KAPAK, RÖPORTAJ — 5 Mayıs 2015 at 00:32

DOĞA KOLEJİ KURUCUSU VE YÖNETİM KURULU BAŞKANI FETHİ ŞİMŞEK: DOĞA KOLEJİ BİR DÜNYA MARKASIDIR!

FETHI SIMSEK

 

Otuz yıl önce küçük bir işletmeyle başlayan Doğa Koleji’nin gelişim sürecinin büyülü bir hikaye gibi gözünü kamaştırdığını ifade eden Doğa Koleji Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Fethi Şimşek, hikayenin bugün geldiği noktada, Doğa Koleji’nin Türkiye’de açık ara lider olmasından öte bir dünya markası haline geldiğini vurguladı.

 

Eğitim sektörü sürekli bir değişim içinde son dönemde. Bu süreçte özel eğitim kurumlarının gelişimi de Türkiye’nin geleceği için hayati bir öneme sahip. Kurumsallık ve markalaşma yönünde çalışan birçok özel eğitim kurumu var. Bunlar arasında Doğa Koleji zirveye yerleşmiş bir marka konumunda. Doğa Koleji Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Fethi Şimşek ile Doğa Koleji’nin markalaşma sürecini ve eğitimdeki hedeflerini konuştuk.

 

Fethi Bey, Doğa Grubu’nun bugünkü yapısını ve faaliyetlerini konuşalım ilk olarak..

Bu 30 yıl önce başlayan bir hikaye aslında. Küçük bir işletme ile başlayan, süreç içerisinde büyüyen, gelişen ve dönüşen bir yapı. Arkaya doğru baktığımda nasıl olduğunu hem izah edebiliyor hem edemiyorum. Yani öyle bir kimyası var işin. Ben kimya öğretmeniyim aynı zamanda. İşletmenin de bir kimyası var. O kimyayı yakaladığımızda zaman içinde farklı şeylere dönüşüyor. Bence büyülü bir hikaye. Yani benim de gözümü kamaştırıyor. Bazen ben kendi kendime şunu soruyorum. Ben 30 sene önce işe başladım. İlahi kudret deseydi ki “Sen ne istiyorsan aynısını vereceğim, hatta fazlasını vereceğim.” ben bugün verdiklerinin binde birini istemeyi bile bilmezdim. Hukukta bir kural vardır talepten fazlasına hükmedilemez diye. Şimdi ilahi kader benimle ilgili talepten fazlasına hükmediyor. Yani istediğimden fazlasını verdi.

 

Tabii süreçler canlı bir mekanizma gibidir. Sizi de dönüştürürler, sizi de yönlendirirler. Bizde de hikaye öyle oldu. İşin kuruculuğunu yapmak gerçekten zevkli. Küçük bir işletme ile başlayan, daha sonra English Time dil okulları ve arkasından Doğa Koleji ile devam eden bir hikaye…  Şu anda dünyanın ve Türkiye’nin iftihar ettiği bir markanın oluşumu… Doğa Koleji Türkiye’de açık ara lider ama dünyada da bir klasman yapılırsa Doğa Koleji hem büyüklük ve kalite olarak hem sistem ve öğretim olarak dünya arenasında Türkiye’yi temsil edecek markadır gerçekten. Markalar önemlidir.  Ama sürdürülebilirolması daha da önemlidir. Doğa Koleji gerçekten sürdürülebilirliği olan, algısı olan, albenisi olan güçlü bir markadır, güçlü bir işletmedir. Benim temennim şu: 500 yıl, 1000 yıl…dünya ne kadar yaşayacaksa o kadar yaşasın.

 

İşletmelerde artık şirket anayasası söz konusu. Tabii burada da sorunlar yok değil. Sizin bu noktada belli bir yapınız var. Biraz da buna değinelim..

Öyle bir kurumsal yapıyı kurduk ki kişilerden bağımsız olarak kurumsallaşması, profesyonellerin yönetmesi ayrı bir değer. Yani ben, kızım, oğlum, gelinim yönetsek ailede bir sıkıntı olduğunda kurumda da bir sıkıntı olacak. Biz hissedarız. Hissedarlıktan öte bir fonksiyonumuzun olmaması gerekir. Tabii ki ben kurucuyum. Bu ayrı bir imtiyazdır. Doğa Koleji’nin asıl değeri kurumsallığıdır. Profesyoneller tarafından yönetilmek bizim Türk kültüründe sorunlu bir alandır. Çünkü aile geçici. Birinci kuşaktan sonra ikinci kuşağın nasıl olacağı belli değil ama kurumsal yapının kuralları vardır, sistemi vardır ve doğrultuda yoluna devam eder.

 

Anayasaya gelince; en uzun anayasa en sorunlu anayasadır; en kısa anayasa da en iyi anayasadır aslında.. Uygulanabilir olması çok önemlidir. Yoksa siz anayasayı ne kadar bağlarsanız bağlayın insan aklı bir çıkış buluyor mutlaka. Benim özellikle iş hayatına yaklaşımım daha insani. İşletmenin genetik kodları daha çok insani değerden oluşuyor. Aslında işletmeler kapital olarak doğmuştur. Ama bizim için kapital araçtır amaç değildir kesinlikle. Yani onu araçtan öte gördüğünüzde sorunlar başlıyor. Ama aracı da ihmal etmemek lazım. Aslında temel kriterlerin sağlam olması önemli. Mesela yetki devri çok önemlidir. Patron ya da hissedarlar genellikle şunu yapar; “Bütün yetkileri verdim çocuklar” derler, bir sabah uyandıklarında “Ben bu markanın sahibi değil miyim, bunlar şöhret oldular, beni dinlemiyorlar” diye yakınırlar.

 

Amiral geminiz eğitim kurumları olsa da son yıllarda farklı sektörlerdeki faaliyetleriniz de var. Biraz da bunlardan bahsedebilir misiniz?

Biz ekonomik büyüklüğümüzü ve ilk enerjimizi eğitimle elde ettik. Benim diğer iş kollarına girmemin aslıda temel noktası eğitimi daha da güçlendirmektir. Eğitimden para kazanmadan da yatırım yapabilmektir. Çünkü eğitim olmazsa olmazdır bir ülke için. O yüzden bu sektörün mutlaka gelişmesi gerekiyor. Bu sektörden kazandığımı bu sektöre yatırayım fikri beni tatmin etmemeye başladı. Doğa Koleji bilindiği gibi Türkiye’de eğitime sektörüne sermaye çeken ilk kurumdur. Bu eğitim kurumunun büyümesi gerekiyor. Ancak Doğa Koleji’nin büyüme eğilimi şu andaki büyüme eğiliminden daha yüksek. Biz onu frenlemeye çalışıyoruz. Mesela 2011’de ben, 30 şube açalım derken 20 şube açtık. Doğal, organik büyümeden bahsediyorum. Önümüzdeki yıl 12 kampüs açılacak.

 

Eğitim faaliyetlerinizi yurtdışına taşıma planlarınız var mı?

Biz t-MBA eğitim modeliyle yurtdışında faaliyetteyiz. Parayla gidip yurtdışında iş yapmak ayrı bir şeydir. Akılla, entelektüel birikiminizle yurtdışında iş yapmanız daha değerlidir. Biz eğitim modelimizi şu anda Almanya ve Rusya dahil50’ye yakın ülkeye ihraç ediyoruz. Yani esas olan binalarımızla gitmek değil, modelimizle gitmek. Kuzey Kıbrıs Mağusa’da başarılı bir yatırımımız oldu. Bundan sonraki süreçte de inşallah Kuzey Kıbrıs’ın birçok yerine eğitim yatırımız olacak. Tataristan’a ziyaretim de bu amaçlıydı. Büyüme olacak ama benim söylememle olmaz. İşletme diyecek ki ben büyüyeyim. İşletme ben gideceğim dediğinde biz gideceğiz.

 

Türkiye’nin eğitim sistemini ve Doğa Koleji’nin eğitim politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eğitim bütün dünyada sorundur. Dünyanın sorunları altında eğitim sorunları yatar. Yetişmiş, gelişmiş insan kaynağı önemlidir. Artık ne kadar petrolünüz olduğu değil, ne kadar yetişmiş insan kaynağınız olduğu önemlidir. Güney Kore öne çıkan ülkeler birisi baktığımız zaman. Türkiye’ye geldiğimizde tabii aldığımız mesafeler çok. Eğitimde en sosyal demokrat yönetimler bile çok muhafazakar yaklaşmış. Eğitimi kutsamışız. Yani belki Osmanlı’dan Cumhuriyete devam etmiş. 1990’lara kadar böyle gelmiş aslında. Milli Eğitimde geri kalmışız. Kapalı bir sistem içerisinde yetiştirdiğimiz insan tipinin dünya ile alakası yok. Ama bugüne geldiğimizde iletişim çağı ile birlikte Türkiye dünya ile bütünleşen bir zemine doğru kayıyor. Dünya ile entegrasyon başladı. Tabii eğitimdeki değişimler, gelişimlerkısasa sürede değil, kuşak değişimi ile oluyor. Şimdi 70 bin Doğa Koleji öğrencisinin topluma kattığı değerleri 10 yılda, 15 yılda göreceğiz aslında. Çünkü biz özgür bireyler yetiştiriyoruz. Kendine güvenen, üretebilen, bağımlı olmayan, aynı zamanda kendi milli değerlerine sahip çıkan bireyler yetiştiriyoruz. Yoksa bir ideolojik şablona göre asla yetiştirmiyoruz. On yıl sonra ne yaptığımızı toplum daha iyi anlayacak.

 

Eğitim sektöründeki büyümenizi üniversite açmak suretiyle taçlandırmak istiyorsunuz. Üniversite hedefiniz hakkında bilgi verir misiniz?

Toplumun beklentisi o, benim de beklentim o.. Üniversitemizi 2016 yılında hayata geçirmeye çalışacağız inşallah. Doğa Üniversitesi’ni gerçekten değer üretmeye odaklı, insan kaynağı değerine odaklı ve bu konuda mali olarak hiçbir şeyi sakınmayacağımız, bütün imkanları arkasına koyacağımız, grubun tepesinde bir değerli taş gibi duracak, kendi klasmanında lider bir üniversite yapmak istiyoruz. Bizim hedefimiz bu. Eğitim branşları karma bir model olacak ama her alanın içinde ihtisaslaşma olacak. Bunun yanında bağımsızlık modeli de uygulanacak. Zaten benim temel paradigmalarım özgürlük, inovasyon ve rekabet. Özgürlük olmazsa olmaz. Yani özgürlük olmadan bir değerin ortaya çıkması mümkün değildir. Birçok üniversiteye baktığınızda ya mühendislik öne çıkmıştır ya sağlık öne çıkmıştır ya da sosyal bilimler. Niye? Baştaki yönetim neyi öne çıkarıyorsa o diğerlerini baskılamıştır. Halbuki her fakülte kendi içinde özgür olmalıdır.