RÖPORTAJ, VIP — 2 Haziran 2015 at 23:34

VAKIF ÜNİVERSİTELERİ BİRLİĞİ BAŞKANI RİFAT SARICAOĞLU: ÜNİVERSİTELERİMİZ ŞEFFAFLAŞMALI!

2013_rifat_saricaoglu_IMG_0480

 

Dünyada rekabet eden üniversitelere sahip olabilmek için önce dünya normlarına bakmamız gerektiğini vurgulayan Vakıf Üniversiteleri Birliği Başkanı ve Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Rifat Sarıcaoğlu, başta vakıf üniversiteleri olmak üzere tüm üniversitelere şeffaflaşma çağrısı yaptı.

 

Seçim ortamında ekonomi ağırlıklı bir tartışma gündemi var. Ancak ülkenin en hayati konularından eğitim, ihmal edilmiş durumda. Yeni bir tercih dönemi yaklaşırken biz de üniversitelerimizin niteliksel dönüşümünü ve geleceğini Vakıf Üniversiteleri Birliği Başkanı ve Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Rifat Sarıcaoğlu ile konuştuk.

 

Vakıf üniversitelerinin niteliksel dönüşümü hedef alınırken, Vakıf Üniversiteleri Birliği’nin önünde nasıl bir yol haritası var?

Şu anda yaklaşık 36 üniversitesinin başvurusu var. Dolayısıyla havuzda hep birileri var istekli olarak ama ne kadar onaylanıyor ona bakmak lazım. Bir de mevcut sistem ne olur ona bakmak lazım. Bunun dışında şunu iddia ediyoruz; biz dünya ile rekabet edeceğiz. Türkiye olarak, yükseköğretim olarak, üniversite olarak rekabet edeceğiz. O zaman dünya normlarına bakmalıyız. Ölçme olmadan yapamazsınız. Biz öğrencileri sıralıyorsak neden üniversitelerin sıralanmasından korkuyoruz? Tabii ki yeni açılan üniversiteler zorluk çekecek. Burada daha önce kurulmuş üniversitelere öncelik sağlansın da demiyorum ama nerede olduğumuzu görelim diyorum. Ben bunu Türkiye içinde prime time’a benzetiyorum. Bakıyorum herkes prime time’da birinci. Bakıyorsunuz birisi reklama geçiyor öteki birinci; öteki reklama geçiyor öteki birinci. Saçma sapan bir sonuç çıkıyor. Önce ölçelim kendimizi, ölçmeden nereye gideceğimizi bilemeyiz. Siz, araştırma üniversitesi olabilirsiniz, sadece öğretim veren üniversite olabilirsiniz. İkisini karma yapabilirsiniz veya meslek yüksekokulu olarak devam etmek isteyebilirsiniz. Kendi kulvarınız içinde gideceğiniz alanlar ve sıralamalar zaten yapılıyor dünyada.Bu sıralamaları yapan kuruluşlar arasında dünyada kabul gören 3 tane ana kurum var: Times HigherEducation (THE),QS World University Rankings ve Shanghai Ranking Consultancy. Biz artık sadece Türkiye’de sıralamayı bırakıp bu kuruluşların sıralamalarına girelim.

 

Bu konuda ülkemizde bir standart yok mu?

Zaten YÖK bunu ölçmek istemiyor. Tarafsız durmaya çalışıyor. Zaten YÖK bunu yapamaz. Bunu bağımsız kurumlar yapacak. Yani ölçüm yapacak kurum tarafsız olduğuna inanılırsa bir değeri var. Eğer siz bir iddiada bulunuyorsanız bu iddianın altını doldurmak zorundasınız. Hizmeti veren verdiği hizmetin karşılığını ispat edecek. Ben şeffaflık diyorum her zaman. Kimlere burs verildi? ÖSYM bursu dışında kimlere burs verildi yayınlayın. Yani ihtiyacı olmayan birine kurs veriliyorsa, ihtiyacı olan dışarıda kalıyor o zaman.

 

Dünyada sistem belli.. Üç tane kurum var. 30-40 tane veriyi alıyorlar. Değerlendirmeye alınmanız için o kategoride minimumu yapmanız gerekiyor. Bunu yapmazsanız sıfır puan veriyor. Kendimize güveniyorsak, dünya ile rekabet edeceksek dünyadaki yerimizi bilelim. Mesela bir üniversite diyor ki; “Ben dünya üniversitesiyim.” Ama neye göre dünya üniversitesi? Dünya sizi tanıyor mu, ben ona bakarım. Bunları söylemekteki amacım dünya ile rekabetten önce kendimizi düzeltmemiz gerektiğini vurgulamaktır. Vakıf Üniversiteleri Birliği Başkanı olarak gelin, şeffaflaşalım diyorum. Bırakalım geçmişi geleceğe bakalım ve böyle yolumuza devam edelim.

 

YÖK’ün kaldırılması yönünde bazı siyasi parti liderlerinin beyanları oldu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÖK’ü kaldırıyorsunuz da nesini kaldırıyorsunuz? Eğitim regüle edilmeden olmaz. Daha az regüle edilebilir mi? Edilebilir. Şeffaflaşma olmayan bir yerde sistemi komple açamazsınız. Denetim de bu işin bir parçası ama gerçek bir denetim yapalım.

 

Vakıf Üniversiteleri Birliği’nin bir yaptırım gücü yok. Bu konuda bir girişiminiz, talebiniz oldu mu?

Evet. Daha önceki Cumhurbaşkanlığı döneminde oldu, önceki yönetiminde YÖK Başkanlığına oldu. Fakat bir sonuç alınamadı. Ama bunun olması lazım. Uyulması gereken kurallar vardır, uymayanları çıkarırsınız bir yerde. Bunu da yapacağız büyük ihtimalle. Şu anda etik kodu oluşturduk kendi aramızda.

 

Özel üniversitelerin yasal olarak önünün açılması ile sizce nasıl bir tablo ortaya çıkar?

Sorunlar çok basit oynamalarla çözülebilir. Ben vakıflar devredilebilsin diyorum. Birinci çözüm bu. Statü olarak değişmeyebilir ama vakıf nasıl değişebilir. Hiçbir vakıf kuran kişiyle, aynı kişiyle ilelebet devam etmeyecek. Temelinde hukukçuların da bakması gereken bu.. Değişebilen bir şeyi neden değişemez diye biz engellemeye çalışıyoruz, bir kere orada bir sorun var. Ya kötü yönetimler olabilir ya maddi imkansızlıklar olabilir ya çok rekabet vardır, artık götüremiyordur işi. Markayı ve kurumu öldürmektense ben diyorum ki devretmenin önünü açın. Kanunu çıkarttığınız zaman diyeceksiniz ki“Vakıf olarak kalmak isteyenler tırnak içinde gerçek vakıf kalsın; özel olmak isteyenlerde özel olsun.” Ondan sonra öğrenci zaten tercihini yapacaktır. Yine söylüyorum, şeffaflık, ölçülebilirlik ve akreditasyon olmadan isterseniz özelin özelini getirin yine olmaz. Çünkü özel olduğu zaman güvensizlik daha çok olacaktır. Eski tecrübeler var çünkü. Çocuklar bunu bilmiyor ama aileler biliyor. O zaman özel üniversite kurabilmek için yeni kurallar konacak. Garanti istenecek, gerçek bir kampus yapmak gibi bir sürü kriter gelecek.

 

Vakıf üniversitelerinin varlığını sürdürebilmesi için kapitale ihtiyaç var. Bu noktada yabancı fonlar devreye girebiliyor. Konuyla ilgili görüşlerinizi aktarır mısınız?

Uygulanabilir ama eğitimin önemi öyle büyük ki sadece para ile ölçemezsiniz. Fonların çoğu dünyada para kazanmak için var. Bunu da unutmayalım. Burada şöyle bir kısıtlama gelmesi lazım. Bir kere yapılan yatırımın 10 yıldan önce devredememe şartı konması lazım. Yatırım yaptığınız alanların kendine has dinamikleri de olduğunu unutmamak lazım. Tek başına bunu ticaret olarak görmemek lazım.. Ticaret olarak görülecekse de uzun vadeli olmalı. Aksi takdirde üniversiteyi bitirirsiniz. En tehlikelisi bu..

 

Bütün bu anlattıklarınızı Bilgi Üniversitesi özelinde değerlendirecek olursanız neler söylemek istersiniz?

Biz bir kere; vurgu yaptığım üç konudan biri olan ölçmeye girdik. Ama oradan 3 yıldız mı alırız? 5 yıldız mı alırız? Girişimde bulunduk. Yerimizi bilelim, nereye gideceğimizi görelim ve nasıl gideceğimizi bilelim. Bu sene Eylül’den önce tamamlanacak ve ben bunun sonuçlarını açıklayacağım. Yani ben bunu zorlayacağım. İkincisi, akreditasyona gireceğiz dedik, 2,5 senedir de epey yorulduk. Biz akreditasyona kabul olduk ve bu süreç yürüyor. Bu uzun bir yol, birçok şeyi düzeltmeniz, yerine getirmeniz gerekiyor. Tahminen iki sene daha süre var. Eğer olursa Türkiye’de dünyaca tanınmış ilk akredite olmuş üniversite olacağız. Türkiye’de şöyle bir algı da var: ölçmek yanlış olabilir, gruplandırıyoruz. ABD bu işin en gelişmiş ülkesi değil mi? Orada 3.500 tane üniversite var. 3.500’üncüye de giden öğrenci var. Herkes birinciye gidemez zaten. Yani Harvard olabilmenin de bir bedeli var. Diyelim ki siz sporcusunuz, şampiyon olacağım diye puan sistemine karşı çıkabilir misiniz? Ülkede şampiyon olduktan sonra Şampiyonlar Ligi’nde de şampiyon olacağım diyebiliyor musunuz? Orada da puanlama var. Çık oyna, mücadele et, şampiyon olabilirsen ol.

 

Bilgi Üniversitesi’nin gündeminde yeni bir bölüm, yeni bir fakülte planı var mı?

Yeni fakülte maalesef yok. Tıp Fakültesi başvurumuz uzun süreçlerden sonra YÖK Genel Kurulu’ndan geçti, sonra tekrar geri gitti. Düşüncelerin değişmesi lazım.. Sadece üniversite açma izni vermekle olmuyor. Yüksel lisans dahil yaklaşık 11-12 yeni bölüm açacağız. Sağlık alanında yeni bölümler açıyoruz. Bir de yurtdışında ikili anlaşmaları çoğalttık. Bir de akreditasyon sürecinde olduğumuz için bizim her yaptığımızın akredite sistemine uygun olması lazım. Eskisi gibi istediğiniz bölümü açamıyorsunuz.

 

Bilgi Üniversitesi’nin etkinlik planlamasından bahseder misiniz?

Biz zaten 12 aylık bir programla gidiyoruz. Son dakikaya bırakmıyoruz, 12 ay boyunca gerekli organizasyon faaliyetlerini planlıyoruz. Gerekli konferanslar vs. yapıyoruz. Daha da önemlisi üniversiteye getiriyoruz ki gençler buradaki havayı görsünler. Beş sene öncesine baktığınız vakit, buraya gelen öğrenci sayısı dört katı artmış. Hatta tadımlık dersler veriyoruz ki özellikle gençler bu hissiyatı alsın diye.

 

Son olarak, tercihlerle ilgili gençlere mesajınız nedir?

İlk söyleyeceğim; gönüllerinde ne varsa onu tercih etsinler. Ahmet, Mehmet, annem, babam söyledi diye değil… Sonuçta hayatı kendileri kazanacak. İkincisi kısa listesini yapsınlar girmek istediği üniversitelerin. Üçüncüsü, bu üniversiteleri muhakkak dolaşsınlar. Çünkü az bir zaman değil, 4-5 sene minimum orada geçecek. Nereye gittiğini bilmeden tercih yapan gençler var. Önce bölüm, sonra üniversite diyorum. Neden önce bölüm? Yanlış bölüm tercihleri ya bıkkınlık veriyor ya da geleceği ile ilgili istemediği alanlara sevk ediyor. İstemeyerek belki bankacı olarak, istemeyerek belki doktor olacak. Dolayısıyla bunlara dikkat etsinler.