RÖPORTAJ — 1 Ocak 2015 at 16:10

GAMATEKS YÖNETİM KURULU BAŞKANI OSMAN AYDINLI: GAMATEKS MARKALAŞMAYA ODAKLANDI!

 

 

Markalaşmaya iki ana projeyle devam edeceklerini; bunlardan birisinin yurtdışında marka satın almak diğerinin ise hazır giyimdeki üretim tecrübesiyle yeni markalar yaratmak olduğunu vurgulayan Gamateks Yönetim Kurulu Başkanı Osman Aydınlı, sahip oldukları 30 yıllık tecrübeyle markalaşmaya odaklandıklarını vurguladı.

IMG_0963

İSO’nun ikinci 500 sıralamasında 2013’te ilk sıradaki yerini koruyan Denizlili Gamateks, 1980’li yıllarda başlayan ev tekstili üretimini 2000 yılında bırakıp hazır giyime geçiş yapmış bir firma. Bugün Next’ten C&A’ya birçok dünya devine üretim yapan Gamateks, Denizli ve Afyon’daki fabrikalarından sonra son yaptıkları Batman’daki fabrika yatırımı ile birlikte toplam istihdamını 3.000 kişiye çıkarmış durumda. Gamateks Yönetim Kurulu Başkanı Osman Aydınlı ile Gamateks’in yatırım ve markalaşma hedeflerini konuştuk.

 

Gamateks’in kuruluş hikayesini özetle anlatır mısınız?

Gamateks, 1980’li yıllarda kurulan bir firma. Ben 1970 yılında Atatürk Üniversitesi İşletme fakültesini bitirdim. Daha sonra Ankara bürokrasisinde kısa bir süre çalıştım. Yedek subaylığımı yaptıktan sonra ticaret yapmaya karar verdim. Ticaret yapmak için imkanım da yoktu. Derken şehirlerarası otobüs işletmeciliğine başladım. Hac turizmi vs. yapmaya başladım. Derken, 1978 yılında ilk ihracatımı Suudi Arabistan’a yaptım. O da elma ve soğan ihracatıydı. Orada önemli olan ihracatın mentalitesini kavramaktı. Çünkü hiçbir şey bilmiyordum ve de o yıllarda ihracat yapan yoktu. Denizli’de bu işi öğreneceğim bir tane insan yoktu. Kendi haç kafilem vardı, onun yanında iki tane tır kiraladım. İlk ihracat tecrübemden sonra kuruyemiş ihracatına başladım. Konsinye olarak yine Suudi Arabistan ve Kuveyt’e ihracat yaptım. Merhum Özal döneminde Avrupa’yla ticaretin daha kolay olduğunu gördüm. Hollanda’da birkaç gün kalıp araştırma yapmaya başladım. Orada zincir mağazaları gezdim. O sırada bir mağazanın tekstil reyonu müdüründen bir tanıdığım vasıtasıyla randevu aldım. Yanımda da havlu ve bornoz numuneleri vardı. Görüşme sonrasında bize iki bin tane bornoz sipariş verdiler. Daha sonra tanıdığım tekstilcilere sipariş edilen ürünleri yaptırdım. İşte tekstile başlamamız bu şekilde oldu.

 

Pekiyi Hollanda’ya ilk ihracat adedi ne kadar oldu?

İlk olarak yarım tır gönderdik. Bizim mallar gittikten sonra kendi marketlerinde satışa sundular. İyi gitti herhalde ki bir ay dolmadan tekrar sipariş verdiler. Tabii ben çok zorlandım. Altyapım yok, param çok sınırlı, ya batarsam diye çok korkuyordum. Çok zor şartlarda çalışarak bugünlere geldik. Yani yılmadık, bugün halauğraşıyoruz.

 

Kendi üretiminize ilk olarak ne zaman geçtiniz?

İlk olarak üretime 1985-86 yıllarında başladık. Denizli’de 220 metrekare yer kiralayarak başladım. O günden bu yana devam ediyorum. Biz önce ev tekstiliyle başladık. Önce tedarikçi olarak başladık, müşteriye gittik siparişler aldık ve başka firmalarda yaptırdık. 1987 yılında daha büyük bir yere geçtik ve oraya Hollanda’dan sipariş veren firma yöneticileri bizi ziyarete geldiler. İşte o Hollandalı grupla 17 sene çalıştım.

 

Türkiye ekonomisi 2001 ve 2008 yıllarında iki kriz yaşadı, ekonomi sarsıldı. Siz Denizlili bir sanayici olarak bugünkü tabloyu nasıl görüyorsunuz?

İşe başladığımızdan bu yana en azından 5-6 tane büyük finansal kriz atlattık. Bu işletme zaman zaman dip noktalara vurdu, batma tehlikesi yaşadık. Bir kere o dönemlerde bir sahipsizlik yaşadık. Geçtiğimiz krizlerden öğrendiğim; finans idaresi çok önemli, banka seçimi çok önemli, devletin sahip çıkması çok önemli. Ben sanayiciye daha çok sahip çıkılmasını istiyorum.

 

Batman’daki yatırımınız hakkında da bilgi verir misiniz?

Biz, çok yakın bir zamanda Batman fabrikamızı açtık. 10 milyon TL yatırım yaptığımız fabrikada ilk etapta 500 kişi çalışacak. Bu sayı yatırım genişlediğinde bine çıkacak. 2015’te tesisi genişletmek istiyoruz. Batman için en önemli hedefimiz, Batman’dan ihracat yapmak. Bu bizim için çok keyifli bir şey olacak. Batman’dan özellikle komşu ülkelere ihracat yapmak daha kolay ve daha avantajlı..

 

Sanayi de ve ticaret de birikim işi. Bu, günü birlik olacak şey değil. Bende birikim yoksa ne turizm olur, ne tekstil olur, ne gıda işi olur, ne de bir başka sanayi olur. Önce birikim olacak, önce insana önem vereceksin, insan yetiştireceksin. İnsanı yetiştirmeden tepeden inme sadece teşviklerle de bir şey olmaz. Bu insanla olacak bir iş. Bizde altta çalışan çok kişi var ama ara eleman yok. En büyük problemimiz bu. Bizim gibi pek çok tekstil işletmesi var. Bunların hiçbiri orada tesis yapmak, ara eleman bulmak vb. sorunlarla uğraşmak istemiyor. Dolayısıyla, sadece yukarıdan planlamayla olmuyor bu iş.

 

Markalara fason üretim mi yapıyorsunuz yoksa kendinize ait markalarınız var mı?

Biz daha çok tedarikçi konumda bir firmayız. Yakın zamanda Turquality belgesi aldık. Bundan sonra dünya markası olmak için adımlar atacağız. İlk olarak mağazalaşmaya başladık. Denizli’de bir tane açtık, yakında ikincisini açıyoruz. İstanbul’da bir mağaza açtık, 4-5 tane daha açmayı planlıyoruz. Ortadoğu’da mağazalaşmayı düşünüyoruz. Irak düzelirse Erbil’de mağaza açmayı planlıyoruz. Tabii Gamateks markasıyla olacak. Bunun altında birkaç tane çocuk markası da olacak.

 

Markalaşmaya başlarken siz, nasıl bir anlayışla hareket ediyorsunuz?

Marka olmak çok önemli ama günümüzde büyük markalar can çekişirken, marka olmak için markalaşmanın da Türkiye’de sadece kaynak israfı olduğunu ve kimseye de bir faydası olmadığını düşünüyorum. Türkiye’de marka olmak için yola çıkıp batmaktansa sağlam temeller üzerinde durup fasoncu olarak kalmak daha mantıklı. Ama 30 yıllık bir firma olarak önemli bir altyapımız var. Bunu da iyi değerlendirmek lazım.. Biz de marka olmak için adım atarken bu kadar know-how’u olan bir firmanın hep tedarikçi olarak kalmaması gerektiğini düşündük. Bu yönde iki projemiz var. Birincisi yurtdışında var olan bir markayı alarak yola devam etmek, ikincisi de üretim yaptığımız çocuk, bayan, erkek, spor giyim, teknik giyim, gecelik, pijama, ev tekstili gibi segmentlerden birinde talebi de dikkate alarak markalaşmak.

 

Denizli sanayisinde yeni neslin konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

İkinci nesil işe yeni başlıyor. Çok güzel yetiştiler, ama işe henüz tam anlamıyla başlayamadılar. Halen Birinci nesil etkin.. Eskiden bizim lisanımız yoktu, Denizli’de havaalanı yoktu, ulaşım çok zordu. Şimdi büyükşehir oldu, gelişim hızlandı, ulaşım hızlandı. Şehirde gidecek bir lokanta bile yoktu. Şimdi Denizli bir Avrupa kenti hüviyetine büründü. İkinci nesil ile birlik beraberliği, kurumsallığı oluşturabilirsek Denizli yine yerinde durmaz. Ben Denizli’nin daha da gelişeceğine inanıyorum.

 

Denizli’nin önemli sorunlarından biri de demir yolunun yetersiz kalması nedeniyle ihtiyaca cevap veremeyişi deniliyor. Bu noktada siz, neler söylemek istersiniz?

Demiryolu, Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılmış ama daha sonraki yıllarda ihmal edilmiş. Şimdi Denizli-Afyon arası yapılıyor. Kısa zamanda açılacak. Aslında demiryoluna biraz daha önem vermemiz gerekiyor. Bunun OSB içine de girmesi lazım, hatta Antalya’ya da ulaşması lazım. Çünkü Ege Bölgesi turizmde Antalya ile bir bütün halinde. Sadece karayoluyla, deniz yoluyla değil, demiryoluyla da desteklemek gerekiyor. Özellikle mermer sanayisindeki ürünlerin İzmir Limanı’na demiryoluyla taşınması daha ekonomik olacaktır. Bu taşımacılığın trenle yapılmasıyla karayollarımızın bozulmaması ve kazaların azalması da sağlanacaktır diye düşünüyorum. Zaten Denizli coğrafi konumu bakımından Ege Bölgesi, Akdeniz ve Orta Anadolu’yu birbirine bağlayan bir merkez konumunda..

 

Denizli, son senelerde gerek altyapısıyla gerekse şehirciliğe verilen önemle ve büyükşehir olmasıyla çok önemli yol kat etti. Bundan sonra yapılacak planlamaların, şehri bozmayacak şekilde yapılması ve Denizli’nin Ege’de bir marka şehir olmasının sağlanması lazım. Denizli buna çok müsait. Çünkü insan kalitesi çok gelişti Denizli’de. İkinci nesil Avrupa’da okudu, Avrupa görgüsü var, iş tecrübesi var. Yani birinci neslin deneyerek yaşadıklarını, eksiklerini tamamlayacak güçte.