RÖPORTAJ — 2 Haziran 2015 at 23:29

EMSAN GENEL MÜDÜRÜ UĞUR KAYMAK: ÜRETİM EKONOMİSİ TEŞVİK EDİLMELİ!

Ugur Kaymak

 

Son yıllarda ithalata ve inşaat sektörüne dayalı bir büyüme modelinin ekonomiye hakim olduğunu vurgulayan Emsan Genel Müdürü Uğur Kaymak, yeni hükümetin sanayide ve tarımda yeniden üretimi teşvik edecek bir politika benimsemesi gerektiğini dile getirdi.

 

Yeni bir seçimin arifesinde sanayicinin beklentisi istikrar olduğu kadar yeniden üretime, büyümeye odaklanılması yönünde. Durgunluğa girmiş ekonomideki gelişmeleri ve üretken bir sanayi için yapılması gerekenleri Emsan Genel Müdürü Uğur Kaymak ile değerlendirdik.

 

Üç dönemdir devam eden tek parti iktidarının sona erip, koalisyonlar dönemine geri dönüş olasılığından bahsediliyor. Siz bu olasılığı nasıl yorumluyorsunuz?

Ben koalisyonlarla ilgili geçmişten çok ders aldığımızı düşünüyorum. Dolayısıyla bugün koalisyon olsa geçmişteki hataları görmeyiz. Bugünkü iktidarın yapmış olduğu birçok yanlışı koalisyonla kurulan bir hükümetin düzelteceğini düşünüyorum. Koalisyon kötü bir şey değil. Dünyada başarılı örnekleri de var. Avrupa’da koalisyon zaten vardı, başarılı olduğunu da biliyoruz. Türkiye de bundan bir ders çıkarmıştır, geçmişteki hataları yapmayacaktır. Hem Meclisteki dengesizliğin ve aşırı baskıların ortadan kalkacağını hem de ekonomik olarak halkın daha çıkarına birtakım gelişmelerin olacağına inanıyorum koalisyonla. Biz en son koalisyonu 15 sene önce yaşadık. Aradan geçen 15 senede Türkiye’nin ekonomik olarak ne kadar ileriye gittiği belli. Koalisyon ortağı hiçbir partinin bugünkü durumu geriye götürecek bir adım atacağını sanmıyorum. Mesela daha önceki dönemde Devlet Bahçeli koalisyon hükümetinde yer aldı, şimdi onun da alt kadroları değişti, onun da söylemleri yenilendi. Onun dışında baktığınızda diğerlerin hepsi yeni liderler. CHP’ye baktığınızda CHP’nin kadrosunda da çok değişim var. HDP’ye bakarsanız tamamen yeni bir oluşum. O nedenle burada herhangi bir endişe söz konusu değil. Evet tek parti iktidarları politika geliştirmekte daha özgürler, çok daha hızlı hareket edebiliyorlar ama şunu da gördük ki son 4 sene içerisinde tek parti iktidarının yanlışları olduğunda, yönetimsel yanlışları olduğunda, bunları düzeltmek için çaba sarf etmek ihtiyacı duymuyor. Ve kendi söylediğini ya da kendi talebini diretmede bir sakınca görmüyor. Bu nedenle belli dönemde bu partilerin dayatma ve diretmelerine çekidüzen vermeleri için koalisyon daha hayırlı olabilir.

 

Ekonomiye değinecek olursak, Sayın Cumhurbaşkanı’nın ifade ettiği gibi büyüme noktasında son 3 yıldır bir patinaj yaşıyor Türkiye.. Bu noktada sizin bakış açınız nedir?

Türkiye, gittikçe üreten bir ekonomiden tüketen bir ekonomi haline geldi. Hem tarım alanındaki hem sanayi alanında üretimi teşvik edeceğimize son beş yıldır köstekliyoruz. İthalatı daha cazip hale getirdik. İnşaat sektörüne daha fazla önem verip Türkiye’de yapılan inşaatların yurtdışına pazarlanması şeklinde bir ekonomik model geliştirdik. Dolayısıyla sanayici ya da daha önce tarım kesiminde uğraşan herkes gayrimenkul işine girdi. Son iki yılda verilerden gördüğümüze göre müteahhit sayısında bir patlama var. Neden oluyor bu? Üretmektense rant ekonomisi çok daha cazip hale geliyor. Türkiye’de faizden beslenen bir kesim var vesaire deniyor ama gerçek aslında o değil, üreterek para kazanamayan bir ekonomide ister istemez sermaye sahipleri sermayelerinin erimemesi için farklı arayışların içinde kendilerini ekonominin gayrimenkulle büyüyen tarafında buldular. Bu da çalışan grubun işsiz kalmasına, işsizliğin daha da büyümesine ve artan nüfusla beraber iş imkanlarının artmamasına neden oluyor. O nedenle patinaj çekiyoruz. Türkiye, ayrıca ihracatta rekabetçi olmaktan gittikçe uzaklaşıyor. Bugün tekstil sanayine bakacak olursanız gittikçe kan kaybediyor. Keza tarım ihracatında gittikçe düşüş var. Dengeler ithalat yönünde ağırlık kazanmış durumda. Bu biraz da tarım arazilerini gayrimenkule ayırmamızdan da kaynaklanıyor. Dolayısıyla yeni gelen hükümetlerin mevcut tabloyu tersine çevirecek üretime ve özellikle tarım sektörüne daha çok önem vermesi gerekiyor. Hayvancılığımız ve ziraat tarafı gittikçe kan kaybettiğine göre bunu da görerek, teşvik edecek bir çalışma içerisine girmeleri gerekir. Bu şekilde hem büyükşehirlere göçlerin önüne geçmiş oluruz, hem de geliri daha adaletli dağıtarak, ekonominin büyümesine yardımcı olabiliriz.

 

Pekiyi, bu açıdan baktığınızda ana muhalefet partisinin “Merkez Türkiye” projesini olumlu buluyor musunuz?

Tabii söylem olarak şu anda kulağa hoş gelen bir proje ama çok kısa sürede gerçekleşmesi zor olan bir projeden bahsediyoruz. Bunun neticesinde 30 bin dolar kişi başına düşen milli gelir iddiası var. Bunun gerçekleşmesi için uzunca bir süreye ihtiyaç var. Yapılabilir bir proje mi? Ana hatlarıyla belki ama çok da detayı var yapılması için. Üzerinde çalışılması gereken ve detaylandırılması gereken birçok alt noktası var. Türkiye hizmet sektöründe ve IT sektöründeki üretimle çok daha hızlı yol alabilir. Eğer eğitime önem verilir ve bu eğitimle gerek hizmet sektörünü gerek IT sektörünü hızlı bir şekilde desteklersek bir nesil sonrasında çok daha hızlı bir büyüme elde edilebilir. O anlamda eksik tarafları olan bir projeden bahsediyoruz. Söylediğim şeyler desteklenirse çok daha hızlı toparlanma olur.

 

Sanayinin ivme kazanması adına acilen neler yapılabilir sizce?

Her şeyden önce sanayicinin önünde istihdama yönelik engeller var. Yani sanayici çok fazla işçiyle çalışmayı şu anda caydırıcı buluyor. Dolayısıyla bu caydırıcı nedenleri ortadan kaldıracak birtakım çalışmalar yapılması lazım. Maliyet artırıcı unsurların ortadan kaldırılması lazım.. Enerjiyle ilgili sorunlarımız var. Dünyanın en pahalı enerjisini kullanan bir sanayicimiz var. Bunlara bir çare bulunması gerekir. Bir de teşvikleri herkese değil, Ar-Ge’ye önem veren, yenilikler yapan firmalara vermek lazım.

 

Hiçbir yatırımcıyı zorla bir şey yapmaya teşvik edemezsiniz. Özendirici olabilirsiniz. İşte Ar-Ge yatırımları için özel alanlar tahsis edebilirsiniz. Üniversitelerle onların uyumlarında teşvik edici birtakım çalışmalar yapabilirsiniz. Ar-Ge çalışmalarından doğan masraflar veya ekipmanla ilgili birtakım teşviklerde bulunabilirsiniz. Bunları Avrupa’da da yapan ülkeler var. Dolayısıyla bunlardan ders almak lazım.. Bizde ne yazık ki hükümet, her sanayi kuruluşunu daha fazla vergi alabileceği tesisler olarak görüyor.  Otoyollar yapmak, tren yolları yapmak.. Hepsi güzel ama bütün kaynakları bir tarafa yatırmaktansa eğitim ve bununla birlikte sanayi sektörüne, Ar-Ge yatırımlarına yönelmesi ve buralara yatırım yapması daha doğru olacak devletin.

 

Katma değerli ürünler üreterek daha rekabetçi sanayiye mi yönelmesi lazım hükümetin?

Biz İhracatçılar Birliği içerisinde URGE (Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesi) projesinde yer aldık. Bu proje içerisinde sanayiciler bir araya gelerek, kendilerini geliştirmek için birtakım eğitimler aldılar ya da birtakım Ar-Ge çalışmasına ortak olarak girdiler. Bunların hepsinde gördük ki daha rekabetçi olabilmemiz için firmaların birbirilerine daha iyi kenetlenmesi ve bir ekip halinde çalışmasında çok büyük faydalar var. Bugün kalkıp Güney Amerika’da pazarlama yapıyorsanız bunu firmaların tek başına yapıyor olmaları çok maliyetli bir iş. Ama bunu ekip olarak yaptığınızda hem karşıda muhatap olduğunuz firma daha ilgiyle yaklaşıyor, hem de uygun maliyetle yapıyorsunuz. Hükümetin bunu teşvik etmesi lazım.. Bunların bir sivil toplum kuruluşunun, bu İhracatçılar Birliği olabilir, başka bir kuruluş olabilir, şemsiyesi altında organize edilebiliyor olması lazım. Pazarlama faaliyetleri dışında yeni tasarımlarla ürünlerin pazara sunabilmesi için daha farklı teşvikler de olması lazım. Güney Kore’nin birçok sektörde başarılı olmasının ardında firmaların ekip halinde çalışıyor olması var. Her şeyin üreticisi ben olayım diyen zihniyetten farklı olarak üretilecek ürünün, komponentlerin farklı firmalar tarafından geliştirilip, en uygun maliyetle yapılıp, ihracata hazır hale getirilmesi var. Bu otomotiv sektörü için de, ağır gemi sanayi için de, elektronik sanayisi için de geçerli. Bu yapıyla gittikçe de dünyada söz sahibi olan firmalar çıkmaya başladı Güney Kore’den. Türkiye, Güney Kore’yi örnek alarak aynı pozisyonu alabilir.

 

Türkiye’de işadamları şapkalarını önüne koymaları gerekiyor mu, yoksa mevcut durum itibariyle bakış açılarını sürdürecekler mi sizce?

Türkiye, eğer kutuplaşma ortadan kalkarsa hızlı bir şekilde toparlanır ama şu anda nedense kutuplaşma ya da taraflara karşı sert söylemler moda. Eğer söylem değişir, yumuşama olursa, özellikle hükümetin tarafında daha bir hoşgörü olursa sanayicilerin de birbirilerine olan yaklaşımları daha işbirlikçi hale gelir. Yani biz, birtakım krizlerden ders alarak Merkez Bankası’nın ve bankacılık sisteminin bağımsızlığını oturtmuştuk. Dünyada da başarılı bulunan Merkez Bankası yönetiminin olur olmaz şekilde eleştirilmesi bu kurumlara zarar veriyor.

 

Şimdi sektörünüzde düğün dernek dönemi başladı. Emsan olarak nasıl bir strateji belirlediniz? Mevsimsel değişimler sektörünüze nasıl yansıyor?

Düğün dernek zamanı başladı. Anneler Gününden önce hızlı bir çalışma dönemi geçirdik. Ramazan ayına kadar da bu çalışmalar devam edecek. Hem bayilerimiz aracılığı hem de çeşitli medya kuruluşlarındaki reklamlarımız ile bu pazara yönelik ürünlerimizi tanıtıyoruz. Tabii ki Ramazan’ın geriye doğru kayıyor olması burada düğün mevsimini biraz daha kısaltıyor ama çeyiz alımları hiçbir zaman bitmeyecek. Çeyiz bir gelenek zaten Türkiye’de.. İyi bir dönem geçiriyoruz. Ancak eskiden daha kapsamlı çeyiz paketleri hazırlarken, şimdi satın alma gücünün biraz daha azalmasıyla birlikte çeyiz paketlerinin değerlerini daha satın alınabilir hale getirmek zorunda kaldık. Ama hem kur artışı, hem vergilerdeki artışlara vs. baktığınızda satış fiyatları artması gerekirken, bu satış fiyatlarını herhangi bir şekilde değiştirmedik. Bunu pazardaki payımızı kaybetmemek için yapıyoruz. Sonuçta tüketici kitlesinin satın alma gücüne uygun ürün gamını sunmamız gerekir. Satışlarımız artarak devam ediyor. Geçen senenin toplam satış değerleriyle aşağı yukarı aynı yerdeyiz, ama firma olarak karlılığımız düşmüş vaziyette. Biz sektördeki liderliğimizi sürdürmek için yeni ürünleri piyasaya sunarak farklılık yaratıyoruz. Aksi takdirde geriye düşeriz.