RÖPORTAJ — 2 Ekim 2015 at 00:14

AYNES GIDA YÖNETİM KURULU BAŞKANI NEVZAT SERİN: AYNES 2015’İ YÜZDE 20 BÜYÜMEYLE KAPATACAK!

IMG_1705

 

Son bir-iki yıldır Türk ekonomisinin kan kaybettiğini vurgulayan Aynes Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Nevzat Serin, içinde bulunulan olumsuz şartlara karşın daima umutlu olduklarını, yeni yatırım ve ürünlerle 2015 yılını yüzde 20 büyümeyle kapatacaklarını açıkladı.

 

Denizli’de süt ürünleri alanında öne çıkan Aynes Gıda’nın Yönetim Kurulu Başkanı Nevzat Serin ile ekonomik konjonktürü, sektördeki sorunları ve Aynes Gıda’nın yatırım ve ihracat hedeflerini konuştuk.

 

İçinde bulunduğumuz konjonktürü sektörünüz üzerindeki etkilerini de dikkat alarak değerlendirir misiniz?

Aslında içinde bulunduğumuz şartlar ekonomik konuları konuşmak için heyecan vermiyor ve teşvik etmiyor. Öncelikle son günlerde onlarca şehit vermiş olmamız her vatandaşımızı yaralamış olduğu gibi bizim de yüreğimizi yaralamış durumda. Buna rağmen hayat devam ediyor. Ekonomiyi de konuşmak zorundayız. Çalışmak zorundayız, istidam sağlamak zorundayız. Elimizdekileri en azından kaybetmemek uğruna mevcut şartlarımızı korumak zorundayız.

 

Sektör olarak şu anda 2014 yılında yapmış olduğumuz ihracatın yarısına kadar düştük. Özellikle bizim sektör yakın bölgelere ihracat yapan bir sektör. Etrafımızda şu anda komşu da kalmadı, ülke de kalmadı. O duruma geldik. Ortadoğu’da IŞİD probleminin yarattığı güvenlik zafiyeti bizim ihracatımızda en büyük engel. Arkasından Türkiye’nin IŞİD’i desteklediği yönünde bir algının oluşması; gerçekten de destekliyor mu, desteklemiyor mu bilmiyoruz, IŞİD’in gidip Şiilerin camisini, türbesini bombalaması… Bunların sonucunda da Irak’ın başında Şii hükümet olması dolayısıyla Türkiye’den alımları çeşitli yollardan engellemesi… Yasal olarak ya da Dünya Ticaret Örgütü’ne karşı herhangi bir delil verecek şekilde ben bunu senden almıyorum demiyor ama Türkiye’den girecek özellikle bizim ürünlerimizde; örneğin yoğurt gönderdiğimizde üretim tarihi ile son kullanma tarihi arasında 21 günlük süre koyuyoruz, oysa Irak’ta üretim tarihi ile son kullanma tarihi 1 hafta olacak diyor. Zaten mal buradan oraya gidinceye kadar 1 hafta geçiyor. Dolayısıyla ben senin malını almıyorum diyor. Ama İran’dan gelince serbest, isterse hiç tarih koymasın üzerine. Yani bilinçli bir yaptırım var. Aslında bu dış politikayla ilgili olarak bizim IŞİD’i desteklediğimizle ilgili ciddi bir algı var. Bu sadece Irak’la ilgili değil, birçok yerde benzer sıkıntılarla karşılaşıyoruz. Bu sadece süt, yoğurt ve ayranda değil, en çok bisküvi ve çikolatada kullanılan süt tozu için de geçerli. Şimdi dolayısıyla sektörde ciddi bir stok oluştu. Bu stokları eritmenin tek yolu eni pazarlar bulmak ya da iç pazarı büyütmek. İç pazarda zaten bu sene turizmden de kaynaklı düşüklük oldu. Şu anda süt fazlalığının eritilmesi ve süt tozu ihracı ile ilgili destek verileceği söylendi, o da dağ fare doğurdu. Umduğumuzu bulamadık. Şimdi dünya süt tozu fiyatları 1.5 dolar civarında. İçeride bizim maliyetimiz 3 dolar civarında. Yani en azından 1.5 dolarlık bir destek verilseydi eldeki malı belki maliyetine dışarıya ihraç etme şansı olurdu. Bu da olmayınca dış pazar kapandı. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde süt fiyatlarının düşmesi ihtimali yüksek.

 

Bu durum nasıl bir risk getirebilir beraberinde?

Son 4 senedir süt fiyatlarında istikrarlı bir gidiş vardı. Hatta az az yükseliyordu. Okul sütü projesinin de ciddi etkisi oldu. Ama şu anda okul sütü projesi de kurtaramayacak hale geldi arz fazlalığını. Ama bu sene söylediğim sebeplerden dolayı ciddi bir arz fazlalığı olunca, muhtemelen çiğ süt fiyatlarında düşüş olacak. Yaz ayları en az stok yaptığımız ya da stoka girmediğimiz aylar. Hatta stokların eritildiği aylardı. Ama bu sene stok yapılan aylar oldu, Kasım’dan itibaren yeniden stoka gideceğiz. Sütte fiyatlar üreticinin zarar etme noktasına düşerse, elindeki hayvanı kasaba gönderir, sonra süt azalır, yeniden süt fiyatları yükselir. Süt fiyatları yeniden yükselince eskiden olduğu gibi biz Almanya’dan, Amerika’dan hayvan ithal ederiz. Yani yeniden kısır döngüye girmiş oluruz. Hâlbuki çok cüzi bir destekle elimizdeki süt tozunu ya da süt ürünlerini ihraç ederek problemi atlatabiliriz.

 

Muhtemel verilebilecek destekle yeni hedef pazarlar olarak sektör nereleri önüne koymuş olacak?

Süt tozunun dünyanın her yerine satarsınız. Mesela biz 2014 yılında Vietnam’a süt tozu sattık. Oma o zaman 4 dolardı, kurtarıyordu. Şimdi 1.5 dolar kurtarmıyor. Bu özellikle Rusya ile Avrupa Birliği arasındaki karşılıklı ambargodan sonra özellikle süt ürünlerinde fiyatlar çok düştü. Dünyada en büyük süt üreticilerinden biri Avrupa Birliği ve Yeni Zelanda. Rusya’nın koyduğu gıda ürünleri ambargosu sonrasında Avrupa Birliği’ndeki üretim dünya pazarlarına çıkınca fiyatları otomatik olarak yarı yarıya düşürdü. İran’da, Azerbaycan’da fiyatlar çok düşük. Rusya’da bir şansımız vardı bizim; 2014 yılı Ağustos ayında Türkiye’den 2 süt firması ve 1 dondurma firmasına ihracat izni çıkmıştı ki aşırı bir talep vardı. Fiyatına falan bakmıyorlardı, acil mala ihtiyaçları vardı. O zaman biz bu fırsatı kaçırmayalım diye Tarım Bakanlığı’na adeta yalvardık. Bir an evvel sertifika almak için başvurduk. Yani alacağımız sadece bir kağıt. Bu kağıdı Aralık ayına kadar vermediler bize. Böyle olunca, Brezilyalısı geldi, Arjantinlisi geldi Rusya pazarına daha önce girdi, biz geç girebildik, dolayısıyla Rusya pazarını da kaybettik. Destek, bahsettiğim pazarlarda rekabet edebilmek için önemli.

 

“Türk ekonomisi kan kaybediyor”

 

Pekiyi, bu dağılan dış piyasada sektör olarak nasıl bir öngörüye sahipsiniz?

Bizim sektörümüz krizden az bir miktar etkilenerek de olsa bunu aşar. Gıda ürünleri herkesin tüketmek zorunda olduğu ürünlerdir. Yani kriz olsa da, borçlansak da, iflas da etsek gidip marketten, pazardan günlük doyacağımız kadar, ihtiyacımızı bir şekilde almak zorundayız. Yani bizim ürünlerimiz her halükarda satılır. Evinde mobilya yenileme ihtiyacını erteleyebilir insanlar ama sütü, yoğurdu, ekmeği almak zorunda. Daha önce yaşadığımız krizlerden tecrübemiz var. Yani bizim sektörümüz daha dinamik bir sektör. Ancak bizim sektörümüz diye bir şey yok, bizim ülkemiz var. O yüzden ülke olarak düşünmek zorundayız. Özellikle son yaşamış olduğumuz iç hadiseler, ihracattaki olumsuzluklar sadece bize has değil. İhracatta ciddi bir gerileme var. En çok gerileme Irak pazarında. 2013 yılında sanırım ihracat yapılan ülkeler arasında ilk sıraya yükselmişti. Şu anda Irak pazarındaki payımızı geçtiğimiz 8 ayda yarı yarıya kaybettik. Irak’ın kuzeyi, güneyi, hepsi mal tüketiyor ama biz şuanda kuzeye de gidemez hale geldik. Cizre’de veya Şırnak’ta sokağa çıkma yasağı var. Irak’a giden araçlarımız Cizre’den geçemiyor. Yani her yerde problem var. Bir an önce onun aşılması lazım. En önemlisi kardeş kanı akıtılmasının bitirilmesi lazım. Ben kendim Aksaraylıyım. Aksaray’da sanırım 38 tane Kürt köyü var. Benim köyüm de etrafı hilal gibi çevrili bir Türk köyü. Ben ilkokulu orada bitirdim. Hala orada görüştüğümüz arkadaşlarımız var. Yani hiçbir problemi olmayan bir hayat sürdürüyor insanlar. Aynı okulda okuduğumuz, beraber büyüdüğümüz arkadaşlar vardı. Sonra akraba olanlar vardı. Yani biz böyle gördük böyle yetiştik. Şimdi bu kavgayı anlamak mümkün değil. Onun için bu inşallah biran önce biter de ülkemizi zarar görmekten biran önce kurtarırız. Benim temennim bu. Tabii ki oradaki yol açılacaktır, ekonomik kayıplar olacaktır, sonradan yine kazanılacaktır. Yani para kaybedilir, yarın yine yerine konur. Ancak bazı değerleri kaybettiğimiz zaman tekrar yerine koyma imkânımız yok. Tabii ki en önemlisi can. Bu kaybolduğunda yerine koyma imkânı yok. Önemli olan o değerleri kaybetmeden yaşayabilmek. Türk ekonomisine geri döndüğümüzde sizin de gördüğünüz gibi maalesef kan kaybetmeye devam ediyor.

 

“TÜSİAD, MÜSİAD, TOBB konuşmuyor”

 

Ekonomideki bu kan kaybını neye bağlıyorsunuz?

Bunun birçok nedeni var aslında. Bazı şeylerin konuşulmamasından bunların kaynaklandığını düşünüyorum. TUSİAD, MÜSİAD, TOBB… Ne iş yapıyor bunlar? Türkiye ekonomisi son 1-2 yıldır kan kaybederken onlar niye açık konuşmuyorlar. MÜSİAD bu iktidarı desteklemiyor mu? O zaman gidişatı, planını, projesini, ülkenin durumunu açık bir şekilde konuşabilmeli. Yani benim adamım, senin adamın dediğimiz sürece biz bunları yaşamaya devam ederiz. Bu ülke bizimse biz varız. Biz hep beraber bu işi yapmalıyız. Gayet basit, Türk ekonomisi niye kan kaybediyor? Önceki TÜSİAD Başkanı dedi ki; bunlar olursa yabancı yatırımcı gelmez, ekonomik kayba uğrarız. Adamı vatan haini ilan ettiler. Yani muhalefet olunca vatan haini oluyorsa, Türkiye’nin yüzde 60’ı vatan haini demektir. Öyle bir duruma geldi ülke. Bizim önce bu durumdan kurtulmamız lazım. İktidar da, muhalefet de bizim insanlarımız. Yani önce bunu halletmemiz lazım. Bunu yapmadığımız sürece TÜSİAD’ı da, MÜSİAD’ı da, TOBB’u da hepsi bu serzenişlere devam ederler. Ben onların serzeniş samimiyetlerine de inanmam bu durumda. Sadece etrafındakilere şirin görünmek için göstermelik serzenişte bulunurlar. Yani samimiyet yok. Samimiyeti olan çıkar, bunu açık, net bir şekilde söyler, kapalı kapılar ardında söylemez. Bu ülke çocuklarımızdan, gelecek nesillerimizden emanet aldığımız, korumamız gereken bir ülke. Onun için biz istihdam sağlamak zorundayız. Üzerimize düşen görevi yapmak zorundayız. Bizim sorumluluklarımız var. Benim Nevzat Serin olarak sorumluluklarım gayet basit. Çok mütevazı hayat tarzım var benim. Onu yaşar bitiririm, burayı da kapatır giderim. Ama burada 1.400 kişinin sorumluluğu benim üzerimde. Buraya mal tedarik eden 10 binlerce çiftçi var. Bu insanların üretmiş olduğu malları alıp değerlendirmek zorundayız. Her şeye para kazanmak olarak bakarsak biz bunu çözemeyiz.

 

STK’lar neden daha yüksek sesle konuşmuyorlar sizce? Gerçekleri söyleme, uyarıda bulunma sorumlulukları yok mu?

STK’lar zaten bunun için var. Ancak şu anda korku imparatorluğunun altında sinmişler, ne söyleyeceklerini bilmiyorlar. Söyledikleri şeylerin yağcılıktan, yalakalıktan başka tutarlılığı olmadığını da biliyorlar. Buna rağmen orada duruyorlar. Çıksınlar açıkça söylesinler her şeyi. Yani bu kötü gidişatın sonucuna yarın kim katlanacak? Bunun faturasını kim ödeyecek? Bu ülke, bu millet ödeyecek. Onlar da ödeyecekler ama bugün nereye kadar bana dokunmadan giderse hesabı yapıyorlar.

 

Pekiyi, demokrasi ve özgürlükler gelişmeden ülkemiz nasıl ilerleyecek?

Rahmetli Özal, ilk iktidar olduğunda üç hürriyetten bahsetmişti: Düşünce hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti, teşebbüs hürriyeti. “Bu üç hürriyeti bu ülkeye kazandıracağım” demişti. Ben o zaman genç sayılırdım. Ne önemi var, her kesin düşünce hürriyeti de, din ve vicdan hürriyeti de var diye bakıyordum. Ama bu üç hürriyetin ne kadar önemli olduğunu daha sonra anladım. Bunu zaten herkes anladı. Anlamayanlar da vardır elbet. Bir de esir olup da kendini hür zannedenler var. Ben onlardan bahsetmiyorum, insani hürriyetten bahsediyorum. Şimdi bunların önemini anlamadan bu ülkeyi geliştiremeyiz biz. Dünyada bu şekilde gelişmiş ülke yok. Bugün dünyanın en gelişmiş ülkeleri Amerika, Avustralya, Almanya, Fransa, İngiltere. Daha da sayabiliriz. Yani bu ülkelerde insanlar ne kadar demokrat, ne kadar özgür. Bu ülkelerle kendimizi kıyaslayalım, hürriyetin gelişmekte ne kadar önemli olduğunu ancak o zaman anlayabiliriz. Yani ben senin vesayetinde, sen benim vesayetimde yatırım yaparak bu ülke kalkınmaz. Yani önce bağımsızlık gerekir. İnsanların bağımsızlığı gerekir, adalet gerekir. “Adalet mülkün temelidir” diye birçok yere yazıyoruz. Bunu sadece yazmakla olmaz. Adaleti gerçekten mülkün temeli yapmak gerekir. Adaleti mülkün temeli yaptığınız zaman o ülkedeki problemlerin tamamı çözülmüş demektir. Demokrasi, özgürlükler şimdi bizim biraz hayalimizde olan şeyler. Çok yakında ulaşacağımız şeyler olarak gözükmüyor. Şu anda düşüncemizle özgür olarak belki bir adım atabiliriz. Ama şu anda düşüncemizde bile özgür değiliz. İşte her gün birileri bize bir şeyler anlatıyor. Biz de bu dayatmalara göre düşünüyoruz.

 

“Önce 2013 hedeflerini tutturmalıyız, 2023 hedeflerini değil”

 

Bir de 2023 hedefi var Türkiye’nin. Bu hedefi hükümet STK’larla birlikte koydu…

Öncelikle 2013 hedeflerini tutturacaklar 2023’ü değil. Şu anda 2013’ün gerisine düştük. Şu anda kişi başı gayri safi milli gelirimiz ne? Bu şu anda 2013 düzeyinde değil. Hatta geriye doğru bir gidiş var. Bunu kabul eder ya da etmezler, rakamlar ortada. Bazen korku matematiği de reddettirir. Sonuçta her şey ortada; kimsenin karanlığın arkasına saklanmasına gerek yok.

 

Bildiğimiz kadarıyla Aynes kendi çıkış yolunu arayan bir firma. Bu anlamda bugün Aynes sektör içerisinde nasıl bir pozisyon almış durumda?

Biz içinde bulunduğumuz hayat şartlarını işimize yansıtmıyoruz. Hep umutluyuz. Hep yarınların iyi olacağını düşünüyoruz. O heyecanla işimize devam ediyoruz. En son bitirmiş olduğumuz süt tozu ve peynir altı suyu tozu üreten yeni bir tesisimiz var. Yaklaşık 43 milyon liranın üzerinde yatırım yaparak bitirdik. Şu an üretime de başladık. Burada üretilen ürünler özellikle Ortadoğu ve Uzakdoğu pazarını hedefleyen; sıcak çikolata, maltlı içecekler, ev tipi tüketim süt tozu vs. katkılı ürünler. Orada birçok hedeflerimiz var.

 

“2015’te yüzde 20 büyüyeceğiz”

 

Bu tesis yatırımı ile ihracat hedefiniz nedir?

Biz burada yüzde 50’den fazla ihracat düşünüyoruz. Hedef pazarlarımız Ortadoğu, Afrika, Uzak Doğu. Avrupa ülkeleri de bizim gibi bu tür ürünlerin çok kullanıldığı ülkeler değil. Tabii geliştirdiğimiz yeni ürünler var. Onları yine piyasaya sürmeye devam edeceğiz. İç pazarda payımızı büyütmeye devam edeceğiz. 2015’te yüzde 20’ye yakın bir büyümemiz var. 2016 bütçe hedeflerini hazırlıyoruz.

 

Türkiye’nin gündeminde yine bir seçim var. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?

Benim şahsi düşüncem kim iktidar olursa olsun muhalefetin güçlü olması lazım. Çünkü güçlü bir muhalefet ülke yönetimine iktidar kadar katkı sağlar. Ama sadece orada bulunmuş olmak için bulunan muhalefet ülkeyi bu hale getirir. Ben burada tüm sorumluluğu iktidara yüklemek istemiyorum. Muhalefetin de görevini yapmadığını düşünüyorum. Muhalefet görevini yapsaydı zaten bu millet muhalefete iktidar şansı verirdi. Şu anda içinde bulunduğumuz sıkıntı aynı diye düşünüyorum. 1 Kasım’da ne değişecek derseniz; ülkemizin şu ana kadar gelmiş olduğu ortam çok değişiklik olamayacağını gösteriyor. Şu anda yaşanan olayların üzerinden hesap yapılıyor maalesef. Yani en büyük sıkıntımız bu. Hazmedemediğimiz, kabullenemediğimiz acımız bu zaten. Tabii ki bu vatan için ölmek de, yaşamak da, çalışmak da bizim görevimiz ama siyasi ikbal uğruna, siyasi hesaplar uğruna bu kanın dökülmesini de hazmedemiyoruz. Bunun hesabını umarım bu millet sorar.