RÖPORTAJ — 1 Eylül 2015 at 19:14

FNSS SAVUNMA SİSTEMLERİ A.Ş. GENEL MÜDÜR DANIŞMANI HALUK BULUCU: 2018’DE 500 MİLYON DOLAR CİRO HEDEFLİYORUZ!

IMG_1680

 

Önce öğrenip, sonra da en iyisini yapma vizyonuyla tasarlayıp ürettiklerini vurgulayan FNSS Savunma Sistemleri A.Ş. Genel Müdür Danışmanı Haluk Bulucu, bugün 250 milyon dolar olan ciroyu 2018 yılında yüzde 50-60’ı ihracat olmak üzere 500 milyon dolara çıkarmayı hedeflediklerini ifade etti.

 

Bugün 26. kuruluş yılını kutlayan FNSS, zırhlı araçların üretimi ve modernizasyonunda önemli bir yetkinliğe sahip bir savunma şirketi. Son günlerde ürettiği SAMUR adlı Seyyar Yüzücü Hücum Köprüsü ile dikkat çeken firma, son dönemde zırhlı araçlara monte edilen silah kulelerini de üretiyor. FNSS Genel Müdür Danışmanı Haluk Bulucu ile FNSS’nin savunma sektöründeki gelişimini, projelerini ve hedeflerini konuştuk.

 

Savunma sanayimiz son yıllarda özellikle çok ciddi önemli projelere imza atmaya başladı. Bu projeler içinde özel sektörün gücü bir kez daha ortaya çıkmış durumda. Tabii devletin yaptıkları, yapması gerekenler ortada. Bu bağlamda FNSS’nin güncel projeleri üzerine söyleyişe başlayalım…

Bir şeye niyet ettiğiniz zaman, o işe başlamış oluyorsunuz. Niyet etmezseniz herhangi bir şekilde o konuya giremiyorsunuz. Savunma sanayi gibi güçlü, hele büyükler arasında yer alması güç olan bir sektöre giriş kararının, rahmetli Özal tarafından verilmiş olması büyük bir vizyon göstergesidir. Ve Türk sanayiine olan güvenin bir şahikasıdır. O güven sayesindedir ki, 80’li yılların ortalarında kurulmaya başlayan savunma sanayii bugünlere gelmiştir. Şimdi bunu bütün sektörlerde göstermek mümkün.

 

İlk sistem ihracatını Türk savunma sanayisinde1997’de Birleşik Arap Emirliklerine gönderdiğimiz 133 adet zırhlı muharebe aracı ile yapan şirketiz. Sistem deyince otomobil, tren, uçak, zırhlı muharebe araçlarından bahsediyoruz.  Araçların parçalarından değil… Bu çerçevede 1990’larda, yani kuruluşunun ilk yıllarında yabancı ortağın getirdiği üretim paketiyle üretim yapmayı öğrenen şirketimiz, ikinci ihracatını 2000 yılında Malezya’ya yaptı. Proje tutarı 300 milyon dolardı.

 

Zırhlı tekerlekli araçlarda, ilk yıllarda önce eğitim aldık. Gördük ki ihtiyaç tekerlekli araç alanında büyüyor; biz de bu konuda önlem olarak zırhlı lastik tekerlekli araçları tasarlayıp, ürettik. Bu konuda da yine bilenlere gittik. Önce öğrenmek, bizim için asli unsur. Öğrendikten sonra en iyisini yapmak da bizim işimiz. Bu çerçevede FNSS, 2002-2003’le birlikte Pars zırhlı tekerlekli araç ailesini kendisi tasarlayıp üretmeye başladı. Türk Silahlı Kuvvetlerinin 2000’li yıllardan beri bu araçlara ihtiyacı var. Ancak alımlar 2015’e kadar sarktı. Pazarlama faaliyetlerimiz sonrasında PARS araç ailesi ile ilgili ilk ihracatımızı da 2011’de Malezya’ya yaptık.

 

Bu arada 2007 yılında Kara Kuvvetlerimiz, FNSS olarak kısa sürede ne kadar geliştiğimizi gördü ve hem karada hareket eden hem de yüzen ve ticari adına Samur dediğimiz Seyyar Yüzücü Hücum Köprüsü işini bize verdi. Samur, karada hareket edebilen ama suya girdiğinde köprü olarak birbirine bağlanabilen veya feribot şeklinde hareket edip zırhlı birlikleri karşıya geçirebilen bir araç…

 

Şirketimiz, bundan sonra da paletli özel tip araçlarda da Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçlarını karşılayabileceğini gösterdi. Nitekim 2012 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri “Karşı kıyıyı hazırlayacak yüzen bir dozere ihtiyacım var!” dediği zaman “Biz de tasarlar üretiriz!” dedik. Yüzen Dozer de diyebileceğimiz o araçları da, çok kısa sürede tasarlayıp yüzdürdük ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize teslim ettik.

 

2000’li yıllarda önce üretmeyi daha sonra da tasarlamayı öğrendik. Tabii para kazanmak istiyorsanız önce özgün bir ürüne sahip olmalısınız.“Ürünü olmayan bir Türk şirketinden hiç kimse ithalat yapmaz!” düşüncesiyle ürün gamımızı geliştirme ve o ürünleri pazarlama yönünde bir strateji izlediğimiz doğrudur. Biz kara sektöründe bu konuda öncü olduğumuza inanıyoruz.

 

Şimdi sektörde 26. yılımızı kutluyoruz, dünyada sayılı şirketlerden biri haline geldiğimizi biliyoruz. İşe zırhlı araçlarla başlamıştık, şimdi tek kişilik, çift kişilik silah kuleleri üzerinde çalışıyoruz. Zırhlı araçlar üzerine monte edilebilecek gerek insanlı gerek insansız silah kulelerini tasarlayıp, imal edip, atış testlerini yapıp müşterilerimize teslim edebiliyoruz.

 

Silah kulelerinde know-how tamamen size mi ait?

“Her insan başka bir insanın bir şekilde kopyasıdır” derler. Yani herkes, her kurum, çevresindeki şirketlerden, tasarımlardan mutlaka esin alıyor. Arabalar birbirine benziyor, kamyonlar birbirine benziyor. Ama, sizin sorduğunuz anlamda ilk partide verdiğimiz 1698 adetlik zırhlı muharebe araçlarımızın dışındaki tüm araçlarımız kendi mühendislerimiz tarafından tasarlanmış ve yabancı teknik destek alınmamıştır. Yüzde yüz yerli Ar-Ge ile ürünlerimiz çıkıyor artık.

Ana sistemlerimiz içinde alt sistemler, mesela, pompalar var, motorlar var… Bu alt sistemler bazında, Türkiye’de yapılmayanları dışarıdan ithal ediyoruz. Bu alt sistemleri de kendi sistemimize entegre etmek ve başka bir sistem yaratma konusundaki tüm mühendislik FNSS şirketine aittir.

 

Ürün geliştirme aşamasında öncelikle Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçlarını dikkate alarak mı hareket ediyorsunuz, yoksa özel bir şirket olarak ihracat potansiyelini öngörerek mi bir çalışma yapıyorsunuz?

Türk Silahlı Kuvvetlerimiz dünyanın en büyük ordularından. Bir geleneğe sahip ve bu çerçevede belirli normları var. Bu çerçevede Türk Silahlı Kuvvetlerimizle kendi ölçüleri içinde bir diyaloğa sahibiz. Kendi ürünlerimizi geliştirirken olabildiğince, sahadan gelen tecrübesiyle Türk Silahlı Kuvvetlerimizi dikkate almaya gayret ediyoruz. Aynı zamanda dış pazardaki ihtiyaçları, gelişmeleri gözden geçiriyoruz ve bunların ortak karışımından oluşan bir baz araç konsepti üzerinde anlaşıp kendi içimizde onay aldıktan sonra araçlarımızı geliştiriyoruz. Bu konuda çok daha iyi noktalara geleceğimizi düşünüyorum.

 

Yetkinlik düzeyi açısından ürettiğiniz ürünlerde Amerika, Rusya gibi süper güçlerin savunma sanayileri biliniyor. Bir de onların altında birkaç ülke var. Siz şirket olarak ürünler bazında yetkinliğinizi nerede görüyorsunuz?

Kullanıcı orduların tarif ettiği neye ihtiyaç varsa biz en az Amerikalılar, Ruslar, Fransızlar veya İtalyan dostlarımız kadar kaliteli bir aracı Silahlı Kuvvetlerimize veririz. Bir özgüven var tabii. O özgüven bilgiye, buradaki arkadaşlarımızın uzmanlığına dayanıyor.

 

Bugün şirket olarak ağırlıklı olarak hangi bölgelere ihracat yapıyorsunuz?

Başından beri kendimize seçtiğimiz bölge Ortadoğu ve Güney Doğu Asya’dır. Bu bölgelerdeki dostlarımız daha önceleri büyük ülkelerden alışveriş yaparlardı. Halen de yapıyorlar. Bu tür askeri alımların siyasi boyutları vardır.

 

Modernizasyona değinecek olursak; eskiden tankları, satın aldığımız ülkelere modernize ettirirken bugün bu konuda önemli bir mesafe aldık. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Zırhlı muharebe alanında üretim yapan bir şirketin, modernizasyon alanına girmemesi düşünülemez. Bütün ülkelerde bu geçerlidir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin envanterinde, birkaç bin adet modernize edilmeyi bekleyen zırhlı aracın olduğunu biliyoruz. Türk Silahlı kuvvetlerimizin yönettiği, işlettiği fabrikaların da olduğunu biliyoruz. Bu çerçevede mevcut ekipmanı modernize edecek özel sektörün de var olduğunun silahlı kuvvetlerimize izah edilebilmesi konusunda bir çalışma yapılması gerekiyor.

 

Şu anda yurtdışında modernizasyon faaliyetleri sürdürüyoruz. Suudi Arabistan’da Riyad’da 2000’li yıllarda bir askeri tesisi işletmeye başladık. Orada üçyüz kişiye varan bir personelimiz var. Bunun da otuzu Türk. Ve orada 2004’ten beri önce küçük partiler halinde, sonra 100’erlik-300’erlik partiler halinde bir modernizasyon faaliyeti götürüyoruz. Şu ana kadar, bir milyar doların üzerinde bir iş yaptık. İnanıyoruz ki önümüzdeki on yılda yine orada var olacağız. Baktık ki biz orada başarılıyız, baktık ki orada daha fazla imkânlar var; “Biz burada özel ortaklık kuralım.” dedik. Yani 1980’lerin sonunda biz neyi hayal ediyorsak Suudi Arap kardeşlerimizin de hayal ettiğini düşünerek özel ortaklık kurduk. Şu anda oradaki fabrikamız özel bir ortaklık şemsiyesi altında çalışmaktadır son bir senedir. Ve çok başarılı başka projeleri de alacağına inancımız tam.

 

Türkiye’nin, coğrafi konumu itibariyle savunma sanayisini gelişmiş ülkelerin seviyesinde tutması gerekiyor. Tabii bunun için bir bütçeye ihtiyaç var. Bu bütçenin oluşumundaki politikaları nasıl yorumlayabilirsiniz?

Burada iki şeye bakmak lazım. Bir; ne kadar bütçe ayrıldığı, ikincisi; ayrılan bütçenin hangi kalitede harcandığı… NATO’da ortalama gayri safi milli hasılanın yaklaşık yüzde 2’sininsavunmaya harcandığını görüyoruz. NATO içinde ABD’nin başı çektiğini, Avrupa ülkelerinin harcamalarını kıstıklarını, daha çok sosyal refah programlarına ayırdıklarını biliyoruz. Halbuki Türkiye bir NATO ülkesi olmakla birlikte jeopolitik konumu itibariyle savunmasına çok dikkat etmesi gereken bir ülke. Sadece sosyal refahla bu iş olmuyor. Yani bugün son derece müreffeh ülkede yaşıyor olabiliriz ama savunmamız zayıf ise yarın şehirlerimizde yabancı postalları görmemiz kaçınılmazdır. Biz bugün itibariyle gayri safi milli hasılamızın yüzde 1.7’sini savunmaya harcıyoruz. Bu çok düşük bir rakamdır. Bu şahsi görüşümdür, kuzeyimizde olan dostumuz Rusya, savunma harcamasına gayri safi milli hasılanın yüzde 3.5’ini, Yunanistan ekonomik krizine rağmen yüzde 4 kadar bir payı ayırmakta. Suriye, son sıkıntılara kadar gayri safi milli hasılasının yüzde 4’ünü harcamaktaydı. Bu rakamlar resmi rakamlardır. Bir de ülkelerin gayri resmi olarak açıklamadıkları rakamlar vardır. İran’ın bir gün nükleer güce sahip olacağını, nükleer güce sahip olan bir ülkenin politik masada ne kadar güçlü olacağını hesaba katarsanız, Türkiye’nin gayri safi hasıladan ayırdığı yüzde 1.7’yi saygıyla karşılarken, bir savunma stratejisti olarak bunun bir zafiyet olduğunu söylemek vatandaş olarak görevim.

 

Ürün geliştirme noktasında iddialı bir konuma gelebilmek için kurumların nasıl bir yapıya sahip olmaları gerekir sizce?

Bir konuda yer almak istiyorsanız önce bir bilenden öğrenmeniz lazım. İkincisi yönetim ekibinizin mutlaka kararlı, özgüvenli, yetkin ve karar verme konusunda çok serbest ve vizyoner olması gerek. Eğer biz ekip olarak, 90’lı yıllarda bu şirketi “Dünyanın en iyi şirketlerinden biri olacağız.”vizyonuyla kurmasaydık, sadece“Bu işten para kazanacağız.” deseydik böyle bir şey olmayacaktı. Bir konu stratejik bir konuysa onun fizibilitesi söz konusu edilemez. Eğer fizibilite ön planda tutulsaydı, asla böyle bir Şirket kurulup, zırhlı muharebe araçları yapılamazdı. FNSS’den o yıllarda tedarik edilen Zırhlı Muharebe araçlarını Türkiye olarak dörtte bir fiyatına Rusya’dan alabilirdik…

 

Bu çerçevede diyelim ki nükleer santrallere, süper hızlı trenlere sahip olma iradesi var; o zaman o projelerin de fizibilitesi olamaz. Bu stratejik konulara para harcanmalı; özgün yapılara kavuşulmalıdır.

 

Son olarak hayata geçirdiğiniz projeler itibariyle 2015 yılını değerlendirebilir misiniz?

2015 çok iyi bir yıl bizim için. Zorlu yılları hiç kimsenin desteği olmadan geride bıraktık. Ortaklarımızın hoşgörüsü ve özgüvenimizle bugünlere geldik. 250 milyon dolar civarında cirosu olan bir şirketiz. Gerek yurtiçi gerek yurtdışı satışları olarak… Zaten son 7-8 yıldır hep ihracat yapıyoruz. İhracatla ayakta duran ve bununla gurur duyan bir Türk şirketiyiz. 2018’de de yüzde 50-60 civarında ihracat yapan, yüzde 40-50 civarında da yurt içine ürün sağlayan 500 milyon dolarlık bir şirket olarak kendimizi konumluyoruz. Bu çerçevede dünyanın en iyi şirketlerinden biri olmaya devam edeceğiz.