RÖPORTAJ — 2 Kasım 2015 at 17:11

TELPA VE GENERAL MOBILE YÖNETİM KURULU BAŞKANI SEBAHATTİN YAMAN: GENERAL MOBILE, ANDROID ONE İLE KOŞUYOR!

Sebahattin Yaman 3

 

Son beş yılda koydukları hedef doğrultusunda, geliştirdikleri her üründe dünyanın en iyileriyle çalıştıklarını vurgulayan Telpa ve General Mobile Yönetim Kurulu Başkanı Sebahattin Yaman, bugün AndroidOne ile bu çalışmaların zirvesine ulaştıklarını söyledi ve ekledi: “Bundan sonra koşma zamanıdır ve koşuyoruz.”

 

Akıllı telefon pazarı özellikle küresel markaların rekabetinin yoğun bir şekilde devam ettiği hareketli bir piyasa. Bu pazarda yerel oyuncular da varlık göstermeye çalışıyorlar. General Mobile, Google ile geliştirdiği AndroidOne ile akıllı telefon rekabetinde önemli bir çıkış yakaladı. Telpa ve General Mobile Yönetim Kurulu Başkanı Sebahattin Yaman ile Androidone’ı ve akıllı telefon pazarındaki rekabeti konuştuk.

 

Akıllı telefon pazarına AndroidOne ürününüzle yeni bir ivme kazandırdınız. Bu ürünle neyi hedefliyorsunuz?

Biz General Mobile olarak aslında yapmaya çalıştığımız üç şey ver. Birincisi; fiyat ve performansı sağlayarak, yani çok kaliteli bir ürünü tüketicinin arzu ettiği teknolojide ve uygun fiyata vererek cari açığı azaltıcı bir katkı yapmaktır. İkincisi; burada oluşan ekosistem ve çalışanlar ile ekonomiye bir katkı sağlamak. Ağustos ayı raporlarına göre; yerli markalar içinde en çok satan akıllı telefon General Mobile AndroidOne oldu. Bugün bu ürün olmamış olsaydı muhtemelen cari açığımız biraz daha büyümüş olabilirdi. Üçüncüsü de Google ile başladığımız proje kapsamında 26 ülkeye birlikte açılıyor olmamız.

 

Şu an itibariyle kaç ülkede satılıyor ürünleriniz?

Şu anda 13 ülkede satılıyor ürünlerimiz. Arnavutluk’ta Sabit ve Mobile operatör ALB Telecom ile işbirliği yaparak Androidone ürünümüzün satışına başladık. 5 Ekim’de de Özbekistan’da lansmanımızı yaptık. Özbekistan, merkezi Asya’nın merkezi konumunda. Burada ürünlerimizin sadece satışını yapmıyoruz, güçlü bir partner ile üretimini de gerçekleştiriyoruz. Özbekistan’da hem Üretimi, hem de Satış ve Dağıtım ağımızı kurmuş durumdayız. Ürünlerimiz oradan çevre ülkelere gidecek. Şimdi önümüzde Doğu Avrupa ülkeleri, Körfez ülkeleri ve Afrika var. Bizim hedefimiz, buradaki başarı hikayesini diğer ülkelere de uygulayıp, şirketimizin ekonomi dengesini kurmak ve satış adetlerini yükseltmek amacındayız. Hedeflerimiz ve de inancımız büyük.

 

Akıllı telefon alanında hem yurtiçinde, hem de yurtdışında ciddi bir rekabet halindesiniz. Pekiyi, bu yolda nasıl bir öngörüyle yürümektesiniz?

Bundan üç sene önce yılda 10-12 modelimiz olurdu. Onların 3-4’ü çok iyi satar, diğerlerini de belli adetlerde satardık ama bu bizi operasyon olarak çok yoruyordu. Teknik servisi, parça takibi, satışı, satış sonrası gibi çok ayaklı bir operasyonu vardı. Bunun üzerine aldığımız kararla 2013 yılından beri yılda 1 ya da 2 ürün yapıyoruz. Ürünün kalitesine odaklanıyoruz. Bizim fiyat politikamız da çok yalın. Ürünümüz için büyük bütçelerde reklam yatırımı yapmıyoruz. Buradaki pazarlama maliyetlerini tüketiciye indirim olarak yansıtıyoruz. Sürdürülebilir şekilde küçük bir kar marjıyla gidiyoruz. Tüketici de görüyor bunu. Özellikle, fiyat ve performans anlamında gerçekten onu düşünen bir marka olduğunu hissediyor.

 

Satış sonrası servis özellikle teknolojik ürünlerde ciddi önem arz ediyor. Bu alanda neler yapıyorsunuz?

Bizim en büyük konsept mağazamız burada, ProfiloAVM’de ve burada çok hızlı teknik servis hizmeti veriliyor. Buradaki konseptte 5 mağaza daha açacağız. Ayrıca Türkiye çapında bizim toplama noktalarımız da var. Tüketici şu şekilde veriyor ürünü: Ya satın aldığı bayiye geri getiriyor ya da direkt bize gönderiyor, ücretini biz ödüyoruz. İstanbul’da ise müşterilerimiz mağazamıza getiriyor ürünü ve 60 dakika gibi çok kısa bir sürede çözülmüş bir şekilde telefonu alıyor. Şu çok önemli: Bir ürün buraya geldiği zaman burada beklememeli. Çünkü akıllı telefon tüketicinin her şeyi. Bütün iletişimini onunla sağlıyor. Bu hizmetimizden de müşterilerimiz çok memnun, mağazamızdan hizmet alan müşterilerimizden çok olumlu geri dönüşler alıyoruz. Biz en iyi hizmeti, en kaliteli ürünü en iyi fiyatla tüketiciye sunmak için çalışıyoruz.

 

Telpa olarak, General Mobile’den önce farklı markalara hizmet veriyordunuz, hatta pazarı olmayan birçok markayı satışta lider yaptınız. General Mobile’ı bünyenize dahil etme noktasında nasıl hareket ettiniz?

Geriye bakıp keşke yapsaydım diyeceğim şeylerden bir tanesi; başkasının markası yerine kendi markamızı oluşturmaktır. Geriye baktığımda kaybedilmiş bir süre olarak düşünüyorum. Keşke daha önce başlasaydım. Benim 3-4 defa sıfırdan bir yere getirdiğim markalar sonradan belli seviyeye gelince elimden alınmıştır. Ama bu alınan markaların bizden sonra daha ileriye gitmediğini gördüm. Bundan sonrasını da hep beraber göreceğiz. Bugün birçok marka geriye düşerken, kendi markamız hızla yukarı doğru tırmanıyor. Dünyada da öyleyiz. Özbekistan’daki lansmanımız gerçekten Türkiye adına gurur duyacağımız bir lansmandı. Üstelik Özbekistan’da hem üretim, hem Satış yapıyoruz. Dünyanın en iyileri ile işbirliği yapıyoruz. Biz 2010 yılında bir hedef koyduk, dedik ki: Biz, her bir üründe dünyanın en iyileri ile çalışmaya devam edeceğiz. Bir ürünü teşkil eden her bir parçada dünyanın en iyi üçünden biriyle çalışacağız. Tabii bunun kolay olmadığını anladık. 4 yıl durmadan engelleri aşarak aynı strateji ile çalışmaya devam ettik ve 4 yılın sonunda bunu başardık. 2014’ten sonra da Google ile birlikte bütün resmi tamamlamış olduk. Bundan sonra koşma zamanıdır ve koşuyoruz.

 

Peki, tablette iddianız nedir?

Tablette büyük projelerde varız şimdilik. Bugün son kullanıcıda yokuz. Daha çok belli özellikler, belli değişiklikler istenen projelerde varız. Örneğin Fatih projesinde varız. Bunun yanında birkaç belediye, devlet projesi ve özel sektör projesinde varız. Bunlar daha spesifik, yani ilave özellik isteyen projeler. Bizim de bunlara hızlıca adapte olmamız gerekiyor.

 

Türkiye akıllı telefon ve özellikle Android pazarında var olan markalarla yarışınız nedir?

Bu alan haricinde diğer pazarlarda bu kadar radikal, dinamik değişim yoktur. Yani 1-2 yıl içerisinde 1 numara ile 5 numara ya da 10 numara arasında bir değişim olmaz. Birçok alanda 100 yıllık şirketler devam eder. Bizim bulunduğumuz alan çok dinamik bir alan. Sürekli yeni modeller, sürekli yeni teknolojiler, yeni özellikler çıkar ve çok hızlı değişimler olur. Önemli olan tüketicinin ihtiyacını görüp bu gelişmeler ve tüketicinin ihtiyacını ortak bir noktada birleştirebilmek. Biz yalın bir yaklaşımla buna odaklanıyoruz, rakiplerimize göre de farkımızı bu noktada oluşturmayı hedefliyoruz. Şu an pazarda % 17 pazar payı ile Türkiye’de 2. markayız. Bu yıl Mayıs ayında iş ortağımız Google ile lanse ettiğimiz AndroidOne ürünümüz; hem Türkiye’de hem dünyada oldukça ciddi bir başarı gösterdi. AndroidOne, Türkiye’yi dünyada en iyi performans sağlayan ikinci ülke konumuna getirdi.  Türkiye’de ise; lansmandan bu yana geçen 3 ayda en çok satılan akıllı telefon oldu. Şimdi bu başarıyı yurtdışına taşımayı hedefliyor ve Google ile yoğun çalışmalar yapıyoruz.

 

Sebahattin Bey, biraz da sizin iş hayatına giriş hikayenizi konuşalım…

Bulunduğum şartlarda beni zorlayan iki tane şey vardı. Bir tanesi eğitime devam etmek istiyordum, buna ailemin maddi gücü yoktu. Kardeşlerimin de okuması gerekiyordu. Beş kardeşiz. Dolayısıyla şartlar gerçekten zorluyordu. Benim de hayalim okumak ve eğitime devam etmekti. Birincisi buydu. İkincisi de çevrede gördüğüm ve rahatlıkla iş yapabileceğim boş alanlar vardı. Ben daha çok ticari alanlara kafa yoran bir insandım. İlk olarak yatılı okulda öğrenciyken bizim ortaokuldan sonra sınavlar vardı ve sınavlarda farklı okullara girebilmek için testler almaya çalışmıştık. Bu kitapları elde etmemiz zor oldu ve fiyatları da yüksekti. Sonra birkaç arkadaşımızı da toplayarak birlikte indirim aldık. Oradan arkadaşlar bana küçük bir kar bırakmıştı. Sonra bunu aynı kitap evinin farklı kitaplarına yayarak devam ettirdim. Yani okuldaki arkadaşlarıma hem indirimli fiyat sunuyordum onlar da bundan mutluydu hem de çarşıya gitmelerine gerek kalmadan ayaklarına hizmet götürüyordum. Bundan sonra fotoğrafçılık işine girdim. Herkes hızlı ve iyi fotoğraf çekmek istiyorlardı. Ve bunun için kendilerini anlayan kişilerin kendilerine destek olmasını istiyorlardı. O günün şartlarında bu işi yapan çok insan yoktu. Ben bunu yapabilirim diye düşündüm ve Mecidiyeköy’de ilk renkli fotoğraf tab eden dükkanı açmıştım. Ben hayattaki ihtiyaçları önceden tespit edip, bu ihtiyaçların karşılığında da olması gerekenleri planlayıp, olmayan alanlarda öncülük yapmaya çalıştım.

 

Pekiyi, o yıllarda bugünleri öngörebilme yetisine sahip miydiniz?

Tabii benim bulunduğum koşullarda bugünleri hayal etmek çok olası bir şey değildi. Çok hayal kurardım. İşte bu neden olmuyor, bunun yapılması lazım diye. Ama bugünü ilk başlarda hiç hayal etmedim. Önünüzdeki perde açıldıkça hayalinizi biraz daha öteye taşıyabiliyorsunuz. Daha sonra zaman içinde bugünü hayal etmeye başladım.

 

Günümüzde daha mı kolay girişimci olmak?

Benim şartlarımda para bulmak gerçekten çok zordu. Hatta imkansıza yakındı. Ticarette üç unsur çok önemli: Para, çevre, tecrübe ya da size liderlik edecek biri. Bunların hiçbiri bende yoktu o zaman. Tabii cesaret, özgüven, azim ve kararlılık vardı. Benim zamanımda bilgi belli holdinglerin elindeydi ve onlardan elde edilirdi. Bugün bilgi elinizin altında. Bugün kaynak ve yatırımcı bulmanız çok daha kolay. Daha rekabetçi bir ortam olmakla birlikte iş alanları çok genişledi. Eskiden yapılabilecek işler sınırlıydı. Bugün baktığımızda hizmet sektöründe o kadar çok alan var ki… Benim zamanımda oyun pazarı diye bir şey yoktu. Bugün birçok oyun yazılım şirketi var ve bu şirketler bugün Türkiye’nin en büyük şirketlerinden, en değerli şirketlerinden daha değerli. Dolayısıyla bugün iş alanları çok daha geniş, farklılaşma alanı çok daha geniş.