RÖPORTAJ — 2 Nisan 2015 at 19:27

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN: KÜRT SORUNU KAVRAMI ARTIK GEÇERLİLİĞİNİ YİTİRMİŞTİR!

2015-03-23-muhtarlar-03

 

Yaklaşık bin yıldır bu topraklarda Kürtlerin yegâne dostu ve kardeşinin Türkler, Türklerin yegâne dostu ve kardeşinin de Kürtler olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türklerle Kürtlerin kardeşliğini sorgulayanlar; tarihe, ecdada ve bizim medeniyet mirasımıza haksızlık ederler. Kürtlerle olan irtibat, muhabbet ve uhuvvetimizi, ancak Türkler ve Kürtler olarak biz tanımlarız” dedi.

 

Gerek Türkiye’de, gerek geniş coğrafyamızda, Nevruz’un çok büyük bir coşku ile kutlandığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu vesileyle, Nevruz’un, ilkbaharın, ülkemize, milletimize, coğrafyamızdaki tüm kardeşlerimize barış, dayanışma, refah getirmesini Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum. Baharın, özellikle de Suriye’de, Filistin’de, Irak’ta, Afganistan’da, Yemen’de; diğer tüm çatışma alanlarında barışa kapı aralaması en büyük temennimiz. Bu coğrafyanın ülkeleri olarak, maalesef, nice Nevruz’u, nice İlk Baharı hüzünlü yaşadık, acılar içinde idrak ettik. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından, coğrafyamızda hiçbir baharı ağız tadıyla teneffüs edemedik. Açıkçası, huzurlu baharları, suyun, havanın ve toprağın sıcaklığını ruhlara hissettiren o baharları bu coğrafyanın insanları olarak çok özledik. Rabbimden, bizi yeniden baharlara eriştirmesini; toprakla birlikte ruhlarımızda bir uyanışı, kalplerimizde yeniden bir dirilişi bizlere nasip etmesini yürekten niyaz ediyorum” diye konuştu.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkemizde ya da bölgede yaşanan sorunların önemli bir kısmının, kendi içimizde ürettiğimiz sorunlardan ziyade, bize enjekte edilen, bize dayatılan sorunlar olduğuna işaret ederek şunları söyledi: “Yüzyıldır kendi ürettiğimiz sorunlarla değil; bizim için, topraklarımız, ülkelerimiz için kurgulanan sorunlarla mücadele ediyor, bu sorunlar nedeniyle ağır bedeller ödüyoruz. Bu coğrafyanın zenginliklerine göz dikenler, ne yazık ki, bu coğrafyada istikrar istemiyorlar, barış istemiyorlar, dayanışma istemiyorlar. Bu coğrafyada ne kadar kan akarsa, o kadar petrol elde edeceklerini, o kadar güç devşireceklerini, egemen güçler çok çok iyi biliyor ve daha fazla kan akması için de ellerinden geleni yapıyorlar.”

 

Konuşmasında, “Biz, bu coğrafyanın insanları olarak, birbirimize kenetlenebilsek, inanın, dışardan hiçbir güç gelip de bizim aramıza nifak sokamaz. Biz, bu coğrafyanın insanları olarak, emredildiği gibi birbirimizi kardeş görsek, emredildiği gibi Allah’ın ipine sımsıkı sarılsak, inanın, dışardan hiç kimse gelip de, bizim ağzımızın tadını bozamaz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, onun için, bu coğrafyanın tüm bireylerinin, çok samimi şekilde ellerini başlarının arasına almak, başkalarını suçlamadan önce kendi nefis muhasebelerini yapmak zorunda olduğunu vurguladı.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sünnilerle Şiilerin birbiriyle çatışması, dışardan birilerine fayda sağlıyor. Ama Sünnilerin aklı yok mu? Şiilerin aklı yok mu? Bir takım terör örgütlerinin, vahşice, barbarca, insanlık dışı saldırıları, o terör örgütlerine değil, onları kukla gibi oynatanlara büyük faydalar sağlıyor. Ama o terör örgütünün içinde yer alanların, o terör örgütlerine sempati duyanların, kol kanat gerenlerin, Allah aşkına, hiç aklı yok mu? Kur’an-ı Kerim’de defalarca Rabbimiz bizi uyarıyor: ‘Hiç akletmez misiniz? Tefekkür, tezekkür etmez misiniz?’ İşte, akledilmediği için, tefekkür, tezekkür edilemediği için, Şii ya da Sünni, üzerine bombaları bağlayıp, bir camiye girip, ibadet eden Müslümanları barbarca katledebiliyor. İşte Yemen’de olanları duyuyorsunuz. Akledilmediği için, 350 bin insanın katili, sırf mensubu olduğu mezhep nedeniyle hoş görülebiliyor, katliamları, zulmü, vahşeti, barbarlığı maalesef destek görebiliyor. Babası biliyorsunuz Humus’ta 30 bin insanı öldürdü, kendisi geldi 11-12 kat insanı Suriye’de öldürdü, genlerine işlemiş bunların. İnanın, ne Sünni kazanıyor, ne de Şii. İnanın, ne Türk kazanıyor; ne de Kürt, Arap kazanıyor. Her zaman kaybeden biz, kazanan ise; bizim kardeşlerimizi böyle birbiriyle çatıştıranlar oluyor” dedi.

 

Tüm bunlar için akletmek, ‘Ne oluyor?’ diye, samimi şekilde, gönülden, yürekten, olan biteni tekrar tekrar sorgulamak durumunda olduğumuzu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, olan biteni, sadece Yemenli, sadece Iraklı, Suriyeli, Mısırlı değil; burada, Türkiye Cumhuriyeti’nde, 78 milyon olarak bizlerin de samimi şekilde sorgulamak, eleştiriden önce kendi özeleştirimizi samimiyetle yapmak zorunda olduğumuzu, 6-8 Ekim ve Gezi olaylarını unutmamız gerektiğini ifade etti.

 

“TÜRKLERLE KÜRTLERİN KARDEŞLİĞİ, PAMUK İPLİĞİNE BAĞLI BİR KARDEŞLİK DEĞİLDİR”

 

Türklerle Kürtlerin kardeşliği, öyle sıradan, öyle pamuk ipliğine bağlı bir kardeşlik olmadığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi: ”Özellikle genç kardeşlerimin, genç nesillerin, bizim aramızdaki bu kardeşliğin boyutunu, derinliğini ve ruhunu çok iyi anlamasını gönülden arzu ederim. Biz, Anadolu’nun kapılarını İslam’a açan Malazgirt Savaşı’nda, Kürt kardeşlerimizle omuz omuza savaştık. İslam’ın sancağına kasteden Haçlı seferlerine karşı, bütün bu coğrafyada biz omuz omuza savaştık. Kudüs Fatihi Selahattin Eyyubi’nin ordusunda, Nurettin Zengi’nin ordusunda, Yavuz Sultan Selim’in o şanlı ordusunda, birbirinden farkı olmayan Müslüman kardeşler olarak, biz aynı kutlu gayenin neferleri olarak bir olduk, beraber olduk, birbirimize ebediyen kardeş olduk. Bundan 100 yıl önce, Sarıkamış’ta, dedelerimiz birlikte şehit düştü, Çanakkale’de vatan toprağını hep birlikte savunduk. Bize unutturulmaya çalışılan Kut-ül Amare zaferini, o muhteşem zaferi, Irak’ta, Türk, Kürt, Arap, hep birlikte kazandık. Kurtuluş Savaşı’nı birlikte verdik; Türkiye Cumhuriyeti’ni hep birlikte kurduk. Aynı sofraya oturduk, aynı somunu paylaştık, kız aldık, kız verdik; sadece aynı toprağı değil, biz bu coğrafyada aynı kaderi paylaştık” diye konuştu.

 

Yaklaşık bin yıldır, bu topraklarda, Kürtlerin yegâne dostu ve kardeşinin Türkler; Türklerin de yegâne dostu ve kardeşinin Kürtler olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Açın, bin yıllık tarihe bakın. Kürtlerin zor zamanlarında yanlarında sadece Türklerin olduğunu göreceksiniz. Türklerin en zor zamanlarında yanlarında sadece Kürtlerin olduğunu göreceksiniz. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından, Türklerle Kürtleri ayırma çabasına, bakın altını çizerek ifade ediyorum, Türklerden önce bizzat Kürtlerin kendisi karşı çıkmış, bizzat Kürtler itiraz etmiş, bizi birbirimizden ayıramazsınız diye çok güçlü şekilde duygularını ve gayelerini ifade etmişlerdir. Bizim ortak tarihimiz, öyle 30 yıldan, 40 yıldan ibaret değil. 30 yıl, 40 yıl içindeki gelişmelere bakıp da, Türklerle Kürtlerin kardeşliğini sorgulayanlar, tarihe, ecdada, bizim medeniyet mirasımıza haksızlık ederler. Bizim, Kürtlerle olan irtibatımızı, ilişkimizi, muhabbetimizi ve uhuvvetimizi, ancak ve ancak, Türkler ve Kürtler olarak biz tanımlarız. Marjinal, ateist, inançsız, özellikle de bu toprakların değerlerinden, bu toprakların özünden ve ruhundan kopuk akımlar, çıkıp da bizim birbirimize olan muhabbetimizi, uhuvvetimizi yeniden tanımlayamazlar. Eğer, hadiseleri, var olan sorunları, çıkar da başkalarının kavramlarıyla tanımlamaya, analiz etmeye kalkışırsak, işte orada, daha en başından kaybederiz” dedi.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan Diyarbakır’da, 2005 yılında, “Kürt meselesi benim meselemdir” dediğini hatırlatarak şunları söyledi: “O gün, sorunları reddeden anlayışın üzerini çizdik. O gün, inkâr politikalarını elimizin tersiyle ittik. O gün, asimilasyonu bir daha geri gelmemek üzere tarihe havale ettik. Red, inkâr ve asimilasyon politikalarının son bulmasıyla birlikte, yani devletin sorunları kabul ederek, çözüm çabasına girmesiyle birlikte, Kürt sorunu kavramı artık geçerliliğini yitirmiştir. Ben, Kürt sorunu yoktur dediğimde, bunu son derece art niyetli bir şekilde başka yerlere çekmeye çalışıyorlar. Oysa, benim söylediğim son derece açıktır: Türkiye’de artık Kürt sorunu yoktur; Kürt kardeşlerimin sorunları vardır. Yatıp, kalkıp, ‘Kürt sorunu şöyle, Kürt sorunu böyle’ başka bir şey yok ağızlarında. Bu ayrım, bu nüans son derece önemlidir. Kürt kardeşimin sorun varsa sen onu bana getir. Türk kardeşimin de sorunu var, öyle mi? Abhaz’ın, Boşnak’ın, Arnavut’un, Roman’ın da var. Ülkemde yaşayan tüm etnik unsurların her birinin sorunları var. Bu sorunları gidermek için çalışacağız, ayrım yapmayacağız. Sanki bu ülkede Kürt sorunundan başka bir mesele yok, yatıyorlar, kalkıyorlar bunu konuşuyorlar. Bu, ülkeyi bölmeye gayret etmektir, ayrımcılıktır. Bu nüans son derece önemli. Reddin, inkârın ve asimilasyonun sona erdiği, sorunların kabul edildiği ve çözüldüğü bir ortamda, artık Kürt sorunu kavramını kullanmak, Kürt kardeşime de, Türk kardeşime de, diğer tüm etnik unsurlara da açık bir haksızlıktır. Bu ülkede sadece Kürtler yok, bu ülkede 36 ayrı etnik unsur var ve hepsini biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı çatısı altında ne yaptık? Topladık. Ne dedik? Tek millet dedik. Tek bayrak dedik. Tek vatan dedik. Tek devlet dedik. Kardeşlerim, millet nedir biliyor musunuz? Millet, her türlü etnik unsuru aynı çatı altında toplayan bir kavramın adıdır. Bu millet kavramında Türk var, Kürt var, Laz var, Çerkez var, Gürcü var, Abhaza var, Boşnak var, Roman var, Arnavut var, aklınıza ne gelirse, millet bununla oluşur ve bunu hazmedemiyorlar.”

 

“İTHAL KAVRAMLARLA YOLA ÇIKANLAR, İTHAL ÇÖZÜMLER ÖNERİRLER”

 

Kavramları artık milletin belirleyeceğini, ithal kavramlarla yola çıkanların, ithal çözümler önerenlerin, doku uyuşmazlığı yaşayacaklarını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bakın, şu anda, Doğu ve Güneydoğu illerimizde, Kürt kardeşlerimiz nezdinde, çok önemli bir tehdit, çok önemli bir mesele var. Hem terör örgütü, hem de onun gölgesinde siyaset yapan parti, kendi kavramlarını zorbalıkla dayatarak, kendi dünya görüşünü, kendi yaşam tarzını dayatarak, benim Kürt kardeşimin ruhuyla, özüyle oynamaya, onu tahrip etmeye çalışıyor. Onların dünya görüşü, onların yaşam tarzı asla bu coğrafyaya, bu millete ait değildir. Onların diliyle, onların kavramlarıyla konuşmaya başladığınız anda, bu tahribatın bir unsuru olursunuz. Orta Doğu’nun yiğit insanları, yürekli insanları, en önemlisi de inançlı, imanlı insanları olan Kürtleri, kendi değerlerine, kendi inançlarına aykırı davranmaya sevk eden her hareket, en başta bu insanlara ihanettir. Benim Kürt kardeşim bu tuzağa düşemez, düşmemelidir. Şahsen, bütün hayatım boyunca, bütün siyasi mücadelem boyunca, farklı etnik unsurlara bakışım çok net olmuştur: Yaradılanı severim, Yaradan’dan ötürü… Benim ilkem budur, düsturum budur, benim dünyaya, ülkeme, milletime bakışımdaki zaviye budur. Bundan 40 yıl önce de insana bu zaviyeden bakıyordum; elhamdülillah, bugün de insana bu zaviyeden bakıyorum. Bu zaviye, bu bakış açısı, bu toprakların özüdür, ruhudur, bu toprakların mayasıdır. Kim ki, etnik unsurları, bir farklılık, bir ayrışma, bir husumet vasıtası olarak kullanıyorsa, en başta, bu topraklara, bu topraklar üzerinde bin yıllardır muhafaza edilen kardeşliğe ihanet içindedir” dedi.

 

“BİZİM POLİTİKALARIMIZI TERÖR BELİRLEYEMEZ”

 

Kürt vatandaşların sorunlarını çözerken, hiçbir zaman, tehditlere, telkinlere, saldırı ve sabotajlara aldırış etmediklerini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle söyledi: “Terör bizi tehdit etti, boyun eğmedik. Devletin içine gizlenmiş çeteler bizi tehdit etti, onlara da boyun eğmedik. Nice darbe girişimi, nice saldırı, Gezi Olayları, 17-25 Aralık darbe girişimi… Hepsi de, özellikle de Kürt kardeşlerimin sorunlarının çözümünü engellemek için sahneye konulmuştur; ama biz hiçbirine eyvallah etmedik. Bizim politikalarımızı terör belirleyemez. Bizim istikametimizi, politikalarımızı, darbe tehditleri, istikrarsızlık tehditleri, çatışma tehditleri de belirleyemez. Bizim politikamızı sadece ve sadece milletimiz belirledi, bundan sonra da sadece ve sadece milletimiz belirler. Kürt kardeşlerimize bakışımızda, Kürt kardeşlerimizin sorunlarına bakışımızda, inanın, 40 yıl önce neredeysek, bugün de oradayız. Bizde hiç kırıklık göremezsiniz. İstikametimizin sarsıldığını göremezsiniz. 40 yıl önce, 30 yıl, 13 yıl önce ne dediysek, bugün de aynısını söylüyoruz. Söylediğimiz de çok nettir: Kürt, Türk, Arap, Çerkez, Roman, Gürcü, Abaza… Bütün etnik unsurlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşları olarak birdir, birbirine eşittir, birlikte Türkiye’dir.”

 

“BEN BURALARA HALKIMIN İÇİNDEN GELDİM”

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ne terör, ne de çeteler, uluslararası çeteler, ulusal paralel çeteler, bize istikamet çizemez. Onun için bu meseleye biz başımızı koyduk. Biz bu meseleyi çözmek için kefenimizle yola çıktık. Bu yolda baldıran zehri içmek gerekiyorsa, onu da içeriz dedik. Bizim başından beri söylediğimiz çok açık bir şey daha var: Ne dedik? Terör örgütü silahları bırakacak dedik. Çünkü ben Cumhurbaşkanlığı makamına gökten zembille inmedim. 12 yıl Başbakanlık yaptım, ondan önce İstanbul gibi bir şehrin 4.5 yıl belediye başkanlığını yaptım. Buralardan, halkımın içinden, bu toprakları eşe eşe buralara geldim. Dolayısıyla, hangi köyde, hangi mahallede, hangi beldede, hangi ilçede, hangi ilde ne var, ne yok bunları bilen birisiyiz. İşte daha evvelsi gün Denizli’deydik. Değerli kardeşlerim, 24 kere Denizli’ye gitmişim. Düşünebiliyor musunuz, acaba şöyle Cumhuriyet tarihinde hangi Başbakan, hangi Cumhurbaşkanı bir ile 24 kere gitmiş olsun. Ve sadece vilayet değil, tabi oraların ilçelerini dolaşmak da var, bunları da yapmışız. Ankara’ya oturup buradan yönetmeye kalkarsan, işte 12 yıl önceki Türkiye olurdu. Ama elhamdülillah, biz nasıl bir Türkiye aldık, şimdi neredeyiz görüyorsunuz. 79 senede bu ülkede 6100 kilometre bölünmüş yol yapılmıştı, fakat biz 12 yılda 17 bin 500 kilometre bölünmüş yol yaptık, her şey ortada” diye konuştu.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, göreve geldiklerinde Türkiye’de 26 tane havalimanı bulunduğunu, buna 12 senede 26 tane havalimanı daha ilave ettiklerini ve şu anda 52 tane havalimanımız buldurduğunu belirtti. Hakkâri’ye havalimanı yapıldığını ancak, Hakkari’ye havalimanı yaptırmamak için ellerinden geleni yapıtlıklarını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ölücü terör örgütünün bütün iş makinelerini yaktığını, buna rağmen havaalanını yapacaklarını anlatarak, “Çünkü biz Kürt kardeşlerimizin o huzurunu, o refahını bunların vahşice yaklaşımlarına kurban ettirmeyeceğiz” dedi.

 

Şu anda Marmaray’ın çalıştığın, şimdi yeni yapılan iki katlı tünelden de otomobillerin geçeceğini, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün inşasının sürdüğünü,  bir de iki köprü arasından yine denizin altından, hem raylı, hem de lastikli sistem, 3 katlı bir tünel daha yapılacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Asya’yla Avrupa’yı 3 tane denizin altından, 3 tane denizin üstünden bir gidiş-gelişle birbirine bağlıyoruz” diye konuştu.

 

“O SİLAHLARI BIRAKMADIĞINIZ SÜRECE ÇÖZÜME ZERRE KADAR KATKINIZ OLMAZ”

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan terör örgütü silahları bırakacak, eğer söyleyecek sözü varsa bunu siyaset zemininde söyleyecek dediklerini kaydederek şunları söyledi: “13 yıldır yaptıklarımız, özellikle de ret, inkâr ve asimilasyonu sona erdirmemiz, silahı tamamen zeminsiz, bahanesiz bırakmıştır. Sıkılı yumruklarla hiçbir sorun çözülemez, hiçbir hedefe varılamaz, bunu yapmadığınız sürece, o silahları bırakmadığınız sürece o çözüme zerre kadar katkınız olmaz, tam tersine her zaman sorun olmaya devam ederseniz. Şimdi söylüyorlar, silahlar bırakılsın. İfade olarak çok güzel, tamam da, bir yıl önce Nevruz’da yine bunlar söylenmişti ve ‘tamam’ dendi. Ne oldu? Ben ne dedim geçenlerde? Uygulamaya bakarız, uygulama görmeden bunlara inanmak mümkün değil, dolayısıyla uygulamayı görelim. İşte şimdi 2,5 ay sonra seçimler var, 30 Mart seçimlerinde tehditlerle bu işler yürüdü, Cumhurbaşkanlığı seçiminde tehditlerle bu işler yürüdü, artık bu tehditlerden halkımızı kurtarmak zorundayız. Halkımız millî iradesini serbestçe, özgürce kullanmak zorundadır. Burada da muhatabım asla terör örgütü değildir, bu çağrımı terör örgütüne değil, terör örgütünün vesayetinden kendisini kurtaramayan o siyasi partiye yapıyorum.”

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasına şu şekilde devam etti: “Eğer bu ülkede siyaset yapmak istiyorlarsa, eğer çözüme katkı sunmak istiyorlarsa, önce silahların gölgesinden, önce silahların tasallutundan kurtulacaklar. Bakın burada tekrar söylüyorum; her ne pahasına olursa olsun, tek başımıza da kalsak, son nefesimize kadar bu ülkede çözüm süreciyle formüle ettiğimiz kardeşliği tesis etmenin mücadelesini sürdüreceğiz. Ancak, hiç kimsenin de benim Kürt kardeşlerimi zehirlemesine, Kürt kardeşlerim nezdinde haksız bir meşruiyet kazanmasına, haksız bir muhataplık kazanmasına müsaade edemeyiz, etmemeliyiz. Silahların gölgesinde barış olmaz, hele hele verilen sözlerin defalarca çiğnendiği, vaatlerin defalarca bozulduğu, itimadın tahrip olduğu bir ortamda somut adımları görmeden daha ileriye gidemeyiz.”

 

Konuşmasında, “Bu sözüne güvenilmeyen figürlerle yol mu yürüyeceğiz? Yüzüne gülen, arkanı döndüğünde her türlü oyunu oynayanlarla nasıl devam edeceğiz? Önce silahı bırakacaksın… Bak, IRA İngiltere’de, İrlanda’da, bölgede silahları betonlara gömdüler ve bunu dünyaya da ispat ettiler. Sizin buna benzer attığınız bir adım var mı şu anda? Yok. Silahı bırakacaksın, bununla birlikte savaşın, çatışmanın, fitne ve nifakın dilini de bırakacaksın, ondan sonra söyleyecek bir sözün varsa geleceksin Anayasal demokratik sınırlar içinde siyaset zemininde söyleyeceksin. Siz çözüm istemiyorsanız, bu yöndeki gayretlere katkı vermiyorsanız kusura bakmayın keyfiniz bilir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu meseleyi çözmek için Türk’üyle, Kürt’üyle milletimize güvenerek yola çıktıklarını belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, millet ile birlikte yola devam edip, silahlara rağmen, silahların tasallutunda siyaset yapanlara rağmen bu meseleyi çözeceklerini vurguladı.

 

12 yılı aşkın süre içinde karşındakileri çok yakından tanıdıklarını, bunların defalarca sözlerini çiğnediklerini, verdikleri sözden döndüklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi: “Süreç eğer bugünlere kadar geldiyse açık söylüyorum, onlara rağmen geldi. Bölücü terör örgütüne, onların temsilcilerine rağmen buraya kadar geldi. Eğer onların bu samimiyetsizlikleri, bu ikiyüzlülükleri karşısında biz farklı tepkiler ortaya koysaydık, Türkiye çözüm süreci diye bir umudu hiçbir zaman yaşamayacaktı. Kardeşlerim, 6-8 Ekim tarihlerinde soruyorum; milleti sokağa davet eden kimdi? Buyur, milletim biliyor, muhtarlarım biliyor bunları. Ve ondan sonra yalana başladılar, biz böyle bir şey yapmadık. Ne yapmadın ya, sokağa davet ettin. Sokakta kendileri için hak aradılar. Şimdi çıkmışlar utanmadan sıkılmadan Cumhurbaşkanı çözümün karşısında diye tezvirat yapıyorlar. Cumhurbaşkanı çözümün yanında mı, karşısında mı geriye dönüp 12 yıllık döneme bakarsın görürsün. Kardeşlerim; Kürt demek yasaktı bu ülkede, öyle mi? Kürtçe şarkı, türkü yasaktı. Sokakta Kürtçe konuşmak yasaktı. Anne evladıyla cezaevinde Kürtçe konuşamıyordu. Bölgede seyahat etmek, yaylaya, mezraya gitmek yasaktı. Yol yoktu, öğretmen, okul yoktu, hastane, doktor yoktu. Bunların hepsini biz çözdük. 2002 yılında başında bulunduğum Parti iktidara geldiğinde bölgedeki kanaat önderlerine, sivil toplum kuruluşlarına bu meseleyle ilgili ne yapılması gerektiğini sormuştum. Bana bir şey söylediler çok enteresan; Olağanüstü Hal’i kaldırın yeter, başka hiçbir şey gerekmez dediler. O zaman Başbakan Sayın Abdullah Gül’dü, iki ayda Olağanüstü Hal kaldırdı. Değerli kardeşlerim; Hükümet güvenoyu aldı 28 Kasım’da, 30 Kasım’da Olağanüstü Hal kaldırıldı. Biz verdiğimiz sözün arkasında böyle dururuz. Bununla kalmadık, faili meçhul cinayetler dönemini sona erdirmekten, işkenceyle mücadele, Kürtçe televizyondan seçmeli derse, seçmeli Kürtçe şu anda ders var, üniversitelerde de var, lise, orta, oralarda da var. Çocuklara isim verilmesinden yerleşim birimlerinin adlarına kadar her alanda tarihi önemde adımlar attık. Ülkemizin tüm geri kalmış, geri bırakılmış yerleri gibi bu bölgede de çok büyük yatırımlar gerçekleştirdik. Yol, su, elektrik, okul, hastane, aklınıza ne gelirse her alanda batıda ne varsa Güneydoğu’da, Doğu’da da aynı hizmetlerin verilebilmesini biz sağladık. Sosyal yardımlarla hiçbir vatandaşımızın mağduriyet yaşamamasını, temel ihtiyaçlarından mahrum kalmamasını temin ettik. Önce Demokratik Açılım diyerek, sonra Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi diyerek, ardından Çözüm Süreci diyerek bu çalışmaları bütünlük içinde yürüttük ve bugünlere geldik. Bütün bunları birileri bizi zorladığı için, mecbur bıraktığı için değil, bölgedeki kardeşlerimizin de bu ülkenin birinci sınıf vatandaşı olduğuna inandığımız için, onlar bizim ezeli ve ebedi kardeşimiz olduğu için yaptık.”

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkenin her meselesi gibi bu meselenin de elbette tümüyle ortadan kalkmadığı, her şeyin güllük-gülistanlık olmadığını ancak,  Türkiye’nin tüm meseleleriyle birlikte bu meseleyi de çözme iradelerinin sonuna kadar arkasında bulunduklarını vurgulayarak, “Kürt kardeşimin, Türk kardeşimin, Arap kardeşimin, ülkemdeki tüm etnik unsurların ne sorunu varsa Alevi’nin, Sünni’nin, işçinin, sanayicinin, gencin, yaşlının ne sorunu varsa Allah’ın izniyle hepsini de çözeceğiz” dedi.

 

“DEVLET; TERÖR ÖRGÜTLERİ, VANDALLAR, YAĞMACILAR VE PARALEL İHANET ŞEBEKELERİ KARŞISINDA BOYUN EĞMEZ”

 

Çözüm Süreci’nin bir-iki etnik unsurun değil, bir veya iki bölgenin değil, tüm milletimizin ve tüm Türkiye’nin ortak meselesi olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kim çözümde yanımızda olursa onunla yürürüz. Ama ikiyüzlülerle, güvenilmezlikleri defalarca ispatlanmış olanlarla asla yol yürüyemeyiz. Bizim hiç kimseye meşruiyet kazandırmak gibi bir gayemiz yok, olamaz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti terör örgütleri karşısında, vandallar, yağmacılar karşısında, paralel ihanet şebekeleri karşısında boyun eğmez, böyle bir görüntünün ortaya çıkmasına izin vermez.  Eğer itiraz ediyorsam, eğer bazı yanlışlara dikkat çekiyorsam bunu bugüne kadar yaşananları yakından bilen biri olarak yapıyorum. Ve bu ülkede paralele, paralel yapılanmaya dikkat çekerek yapıyorum. Bir şeyi daha özellikle söylüyorum; paralel devlet yapılanmasının özellikle bizlere yönelttiği şu andaki çağrılara bakarsanız işte bunlar nerelerle nasıl paslaştıklarını gayet iyi bir şekilde ortaya koyuyor. Eğer eleştiriyorsam, bunu ülkem adına yapıyorum, milletim adına yapıyorum, çözüm adına, kardeşlik adına, barış adına yapıyorum” şeklinde konuştu.

 

“ÇÖZÜM SÜRECİ BENİM SORUMLULUĞUMDA BUGÜNLERE GELDİ; BU KONUDA SÖZ SÖYLEMEK HEM HAKKIM HEM DE VAZİFEMDİR”

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan şu sözlerle konuşmasını tamamladı: “Biz dertliyiz, dert adamı söyletir. Bu ülkenin ve bu milletin derdini, sızısını içimizde hissettiğimiz için konuşuyor, söylüyor, yol göstermeye çalışıyoruz. Meselesi ikbal olanlar bizi anlayamadı, anlayamaz. Meselesi koltuk olanlar bizi anlayamadı ve anlayamaz. Ucuz kahramanlık sevdalıları bizi anlayamadı, anlayamaz. Biz Allah’ın izniyle şahsi meseleleri işin içine katmadan Hükümetimizle, devletimizle bu işi çözeceğiz. Muhalefet bu çözüme katkı sağlayacaksa buyursun sağlasın. STK’ların, ilim ve fikir adamlarının yapıcı katkısı varsa buyursun bunu versinler. Ama kimse şahsi hırslarını, ideolojik saplantılarını, çatışma senaryolarını Çözüm Süreci’nin önüne koymasın. Biz bu meseleyi çözmekte kararlıyız. Çözüm Süreci benim sorumluluğumda başlamış ve bugünlere gelmiş bir süreç. Bundan sonraki gelişmelere ilişkin söz söylemek, değerlendirme yapmak, teklifte bulunmak herhalde benim de hem hakkım, hem de vazifemdir. Birileri çıkmış ne diyor? Artık tek adamsın, yanında kimse yok; bunlar çok zavallı, ben cumhurun başkanıyım, ben bu milletin başkanıyım. Büyüklerimizin çok güzel bir lafı var: ‘Kendini bil, haddini bil, neslini bil.’ Ama bunlarda hiç birisi yok. Her zaman söylüyorum; gayret bizden, tevfik Allah’tan. Niyet hayır, inşallah akıbet de hayır olacak.”