RÖPORTAJ, VIP — 6 Ağustos 2015 at 10:29

İNOKSAN YÖNETİM KURULU BAŞKANI VEHBİ VARLIK: İNOKSAN ÜRÜN BAZINDA UZMANLAŞACAK!

VEHBİ_VARLIK

 

Sektörde önder konumda olma hedefinden vazgeçmediklerini vurgulayan İnoksan Yönetim Kurulu Başkanı Vehbi Varlık, tek ürün için fabrika kurarak uzmanlaşan bir kurumsal yapı oluşturmayı hedeflediklerini, 2016 yılında fırın fabrikası, bulaşık makinası fabrikası, pişirici fabrikası kurarak üretimde uzmanlaşmaya gideceklerini ifade etti.

 

İnoksan, 35 yıldır faaliyet gösterdiği endüstriyel mutfak sektörünün lideri konumunda. Beş kıtaya ihracat gerçekleştiren firma önümüzdeki dönem satışlarında ihracatın payını yüzde 50’ye çıkarmayı hedefliyor. Her şeyi üreten değil belli ürünlerde uzmanlaşmayı hedeflediklerini vurgulayan İnoksan Yönetim Kurulu Başkanı Vehbi Varlık ile endüstriyel mutfak sektöründeki rekabeti ve İnoksan’ın hedeflerini konuştuk.

 

35. yılını kutlayan İnoksan’ın bundan sonraki yol haritasını konuşalım.  İnoksan nasıl bir kurumsal yapıyla ilerliyor olacak?

Kurumsal olmaya kendi içimizde çok erken başladık. Organizasyon yapımız ve kurumsallaşmaya gösterdiğimiz özen hep takdir edildi. Ancak zaman içinde gerçek anlamda kurumsallaşmanın kolay olmadığını gördük Türkiye’de. Bütün dünyada aile şirketlerinin yaşadıkları sorunların Türkiye’deki aile şirketlerinin de sorunu olduğunu biliyoruz. Bu konuda uzman Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği’nde 10yılı aşkın üyeyim. Dernek toplantılarına, eğitimlerine katılan biri olarak neler olabileceğini hissedebiliyorum. Tabii ki insanlar farklı farklı yerlerde okuyor, farklı dünyalarda büyüyüp geliyor, idealleri farklı olabiliyor.  Böyle olunca ister istemez farklı yönelişler, farklı düşünceler olabiliyor. Türk şirketleri bunları yaşıyor.

 

Ben en azından erken yola çıktığım için avantajım var, benim için sürpriz değil ama bu konuda hazırlık yapmayan aileler için sorun olduğunu kesin görüyorum. Bugün aile şirketlerinin 2. nesilde yüzde 70’inin kaybolduğu, 3. nesilde de yüzde 5-10’ununayakta kaldığı görülüyor. Türkiye’de ekonomiyi sürükleyen, istihdam yaratan ağırlıkla aile şirketleri.. Dolayısıyla bunu çok önemsemek lazım.  Türk aile şirketlerinin eğitime açık olmasını sağlamak lazım. Dünya değişti artık. Paylaşımcı, uzlaşmacı, ortak akılla hareket eden yönetime geçmek lazım. Şirketler demokratik anlayışta yönetilmeli. Şimdi bu konuda çok sayıda toplantılar ve seminerler yapılıyor ama toplantılara katılım yeterli değil. Sonuç olarak, Türkiye’nin büyümesinde aile şirketlerinin gelişimi ve iyileştirilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.

 

Yabancı ya da yerli şirket evliliklerine nasıl bakıyorsunuz?

Biz ülke olarak Avrupa Birliği’ni neden istiyoruz? Kurallar, sistemler bizi ıslah eder diye düşünüyoruz. Aynı şey şirketler için de geçerli. Uluslararası ciddi bir kurumsal yapıyla işbirliği, evlilik yapılırsa o zaman bu kurallara uymaya mecbursunuz, başka şansınız da yok. Biz de aynı şekilde düşünüyoruz. Yani bu yapıdaki ortaklık hem dünya şirketi olmak hem de kurumsal yapıyla kalıcı ve uzun ömürlü olmak açısından önemli. Yoksa dediğim gibi 2’inci 3’ünci nesle kalmadan aile şirketleri ve markaları kayboluyor.

 

1980’de başladığınız yolculuğa bugünkü şartlarda nasıl başlardınız ya da başlar mıydınız?

Aslında hayat bir tesadüf.. Denize düştüğünüzde çırpına çırpına yüzmeyi öğreniyorsunuz. Benim için de öyle oldu. Ben mutfak sektöründe faaliyet gösteren İnter-Gaz firmasında teknik ressam olarak çalışırken kendimi gösterme fırsatı buldum. Daha sonra da özgüvenim arttı ve kendi şirketimi kurdum.

 

Bunu biraz da Türkiye’de yatırım iklimini okumak, girişimcilik açısından da sordum aslında…

Bu anlamda mutfak sektörü çok şanslı bir sektör.. Okullar, üniversiteler, hastaneler, askeri tesisler, yurtlar, yemek firmaları, fabrikalar, restoranlar… Hepsine yönelik ürünlerimiz var. Mutfak işinin mevsimi yok. 12 ay 24 saat iş var. Kalite ve güveni sağlarsanız her zaman tercih edilen olursunuz. Türkiye’de turizmin gelişmesi, şehirlere yerleşilmesi ve fabrikaların modernleşmesiyle kaliteli ürünlere ihtiyaçlar duyulmaya başlandı. Eskiden fabrikalarda kalitesiz yemekhanede az yemek verilirdi. Şimdi ise 4-5 kap yemek veriliyor, sağlıklı ve modern ortamlarda yemek yeniyor. Tabii bu gelişmelere bağlı olarak mutfak sektörü için güzel fırsatlar doğdu.

 

İnoksan’ın marka inancı ve bu doğrultuda yaptığı çalışmalar nelerdir?

Geçmişten bugüne bizi taşıyan en önemli sebeplerden biri milliyetçi bir duyguydu. “Türkiye’de ithalatı azaltacağız, mutfak sektörüne biz öncülük edeceğiz. Ayrıca Türk mutfağı, mutfak ürünleri neden meşhur olmasın.” dedik. Böyle bir duyguyla yola çıktık ve Türkiye’de fuarlara katılmayan bir sektörü İnoksan olarak biz fuarlara taşıdık. İlk defa yurtdışında fuarlara gittik. Bu his dağın zirvesine Türk bayrağı dikmekle eşdeğer.. Sektörde ilkleri ve yenilikleri biz gerçekleştireceğiz iddiasıyla ilk olarak Yalova yolunda bir binanın ışık almayan bodrum katında Ar-Ge atölyesi kurduk. Daha sonra sektörde örnek olduk. Örnek olunca da hep iyi olmak zorundasınız. Marka yolculuğu hep devam edecek.

 

Sektörde kendinizi şu anda nerede konumlandırıyorsunuz?

Biz örnek olma, önder olma, yenilikçi olma misyonundan vazgeçmedik. Bizim ilk yıllarda önümüzde firmalar vardı. Onları yakalamak duygusuyla mücadele ederdik. Daha sonra uzun yıllar bizim önümüzde kimse olmadı. Bu bizi biraz rehavete soktu. Şimdi son yıllarda firmalarda bir artış söz konusu. Bu sektörün gelişimi açısından güzel bir şey.. Biz diğer firmalarla bir araya gelerek bir dernek kurduk. “Dünyaya mal satacağız, kendimizle değil, yabancıyla rekabet edeceğiz. En iyi markaları hedefliyoruz.” diyerek firmaları bilinçlendirdik. Ve bugün 100’ü aşkın ülkeye Türkiye’den ihracat yapılarak fuarlara katılıyoruz. Birlikte meslektaş duygusunu da yaydık bu anlamda. Dolayısıyla önderlik anlayışımız, liderlik hevesimiz hiç bitmedi ama zorlaştı. Tabii böyle olması bizi kamçılıyor. Bunun da çok gerekli olduğuna inanıyoruz.

 

Bu yarış günümüzde nasıl bir rekabet doğurmuş durumda?

Derneğin verdiği bilinç ve anlayışla dostluklar, arkadaşlıklar pozitif rekabet olmaya başlıyor. Dernek bunu çok güzel başararak sektörü daha iyiye götürüyor. Bugün endüstriyel mutfak sektöründe muhtemelen 2’inci veya 3’üncü ülke haline geldik. Tanınmayan bir sektörken, bugün Almanya dahil birçok ülke gerimizde kaldı. Şu an önümüzde bir tek İtalya gözüküyor. Bu şekilde devam edersek 5 sene sonra belki İtalya’yı bile zorlarız. Bunlar rekabetin getirdiği pozitif etkiler.

 

Birinciliği engelleyen kalite mi, tasarım mı sizce?

Öncelikle tasarım diyebilirim. İtalya’nın çok uzun geçmişi var. Yabancı firmalar tek bir üründe yoğunlaşıyorlar. Ona göre odaklanıyor, yatırımını ona göre yapıyorlar. Türkiye’de ise birçok alanda çeşitli ürünler üreterek farklılık yaratmaktayız.  Tasarım, yenilik konusunda hızlanmalıyız.

 

İnoksan olarak 5 kıtada varsınız. Yoğunluk arz eden ülkeler hangileri?

Rusya ve Türki Cumhuriyetler yoğunluklu olarak devam ediyor. Her zaman yeni pazar arayışlarımız var. Günümüzde Afrika,  Avrupa’ya göre daha cazip bir pazar haline geldi. Afrika pazarı için ihracatçı birlikleri ve odaları bu konuda maksimum gayreti göstermekteler.

 

Pekiyi, bu noktada İnoksan’ın 2023 hedefi nedir?

Üretimde ve diğer tüm süreçlerde verimliliği artırmak için ‘zaman yönetimi’ konusunu kurumsal seferberlik haline getirmek gerektiği bilinciyle çalışmaktayız.  Orta Vadeli Planımız doğrultusunda 2018’de %100 büyüyerek, ciromuzun yarısını ihracatla gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.  Bunu takip eden ve 2023 dönemini kapsayan ikinci OVP’de ise grup konsolide cirosuyla Türkiye’nin ilk 500 şirketi arasında ön sıralara yükselmeyi amaçlıyoruz.

 

İhracat hedeflerinde 2023’e kadar %300 büyümeyi gerçekleştirmek için satış ve pazarlama ekiplerini güçlendirerek yeniden yapılandıracağız. Turquality programını iyileştirme ve geliştirme aracı olarak kullanarak, veri yönetimini etkinleştirmek için ERP altyapımızı yenilemek, kalite yönetim sistemimizi insan kaynaklarında değer yaratıcı uygulamalarla entegre etmek, üretimde teknolojik yatırımlarla CAM uygulamalarını yaygınlaştırmak, diğer öncelikli hedeflerimiz arasında yer alıyor. Ayrıca 2016 yılında başka bir adım atarak fırın fabrikası, bulaşık makinası fabrikası, pişirici fabrikası kurarak üretimde uzmanlaşmaya gideceğiz. İnoksan’ın köklü geçmişinden aldığı güçle sürdürülebilir odaklı çalışmalarını tüm iş süreçlerine entegre ederek, son teknolojiye uygun ürünleriyle dünyanın dört bir yanında mutfaklarını mimarı olmaya ve yeni başarı hikayeleri yazmaya devam etmeyi hedefliyoruz.

 

Sizde Ar-Ge ne durumda? Bütçede ağırlığı nedir?

İnoksan olarak, sürdürülebilir kalkınmanın eksiksiz olarak gerçekleştirilmesi için inovasyonun büyük bir önem taşıdığına inanıyoruz. Bu çerçevede AR-GE çalışmalarımızı sektörün ve müşterilerimizin ihtiyaçlarını ve beklentilerini karşılamak için gerçekleştiriyoruz.  Bu çalışmalarımızı da AR-GE bölümümüzde bulunan 4 Lisans, 1 Yüksek Lisans mezunu, 2 Yüksek Lisans devam eden personel olmak üzere toplam 18 kişilik uzman kadromuzla yapıyoruz.

 

Ancak, yıllık cirosunun yüzde 2’sini Ar-Ge’ye ayıran bir firma olarak İnoksan Ar-Ge Merkezi’ni hayata geçirmek için çalışmalara başladı. Şu andan çalıştığımız bir danışmanlık firması, finansal ve teknik fizibilite çalışması gerçekleştirmekte. Öte yandan kendimizi geliştirmek ve inovasyon bilincinin tam anlamıyla yayılımı için tüm bölüm arkadaşlarımızla birlikte bilgilendirme seminerlerine katılıyoruz. Bölüm arkadaşlarımızla birlikte bugüne kadar 6 adet patentli, 7 Adet faydalı model ve 22 Adet tasarım tescilli çalışmayla sektöre yön verdiğimizi söyleyebilirim.

 

Yaratıcı insan yetiştirmek demişken üniversite-sanayi işbirliğini de konuşalım biraz…

Bursa’da üniversite-sanayi işbirliği konusuna en fazla önem veren firmalardan biri olduk. Öncelikle Ar-Ge için eğitim verecek insanlara ihtiyaç var. Eğitimcileri iyi hazırlamamız lazım. O yüzden üniversitelerde gerçekten bilim adamları, eğitimciler yetiştirmek gerekiyor. Araştırmacı yetiştirecek insanların illa ki okullardan olması gerekmiyor. Sanayi kesiminden de olabilir, dışarıdan gelecek destekle de olabilir. Sanayicinin üniversitede eğitimci olması lazım. Ar-Ge ve tasarım konusu milli politika olmalı. Şu anda mevcut üniversiteler bunun için yetmiyor. Aslında yetenekli insanları özendirmek, onurlandırmak lazım..

 

İşverenlerin ihtiyaçlarını ve beklentilerini iyi anlamak ve onların yolunu açmak adına doğru teşvikler verilmeli. Bunları her zaman söylüyoruz. Uygulamaya baktığımız zaman düşüncelerle örtüşmüyor ama gene de iyi niyetli olduğunu düşünüyoruz. Sadece uygulamada bazı hatalar var. İşte bu noktada da Turquality Projesi devreye girmektedir.

 

Satış sonrası hizmetler konusunda neler yapıyorsunuz?

Bizi marka yapan, 35 yıldır yaşamımıza güç veren bu sebeplerden biridir satış sonrası servis hizmeti. Ürettiğimiz ürünle yaşadığımız sürece ilişkimiz sürüyor. O yüzden müşterinin her zaman yanında olabilmek çok önemli. Kurulduğumuz günden beri servis teşkilatı hep önemli oldu. Bugün de yaklaşık 90 tane yetkili servisimiz var. Yurtdışında da aynı kaliteyi sürdürme amacımızla konuyla ilgili sürekli eğitimler veriyoruz.