RÖPORTAJ — 1 Ocak 2015 at 15:46

EDİRNE YAĞ SANAYİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI OKYAR YAYALAR: SEKTÖRÜMÜZ HAKSIZ REKABET KISKACINDA!

IMG_0952

 

Türkiye’nin yağlı bitki tarımında kendi kendine yetemediğini ve ihtiyacının üçte ikisini ithalatla karşıladığını dile getiren Edirne Yağ Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı Okyar Yayalar, dahilde işleme rejiminin suiistimal edilerek gümrüksüz ithal edilen ayçiçek yağı hammaddesinin ihracat yapılmış gibi gösterilerek iç piyasada kullanıldığını, bunun da kendileri gibi yüksek gümrük vergileriyle ithalat yapan düzgün üreticiler için büyük bir haksız rekabet yarattığını vurguladı.

 

Ayçiçek yağı denince; “İşin Sırrı Olin’de İki Kere Rafine” reklam sloganı ile akıllarda yer edinmiş markalardan Olin, Edirne’nin köklü kuruluşlarından biri olan Edirne Yağ Sanayi Ve Ticaret A.Ş.’nin sektördeki markası olup, bugünde varlığını tüm gücü ile sürdürmekte.. Edirne Yağ Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı Okyar Yayalar ile bitkisel yağ sektörünün sorunlarını ve Edirne ekonomisini konuştuk.

 

Okyar Bey, Edirne’de sanayici olmak nasıl bir duygu?

Sanayici olmak güzel bir şey. Hizmet sektöründe olanlar var, bir de üreticiler var. Fiilen bir şey üretmenin verdiği haz hiçbir şeyle değişilmez. Edirne bizim memleketimiz. Edirne Yağ Sanayi de Edirneliler tarafından kurulup da sürdürülebilen Edirne’nin tek sanayi kuruluşu. Tabii dışarıdan gelen sanayicilerde var. Kimisi sürdüremedi, kapanan kuruluşlar oldu. Biz 1973’ten beri üretime devam ediyoruz. Sanayicilik kolay değil. Zamanla bazı şeyler kolaylaşırken, bazı zorluklarda oluyor.

 

Bitkisel yağ sektörü ne durumda günümüzde?

Bizim sektörümüz maalesef çok kötü bir yere geldi şu anda.. Bir kere müthiş bir haksız rekabet oluştu. Özellikle Irak’a yapılan ihracatın bir kısmı hepimizin tespitlerine göre, gerçek dışı bir ihracat. Dahilde işleme rejimi kapsamında elde edilen belgelerle yapılan ihracat. Kimisi su gönderiyor, kimisi kağıtlar gönderiyor, ihracat yapıyormuş gibi. Şunu söylemek lazım ki Türkiye yağlı bitki tarımı olarak kendi kendine yetemiyor. Aşağı yukarı üçte birini kendi üretiyor, üçte ikisini ithal ediyor. Hammadde ithalatında çok büyük vergi var. İşte içerideki çiftçiyi, üreticiyi korumak adına.. Şimdi siz bu gümrük vergisinden kurtulup hammaddeyi, içerideki talebi karşılayacak üründe kullandığınızda inanılmaz bir rekabet oluşuyor. Piyasada öyle fiyatlar var ki eşyanın tabiatına aykırı.. Dünyada hammadde fiyatları belli. Zaman zaman değişiyor ama bunun bir seyri var. En düşük fiyatlarda bile hesap yine tutmuyor. Bir süre önce Irak’a ihracat durdu dediler. Bir baktık piyasa biraz düzeldi. Sonra yine açıldı, piyasa eskisine döndü. Bu belli oluyor, hissediyorsunuz.. Bu konuda tespitler oldu, basına yansıdı ama değişen bir şey olmadı.

 

Sektörünüzü temsil eden bir sivil toplum kuruluşu var. Bu kuruluş, söz konusu sorunlarınızın çözümünde etkin çalışmıyor mu?

Evet var. Benim orada 22 yıl yönetim kurulu üyeliği görevimde var.. Ancak onlar sektöre sözünü geçiremiyor. Başkanımız Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı oldu şimdi. Bu konuda uğraşıyor, çırpınıyor ama olmuyor. Bakanlarla kavga ettiğini bile bilirim.

 

Olin, tüketicinin aşina olduğu bir marka. Fakat son yıllarda bu algıyı güçlendirecek yoğun bir tanıtım organizasyonu göremiyoruz. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Biz şu anda fiyat rekabetine cevap vermeye çalışıyoruz. Ve rakiplerden bir tanesi kooperatif ve devlet destekli.. Onların kendilerine göre işletme politikası var. Onların maliyetleri ile bizim maliyetlerimizin aynı olması mümkün değil. Bir de yabancı sermayeli firma var. Onların hedefi pazarda tutunmak.. Diğer yerli yatırımcılar da pazar paylarını kaybetmemek için çalışıyorlar. Bu rekabet nereye varır bilmiyorum. Sonuçta dayanabilen ayakta kalır.

 

Pekiyi bu durumda siz nasıl bir mücadele veriyorsunuz?

Artık eski üretim tonajımız yok. Belirli noktalardaki varlığımızı koruyoruz. Yağ üretiminde hammaddenin etkisi çok büyük. Sizin katma değeriniz çok fazla değil. Dolayısıyla ihracatın da çok önemi yok. Hammaddeyi dışarıdan getirtiyorsunuz, ambalaj olarak teneke ve plastiğe koyuyorsunuz. Bunların da hepsi yerli malı değil. Nakliyesini yapıyorsunuz mazotu vs. geriye bir tek bizim işçiliğimiz kalıyor. Büyük ölçüde ithalata dayalı bir sanayi…

 

Türkiye’nin yağlı tohum ihtiyacının üçte ikisi ithalatla sağlanıyor. Türkiye’nin yağlı tohum tarımını geliştirmesi lazım.. Tarımı doğrudan desteklemedikçe, gümrük vergisi ile desteklemedikçe bu iş yürümüyor. Bunun esası, Avrupa’nın yaptığı gibi tarımı bir şekilde bütçeden desteklemektir.

 

Ürün gamı olarak ne tür ürünleriniz var?

Ürün gamı olarak ayçiçeği yağı, mısır yağı, kanola yağı ve zeytinyağı var. Mısır yağı şimdi Türkiye’de bir darbe yedi GDO dolayısıyla.. Bundan dolayı ayçiçeği yağı yüzde 90 oranında üretiliyor. Fındık yağı çok değerli bir yağ. Ayçiçeği ile mukayese edilecek bir yağ değil ancak tüketim miktarı sınırlı. O yüzden fındık yağını biz ürün gamımıza katmadık.

 

Bugün baktığımızda GDO’lu ürünleri kullanan ülkeler var. Bu konuda neler söylemek ister siniz?

GDO’yu samimi olarak konuşmak gerekirse, insan üzerindeki etkisi tam olarak belli değil. Yani bunu tam tespit etmiş değiller. Ama tedbir olarak kullanılması istenmiyor. Bunu da en çok kışkırtan, korkutan Avrupa Birliği oldu. Amerika’da hiçbir yaptırım yok mesela.. AB en sonunda şuna karar verdi; ‘biz ürünün üzerine yazalım tüketici istemiyorsa onu kullanmasın.’

 

Edirne’de işsizlik nasıl son dönemde?

Edirne’de birçok sanayi kuruluşu kapandı. Müthiş bir işsizlik oldu. En yakın iş imkanı Lüleburgaz-Çorlu hattında. Oralarda talep olduğu için insanlar Edirne’den oralara gündelik gitmeye çalışıyor. Biz Edirne’de üretim yapmakla iş sahası yaratmış oluyoruz. Biz olmadığımız zaman işsiz sayısı daha da artacak. Edirne’nin hakikaten bir işsizlik sorunu var.

 

Bu noktada Edirne’yi yönetenlerin politikası nedir?

Şehirde ziyaretlerimiz oluyor. Her şeyi anlatıyoruz. Hatta Edirneli bir Bakanımız da var. Kendisi iyi bir insan, ona da sorunlar iletiliyor ama bir ilerleme yok. Sorunlar herkes tarafından biliniyor. Zaman zaman gelip giden iyi valiler oldu, olumlu katkıları oldu ama bunlar geçici oldu. Yani mücadele var ama değişim yok. Biraz da Edirne’nin içine kapalı bir yapısı var. Edirneli sakin ve çekingen, çok da fedakarlık yapmayan karakterde. Birlikte hareket etme gibi bir gayreti de yok maalesef..

 

Edirne’nin tarih ve turizm potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Trakya’da çok şey yapılabilir. Edirne’nin kalkınması için öncelikle imkanlarının değerlendirilmesi lazım. Edirne’nin neye ihtiyacı var diye envanter çıkarılması lazım. Hakikaten Edirne’nin müthiş bir turizm potansiyeli var. Bunu destekleyen bazı unsurlar da var. Bir tanesi ulaşım.. Bir kere Türkiye’nin en büyük metropolü olan İstanbul’a rahat bir karayolu ile bağlantısı var, bu büyük bir imkan. Artı, Avrupa tarafındaki sınırlar rahatlamış durumda. Belediye ve yerel meslek odaları ve birliklerinin bir arada iyi çalışması lazım.. Turist, mahalli değerlerin olduğu yerde yemek yer. Mesela, Edirne’nin ciğeri meşhur.. İşte bu yerlerin iyi denetlenmesi lazım. Otellerin de aynı şekilde… Tarihi yerleri çok iyi tanıtmak ve gelen turistleri iyi ağırlamak lazım..