KAPAK, RÖPORTAJ — 2 Haziran 2015 at 23:42

IŞIK ÜNİVERSİTESİ MÜTEVELLİ HEYETİ BAŞKANI PROF. DR. SIDDIK YARMAN: IŞIK ÜNİVERSİTESİ İLK BEŞTE YER ALIYOR!

siddik_yarman

 

Vakıf ve devlet olmak üzere üniversitelerin sayısında son yıllarda yaşanan hızlı artışın başta kalite, kaynak ve akademik kadro sorunları olmak üzere birçok sorunu ortaya çıkardığını vurgulayan Işık Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Sıddık Yarman; vakıf üniversiteleri içerisinde köklü geçmişi ve güçlü finansal yapısı ile kalite sorunu yaşamayan Işık Üniversitesi’nin ilk beş içinde yer aldığını söylüyor.

 

Işık Üniversitesi, kökleri 127 yıl öncesine uzanan Feyziye Mektepleri Vakfı’nın yirmi yaşındaki çocuğu.. Kökleri sağlam ve aynı zamanda genç Işık Üniversitesi’nin Kurucu Rektörü ve Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Sıddık Yarman ile son yıllarda sayıları hızla artan vakıf üniversitelerinde yaşanan kalite sorunlarını ve çözüm yollarını konuştuk.

 

Son dönemde üniversitelerde niteliksel dönüşüm gündeme geldi. Niteliksel değişim derken, altını çizebileceğimiz neler var sizce?

Yeni YÖK Başkanımızın en ciddi icraatı veya kavramsal olarak üniversite camiasına yansıttığı üniversitelerimizin kalitesinin geliştirilmesi.. Çünkü eğitim kalitesi olmazsa, öğrenci geldiği gibi çıkıyorsa, o zaman üzerine hiçbir şey koymamış oluyoruz. O zaman ülke kalkınması için dünyada katma değer yaratabilme açısından hiçbir şey yapmamış oluyorsunuz. Kalitenin olması için ciddi yatırımlar lazım. Kalite bir süreçtir, zaman gerektirir, sabır gerektirir. Bundan 50 sene önce kurulan, 70 sene önce kurulan, İstanbul Üniversitesi gibi 1453’ten beri varız diyen üniversiteler için dahi bu önemli bir şey. Çünkü uzun yıllar ayakta kalırsınız, eskirsiniz, zamanının koşullarına ayak uyduramayacak duruma düşersiniz, yine kaliteniz geriye düşmüş olur.

 

Son yıllarda üniversite sayılarındaki hızlı artış kalite konusunda nasıl etkiler yarattı?

Birçok devlet üniversitesi kuruldu, birçok vakıf üniversitesi kuruldu. Bu kadar hızlı bir şekilde kurulan vakıf üniversiteleri her biri kurulduktan sonra biz dünyanın en iyi üniversitesi olduk diyor. Böyle bir şey olamaz, bu çok komik bir şey. Buna çok dikkat etmek lazım. O süreci yaşamaları lazım. O süreci yaşamaları için de destek almaları lazım. Diğer kurulmuş üniversiteler ve vakıf üniversiteleri destek almaları lazım. Şu anda Türkiye’deki bütün üniversitelerin öğretim üyeleri, öğretim elemanları önemli ölçüde daha önce Türkiye’de yetişmiş, devlette görev almış akademisyenlerdir. Yurtdışından gelenler de oldu ama onları devlet gönderdi. Devlet üniversitelerinden mezun oldular, doktoralarını yaptılar. Dolayısıyla böyle bir altyapıdan söz ediyoruz. Bunun bilincinde olmamız lazım.

 

Ayrıca, Türkiye’deki kaliteli hocaların sayısı çok fazla değil. Türkiye’de yaklaşık 50 bin hoca var. Bunların yüzde 75’i erkek, yüzde 25’ kadın. Üretim yapan, dünyayı tanıyan, katma değer üreten kaç tane akademisyen var? Türkiye’de vakıf üniversiteleri hızlı kurulmaları nedeniyle çok ciddi kaynak sorunları yaşıyor. Altyapı sorunları yaşıyor, bina sorunları yaşıyor, hoca sorunları yaşıyor. Birçok üniversite eğitimlerini başka üniversitelerden görevlendirme usulü ile ancak taşıyabiliyor. Yurtdışından hoca getirme programları da gündeme geliyor. Şimdi kalitenin düzeltilmesi de çok kolay değil. Çünkü kurulan vakıf üniversiteleri neredeyse yüzde 90’ından fazlası öğrenci gelirlerine bağımlı. Şimdi bana göre ihtiyaçtan çok daha fazla vakıf üniversitesi var. Neden? Vakıf üniversiteleri öğrenci başına maliyetleri hesaplarsanız 15-20 bin liranın üzerinde maliyetini karşılayacak kaç tane öğrencisi var? Bu Türkiye ekonomisinin gücüne, zenginliğine bağlı bir şeydir. Türkiye’deki vakıf üniversiteleri artık öğrenci bulmakta zorlanıyor. Boş kontenjanlar kalıyor. Vakıf üniversitelerinde boş kontenjanlar demek, ihtiyaçtan fazla paralı kontenjan var demek.

 

Öyleyse tabiri caizse market açar gibi üniversite açılmasına neden izin veriliyor?

Bana göre çok ciddi hataydı bu. YÖK, izin verdiği üniversitelerin kalitesini bugün eleştiriyor ise, o zaman YÖK Başkanı kendinden önceki YÖK Başkanlarının verdiği izinleri eleştiriyor anlamına gelir. Pekiyi, kitapta, kanunda yazılanları niye yapmadınız diye YÖK onları kapattı mı? Öyle bir şey de söz konusu değil.

 

Burada istenilen yapılmadığında ikaz edilmesi, gerektiğinde cezai müeyyide uygulanması noktasında bir zafiyet mi var?

Aslında sehavetli davranıyor YÖK.. Bunu da ben bir ölçüde anlayabilirim. Neden? “Üniversiteler kurulsun, standartları sağlaman için sana hoşgörü süresi tanıyayım. Sen de o hoşgörü içerisinde kendini toparla.” diyebilir. O da der ki; “Ben kendimi toparlayabilmek için sağdaki soldaki devlet üniversitelerinden destek alayım, hocalar alayım.” Bu sehavetli gözle bir süre daha bakıp vakıf üniversiteleri kar amacı gütmüyor, özel üniversiteler de olsun, kar etsin diyen bazı siyasiler oldu. Tamam olsun. Biz Işık Üniversitesi olarak hiçbir şeyden çekinmiyoruz. Yani gerçek olarak eğitimde kim olacaksa olsun. Tartışılan, açık konuşulmayan şöyle de bir bakış açısı olabilir; başarısız üniversiteler kendini ayakta tutamıyorsa birleşsinler. Şimdi Türkiye’ye yurtdışından üniversite geliyor. Üniversiteyi satın alalım diyorlar ama satın alma diye bir kanun yok ki. Ama bakıyorsunuz ben şu üniversiteyle işbirliği yapıyorum; ben şu grupla işbirliği yapıyorum, üniversite bu grubun bir parçasıdır. Hangi grubun?  Hangi kanunla? Hangi anayasayla? Hangi yönetmelikle? Yani insanlara da yazık.. Bu işleri götürmeye çalışan yatırımcılara da. Ben şimdi bunun hangisini sorgulayayım?  Ne olacağı belli olmayan bu yapı öğrenci açısından da fevkalade sakıncalı.. Güvensiz bir ortam var.

 

Bunun aşılması için neler yapılabilir?

Bu konuda milli bir irade, milli bir politika oluşması gerekir. “Türkiye, öğrenci kabul eden, uluslararası hizmet veren bir üniversite ülkesi olacak. Bizim ciddi bir dolar gelirimiz de böyle olacak” denmesi gerekir. O zaman ilgili kuruluşlar uluslararası pazarlara çıkarak, Türkiye’de öğrenim görecek bütün öğrencilerin yararlanabileceği ucuz krediler bulur. Dünya Bankası’ndan bu kredileri alabilir, IMF’den bu kredileri alabilir, ticari olarak bu kredileri alabilir, ülkeler adına bu kredileri alabilir. Aslında Türkiye Cumhuriyeti AK Parti döneminde uluslararası öğrencileri buraya getirelim dedi. Ben bunları fevkalade takdirle karşılıyorum. İkili anlaşmalar yaptı. Türki Cumhuriyetleri’ndeki öğrencilere çok burslar verdi. Bunu da fevkalade takdirle karşılıyoruz. Devlet üniversitelerinde onlara okuma imkanı sağlandı. Işık Üniversitesi’nde de yüzde 2-3 düzeyinde değişim öğrencileri var. Afrika’dan, Türki Cumhuriyetlerinden gelen öğrenciler var; Amerika’dan gelen öğrenciler var. Her sene yaklaşık 100 kişi geliyor. Biz her sene 1.000 kişi bekliyorduk ama 100 kişi geldi. Çünkü ekonomik istikrarsızlık bunda etken oldu. Yurtdışından öğrenci gelsin istiyoruz ama demekle olmuyor. Her şeyden önce finansal altyapı oluşturulması çok önemli.. Işık Üniversitesi güçlü finans altyapısı olan üniversiteler arasında 1 numara.

 

Pekiyi bu yapı içerisinde Işık Üniversitesi’nin farkı nedir?

Işık Üniversitesi 127 senelik bir geçmişi olan Feyziye Mektepleri Vakfı’nın kurduğu bir üniversitedir. Feyziye Mektepleri Vakfı, Türkiye Cumhuriyeti’nin, YÖK’ün tanıdığı bir vakıftır. Işık Üniversitesi hiçbir çıkar ilişkisi ve kazanç çabası olmadan 20 sene önce kurulmuş. 300 milyon dolara yakın bir yatırımla Şile kampüsünü oluşturmuştur. İstanbul’un göbeğindeyiz. Feyziye Mektepleri Vakfı’nın mülkü olan 20 bin metrekare kapalı alan üzerinde eğitim veriyoruz. Herhalde bu binanın bugünkü değeri 100 milyon dolar vardır. Demek ki 400 milyon dolarlık bir yatırımın üzerinde kurgulanmışız. Yirmi senede kendi kadrolarımızı toplamışız. Bir günde 10 bin öğrenciye çıkmamışız. Yirmi sene önce demişiz ki 5.000 öğrenci bulacağız. Yani öyle öğrenci üzerinden sürümle para kazanacağız da dememişiz. Dolayısıyla Işık Üniversitesi bu şekilde kendini yürütme gayreti içerisinde. Mevzuata fevkalade uygun bir şekilde onu gerçekleştiriyor. Vakıf her türlü desteği üniversitesine sağlıyor. O bakımdan kalite sorunumuz yok.

 

Araştırmaya da oldukça önem veren bir üniversitesiniz bildiğimiz kadarıyla…

Birçok laboratuvarımız var. Ama 100 milyon dolarlık, 50 milyon dolarlık araştırma laboratuvarlarımız henüz yok. Araştırma laboratuvarı kurulması çok büyük yatırımlar gerektiriyor. Bunlar devletin desteği ile olabilecek şeyler, proje bazında olabilecek şeyler. Altyapımızı tamamladık, gerçekten dünya standartlarında bir üniversite görünümüne geldik. Öğretim görevlilerimiz çok ciddi araştırmalar yapıyor. TÜBİTAK Projeleri alıyor, San-Tez projeleri alıyor, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan projeleri var. İstanbul Kalkınma Ajansı ile yürüttüğümüz projeler var. Uluslararası konferanslara katılıyoruz; uluslararası makaleler yayınlıyoruz; araştırma ürünlerimizi dünyaya tanıtıyoruz. Daha da iyi olmak arzusundayız.

 

Niteliksel dönüşüm kapsamında akreditasyon konusuna bakışınız nedir?

Bu konuda bazı rakamlar açıklandı ama ben verilen rakamların hiçbirine inanmıyorum. O sayıların da Türkiye’nin gerçek yüzünü yansıtmadığını düşünüyorum. Birçok üniversite o sıralamalarda öne çıkabilir. Ama orada pazarlama olayı var, allama pullama meselesi var. Akreditasyon bir hukuksal altyapıyla söz konusu olacak. Akreditasyon, sistemin kendi kendinin özdenetimi anlamına gelir. Şimdi Amerika’da bir akreditasyon altyapısı var da nedir? 50 tane üniversite bir araya gelir ve derler ki; “Biz var olmak için bir dernek kuralım. Dernek içerisinde biz uluslararası ve endüstriyel hedefler koyacağız ve bu hedeflere uygun ülkemize, vatanımıza veya bizi destekleyen sermayeye dönük olarak insan yetiştireceğiz.” Biz ne yapıyoruz? İnsan yetiştiriyoruz. Kimin için yetiştiriyoruz? Memleket için, insanın kendisi için. Sen üniversitende dört sene insanı tutuyorsun, mezun ediyorsun. Sonra bakıyorsun ki o insan işsiz. Türkiye’de işsiz üniversitelerin sayısı artıyor. Demek ki üniversiteden çıkan insanlar ne kendine iş kurabiliyor, ne de var olan işlerde görev alabiliyor. Yurtdışına giden gidiyor. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) mezunu bir mühendis yurtdışında çalışıp, kendisine iş bulabiliyor mu? Evet. Demek ki İTÜ’nün kalitesi dünyadaki büyük şirketlere insan yetiştirmek için yeterli. Ben bunu biliyorum. Çünkü İTÜ mezunuyum. Ortadoğu Teknik Üniversitesi mezunu da dünyanın dört bir tarafında kendine iş bulabiliyor. Işık Üniversitesi’nden de mezun olan öğrencilerim gerçekten dünyanın dört bir tarafında kendilerine iş buldular. Pekiyi, her üniversiteden mezun olan iş bulabiliyor mu? Hayır. Demek ki iş bulamayan üniversitenin öğrencisi üniversitesinde yeteri kadar uluslararası çapta katma değer edinmemiş oluyor.

 

Son olarak, üniversite tercihleri konusundaki mesajınız nedir?

Bir defa kendi çalışmak istedikleri konularla Işık Üniversitesi’nin sunmuş olduğu eğitimi özdeşleştiren gençler, Işık Üniversitesi’ni tereddütsüz yazsın. Kendi aralarında bütün üniversiteleri bir klasmana koysun. Biz, Vakıf Üniversiteleri arasında ilk 5 de yer alıyoruz. Bu itibarla biz, herkesi Işık Üniversitesi’ne bekliyoruz. Kampüs diyorlarsa fazla tercih yapmasınlar. Çünkü Şile kampüsümüz dünyanın en güzel kampüslerinden birisi..