RÖPORTAJ — 2 Haziran 2015 at 23:38

MALTEPE ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ PROF. DR. ŞAHİN KARASAR: MİMARLIK, UÇAK, STÜDYO VE PLATO HANGARLARI BULUNAN TEK ÜNİVERSİTEYİZ!

IMG_1420

 

Maltepe Üniversitesi’nin 2010 yılında açıkladığı stratejik planında kalite konusuna özel bir vurgu yaptığını dile getiren Maltepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şahin Karasar, Türkiye’deki üniversitelerin mezunlarıyla birlikte globalde ve lokalde rekabet edebilir olabilmeleri için kalitenin hayati önem taşıdığının, 21. Yüzyıl yetkinliklerinin de kalitenin önemli bir parçası olduğunun altını çizdi.

 

“Düşüncede Özgür, Eğitimde Çağdaş, Bilimde Evrensel’ anlayışıyla 1997 yılında kurulan Maltepe Üniversitesi,  bugün  9 fakülte, 3 enstitü, 2 Yüksekokul ve 1 Meslek Yüksekokulu ile eğitim-öğretim hizmeti veriyor. Vakıf üniversiteleri arasındaki artan rekabet ortamında Maltepe Üniversitesi’nin kalite anlayışını ve hedeflerini Maltepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şahin Karasar ile konuştuk.

 

Vakıf üniversitelerinin bugünlerde tartıştıkları bir kalite konusu var. Maltepe Üniversitesi olarak, kalite kavramını nasıl okuyorsunuz?

Maltepe Üniversitesi 2010 yılında deklare ettiği stratejik planında kalite meselesine özel bir vurgu yapmıştı. Bugün gelinen noktada Yüksek Öğretim Kurulu’nun yeni Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç hocanın da kalite vurgusuyla göreve başlamış olmasını ben üniversiteler açısından çok umut verici buluyorum.

 

Gerek devlet gerek vakıf üniversiteleri stratejik gelişim odaklarına kaliteyi yerleştirdiklerinde yapılan hesapların tutacağını, hedefine ulaşacağını zannediyorum. Kaliteden kasıt hem insan kaynağının kalitesi hem müfredatın kalitesi.. Belli araçlarla gerek yurtiçinde gerek yurtdışında yapılan mukayeseler üniversitelerin kalite algısını yeniden anlamaya ve şekillendirmeye yardımcı olacak. Hem Türkiye’deki üniversitelerin hem de yetişen öğrencinin, mezunun global de ve lokalde rekabet edebilir, değer üretebilir, girişim yapabilir düzeyde olması lazım. Bu noktada kaliteyle çok bağlantılı olduğunu düşündüğüm 21. Yüzyılın yetkinlikleri iletişim ve bilişim teknolojilerindeki yeniliklerle artık çok kolay erişilebilir hale geldi. Bilgi bir yandan çok hızlı üretiliyor, yenileniyor, bir yandan da hızlı erişilebiliyor. Kolay erişilebilir her şeyde olduğu gibi bunda da kolay eriştikçe değerini yitirmeye başlıyor. Dolayısıyla üniversitelerde eğitim ve öğretim arasında böyle gidip gelmeye başladılar. Yani bizim asli işimiz eğitim midir? Öğretim midir? Bir bakış açısı kazandırmak mıdır? Topluma hizmeti mi öncelemektir? Proje bazlı sektör entegrasyonu mudur? Bu, önceliklerde bir sıkıntıya sebep olacak çok yakında. Çünkü 21. Yüzyılın yetkinliklerini sektöre sorduğumuzda, mezunların daha az donanmış olarak kendilerine geldiğini ifade ediyor. İş dünyasının ihtiyaç duyduğu nedir? Ekip çalışması, zaman planlaması, liderlik, inovasyon, girişimcilik, küresel bilinç alanı ne olursa olsun finans okur-yazarlığı, işletme okur-yazarlığı, ekonomi okur-yazarlığı.. Bunlara üniversite müfredatında çok az yer verdiğimizi görüyoruz. Buradan hareketle biz de Maltepe Üniversitesi olarak bunun için en önemli mecranın, en özgür platformun, atmosferin üniversitedeki öğrenim yılları olduğunu düşünerek, öğretim programlarını buna göre şekillendirmeye çalışıyoruz.

 

Kalitenin bir parçası da mezununuzu istihdam edilebilir hale getirerek sektöre kazandırabilmek. Bunu ölçmek için en önemli göstergelerden biri de istidam edilme oranı ve iyi pozisyonlarda istihdam edilme durumu. Dolayısıyla ne kadar 21. Yüzyılın yetkinliklerini kazandırırsanız mezunların istihdam ve başarıları o oranda artar. Kalitenin diğer göstergeleri de akademik camiada ürettiğiniz patentler, makaleler, bildiriler… Dünyada üniversite sıralamaları birkaç değişik parametreye göre yapılıyor. Her parametrenin ortak paydası kalite özeni, hassasiyeti ve vurgusu içermesi.. Bu açıdan Maltepe Üniversitesi olarak akademik kalitenin öncelikle insan kaynağı ile çok ilgili olduğunu, dolayısıyla alanında temayüz etmiş isimlerden oluşan bir kadromuz olduğunu ve bu noktada öğrencilerimize iş hayatında da kabiliyet, yetkinlik, kapasite kazandıracak şekilde bunu organize edeceğimizi kamuoyuyla bir kez daha paylaşmak istiyorum.

 

Dünya ile rekabet edebilen üniversite modelini gerçekleştirmek için neler yapılmalı?

Bunun iki temel bacağı var bence.. Ya bilimsel etkinlikler anlamında temayüz etmiş üniversite olacaksınız ya da sektöre entegre bir üniversite olacaksınız. Sektör entegrasyonunuz ne kadar güçlü olursa bilimsel yenilikler ve etkinlikler o kadar beraberinde geliyor. Ya da bilimsel yetkinlikleriniz ve etkinlikleriniz ne kadar çok ve kaliteli olursa sektöre de o oranda entegre oluyorsunuz.. Dolayısıyla bu iki hedef de bir üniversitenin olmazsa olmazı gibi geliyor. Biz tabii lokasyon olarak İstanbul’un içinde Maltepe’den İzmit’e kadar uzanan bölgede birçok sanayi bölgesine yakınız. Sadece fen bilimleri, temel bilimler alanında değil, sosyal bilimler alanında da çok güçlüyüz Maltepe Üniversitesi olarak.. Sosyal bilimlerde sektör olarak bir kere kamu kurumlarının her biri çok önemli paydaşlar. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı gibi özellikle sosyal değer ve sosyal fayda üreten bütün kurumlarla da çok yakın iletişim içindeyiz. Kampüsü içinde mimarlık hangarı, uçak hangarı, stüdyo ve plato hangarları bulunan tek üniversiteyiz. Gerçekten bu işin uygulamasız olmayacağına kanaat getirdiğimiz için uygulama mekanlarını önemsiyoruz.

 

Bütün bu saydığınız farklılıklarınız size nasıl bir geri dönüş sağlıyor?

Öğrenci memnuniyeti anlamında çok ciddi olumlu geri dönüşler alıyoruz. Büyük bir kampus burası. 1.000 dönüm üzerindeyiz. 10 bin öğrencimiz var. Alan da büyük olunca tabii bu alanda görünmeye çalışıyorum. Öğrencilerin girdiği çıktığı her ortamda öğrencilerle sık sohbetler yapmaya çalışıyorum ve her karşılaştığım öğrenciye memnuniyetini soruyorum. Uygulama mekanlarımız akademik insan kaynağımızın hemen arkasından gelen çok önemli bir memnuniyet kaynağı. Öğrencilerimiz sektörde yaşayacaklarını burada pratik yaparak öğrenmiş oluyorlar.

 

Maltepe Üniversitesi bir netliğe ulaşabildi mi?

Biz bu konuda eksenimizi belirledik. Eğitim, öğretim, topluma hizmet, araştırma-geliştirme.. Hepsi bizim aynı derecede önceliğimiz. Akademik müfredat kadar 21. Yüzyıl yetkinliklerinin kazandırılmasını hem eğitim metodolojimize hem eğitim içeriğine yerleştirmek durumundayız. Bundan sadece bizim değil, hiçbir üniversitesinin kaçması mümkün değil. Çünkü mezununuzun tercih edilebilir olması tamamen 21. Yüzyılın yetkinlikleriyle donanmış olmasına bağlı büyük ölçüde. Dolayısıyla bizim ana eksenimizde önemli bir yer tutuyor.

 

Türkiye’de vakıf üniversitesi sayısı 200’e yaklaşmış durumda. Bu yapıyla dünya üniversitesi olma yolunda bir yol ayırımı görüyor musunuz?

Evet, bir yol ayırımı görüyorum. Bu çok önemli bir konu.. Sayın Cumhurbaşkanımız YÖK konferans salonunda YÖK Başkanımız ve Milli Eğitim Bakanımızla birlikte rektörleri topladı, bize hitap ettiler ve o konuşmanın ardından soru cevap faslında da bir rektör arkadaşımızın önemli bir tespiti oldu: YÖK Yasası 1981 yılında ortaya çıkmış bir yasa. Artık bu gömlek bize dar geliyor. Yani her bir üniversitenin kendi aktifini eğitim alanında nasıl kullanacağına, planlayacağına, uygulayacağına ilişkin özgür olması gerektiği bir döneme geldik. Cumhurbaşkanımız bu fikri çok beğendi. Artık sınırlar kalktı. Üniversitelerin tanımlamaları değişiyor. Bu noktada öğrencilerin dünyadaki dolaşımı, öğretim üyelerinin dünyadaki dolaşımı artık ciddi rakamlara ulaştı. Yine Kalkınma Bakanımız ve YÖK Başkanımız toplantıda bize hitap ettiler. Türkiye’de yabancı öğrenci sayısının 5-6 sene içinde 3-4 katına çıktığını söylediler. Tabii bunlar güzel gelişmeler. Şu anda dünyada yükseköğretim pazarından aldığımız pay yüzde 1 durumunda. Bu yüzde 0.4’müş birkaç sene önce. Çok yakında çok daha ciddi rakamlara çıkacak bu. Dolayısıyla devlet üniversitesi-vakıf üniversitesi ayrımını devam ettirmek doğru değil. İnşallah özel üniversiteler de yeni yasayla ortaya çıkacak. Bu anlamda örgütlenmesini gözden geçirecekler olabilir. Yani sistemi biraz özgür bırakmakta fayda var. Eğitim yatırımı uzun soluklu bir iş. Bu noktada sistemi serbest bırakmak kalitesizlik anlamına gelmeyecektir. Üniversiteler kendi öğrencisini seçebilecek çok yakında, kendi baraj sistemini de oluşturabilecek. Bu anlamda kalitenin çok daha iyi bir noktaya geleceğinden eminim.

 

Mevcut sınav sisteminin ve temel eğitimin de kalitesinin yükselmesi gerekecek değil mi?

Özellikle bu söylediğiniz bu konu yabancı dille de çok ilgili. Üniversiteye gelen öğrencinin iyi bir yabancı dil eğitiminden geçmesi çok önemli. Tabii ki bu eğitim süreci ilköğretimden başlar. Geçenlerde Sayın Bakanımızın bir açıklaması vardı: Yabancı dil meselesini ilkokuldan başlayarak çözeceklerini, üniversiteye geldiğinde çocuğun artık yabancı dil ile ilgili probleminin minimize edileceğini öğrendik ve çok memnun olduk. Çünkü belli bir yaştan sonra kazanılması zor yetkinlikler bunlar.

 

Bu yıl yeni bölüm açma planlarınız var mı?

Yeni bölüm ve program açma planlarımız vardı. Onların hepsi geçti aşağı yukarı YÖK’ten. Havacılığa ilişkin bölümlerimiz, Türkçe bölümlerimizin İngilizce versiyonu olan bölümler, sağlık meslek yüksekokulu önerileri vardı. Bunları gerekçeli olarak YÖK’e sunduk ve hepsi kabul edildi. Bir de Kocaeli’nin Kartepe İlçesinde ve Muğla’nın Bodrum ilçesinde yüksekokul açma planımız var. İnşaat çalışmaları devam ediyor. YÖK aslında şehir dışı yapılanmaya çok sıcak bakmıyor ama bizim başvurularımız oralarda herhangi başka vakıf meslek yüksekokulu veya vakıf yükseköğretim kurumu olmadığı için bir haksız rekabet yaratacak planlamalar değil. Bunları da gittiğimiz bölgenin ekonomik, coğrafi, insani özelliklerine göre kurguluyoruz. Kartepe Meslek Yüksekokulu’nu Yüksek Öğretim Kurumuna önermeden önce bütün organize sanayi bölge başkanlarını ziyaret ettim. Hangi alanlarda işgücü açığı olduğunu, hangi alanda işletmeleri olduğunu, bu alanda insan kaynağını desteklemek amacıyla hangi bölümlere ihtiyaç olduğunu analizini yaptık. Sanayi Bakanlığı’ndan ciddi bir envanter çalışması aldım. Titiz ve hassas bir biçimde onların üzerinde çalışarak oralarda bölümler önerdik. Bodrum’daki yüksekokul açma planımızın amacı deniz adamı yetiştirme ve denizcilik işletmecisi yetiştirmek. Bu özellikle oradaki yat ve gemicilik açısından önemli. Turizm işletmeleri ve oteller de buna destek oluyor.