstü ekipman sektörü dediğimizde kimsenin aklına gelen bir şey değil. Girişi kolay değil aslında. Sırf para ve yatırım değil. Know-how gerekir, kabiliyetinizi geliştirmeniz gerekir. 1985 yılından bu yana kesintisiz bir şekilde bu işi yapıyoruz. Bu işi yapmak kolay değil. İhale bazlı çalışıyoruz, girdiğimizde hata yapma şansımız yok. Babam İsmail Katmerci, 1983 yılında sac ticareti yapıyormuş, bu iş için Katmerciler Profil’i kurmuş. İki yıl sonra,“Ben neden sadece sac satayım, onu işleyip ürün haline getirip, daha katma değerli işlere gireyim.” demiş ve Katmerciler Araç Üstü Ekipmanı kurmuş, 1985 yılında. Kendisi mühendis kökenli ve biraz da hırslı biri olduğu için böyle bir yola girmiş. İlk başta damper ekipmanıyla başlamış. Daha sonra çöp ekipmanı derken bugün 30 farklı ekipman üretebilen bir noktaya gelmişiz. Aynı çatı altında 30 farklı ekipman… Bu çok büyük avantaj. Dünyada bu kadar ürünü tek çatı altında üreten bir başka firma yok.

 

Bu ürünlerin know-how ve patentlerinin ne kadarı size ait?

Know-how derken; yaptığınız bir kere uzay teknolojisi değil. Bizim işimiz dünyanın her yerinde var ama güçlü bir know-how bir anda oluşmuyor. Biz Türkiye’nin yerli işgücünden yararlanıp diğer ülkelere ihracat yaparken, fiyat avantajı doğuruyoruz. Ürettiğimiz, Avrupa standartlarında. Bu çok önemli bizim için. Diğer ülkelerdeki firmalarda, örneğin sadece itfaiye ekipmanı ya da çöp ekipmanı vb. üretimi var. Yani, tek araç üzerine odaklanmışlar. Bizi burada ayrıştıran özellik,hepsini üretebiliyor olmamız. Bu bize büyük bir avantaj sağlıyor. Büyük bir markete gelen bir müşteriyi düşündüğünüzde, bir takım çantası gibi ne kadar ihtiyacı varsa alıp gidiyor. Şimdi kulağa kötü gelebilir, işte her şeyi üretiyorsunuz, ihtisaslaşamıyorsunuz diye. Aslında öyle değil, çünkü ürettikçe kabiliyet kazanıyorsunuz. İhale bazlı çalışıyoruz ve her ihale şartnamesi aynı değil. Her iş know-how katıyor bize. Yıllar yılı ürettikçe bu know-how’ı kendi haznenizde tutabiliyorsunuz. Bizde yeni bir proje bir önceki projeden farklıdır. Mesela bir Ford’un üzerine ürettiğimiz ekipmanla Mercedes’e ürettiğimiz ekipman aynı değil ve biz bütün otomotiv firmalarıyla çalıştığımız için bu kabiliyeti edindik. Biz bunları yapa yapa öğreniyoruz. Bu parayla elde edilecek bir şey değil. Ve biz bunu başarıyoruz.

 

Pekiyi araç üstü ekipmanda yüzde 100 yerli üretim yapabiliyoruz diyebiliyor muyuz?

Diyemiyoruz. Çünkü halen ve maalesef yabancı hayranlığımız devam ediyor. Bu da insanlara güvenmemekten kaynaklanıyor. Orada farklı şeyler de devreye giriyor. İşte dünyada bir firma bunlardan binlerce üretmiş deyip, o zaman servisi vs. daha iyidir diye o tarafa da yönelebiliyorlar. Ama ben yine söylüyorum, biz Türk insanı olarak bunları yapabiliriz ki, biz bunları yapıyoruz. Şu anda bizim GimKat diye bir iştirakimiz var. Yüzde 50’si bizim, yüzde 50’si Fransızların bir jointventureşirket kurduk.Orada sadece itfaiye ekipmanı üretiyoruz.

Biz az önce söylediğim gibi 30 çeşit ürün üretebildiğimiz için her dalda ihtisaslaşabiliyoruz. Mesela İtalya’da özellikle vidanjör konusunda ihtisaslaşmış, bu alanda lider bir firma olsun, burada onunla da bir jointventurekurabiliriz. Bu sayede hem ülkemize hem doğrudan yatırım amaçlı yabancı sermaye getirmiş oluyorsunuz hem de know-how getiriyorsunuz. Ondan bir şey öğreniyorsunuz ve bir büyüme stratejisi ortaya çıkarıyorsunuz, yeni pazarlar bulabiliyorsunuz. Ortak firma üzerinden ben diğer ekipmanlarımıda kolaylıkla satabiliyorum. Dolayısıyla bana pazarlama kapısı da açmış oluyorlar.

 

Yurtiçine çalışmak mı daha kazançlı, yoksa yurtdışına mı?

Katma değer olarak yurtdışı daha kazançlı. Çünkü yurtdışındaki rakipler Avrupalı rakipler olduğu için maliyetleriniz daha düşük oluyor ve kar marjlarınız daha yüksek. Burada kayıt dışı çok fazla. İrili ufaklı çok firma var. Bu rekabette kaliteden ödün vermeniz gerekiyor ama biz bunu yapamıyoruz. Malzemeyi değiştirmeniz gerekiyor, biz bunu da yapamıyoruz. Çünkü belli bir standardımız var. Bazen çok afaki fiyatlarla garip durumlar çıkabiliyor. O durumlarda biz geri adım atıyoruz.

 

Kamu ihalelerinde sektörünüzle ilgili belli bir standart yok mu?

Kamu orada bir kriter getirmiyor sonuçta. Normal olarak bir firmanız var diyelim, iş bitirme yetisine bakmadan ihale açılabiliyor. Bence bazı kriterlerin getirilmesi gerekiyor. Çünkü büyümeleri ve desteklenmeleri adına yeni firmaların da ihalelere girmesi lazım ama stratejik önemi olan ekipmanlarda bazı kriterlerin konması gerekiyor. Mesela bir itfaiye ekipmanı gibi. Orada hataya yer yok. Çünkü can kurtarıyor. Bütün yangınlara gidiyor. Bu çok farklı bir pazar.Bunun üzerinde daha çok durulması gerekiyor. Dikkat çekilmesi gereken bir husus da; Avrupa uyum yasalarına göre bazı kriterler geldikçe bu ekipmanların yenilenmesi ve alımların artması gerekliliği. Mesela 20 yaş haddinden sonra damperlerin trafiğe çıkmaması gibi kurallar… Tabii bu yine yumurta kapıya gelince olacak. Müzakereler hızlandıkça yapmadığımız şeyleri bir an evvel yapmamız gerekiyor.

 

AB uyum yasalarıyla ilgili hükümetin tepesinde bir hassasiyet var ama bu, tabana indirgenmesi noktasında istenilen hızda ilerlemiyor. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bunun bir kere devlet politikası olarak benimsenmesi çok önemli. Bunun devlet tarafından sahiplenilmesi sanayici olarak baktığınızda size güven veriyor. Ama sanayicilere döndüğümüzde sanayicilik kolay bir şey değil. Etrafınızda herhangi birinden duyuyor musunuz mesela ben sanayici olacağım diye, yok.  Herkes müteahhit olayım da parayı bulayım diye düşünüyor. Biz bile şakayla karışık babamıza bu işi nereden buldun diyoruz. Ama sanayicilik hastalıktır. Bir kere işin içine girdiniz mi çıkamıyorsunuz aslında. Sanayicinin bir şeyi olmaz. Her şeyi tesisidir. Bu bilinçte olmak önemli. Tabii Türkiye daha çok genç. Cumhuriyet yüz yaşında bile değil baktığınızda. Önünde kat edeceği çok büyük yollar var. Son 10-15 yılda bu yolları çok hızlı kat ediyoruz. Önümüzdeki yıllarda bu daha da hızlanarak devam edecek. Ama bu politikalar özellikle önümüzdeki son 10 yılda dünya konjonktürüne baktığınızda kolay paranın hakim olduğu bir devirde inşaat sektörünün öne çıkması doğaldı. Şimdi o devir biraz değişiyor, sanayiye kayıyor. Bundan sonraki dönemlerde sanayiye daha çok önem verileceği aşikar.

 

Sanayiciye nasıl önem verilmeli sizce?

Sanayiciye önem verilirken çok fazla teşvik modelleri var ama bence pansuman değil de direkt teşhis ve cerrahi müdahale olması lazım. Mesela sanayiciye ucuz para kaynağı sağlanabilir. Faizler çok yüksek. Mesela dünyada faizlere baktığımız zaman en yüksek faiz olan ülkeler arasında Türkiye ilk sıralarda. Şimdi ben bakıyorum, bu faizler yarı yarıya olsaydı neredeyse kârım kadar bir kâr daha elde edebilirdim. Bu kadar daha büyüme potansiyelim olurdu; istihdamım artar, daha çok ihracat yapardım. Şimdi faizleri belirli bir orana çekemiyorsunuz. Konjonktür izin vermiyor olabilir. Gelecek dönemde ben düşeceğine inanıyorum. Bu bağlamda baktığınızda sanayiciye düşük faizli uzun vadeli krediler olması lazım ki yatırım için kaynak olsun. Burada sadece teşviklere değil, çevre etkenlere de bakmak lazım. Uzun vadeyle ilgili bir yapılandırma çalışması yapılabilirse çok faydalı olur.

 

Teşvikler, sektör bazında mı yoksa şirketler ölçeğinde mi ele alınmalı?

Sektör bazında önemine göre bir liste oluşturulabilir. Şirket bazında gitmesi biraz daha zor bana göre. Şirket bazında olunca kişiye özel olur ki devlet bunu yapamayabilir kısa zamanda. Ama sektörel bazda bir tanım yaparsınız, mesela bu savunma sanayi olabilir, plastik endüstrisi olabilir vs. En fazla ticaret açığı nerelerde diye bir liste yapıp ona göre ilerleyebilirsiniz diye düşünüyorum. Vergi avantajı sağlamak son derece önemli bir teşvik kanalıdır. Yine bazı firmalara kriter getirilebilir. İşte her yıl yüzde 2 istihdam artıracaksın, en az yüzde 50 ihracat yapacaksın, 5 yıl sürekli kar açıklayacaksın, 5 yıl cironu en az yüzde 10 artıracaksın gibi kriterleri tutturduktan sonra bu süreler zarfında kurumlar vergisinden tamamen veya kısmen muaf tutarsanız şirketlere doping etkisi yapar. Yani banka yoluyla, yüksek faizli kredi kullanamayan şirketleri koşturarak, teşvik ederek, önüne bir havuç koyarakyatırıma ve büyümeye yönlendirmiş olursunuz. Hedefe koşan şirketleri kurumlar vergisinden 5 yıl boyunca kısmen ya da tamamen muaf tutmak sizin ülke olarak vergi gelirlerinizi çok fazla etkilemez aslında. Kurumlar vergisinin toplam gelirler içindeki payı yüzde 10 civarındadır. Sözünü ettiğim teşviklerle yüzde 1’ini bile feragat etmezsiniz. Bu orandaki bir teşvik bile oşirketlere büyük bir dinamizm katar, uzun vadede ülkeye çok daha fazla şey kazandırır diye düşünüyorum.

 

Katmerciler, araç üstü ekipman üretiminde savunma sanayisine de yeşil ışık yaktı. Savunma sanayisine yönelik orta ve uzun vadeli hedefleriniz nelerdir?

Biz ürün gamımıza 2010 yılında toplumsal müdahale araçlarını ekledik. TOMA üretiyoruz. Bazen TOMA’lar için isim babası siz misiniz diye soruyorlar. TOMA, Emniyet Müdürlüğü’nün verdiği bir isimdir. TOMA’lar bizden önce başka firmalar tarafından üretilmeye başlandı. Yani, bizimle birlikte başlayan bir ürün değil. 2010 yılından beri bu ürünlerin üretimine biz de talip olduk. O zamandan beri çıkan ihalelerde özellikle açık eksiltme usulü ihalelerin tümüne katıldık ve çoğunu biz kazandık. Başarılı bir şekilde devam ettiriyoruz. Emniyet’te olan ekipmanların yüzde 70’i bizim ekipmanlarımız. Orada nasıl bir ihale yapısı var? Sizi ve bu işi yapabileceği düşünülen firmaları Emniyet Genel Müdürlüğü ihaleye davet ediyor. Bu genellikle 4-5 firma oluyor. Bu firmalar içinde Nurol ve Otokar her zaman vardır. Eskiden sadece Nurol ve Otokar üretiyordu sonra bu piyasaya biz de girdik. Bizimle beraber, örneğin beş firmayı çağırıyorlar. Şartnamede ürünün niteliği, sayısı, özellikleri, teslim süresi vs. her şey yazılı. Bu şartname doğrultusunda ihaleye giriyorsunuz.  Gerçek ve sert bir rekabet ortamı var orada. Herkes fiyatını veriyor. Bu, tüm firma yetkilileri bir arada iken, açık ve şeffaf bir şekilde oluyor. Ondan sonra Emniyet Genel Müdürlüğü açık eksiltme yoluna gidiyor ve fiyatları en aza indirgemeye çalışıyor. Bu devlet için gayet normal,ihtiyacı olan ürünü mümkün olan en düşük fiyata almak isteyecektir. O şekilde 42 tur süren ihale oldu mesela. En düşük fiyatı veren ihaleyi alıyor. Bu hep böyle oldu.

 

TOMA üretimi bizim açımızdan savunma sanayisine bir girişti aslında. Bundan sonra bizim talip olduğumuz zırhlı personel taşıyıcıları. Bir yandan TOMA üretimine devam ederken diğer yandan Kobra ve Kirpi tarzı ekipmanları üretmek istiyoruz. Gelecek dönemde biz o sektörde de yer alacağız. Nasıl ki TOMA’da Türki Cumhuriyetlere ihracat yapıyorsak zırhlı personel taşıyıcı araçlarını da yaptıktan sonra diğer ülkelere ihraç etmek istiyoruz. Bizim üretebilme kabiliyetimiz oldukça ve ulusal ve uluslararası ölçekte talep devam ettikçe bu araçları üretmeye çalışacağız.

 

Savunma sanayisinde uzun vadeli hedeflerinizi biraz daha açacak olursanız neler söylersiniz?

İlk başta bu sektördeki ihalelere girip bunların kazanılmasına başlamak istiyoruz. Bu sektörde var olmak için evet fuarlara katılmanız gerekiyor ama yeterli değil. Sonuçta adam gelip size soruyor: ürettin mi? Üretip sattın mı? Satamadım deyince bir anlamı yok. Çünkü talebi göstermeniz lazım. Biz demo araçlarımızı Emniyet ve Jandarma’ya gönderdik. Testlerini yaptılar ve memnun oldular. Yeni bir şey yapıyorsanız, bir şeyin taklidi olmaması gerekiyor. Çünkü bunu kim kullanacak ülkede? Polis ve jandarma. Onların ihtiyaçları doğrultusunda üretmeniz lazım. Biz de buna talibiz, bunu yapmaya çalışıyoruz. Benim tahminlerime göre 2015’te bu tarz bir ihale olursa, biz orada yer alacağız. Elimizden geldiğince rekabetçi fiyatta olmak istiyoruz.

 

Nasıl bir mühendis kadrosuna sahipsiniz?

Şu anda 14 kişi var proje ekibi olarak. Bu sektörde TÜBİTAK’la iş yapan nadir firmalardan biriyiz. Proje odaklı çalışıyoruz. Mesela ürün gamınıza yeni eklediğiniz bir ekipmanı TÜBİTAK’a gösteriyorsunuz. Maliyetini, nerede kullanıldığını, ülkeye ne katkısı olduğunu anlatıyoruz. Üniversite hocalarıyla çalışıyorsunuz. Sunum yapılıyor. TÜBİTAK onaylarsa toplam proje yatırım maliyetininyüzde 70’ini geri ödüyor size hibe olarak. Bu tür projeler yürütüyoruz. Şu anda 8×8 havalimanı itfaiye ekipmanı projesi üzerinde çalışıyoruz. Hatta son aşamaya geldik. Bunu TÜBİTAK’la birlikte yürütüyoruz. Biz Ar-Ge’ye olabildiğince önem veriyoruz ve ciddi kaynak ayırıyoruz.

 

Üniversite-sanayi işbirliği konusundaki düşünceniz nelerdir?

Türkiye’de işsizlik büyük bir problem. Buna rağmen ilginç olaylarla karşılaşıyoruz. Benim mühendis arkadaşlarım var. Makine mühendisinin bana söylediği şey: “Ben üretimi sevmiyorum. Masabaşı iş istiyorum.” Böyle olan ve iş beğenmeyen insanlar da var. Biz, kaynak işi için 100 tane eleman alalım dedik bir tane başvuru olmadı. İki aydır gazetelerde iş ilanlarımız dönüyor. Birincisi kalifiye eleman yok. Gelse de büyük başvurular olmuyor. Bu büyük bir problem. Tabii bu planlamadan kaynaklanıyor. Üniversiteleri çoğalttık ama üniversitelerdeki öğrencileri dallara ayırmamız gerekiyor. Yani o üniversiteye insan girdiğinde nerede, ne üzerine staj yapacak onu bilmeniz gerekiyor. Üniversite bittiğinde hangi firmalarda iş bulabilecek onu bildirmeniz gerekiyor. Bize hiç soran olmadı. Firmalara sorulması lazım. Mesela 5 yılda kaç işçiye, hangi nitelikte işçiye ihtiyacınız var diye sorulması lazım. Yani bu firmalara gelecek, üniversiteler de bu ihtiyaca göre planlama yapacak. Bu böyle yapılmalı. Öyle bir planlama yok.

 

Siz Katmerciler olarak, üniversitelerle nasıl bir diyalog halindesiniz?

Bizim üniversite hocalarıyla diyaloğumuz var. İki farklı proje yürütüyoruz. Bir tanesi Ege Üniversitesi hocalarıyla, bir tanesi de 9 Eylül Üniversitesi hocalarıyla. Onlarla yapabildiğimiz kadar TUBİTAK Projesi yapıyoruz. Zaten 2 ya da 3 tane yapabiliyorsunuz ki süreç olarak 2 tane yapmanız da çok zor. Biz bu bağlamda bunları yapıyoruz, yapmaya çalışıyoruz. Aslında bu tarafta da yavaş kalınıyor. Yani öncelik verilmiyor. Kendi yoğunlukları olabilir. Yılda 2 değil, 4 proje yapılması lazım. Daha çok artırılması lazım. Biz bunun için elimizden geleni yapıyoruz.

 

Halka arzı konuşursak, Katmerciler’in artış paylarıyla ilgili bir öngörü var mı gelecekte?

Biz en son yüzde 12 satmıştık yabancıya. Şu anda toplamda halka açıklık oranımız yüzde 36. Yüzde 64’lük hisse ailemizde. Şirketin menfaatine olacak finansal yatırımlara, yatırımcılara, üretim bazlı işbirliklerineve ortaklıklara her zaman açığız. Bir yandan hem derinliği artırmak hem de yabancıyı çekmek istiyoruz. Ancak, kendi kırmızı çizgimiz var; şirketteki payımızın yüzde 50’nin altına düşmesini istemiyoruz.

 

İzmir’de sanayici olmak nasıl bir duygu?

İzmir’de maalesef çok fazla dinamizm yok. Şunu kabul edelim, İzmir eski sanayicilik seviyesinde değil. Eskiden 100 sanayici varken, şimdi birkaç sanayici var. Belki ülke konjonktüründe de böyledir ama bu İzmir’de daha fazla ilerliyor. Biz bundan mutlu değiliz. Bu bakımdan İzmir üzerindeki ölü toprağını atmalı. Baktığımızda, Bursa, Denizli, Manisa İzmir’i geçti. Kibri bir kenara bırakıp “biz nerede yanlış yaptık” dememiz lazım. Bunun reçetesini önümüze koymamız lazım. Bana göre burada doymuşluğun da etkisi var. Yani, eski köklü aile firmaları bir yere gelmiş. Diyor ki ben fazla risk almayayım, hayatımı böyle idame ettireyim. Ama siz bir millet sevdasındaysanız, gelecek kaygınız varsa, ülkenin de kendinizin de ilerlemesini istiyorsanız yatırım yapmanız lazım. Durmamanız, mümkünse koşmanız lazım. Biz de bu tarafta olmayı tercih ediyoruz. Gücümüz olduğunca koşabildiğimiz kadar koşacağız. Çünkü, en başında söylediğim gibi biz rol model olarak Türkiye’yi örnek alıyoruz. Biz üç odaklıyız: Türkiye modelindeki gibi istihdam, ihracat, büyüme.

 

Türkiye’nin 2023 vizyonu var. Katmerciler’in 2023 hedefi nedir ve İzmir’in bu yöndeki hedefi ne olmalı sizce?

Öncelikle bir 2023 vizyonu olması çok güzel. Gerçekleştirirsiniz gerçekleştiremezsiniz, bu ayrı bir şey. Şu anda baktığınızda 2023 hedeflerinin tutması için ülke olarak her yıl en az yüzde 5-6 büyümeniz lazım. Geçen yıl yüzde 3,5 büyüdük. Şimdi baktığınızda hedefleri tutturmak zor gözüküyor. Bunu nasıl imkanlı kılabilirsiniz? Dediğimiz gibi sanayiciye verilen desteklerle. Büyümeyi destekleyecek sektör sanayidir. Birincisi bu. İkincisi, Katmerciler nezdinde baktığınızda, bizim yılsonu ciromuz 170-180 milyon lira olacak inşallah. Ondan önce 140 milyondu. 2015’te çok daha yüksek olacak ciromuz, şimdiki aldığımız işlerden dolayı. Bizim sektörümüzde Avusturyalı bir firma var. Sadece itfaiye ekipmanı üretiyor. Onların yıllık cirosu 600 milyon Euro. Biz 30 farklı ürün üretiyoruz diyoruz, orada 2.500 kişi istihdam ediliyor; bizde ise 300 kişi.Bizim gitmek istediğimiz yerler oralar. Bu zor ama imkansız değil. Biz 2000’li yıllardan beri her yıl ciromuzu ciddi ölçüde artırarak bugünlere geldik. Her yıl yüzde 20 büyüme hedefi koyduk, ortalama yüzde 30’un üstünde büyüdük. Yani bir hedef koyuyorsak ve biz o hedefin üzerine çıkmışsak başarılıyız demektir.Bu nedenle Katmerciler, bugüne kadar başarılarla dolu bir süreç geçirdi; 2023’te de çok farklı noktada olacak inşallah. Hedefimiz, kendi sektörümüzde ülkemizi uluslararası ölçekte en iyi şekilde temsil ederken, 600-700 milyon ciro yapan firmaların arasına girmek. Ama sadece yüksek gelir elde eden bir şirket olarak değil, mutlaka sürdürülebilir kârlılığı yakalamış bir şirket olarak o büyük arenada yerimizi almak.