RÖPORTAJ — 1 Ocak 2015 at 15:51

PAMUKKALE KABLO YÖNETİM KURULU BAŞKAN YARDIMCISI MEHMET KAVAKLIOĞLU: PAMUKKALE KABLO 2016’DA ABD PAZARINDA!

IMG_7815

 

Pamukkale Kablo’nun toplam üretiminin yüzde 70’ini ihraç etmeyi başardığını belirten Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet Kavaklıoğlu; zorlu global piyasalarda katma değerli mal üretebilmenin ve farklı ürün gruplarıyla ihracatta pazar farklılaşmasına gidebilmenin önemine işaret ediyor. Kavaklıoğlu, 2015 yılında yapacakları yeni ürün yatırımlarının ardından, 2016 yılında ABD pazarında organize olacaklarını vurguluyor.

 

Denizli’de önde gelen sektörlerden birisi de kablo sektörü. İSO ilk 500’de 328. sırada yerini alan Pamukkale Kablo Sanayi ve Ticaret A.Ş. 40 yıla yakın geçmişiyle kablo sektöründeki lider firmalardan birisi. Pamukkale Kablo Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet Kavaklıoğlu ile şirketin yatırım planlarını ve ihraç pazarlarına dönük hazırlıklarını konuştuk.

 

Mehmet Kavaklıoğlu, başta Türkiye Kablo ve İletken Sanayicileri Derneği Başkanlığı ve Elektrik-Elektronik ve Hizmet İhracatçıları Birliği -Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı olmak üzere birçok sivil toplum kuruluşunda görevler üstlenmiş bir isim. Kavaklıoğlu tüm bu görevlerinin yanı sıra,  Türkiye’nin 2023 ihracat hedefi olan 500 milyar dolar hedefine nasıl ulaşılacağına da kafa yoruyor aynı zamanda.

Şu anda Pamukkale Kablo neler yapıyor?

Pamukkale Kablo’nun kurucusu Halil Kavaklıoğlu. Kendisi 1950’li yıllarda başlamış bakır eşya  üretimine.. Sonrasında, 1970’li yıllarda da bakır tel üretimiyle devam etmiş. Malum, 70’li yıllar Türkiye’de sanayileşmenin ve gelişmenin başladığı yıllar. O dönemde, kabloya olan talep de artıyor. 1978 yılında da kablo üretimi başlıyor. Yaklaşık 40 yıla yakın bir kablo geçmişimiz var. Bugün Pamukkale Kablo sektörün lider firmalarından bir tanesi olup birçok ilke de imza atmış bir firma konumunda. Kaliteli üretimin en önemli şey olduğunu düşünüyorum ve her platformda da bunu savunurum. Ülkemizdeki tüm sektörlerin, kaliteli ve özellikli ürünler üretebildiğinde ancak bir yerlere gelebileceğine inanıyorum.  Pamukkale Kablo, kapasite ve yeni ürünlerin üretilmesine yönelik büyük yatırımlarına 90’lı yıllarda başladı ve 2000’li yılların başlarında da bunu tamamladı. Enerji kabloları dalında uzmanlaşan firmamız; enerji kablolarının hemen hemen tüm çeşitlerini üretebilecek kapasite ve makine parkuruna sahip durumda. İhracatımız 90’ların sonunda başladı. 2014 yılını değerlendirdiğimizde de firma, kapasitesinin yaklaşık yüzde 70’ini ihraç edebilen bir yapıya sahip.

 

Pamukkale Kablo yeni yatırımlar yapacak mı önümüzdeki yıllarda?

2008 global krizi sonrası kar marjları ve kapasite kullanım oranları hızla düştü. Yatırımlarımızı daha önce tamamladığımız için, resesyon sonrası konjonktür çerçevesinde, büyük bir yatırım ve kapasite artışına gitmedik; sadece potansiyelimizi koruduk. Öte yandan, verimlilikle ilgili modernizasyon çalışmalarımız oldu ve olmaya devam ediyor. Bizim teknolojimiz zaten yeniydi ama belli noktalarda otokontrol sistemlerine harcama yaptık. Bilişim altyapısında-üretimden satış sistemine kadar yenilenmeye halen devam ediyoruz. Önümüzdeki yıl bizi çok farklı pazarlara taşıyabilecek ve farklı ürün yelpazelerine götürecek, katma değerimizi daha da artıracak yeni ürünlere yatırım yapmayı planlıyoruz. Hedefimiz bu yeni ürünler vasıtasıyla yeni pazarlara açılmak.

 

Bu ürünler hangi alanlara yönelik olacak?

Mevcut geleneksel kablo üreticileri elektrik enerjisini bir yerden bir yere taşıyan kabloları üretirler. Bunlar çok çeşitlidir. Bunlardan en bilineni, bina içi (tesisat) dediğimiz herkesin iyi bildiği ve kullandığı standartlaşmış ürünlerdir. Bu kabloları, şu an bizim gibi birçok firma üretiyor. Ancak bu ürünleri üreterek yüksek katma değerli ürünlere geçmek mümkün değil; çünkü rekabet çok fazla ve bu nedenle karlılık sıfıra yakın; hatta sektörümüzde haksız rekabet de var. Katma değeri yüksek olan örneğin, spesifik denizaltı kabloları, suya dayanıklı kablolar, ısıya dayanıklı kablolar, soğuğa dayanıklı kablolar, yandığı zaman duman ve zehirli gaz çıkarmayan halojensiz tipteki kabloları komponentleriyle birlikte üretebilecek bir tesis kurulabilirse; benzer yapıya sahip firmaların katma değerlerini daha yukarılara taşımaları mümkün olabilecek. Bizim de 2015’te bununla ilgili olarak yatırımlarımız söz konusu.

 

Türkiye’nin ihraç pazarlarına baktığımızda Avrupa, Ortadoğu ve Rusya’yı görüyoruz. Amerika’da Türk kablo sektörünün etkinliği nedir?

Neden Türkiye’nin ihracat yaptığı ülkeler hep aynı kalmış? Son 10 yılda birkaç AB ülkesi, Rusya, Irak, Türki Cumhuriyetler, Ortadoğu’dan, Kuzey Afrika’dan belli ülkeler… Bakıyorsunuz 10 yıl önce de böyleymiş, şimdi de böyle. Sektör pazar farklılaşmasını maalesef yapamamış durumda. Amerika Birleşik Devletleri ekonomisi Avrupa Birliği büyüklüğüne yakın bir ekonomi. Çok da zor bir pazar ama kar marjı nispeten daha iyi. Türkiye’deki üretim sektörlerinin ortak problemi şu; üretim var, yeni ürünler var, yeni ve modern tesisler var, işgücü var, her türlü altyapı var ancak bunu pazarlayabilecek, veya sunabilecek satış kanalları ve bunun bir altyapısı yok. Elimize çantayı alarak içine iki katalog, iki numune atarak ülke ülke gezmişiz. Bu model geçmişte doğruydu ama bugün doğru değil. Mesela Amerika’ya gidecekseniz öncelikle o pazarı bir incelemeniz gerekiyor. Onların ihtiyaçları nelerdir? İmkanları nelerdir? Potansiyeli nedir? Kısa ve uzun vadede ne gibi stratejiler izlenebilir vs… Mesela, Amerika pazarı için, orada bir oluşuma gitmeniz ve öncelikle bir ofis açmanız gerekir. Ofis sadece ilk adım, sonrasında orada stok bulundurup dağıtım kanallarını oluşturmaya başlamak gerekiyor. Bunları yapabilen firmanın başarılı olma şansı çok fazla. Bahsettiğim yatırımlar küçük yatırımlar değil. Milyonlarca dolar yatırımdan bahsediyorum. Bunu yapabilecek vizyonda, yapıda ve nitelikte Türk firmaları var.

 

Sizin ABD pazarına dönük hedefleriniz var mı?

2015 yılı için hedeflediğimiz kritik yatırımları tamamladıktan sonra, 2016 yılının ortalarına doğru ABD pazarıyla ilgili ciddi girişimlere başlamak ve akabinde orada organize olmak istiyoruz. Ama önce altyapıyı tamamlayıp, bahsettiğim özellikli ürünleri o pazara sunabilecek aşamaya gelmeliyiz. Şu anda araştırmalarımız devam etmekte.

 

Son dönemde Amerika ile AB arasında bir Trans Atlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı süreci işliyor. Türkiye de bunun içine dâhil olmak istiyor ama bir yol alınabilmiş değil. Bu sizi kaygılandırıyor mu?

Kaygılandırıyor tabii ki. Bu anlaşmaya dâhil olamadığımız takdirde bence ülkece sınıfta kalabiliriz. Çünkü  ülkemizde petrol gibi doğal gaz gibi doğal kaynaklar yok. Sadece insan kaynaklarımız, üretim imkân ve becerilerimiz var. Sadece iç pazar büyümesiyle gelişmiş ülkeler seviyesine çıkmamız mümkün değil. İhracat olmazsa olmazımızdır. Son dönemde, inovasyon çok konuşulmaya başlandı. Bununla ilgili projeler geliştiriliyor. İhracatı arttırmak için farklı ürünler, farklı pazarlar olmalı ve bunun için ülkemizdeki üretim sektörlerinin ve mikro bazda firmaların inovasyona ağırlık vermelerinin zorunlu olduğunu düşünüyorum. Tabii bir de, ihracatımızın önünde çeşitli engeller de var. Ülkeler tarafından gümrük vergileri dışında anti-damping gibi tarife dışı engeller de uygulanıyor. Örneğin Güney Amerika’ya bakalım: O bölgede çok büyük bir potansiyel var. Brezilya lokomotif ve en büyük ekonomi konumunda.. Ama Brezilya’ya satış yapma şansımız yok. Ülke kendini gümrük duvarlarıyla koruyor; bizimse Brezilya ile henüz bir serbest ticaret anlaşmamız yok. Şimdi Brezilya gibi dünyada büyük veya gelişmekte olan ekonomilerle karşılıklı ticaretimizi geliştirmeye yönelik adımları atamazsak, uzun vadede ülkemiz ihracatı ciddi anlamda negatif bir etkiye maruz kalacaktır.

 

İnovasyondan bahsettiniz. Temsil ettiğiniz sivil toplum kuruluşları olarak, bu anlamda ne tür çalışmalar yaptınız, somut örnek verebileceğiniz çalışmalar var mı?

Bu konuda çok önemli iki çalışmamız var. Bunlardan bir tanesi endüstriyel tasarım yarışmalarıdır. Burada hedef, katma değerli ürünlerin tasarlanmasına katkı sağlamaktır. Bu yarışmalarda çeşitli kategoriler belirleniyor. Mesela bir öğrenci kategorisi oluyor, bir de profesyonel kategori. Türkiye’deki tüm üniversitelerin katılımına açık.. Projeler belli bir süre askıda kalıyor, inceleniyor, katalogları basılıyor. Ve değerlendirme sonucunda dereceye giren ve girmeyenleri sanayiciyle buluşturmaya çalışıyoruz. Bunlarla ilgili kendi dallarında söz sahibi jürilerimiz var. Yani bizim görevimiz burada bitmiş oluyor. Bu yüzlerce projeden birkaç tanesi bile gerçeğe dönüştürülse, bu bizim için bir başarı sayılır. Ama burada en büyük sıkıntımız, özel sektörümüzü yani işadamlarımızı buraya çekememek oluyor. Üniversitelerdeki öğrencileri ve akademisyenleri yarışma platformuna çekmek biraz daha kolay. Buradan bir artı değer çıkacağına işadamımız inanmıyor. Davet edilseler dahi, reel sektörden katılan işadamlarımızın sayısı oldukça az.

 

‘’Biz markalaşamayız’’, ‘’Bunu gerekli de görmüyoruz’’, ‘’Biz böyle devam edebiliriz’’ vs… gibi anlayışlar var gözlemlediğimiz kadarıyla birçok firmada. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Klasik giyimde ben Türk markası dışında bir ürün almıyorum. O kadar kaliteli Türk markaları var ki, gömleğinden kravatına, çorabından takım elbisesine kadar. Biz marka olamayız söylemine katılmıyorum. Ama tabii, marka olmak kolay değil. Birkaç yılda marka olunmuyor, onlarca yıl gerekiyor marka olabilmek için. Bunun kolay olduğunu zaten kimse söylemiyor. Bir yerden başlamak gerekiyor. Her sektörde bunun mücadelesi verilmeli diye düşünüyorum. Birileri zaten bunu kırdığında bunun arkası gelecektir.

 

Neden bu anlayışı yerleştiremedik sizce?

Çok kapsamlı bir soru. Bunun birçok sebebi var. Birincisi, öncelikle bir işe ciddi anlamda inanmak ve kararlı olmak gerekirken; bizler daha sahaya çıkmadan maçı kafada kaybediyoruz. Yapı itibariyle şöyle bir özelliği var Türk milletinin; Sabır eksikliği. Bizler bir işe çok hızlı gireriz; çok tez canlı, bir o kadar da sıcakkanlı insanlarız. Ama maraton koşusuna 100 metre yarışına başlar gibi başlıyoruz, hemen birinci km’nin sonunda nefesimiz kesiliyor. Engellerle karşılaşınca hemen moralimiz bozuluyor. Bence sıkıntı buradan geliyor. Tabii burada, devletin de üzerine düşen çok önemli görevler var. Öncelikle bürokratik engellerin kalkması gerekiyor. Üretim sektörlerinde önce, gerçek sanayicilerle yolsuzluk yapanları veya haksız kazanç sağlamaya çalışanları ayırt etmesi lazım otoritenin. Bu bağlamda, devletin uygulamaya soktuğu yönetmeliklerin veya uygulamaların, gerçek sanayicinin aleyhine olmaması gerekiyor. Yaşın yanında kuru da yanmamalıdır.

 

2015’in seçim yılı olduğunu da dikkate alırsak sizin açınızdan nasıl bir yıl olur?

Ben seçimlerin bizim sektörümüzde olumlu veya olumsuz çok etkisi olacağını düşünmüyorum. Ama global piyasalarda sıkıntılar var. Taleplerin beklentilerimizin altında kalması gibi bir durumla karşılaşabiliriz. Temkinli olmakta fayda var. Firma olarak, 2015’te yüzde 10 gibi bir büyüme hedefi koyduk kendimize.

 

Son olarak eklemek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Ülkemizi ve işimizi çok seviyoruz. Ama farkındayız ki, hepimizin işi çok zor. Küresel anlamda her alanda çok ciddi rakiplerimiz var. Günümüzde birçok ülke, gelecek dönemde yaşanılacak ekonomik ve büyümeyle ilgili sıkıntıları şimdiden tespit etmiş durumda. Ve bu ülkeler, stratejilerini bu tespitleri göz önünde bulundurarak belirliyor ve önlem almaya çalışıyor. Burada bize düşen daha dikkatli olmak ve daha çok çalışmak.. Devlet, özel sektör ve sivil toplum örgütleri ile olan senkronizasyonunu ve bilgi paylaşımını arttırmalı ve sonrasında doğru adımları atmalıdır. Üretim sektörleri için çözüm, pazar ve ürün farklılaşmasını sağlayabilmekten geçiyor. Ürettiğimiz ürünlerdeki katma değeri arttırmamız şart. Bununla beraber, orta veya daha uzun vadeli stratejiler üretmemiz gerekiyor. Bunları yaptığımız takdirde, gerek kendi sektörümüzde gerekse diğer sektörlerde fark yaratacak ve öne çıkacak firmalarımızın olduğuna eminim.  İnşallah başarıya ulaşırız.